Reşat Ağa, çiftlik avlusunda ağır adımlarla volta atıyordu. Birden yanına Dila Hanım sessizce yaklaştı. Kadının yüzü hafif bir tedirginlik taşıyordu, ama kendini toparlayarak Ağa’nın yanına sokuldu. “Reşat Ağa, oğlumuzu evlendirmenin zamanı gelmedi mi, ne dersin?” diye sordu yavaşça. Sesi, sanki dikkatlice seçilmiş kelimelerle doluydu. Ağa bir an duraksadı, gözlerini ufka dikti. “Hayırdır Hanım? Aklında biri mi var?” dedi kaşlarını hafifçe çatıp, kadına dönerek. Dila Hanım ince parmaklarını oyalı yazmasının ucunda gezdirdi, sesini alçaltarak devam etti: “Benim değil ama oğlunun var gibi. Bu ara Bekir’de bir gariplik var, sürekli ortadan kayboluyor. Dalaşıp duruyor kendi kendine, gözleri bir başka bakıyor. Bu çocukta bir hal var Ağa.” Reşat Ağa’nın yüzü bir anda karardı. “Kendine birini

