Makas elimde aynaya bakarken derin bir nefes aldım.
Babamın okşamaya kıyamadığı saçlarımı kesecektim. Biraz olsun içim soğurdu belki.
Babamın saçlarımın uçlarını öpüşü geldi gözlerimin önüne, annemin okşayışı. Abimin ise çektiği anlar gelince gözyaşlarım arasında güldüm.
Ne acı değil mi? Babanın bile okşamaya kıyamadığı saçlarına bir adam için kıyıyorsun.
Ben bir geri zekâlıydım bunu kendime yaptığım için ama içimi soğutmak için elimden başka bir şey gelmiyor. İçim soğumazsa kül olacakmışım gibi bir his vardı içimde.
Her kadın her acı çektiğinde intihar kelimesini akıllarına getirirler. Ama sadece yarısı intiharı seçip yenilgiyi kabul ederler. Cesareti seçenler ise bedelini ya saçlarına, vücuduna ya da akıllarına ödetirler.
İntihar etmeyenlerin yarısı saçlarına ödetir bunun bedelini. Onları keserler keskin darbelerle. Çünkü bilekte yer edinen jiletten daha çok acıtır omuzlarına dökülen saçları.
"Ne dram yaptık ya," dedim gülerek. Dudaklarım gülse de gözlerim kan gibi ağlıyordu.
Makası belime uzanan saçlarıma götürdüm ve başladım onları kesmeye. Her darbe de daha da içimin soğudunu hissettim. Her darbede gözyaşlarım biraz daha tükendi.
Kime kızayım ben?
Beni düşüncesizce abisine açık eden İnci Eva'ya mı?
Sevgi dilenir gibi Ali Esat'ın gözlerinin içine bakan gözlerime mi?
Yoksa beni kırmak istemediğini söyleyip beni kıran Ali Esat'a mı?
Sanırım ben annem kadar cesaretli değildim, her şeye rağmen bakamazdım bir daha Ali Esat'ın yüzüne.
Sonunda saçlarım omuzlarım da kaldığında makası elimden bıraktım ve aynada kendimi süzdüm.
Bade teyzemin güzellik salonunda ona yardım edip bir şeyler öğrendiğim için şanslıydım neyse ki. Yamuk kesmemiştim kalan bir avuç saçımı.
Gözlerim duvarımda ki saate kaydığında gecenin ikisi olduğunu gördüm. Kalkmalıydım ve yatmalıydım.
Uyumak soğuyan yaralarımı saracaktı çünkü biraz olsun unutacaktım bu gün aramızda geçen konuşmaları.
Ben önüme düşen saçlarımı avuçlarımla toplarken duran gözyaşlarım ani gelen bir hıçkırık ile tekrar akmaya başladı.
Özenle taradığım saçlarımı avuçlarımda görmek zoruma gitmişti.
O sırada odanın kapısı açıldı ve annem girdi içeriye. Beni öyle görünce şaşkınlık dolu bir nida döküldü dudaklarından, eli ağzında kalakaldı.
"Ada ne yaptın sen?" Dedi annem fısıltı ile. Babam duymasın diye sessiz konuşuyordu.
"Anne, ben bu gün büyüdüm," dedim Ali Esat'ın dediği şey kulaklarımda çınlarken. "Büyüdüm çünkü artık Ali Esat'a Aliş demeyeceğim. O istedi büyümemi," dedim Silik bir ses tonu ile.
Annemin gözlerinden yaşlar akarken yanıma geldi ve önümde diz çöküp ellerimde ki saçlarımı aldı ellerine.
"Çok isterdim kaderimi yaşamamanı ama yaşıyorsun,” dedi annem ağlayarak. “Baban yaralı değildi ki kızım. Beni sevmeye müsaitti o. İnkâr ettiği aşkıma o bir gece de düştü. Ali Esat çok farklı,” diyen annem ayağa kalkıp omuzlarımda kalan saçlarıma öpücük kondurdu.
"Böyle olsun istemezdim,” dedi annem içi gide gide. Annem alnını alnıma yasladı acımı paylaşmak ister gibi. "Benim gibi gecelerce ağlama isterdim."
"Anne canım çok yanıyor," dedim gözlerim kapalı yaşlar yanaklarımda.
"Biliyorum annem. Aşk acıtır, hele karşılıksızsa öldürür,” dedi annem ve yanaklarımı tutup benden uzaklaştı. "Ama sen Ada, benden daha güçlüsün. Benim gibi koy vermeyeceksin duydun mu beni? Benim gibi çocukça bir şekilde küstüm deyip oyundan çıkmayacaksın. Upuzun bir yol var önünde. Yoluna odaklan Ada'm. Kaderinde kim var bilmiyorum ama bildiğim tek şey kaderinde olan kişi dünyanın öbür ucunda da olsa, hemen bir kaç ev ötemizde de olsa dönüp dolaşıp sana gelecek.”
