Ertesi gün uyumak üzere olduğum dersin ortasında Selma Hanım aramıştı. Arka sıralara oturduğum için şanslıydım. Elimin içinde titreyen telefonu cevaplayıp sıranın altına doğru eğildim. Yanımda oturan Seda yeşil gözlerini kısıp arayanın kim olduğuna bakmaya çalışırken onu önemsemeden görüşmenin sesini kıstım. Şurada gizli iş çevirmeye çalışıyorum.
-Merhaba. Atakan Bey şu an burada ama çok kalmayabilir.
Konuya bodoslama dalan insanlara bayılıyorum. Kısa ve net. Bam bam bam.
-Çok teşekkür ederim , hemen geliyorum.
Umarım kısık sesle kurduğum cümleyi anlamıştır. Telefonu kapatıp eşyalarımı toparlamaya başladım. Nasılsa imzaları atmıştık.
-Nereye gidiyorsun kızım? Dersten sonra paintballa gidecektik.
Unuttuğum küçük detayla Seda'ya tatlı bir tebessüm yolladım. Hoca onu dinlemediğimizi fark etmiş olacak ki bana ve Seda'ya tip tip bakıyordu. Zaten sınıfta dersi dinleyen kimse de yoktu. Misal Göktuğ , önümüzdeki üçlü sıraya yatmış uyuyordu. Kesik kesik horlamasını duymayan tek kişi de ne hikmetse hocaydı. Göktuğ'u görmeyen gözleri kördü, kulakları ben iki çift laf edince kurt kulağına dönüyordu. Hoca'yı görmezden gelerek Seda'ya yaklaştım.
-Acil işim çıktı gitmem gerek. Bugünlük beni affet bir dahakine söz telafi ederim.
Yanağından makas alıp çantamı omzuma taktım. Bu onu ikinci ekişimdi ve bu benim de hoşuma gitmiyordu. Ayaklanıp seri bir hareketle kapıdan çıktığımda içimde tarifsiz bir merak ve heyecan vardı. Acaba ressam nasıl biriydi ? Neden resimlerini bir başkası sergiye getiriyordu ? Yatalak bir hasta mıydı ? Insan içine çıkamayacak kadar çirkin miydi ? Başka bir işle mi ilgileniyordu ? Böyle yetenekli insanların resim çizmeyi hobi olarak yapmalarını hep kıskanmışımdır. Canım ben aslında doktorum , hasta gelmediği zaman resim çiziyorum , diyenini bile gördüm. Sergi açmış beyefendi , bir de artist artist konuşuyor. Sanarsın dünyayı kurtaran adamın oğlu. Sanarsın izafiyet teorisini çürütmüş , kendi teorisini yazmış. Çok sinirlenmiştim o çocuğa. Doktor olmuşsun da karakteri bir türlü oturtamamışsın be yavrum, diyemiyorsun. Söz konusu kişi babanın arkadaşının oğluysa susup sırıtmak zorunda kalıyorsun. Okuldan çıkıp koşar adım sergiye girdiğimde gözlerim Selma Hanım'ı arıyordu. Bir çifte resim hakkında bilgi verdiğini fark edince hızlı adımlarla yanına gittim. Nefes nefese kalmış bir halde bir adım arkasında soluklanırken beni fark etmesi kısa sürmüştü.
-Merhaba. Iyi misin?
Başımı aşağı yukarı sallarken gülümsedim. Nasıl da içten ve sıcakkanlı biri. Eliyle sağ tarafa işaret etti.
-Bak şurada konuşan iki adamı görüyor musun? Üzerinde siyah bir kaşe var , sırtı bize dönük olan Atakan Bey.
