"A- Açelya?"
doğru görüp görmediğini anlamak için gözlerini ovuşturdu Melek ama hayır doğruydu hizmetçi giysilerinin içerisinde duran kişi Açelya idi. her zaman kıskandığı güzelliği, giydiği alımlı elbiseleri, her zaman kibirli bakışlarının yerine, yüzü solgun, çalışmaktan dolayı gözlerinin altı yorgunluktan şişmiş bir halde idi. şu an giydiği hizmetçi kıyafetlerinin içerisinde ise sıradan ve normal duruyordu. Melek içinden ben bunu mu kıskanıyordum? diye düşünürken buldu kendini ama hala nelr olduğunu anlayamıyordu Açelya endişe içinde kendisine yaklaştı ve Meleğin şaşkın dolu bakışlarına endişe içinde bakarak söylediklerini tekrarladı.
"Hanım efendi neredeydiniz? aileniz sizi çok merak etti, lütfen bir daha gecenin bu karanlığında korumalarınız olmadan malikaneden ayrılmayınız."
Melek anlamaz bir şekilde Açelya ya bakmaya devam etti.
"Ailem mi?"
Ama Meleğin anne ve babası ölmüştü, bir şeyler değişmişti ama nelerin değiştiğini tam olarak bilmiyordu. tekrar arkasını döndü ve orada gözden kaybolan yabancıyı aradı gözleri ama yoktu. isteği gerçekleşmişti ama ne kadarının gerçekleştiğini henüz bilmiyordu öte yandan Açelyayı bu kılıkta gördüğü için gizli bir zevk duyuyordu içinden ama Açelya ona sadece endişe içinde bakmaya devam ediyordu. Açelya arkasında kendisini takip eden birkaç üniformalı adamlara fenerlerini sallayarak bulundukları yeri gösterdi. Meleğin birkaç adım arkasında duran korumalar ile şaşkın bir şekilde Açelya yı takip ediyor bir yandan da Meleğin sorusuna ceva veriyordu.
"Evet Hanım efendi aileniz, bu gece malikanede yapılan doğum günü için geldiğinizi hatırlamıyor musunuz?"
Melek bozuntuya vermek istemedi zira Açelya ona hem meraklı hem de gerçekten bir şeylerin olduğunu hisseden bakışlar atıyordu gözlerini ondan kaçırdı.
"Tabii hatırlıyorum ben sadece hava almak istemiştim o kadar."
Dedi ve yürümeye devam etti. yıllardır çalıştığı bu evden çıktığı hizmetçi kıyafetleri yerine en kaliteli saten gece elbisesi ile giriş yapıyordu. ikinci kattaki misafir salonuna ilerlerken yürüyüşü değişmişti. her adımında sivri topukluları yere daha sert ve emin adımlar ile basıyordu. o an çok güzel bir koku geldi burnuna, içine derin derin çektiğinde vanilya aromalı bu hafif ve güzel kokunun kendisinden geldiğini anladı. ilk defa at pisliği yerine güzel kokular ile donatılıyordu. hayatında hiç topuklu giymemiş olmasına rağmen şu an gayet rahat ve kontrollü yürüyordu. odanın kapısı Melek için açıldı, o an işte o an Melek hayatında geçireceği en büyük şoku yaşadı. büyük varaklarla donatılmış büyük yemek masasının etrafı bir çok tanıdığı isimle dolu idi ama iki kişi vardı ki Meleğin gözleri dolu bir şekilde onlara takılmıştı.
on yıl önce kaybettiği babası ve yedi yıl önce kaybettiği annesi kendilerine gülümseyerek ve sağlıklı bir şekilde bakıyorlardı. büyük yemek masasının en baş köşesinde oturdukları yerden kendilerine gülümseyerek bakan bu kişiler gerçek miydi? Melek özlem ve hasretin en derinini hissettiği için gördüğü manzara karşısında kalbi sızladı. elini göğsüne götürdü ve alışmış olduğu bir şekilde ağlamasını sessizleştirmek için yaptığı gibi diğer eli ile de ağzını kapadı. o an gülümseyen yüzlerin yerini endişe aldı. Anne ve babası ile beraber diğer misafirler de endişe içinde kendisine bakarken Meleğin annesi bir çırpıda genç kızına sarıldı. Melek kendisini daha fazla tutamıyordu. burnuna dolan bu tanıdık kokuyu aldığı anda ölen annesinin gerçekten dirildiğini kavrayabilmişti. dudakları gülüyor, gözyaşları ise hasretle akıyordu. gülüyordu çünkü isteklerinin hepsi olmuştu. Yabancı sözünün tutmuş ve ona hayatının en güzel ikincisini bahşetmişti. Melek hıçkırıklara boğulduğunda masada bulunan herkes başına toplanmıştı. Meleğin annesi ona sarılıyor kızını sakinleştirmeye çalışıyordu, bir yandan babası diğer yandan tüm misafirler Meleğin bu kadar ağlamasına neden olan şeyi merakla aralarında fısıldaşıyorlardı.
"Anne!"
tek kelime ama annesi bile bu kelimenin içinde barınan özlemi hissetmişti beş dakika önce masadan gülümseyerek kalkan kızı ile şu an karşısında ağlayan kızının aynı olduğuna inanmakta zorlanıyordu. omzuna gömülen kızı ile yüz yüze gelmeye çalıştı ama bir yandan da anne şefkati ile saçlarını okşuyor onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Melek güzelim ne oldu? neyin var? anlat yavrucuğum."