"Ben dünyanın öbür ucundakini istemiyorum ki, bir kaç ev ötemde ki adamı istiyorum," dedim omuz silkerek.
"O zaman güçlü duracaksın duydun mu beni? Çünkü ben dayanamam kıyamadığın saçlarına zarar vermene bir daha,” diyen annem beni göğsüne yasladı.
Ben annemin göğsünde ağlarken o benim saçlarımı okşuyordu.
"Hadi yat artık. Yarın yeni bir gün, yeni umutlar," dedi annem beni avutmak ister gibi.
Pijamalarım üzerimde olduğu için annem direk beni yatağıma götürdü ve yatırdı.
Gözlerimle annemin ne yaptığına bakarken annem eğilip yerde ki saç tutanaklarını topladı.
Hemen makyaj masamın üzerinde bulunan toka kutumda ki tokaları boşaltıp saçlarımı ona koydu.
"Ne yapıyorsun?" dedim anneme merakla.
"Hiç bir şey. Yat hadi Ada,” dedi annem kutunun kapağını kaparken.
"Anne, Eva Aliş-" dememin hemen ardından boğazımı temizledim. "Ali Esat'a ağzından kaçırmış ona olan hislerimi."
Annem bunu duyar duymaz kafasını hızla bana çevirdi.
"Biliyor mu?" Dedi fısıltı ile. Gözleri yüzüme dalmıştı. Sanki anılarında bir şeyler canlanıyordu.
"Biliyor," dedim titreyen sesimle.
"İşte bu yüzden güçlü duracaksın. Sana baktığında bir enkaz görmeyecek. Ali Esat elimde büyüdü Ada, o çocuk vicdan yapar sana gelir. Vicdanını sustursun diye sana gelmesine izin verme. Gerçekten seni sevecekse gelsin sana,” dedi Annem katı bir sesle.
"Tamam," dedim güçsüz sesimle. Annem yanıma geldi ve saçlarıma bir öpücük daha kondurdu.
"Ses tonun hiç öyle demiyor ama."
"Sesim hasta," dedim gülümseyerek.
"Bence sesin kalbinin dili," Dedi annem gülerek.
"Anne, gözlerimin içine bakıp nasıl ne halde olduğumu anlayabiliyorsun?"
"Anneler anlar. Ben senden küçüktüm baban beni kabul ettiğinde, o zaman da anneannen her şeyi anlardı bir bakışta bende merak ederdim nereden anladığını. Sonra siz doğduğunuz o an anladım merak ettiğim o şeyi. Anneler çocuklarına kalpten bağlıdır ve hissederler içinde kopan fırtınaları. " Dedi annem gülerek. “Bir keresinde babanla sevgili olduğumuz gecenin sabahı onunla öpüştüğümüzü anlamıştı. E salak salak gülüyordun nasıl anlamasın."
Ben elimde olmadan gülünce annemle babamı öyle hayal etmek istemediğim için yüzümü yastığa gömdüm.
"Ya anne hayal etmek istemiyorum sizi o halde," dedim anneme takılarak.
"Ha bende anneme tam bunu demiştim oda babamla olan anısını söyleyince,” dedi annem kıkırdayarak.
Biz annemle gecenin bir yarısı gülerken biraz olsun rahat bir uykuya dalmıştım.
Sabah erkenden kalkıp duş aldım ve kestiğim saçlarım biraz olsun düzgün görünsün diye düzleştirmiştim. Üzerimi giyinip aşağı indiğim de bizimkileri her zaman ki gibi kahvaltı sofrasında buldum.
Babamın vereceği tepkiden korkmuyor değildim hani.
Yavaş adımlarla masaya giderken beni ilk annem gördü. Oda babamın tepkisinden çekinmiş olacak ki yan gözle ona baktı.
"Günaydın," dedim belli belirsiz bir sesle.
"Günaydın miniğim," Dedi babam bana bir anlığına bakıp ve daha sonra tabletine geri dönmüştü ki hızla kafasını kaldırıp bana tekrar baktı. "İpek..." Dedi babam gözleri üzerimdeyken.
Abim de şaşırmıştı ama normal bulmuş gibi kahvaltısına geri dönmüştü.
"Efendim hayatım?" Dedi annem cilveli bir sesle. Babamın dikkatini kendine çekmeye çalışıyordu.
"Gördüğümü görüyor musun?"
"Ha, Ada'nın saçlarını mı diyorsun? Onları dün Bade abla kesti çok kırıkları var diye," Dedi annem tek ayağının üzerinde on yalan atarak.
"Dün biz eve gelirken yerindeydi güzelim kızımın güzelim saçları," Dedi babam kaşları çatık bir halde.