Başımı turiste lokantayı gösterir gibi tarif eden kadına çevirip teşekkür ettim. Sabah erkenden yarım yamalak yaptığım kahvaltıyla duruyordum. En azından adresi alınca direk bir kebapçıya gideceğim. Nasılsa sabah Gizem'den borç almıştım. Beni parasız koyan İnci'ye hakkımı helal etmiyorum. O kadar parayı at kafası için mi verdim ben ? Sinirlerimi dizginleyip kıvancım eşliğinde seri adımlarla sırtı bana dönük olan adama doğru ilerlemeye başladım. Heyecanla dünden beri binlerce senaryo yazıp çizdiğim ressamı görmeme vesile olacak kişiye ilerliyordum. Acaba nesi oluyordu ? Arkadaşı ? Oğlu ? Kardeşi ? Sohbet eden ikilinin yanında durduğumda sohbetlerini yarıda bırakıp bana dönmüşlerdi.
-Buyurun hanım efendi.
Atakan Bey'le sohbet eden , iri yarı adam ondan beklenmeyen bir nezaketle konuşmuştu. Bazen kocaman bedenlerin içine küçük bir kalp saklanır.
-Atakan Bey'le konuşmak istediğim bir konu vardı da.
Adam tebessüm ederek Atakan Bey'le kısa bir kafa selamının ardından yanımızdan uzaklaşmıştı. Cümlelerimi toparlarken simsiyah gözlerini üzerime diken adam konuşmamı bekliyordu. Onu nereden tanıdığımı merak etmiş olmalıydı.
-Sizi dinliyorum.
Saçları da gözleri kadar siyahtı. Resimler kendisine mi aitti ? Beyaz gömleğinin üzerine geçirdiği siyah yeleği ona ayrı bir hava katmıştı. Üzerindeki ciddiyet bakışlarına da yansımış soğuk bir tavırla beni inceliyordu.
-Sergi , resimler çok güzel. Siz mi çiziyorsunuz?
Konuşmanın nereye gideceğini fark etmiş olacak ki kısa ve net cevaplarla beni başından atmayı planlıyordu.
-Hayır.
Sesindeki kabalık cool havasına yakışmamıştı. Sahte tebessümün arkasına gizlenip cevaplarımı alabilmek için sabretmem gerekiyordu.
-Bu resimlerin sahibi kim ?
Meraklı ve sabırsız bakışlarıma soğukluğundan zerre kaybetmeyen bakışlarını dikti.
-Neden soruyorsunuz ?
Elinin körü. Nikâh dairesine kadar eşlik edeceğim. Göz devirmemek için tuttum kendimi.
-Kendisiyle özel olarak konuşmam gereken bir konu var.
-Onun sizinle konuşmak isteyeceğini sanmıyorum.
Ardından gelen hızlı cevabı sevmemiştim.
-Ama
-Üzgünüm size bu konuda yardımcı olamayacağım. Iyi günler.
Dedi ve gitti. Konuşmanın ortasında sırtını dönüp gitti. İzginim hinimifindi. Ağzım açık kalmış bir halde giden adamın arkasından bakakalmıştım. Bu nasıl bir umursamazlıktı. Küstah , kaba adam. Ben daha son sözümü söylememiştim. Sinirle burnumdan soluyordum. Peki bu şekilde vazgeçecek miydim? Sergide dolaşırken baştan ayağa siyaha bürünmüş adamı göz hapsine aldım. Insanlarla sohbet eden güleç suratı kabalığının üstüne taktığı maskeydi. Yaklaşık bir yarım saat kadar sonra kapıya yönelen adamı gördüm. Şimdi ne yapacaktım? Canım çok sıkılmıştı. Nereye gittiğini bilmediğim birini niye takip edecektim ki ? Ya ressama gitmiyorsa ? Belki bu seferki en güzeli olacaktı. Yoluma taş koyan adama öldürücü kızıl ötesi bakışlarımı yollarken sergide görevli çalışan biri birkaç tabloyu paketlenmiş bir şekilde adama verdi. Yüzümde oluşan sinsi sırıtmayla adamın peşinden dışarı çıktım. Tablolarını arabanın bagajına yerleştiren adama fark edilmeden tersi istikamette yürümeye başladım. Tabloları bara götürecek hali yok ya. Telefonumdan taksi durağını ararken bir yandan da gidip gitmediğini kontrol ediyordum. Özenle tabloları koyuşu bana beş dakika kazandırmıştı. Taksi geldiğinde hızla arka koltuğa geçip adamın son tabloyu arabasına yerleştirmesini izledim.
