O günden sonra umutsuzluk göğsüme bir taş gibi çöktü. Bekir’in beni sevdiğini bilmek, yüreğimde bir yerlerde kıvılcım yaksa da, Reşat Ağa’nın gölgesi hep üstümdeydi. O gölge, mutluluğuma daha filizlenmeden zarar veriyor, içimdeki umudu kökünden söküp atıyordu. Her fırsatta bana umut aşılayan Melek bile artık kabullenmişti bu gerçeği. Geriye sadece Bekir’i gönlümden silip atmak kalmıştı. Hayal kurmak bile bize yasaktı. Yüreğim kırık, içimde açan çiçekler daha güneşi görmeden solmuştu. Aradan birkaç gün geçti. Melek, “Bir arkadaşımıza oturmaya gidiyoruz,” diye beni çağırdı. Annem, son zamanlardaki dalgın, düşünceli hallerimi fark etmişti. “Git kızım, biraz havan değişir,” dedi. Gönülsüzdüm ama Melek kapının önüne kadar gelip ısrar edince geri çeviremedim. Yol boyu sessiz kaldım, içim içimi