Melek ise sadece "Anne" diyerek ağlamaya devam ediyordu o an yanı başlarında duran babasını gördü Melek ve hasretle babasına da sarılarak bu kez de "Baba!"
diyerek ağlamaya devam etti herkes şaşkındı o an misafirler arasından biri daha fazla dayanamayarak kalabalığın en arkasında endişe içinde duran Açelyaya yöneldi sinirle
"Sen! Sen mi bir şey yaptın yoksa?"
Açelya iki elini öne doğru hayır anlamında sallamaya başlayarak kendisini savunmaya çalışıyordu.
"Hayır! Hayır efendim ben hiçbir şey yapmadım yemin ederim, küçükk hanımı bulduğumda da biraz endişeli görünüyordu zaten, korumaları da şahit emrettiğiniz gibi hanım efendiyi bulup getirdim sadece."
"o zaman neden ağlıyor? ha! konuş hizmetçi sen peşinden gitmeden önce gülümseyerek bu odadan çıkan hanım efendi neden şu an ağlıyor?"
açelya da hala kendisini savunmaya çalışırken yeminler ediyor kendisine inanmaları için ağlıyordu o ana kadar kendi ağlamalarından başka ses duymayan Melek sonunda gözlerini aralayarak neler olduğunu görmüştü. ilk gördüğü arkası dönük uzun boylu ve tanıdığı birini andıran kişiydi yüzünü göremiyordu ama sesini tanıyordu. o an şaşırmaya devam ederken karşısında bağırdığı Açelya ise ağlamaya devam ediyor, bir şeyler söylüyordu. Melek babasının kollarının arasından çıktı, gözyaşları an itibariyle şaşkınlığın verdiği ifadeden donmuştu yanaklarında. kendisine sırtı dönük bu gencin kim olduğunu biliyordu irileşmiş gözleri ile birkaç adım attığında genç adamda Açelyaya bağırmayı bırakarak kendisine doğru döndü o an iki elini tekrar dudaklarına kapadı Melek. şaşkındı, karşısında kendisine endişe dolu gözler ile bakan bu genç Atlastan başkası değildi, ama onlar kardeşti gözleri Açelya ve arasında mekik dokurken demek ki değişen kaderinde kardeş değillerdi. Atlas, Meleğin ağlamasının durduğunu görünce erkeksi bir şekilde gülümsedi rahatlamıştı.
bir an Meleğin Ellerini tutacak gibi olmuş ama anında geri çekilmişti, saygılı bir şekilde konuşmaya başladı. bir parmağı Açelyayı işaret ederek
"Melek Hanım, sizi bu kadar üzen kişi bu hizmetçi miydi? dürüst olun lütfen!"
Melek ne diyeceğini bilemez bir şekilde Açelya ya baktığında hayatında hep vakur ve kibir timsali bu kızı ilk kez çaresiz gözyaşları ile görüyordu, başını hayır anlamında sallarken yalvarır bir şekilde bakıyordu Meleğe. gözünde büyüttüğü bu kızın kaderi şu an kendisin yıllarca kibirle ezmiş olan Meleğin iki dudağının arasında idi. Meleğin göğsü titredi ilk kez saygı görüyor, ilk kez anne ve babası dışında ömrünün her saniyesinde sevdiği adam tarafından kendi için endişe duyuluyordu. kalbi bir an heyecandan bayılacak gibi oldu ama bayılmadı.
Atlas, Melek konuşmadığı için bu sessizliği kabul etme anlamında algılayarak burnundan soluyarak korku ve çaresizlik içinde olan Açelyaya döndü tam söze başlıyordu ki Melek onu durdurdu.
"Hayır!"
ilk kez kendinden emin çıktı sesi, hep istediği içindi belki ama bu duruma hemen adapte olmuştu çünkü bu yaşadıkları bir rüya olamazdı kimse fark ettirmeden koluna çimdik attığında her şeyin gerçek olduğuna bir lkez daha emin oldu. bir omzunda annesinin, diğer omzunda babasının güvenli ellerini hisseddiyordu. Atlas kendisine baktığında sirkelendi. yutkundu ve kelimelerini düzgün seçmeye, kendinden emin ve normal tutmaya çalıştı.
"Onun bir suçu yok, beni kimse üzmedi."
yıllar süren bir hiyerarşinin çabuk silinmesini beklemiyordu. çaresiz ve güçsüz Açelyaya hizmetçi diyememişti. Atlas tamamen kendisine döndü.
"Peki neden ağladınız?"
Melek bir an duraksadı ne diyeceğini bilemiyordu, her saniye herkesi şüphelendirecekti bu yüzden bir bahane düşündü, önceki hayatında her şey için ağlamıştı. her zaman fakir ve çaresizdi, ilk kez güzellikler bulunduğunda insan lüksün ve rahatın içinde neden ağlardı ki? bir bahanesi yoktu çünkü insan tecrübe etmediği hiçbir şeyin zihnen canlandıramazdı. sadece anne ve babasına baktı, tekrar sevdiği adamın gözlerine baktığında en dürüst şekilde ilk kez çenesi onu rahatsız etmeden gülümsedi, o an gülümsemesini gören Atlasın gözlerinde bir balkış yakalamıştı bu da tanıdıktı ama adını şu an koyamıyordu.
kendisine bu kadar dikkatli ilk kez bakıyordu, Melek utandı, yanakları al al olurken başka yöne bakma ihtiyacı hissetti tekrar özleminden yandığı ama önceki kaderi içinde kızdığı annesine döndü
"Sadece mutluluktan ağlıyordum, bu göz yaşlarım sadece sahip olduklarım için Tanrıya sunduğum şükran gözyaşları idi."
herkes şaşkınken Melek gülüyordu, hiç içten gülmemişti bu ana kadar şu an her şeyin ilki gibi bununda ilki oluyordu dudakları her zaman belirli bir mesafenin üstüne çıkmıştı.