-Nereye fişeklenmek istersin abla ?
Bizim manyak fişekçi bu işi kesinlikle başarır. Şans bugün benden yana. Saçını civciv sarısına boyatmış , yarısını kazıtmış diğer yarısını da omzuna kadar kestirmiş kazıttığı kısma doğru yatırmıştı. Daha geçen gün beline kadar uzun olan saçlarına yaptığı işkence kısa bir an gözümün kanlanmasına ve ağzımın o şeklinde açılmasına neden oldu. Yine de yeni stilini beğenmediğimi bilmesine gerek yok.
-Rüstem , şu öndeki arabayı görüyor musun ? Onu takip edeceğiz.
Rüstem pis pis sırıtırken rahatça koltuğa yaslandım. Rüstem iyi çocuktu, bir ay önce hoş olmayan bir şekilde tanışmıştık. O gün Gizem projesini tamamlamak için okulda kalmıştı. Saat on buçuk gibi okuldan çıkıp durağa doğru ilerlerken yanına iki tane çocuk gelmiş. Bizimkinden para isteyip sıkıştırmaya çalışmışlar. O sıra yoldan Rüstem geçiyormuş. Bu iki zibidiyi görünce durup taksiden inmiş. Kızı rahat bırakın lan diyip ikiliye doğru yürümüş. Hikâyenin kahramanlık kısmı burada tıkanıyor. Rüstem iki zibididen okkalı bir dayak yerken Gizem taksinin telsizinden yardım çağırıyor. Yaklaşık beş taksici iki dakika içinde olay mahalline intikal edip iki zibidiyi evire çevire dövüyorlar. Gizem'in ısrarı üzerine taksici abimiz Uğur ,Rüstem'i hastaneye götürüyor. Tüm bunlar yaşanırken Selen'le biz ertesi sabah sınavımız olduğu için erkenden yatmış , uyuyorduk. Gizem aradığında o uykulu halimle neye uğradığımı şaşırdım. Telefonun bir ucunda ağlayıp hastanede olduğunu söyledi. Apar topar Selen'i kaldırdım , o telaşla evden nasıl çıktığımızı hatırlamıyorum. Hastaneye vardığımızda ağlayan Gizem bizi görünce kahkaha atmaya başladı. Apar topar evden çıkarken üzerimdeki pijamayı değiştirmeyi unutmuş, kabarık saçlarımla koridorda koşturuyordum. Selen benim aksime pantolon giymeyi akıl etmiş olsa da ayağında unuttuğu peluş mor terlikle ve silmeyi unuttuğu makyajının yüzüne dağılmasıyla yavru bir pandaya dönmüştü. Gizem kısa sürelik de olsa değişen ruh halinden sonra yine ağlamaya başladı. Sıkıca sarılıp sakinleşmesini söyledim. Olan bitenden bir haber Gizem'i sakinleştirmeye çalışırken Rüstem içerden çıktı.
-Abla iyiyim ben , fişek gibiyim. Ağlama.
Namı değer fişekçiye yaklaşıp omzuna vurdum.
-Rüstem, bak bu aramızda kalacak , kızlara söylemek yok.
Uyuşuk Atakan Beyimiz arabasına binerken fişekler ateşlendi. Rüstem aynadan gözlerime bakıp alıngan bir sesle konuştu.
-Ayıp ediyorsun abla , kimseye söylemem ama merak ederim , kim bu adam ?
Gri arabanın birkaç metre arkasında ilerlerken omuz silktim.
-Ben de bilmiyorum ki Rüstem.
Aynadan mimiklerini izlediğim ve her cümlenin sonuna abla kelimesini yapıştıran çocuk benden sadece bir yaş küçüktü. Taksi durağı onlara aitmiş. Yazın ehliyeti alır almaz direksiyon sallamaya başlamış.
-Kimi takip ediyoruz o zaman abla ?
Öne doğru eğilip kısık sesle konuşmaya başladım.
-Tabloların içinde uyuşturucu sakladıklarını gördüm.
Rüstem koltuğunda kıpırdanıp yola daha bir dikkatle odaklandı. Gülmemek için yanağımın içini dişlerken fişekçi benim gibi kısık sesle konuştu.
-Polise haber verelim abla. Biz ne yapabiliriz ?
Kafamı sağa sola salladım. Şu çocuğun saflığı , güvenmesi , iyi niyeti , samimiyeti gerçek bir dost sıcaklığına ait. Çok çabuk ısınmıştım fişşekçiye. Fişek fan klubünün başkanı olmaya karar verdim.
-Olmaz Rüstem , polis gelene kadar kaçar bu adam. Bu adam kaçarsa uyuşturucu kaçar. Uyuşturucu sokakları , çocukları kirletsin mi Rüstem ? Sütten kesilmiş yavrular bile kuytu köşede kullanıyor. Bu dava artık bizim davamız. Onu kaçırmamalıyız. Sana güveniyorum.
Gözleri kararmış Rüstem gaza biraz yüklenince öndeki araçla aramızdaki mesafe azalmıştı. Fişek gaza gelmişti.
-Peki ne yapacağız abla ?
Rıza baba bölüm bir kodunu onaylayıp bir Mr. Smith ses tonunda konuşmaya başladım.
-Sen yol ayrımında gaza yüklenip aracın önünü keseceksin. Sonra şoförü arabadan indirip döveceksin. Ben de o sıra tabloları arabadan alacağım. Sonra sen de koşarak arabaya bineceksin , karakola gideceğiz.
Rüstem kocaman açılmış gözlerle bana döndüğünde önüne diye bağırdım. Silkinip kendine gelen Rüstem direksiyonu iki eliyle sıkıca kavradı.
-Tüm bunları ben mi yapacağım ?
Hızlıca başımı aşağı yukarı salladım. Bu şaşkın haline kahkaha atmamak cidden çok zordu.
-Senden başka kime güvenebilirim ki ? Bu şerefsizi tek başıma haklayamazdım.
Rüstem sıkıntılı bir nefes verdi.
-Ablam sağol da o hikayenin sonunda fişekler yön değiştirip bana girmesin.
Kendimi daha fazla tutamayıp kahkaha atmaya başladım. Arabanın içinde kahakahlarım çınlarken koltuğa yaslandım. Bu çocuk bir alemdi.
-Sakin ol şampiyon şaka yaptım. Adam resimleri sahibine götürüyor. Benim sahibini görmem lazım.
Rüstem aynadan ters bir bakış attı. Bozulmuştu biraz.
-Aşk olsun abla , böyle şaka mı olur ? Korkuttun beni ya. Ciddi ciddi de konuşuyorsun. Küstüm sana.
Taksiciden yemediğim bir trip kalmıştı. Şimdi tam olarak doydum teşekkürler. Şeker kız Candy kodunu onaylayıp tatlı tatlı kendimi affettirmeye çalıştım. Tabi ki mükemmel çabamla değil konuyu değiştirerek.
-Rüstem , şaka yaptım sadece. Hadi küsme bana. Hem arkadaşlar birbirine küser mi ? Senin kıza noldu anlatsana mektuba cevap yazdı mı ?
Hangi devirdeyiz mektup mu kaldı diye düşünürken Rüstem'in okulda kalma sebebinin bir kız olduğunu öğrenmiştim. Lise son sınıf öğrencisiymiş ama iki senedir okula sadece kızı görmeye gidiyormuş. Sırf kızla aynı sınıfta olmak için sınıfta kalmamaya da özen gösteriyormuş. Vay anasını !
-Valla Gizem ablanın yazdığı mektubu dün çantasına attım ama cevap alamadım. Bugün de okula gelmedi. Ben de durağa geldim.
Atakan beyin arabası durduğunda ahşap evlerle dolu bir mahalleye giriş yaptığımızı yeni fark ettim. Bu çocuğun sohbeti öyle içtendi ki kardeşim olmasını isterdim. Ablam vardı ama bir erkek kardeşim bir abim yoktu. Bu benim için bir eksikti. Onunla kuracağım diyalog , yapacağım kavga , oynayacağım oyun, edeceğim tehditler farklı olurdu. Ona Hamdi Bey'in teklifini mi sunsam ? Bir yandan Rüstem'i kardeşim yapmayı düşünürken diğer yandan yaptığım şeyi sorguluyordum. Birini gizlice takip edip bir yabancının kapısına geldim. Rüstem taksiyi arabadan yaklaşık on beş metre gerisinde sağa çekti. Gözlerim arabadan inip tabloları alan Atakan Bey'in üzerindeyken konuşmaya başladım.
-Bence o da sana bir şans verecek. Üzülme sen.
Rüstem içli bir nefes verdi. 4 yıl kolay mıydı birini uzaktan sevmek ? Der gibi. Zor olsa gerek , hiç sevmiyorum zannederken bile.
-Ablam be , o kadar güzel ki sınıfa girdiğinde cennete girmiş gibi oluyorum. Bahar geliyor değdiği toprağa. İlk kez kar görmüş çocuk misali nasıl heyecanlanıyorum. Biliyor musun kimseyle konuşmuyor. Gelip gidiyor sadece. Beni de alıştırdı abla. Ben de onu görmek için gelip gidiyorum sadece.
Tebessüm ederek Rüstem'e baktım. Bu nasıl sevmekti vesselam ?
-Önemli olan sevmek be Rüstem. Bir kadını paranla etkileyebilirsin , kariyerinle hayran bırakırabilirsin ama bir kadına sevdiğini hissettirirsen onu kendine aşık edersin. Sadece sev , kalp sen konuşmasan da anlatır kendini.
Çantadan cüzdanı çıkarıp taksimetre de yazan ücreti uzattım. Böyle seven çocukları üzmeyin be !
-Abla bu seferlik benden olsun.
Ayıplar bir bakış attım. Gözlerimi kısıp kaşımla parayı işaret ettim.
-Arkadaşlık başka iş başka şey. Emek eden karşılığını almalı.
Parayı koltuğa bırakıp kapıyı açtım.
-Abla , seni bekleyeyim istersen ?
Kafamı sağa sola salladım. Benim işim ne zaman biter belli olmaz. Hem Atakan Bey'in ne zaman evden çıkacağı da belli olmaz. Ressam eşi mi yoksa ?
-Sağol Rüstem , ben gerisini hallederim.
Taksiden indiğimde Rüstem sesini duyurabilmek için iki koltuk arasından kafasını uzatmıştı. Kapıyı kapatmadan önce bekledim.
- Abla bir şey lazım olursa araman yeter fişşek gibi gelirim.
Samimi bir şekilde gülümsedim. Böyle manyak bir kardeşim ya da kuzenim olmamıştı.
-Eyvallah kardo, fişşek gibi git. Unutmadan , sen severek kaybetmezsin o senin değerini bilmez kaybeder. İyi çocuksun sen. Kalbini okumasına izin ver ama sakın dokunmasına izin verme. İncinirsin. İncitmesinler. Haydi dikkatli git.
Minnetli tebessümü gözlerinde parlarken gülümseyip kapıyı kapattım. Bir süre omzumun üzerinden deli fişeğin gözden kaybolmasını izledim. Kim bilir kim almıştı kalbini ? Başımı çevirip ruh halimi 180° kurnaz moduna aldım. Atakan Bey'in gitmesini beklerken sokağın başındaki bakkalda tutku yiyebilirdim. Hayaller Adana'ydı ya neyse. Buna da katlanalım bakalım...