"Sen erken uyudun ya Akın, o zaman Bade abla geldi bize özel bir konu vardı da. E oturduk biraz bizde. Sonra Bade abla dedi Ada'ya saçlarında çok kırık var gel düzelteyim temizleyim kırıkları diye Ada tamam dedi. Bence gayet güzel oldu." ben anneme şaşırsam mı yoksa onu onaylasam mı diye düşünürken yutkundum ve gülümsemeye çalıştım.
"Evet, babacım uzar yine," dedim ve masaya oturdum.
Babam elini omzumun üzerinde olan saçlarıma götürdü ve işaret parmağının tersi ile okşadı.
"Çocukluğundan beri hiç bu kadar kısa kesmemiştin ki, gitti güzelim saçlar."
"Ay Akın bulamadın neye üzüleceğini. E kız heves etmiş değişiklik istemiş bırak işte," Diyen annem bizimle oralı bile olmayan ama masa altından telefon ile oynayan abime ayağı ile vurdu.
"Bırak şu telefonu bırak!" Diyen anneme abim göz devirdi ve telefonu masanın üzerine bıraktı.
"Ya geçici öğretmen olarak başka bir üniversiteye geçiş yapacağım dün söyledi Ünal Bey. Bu sabahta hangi üniversite olduğuna bakıyordum. Ünal Bey mesaj atmış ismini," Dedi abim çayından yudumlayarak.
"Neden ki?" dedim merakla.
"Bazı okullarda uzun süreli öğretmen eksiği olursa diğer okullardan müsait olan öğretmenler gidiyor. Bende işte boş saatlerime denk geldiği için o üniversiteye gideceğim. Bilin bakalım hangi üniversite?" Dedi abim keyifli bir şekilde gülerek.
"Bu gülüş çok şerefsizce bir gülüş nerede görsem tanırım,” dedi babam annemin ona yaptığı reçelli ekmeğini yerken.
"Kendinden biliyor tabi canım kocacım.”diyen annem babamın ağzında diğer reçelli ekmeği de tıkıştırdı bir şey söylemesin diye. Babam ona çatık kaşlarla bakarken annem öpücük attı uzaktan ona.
Ben onlara gülümserken çaprazımda oturan abime baktım
"E söylesene hangi üniversite?"
"Seyit Korkmaz üniversitesi."
Balın'ın okuduğu üniversite.
"Balın'ın olduğu üniversitede değil miydi o?" Dedi annem her bulduğu fırsatta babamın ağzına bir şey tıkarken.
"Aynen öyle annecim. Hem de direk Balın'ın derslerine gireceğim. Oda bilmiyor şimdi derse girdiğim de öğrenecek," dedi abim saatine bakarak.
"İpek yeter yeter, vallahi doldum patlayacağım!" Dedi babam isyan bayrağını çekerek.
"Ay Akın sana iyilikte yaramıyor."
• Balın •
Yanımda oturan Gülcan nefes almadan konuşmaya devam ederken ben onu tebessüm ile dinliyordum.
İlk kez flörtü olmasının verdiği heyecan hareketlerini bile değiştirmişti.
Ceyhun diğer sınıflardandı ve şu ara Gülcan ile flört ediyorlardı.
"Ay dur sen şimdi Ceyhun'u filan bırakta bizim boş derslere bir hoca ayarlamışlar. Tamer hoca gelene kadar o girecekmiş derslere," Dedi Gülcan.
"Nereden biliyorsun?"
"E yuh kızım bir insan gruba bakmaz mı?" Diyen Gülcan kafası ile bir kaç sıra gerimiz de oturan Harika'yı gösterdi. "Harika yazmış gruba. Oda babasından duymuş."
Harika'nın babası bu üniversitenin dekanıydı. Onun sayesinde grupta her şeyi önceden duyuyorduk ama bu şımarığın teki olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Burnu havada ve züppe dediğimiz tiplerden biriydi.
İsminde bile bir kendini beğenmişlik vardı. Ne güzel sövdüm sabah sabah Harika'ya rahatladım vallahi.
"İyi olmuş. Sınavlar geldi çattı boş geçiyordu dersler buna rağmen," dedim omuz silkerek.
"Naber kızlar bana bayılanlar,” diyen Görkem oturdu yanımıza. Böyle sulu sulu lafları vardı işte bunun da.
"Ooo Görkem Bey siz bizleri tanır mıydınız?" Diyen Gülcan alayla baktı Görkem'e.
"Aşk olsun Gül ne zaman unuttum ben sizi?"
Güzel kız gördüğü her saniye!
"Dişi sinek gördüğün her yerde!" Dedi Gülcan açık açık.
"İlgi alanım seksi kızlar sineklerle işim olmaz Gül atma," Dedi Görkem burun kıvırarak.
"Ulan Görkem bir adam ol ya!" Dedi Gülcan ağzının içinde homurdanarak.
"Nedense adam olduğuma bir sen inanmıyorsun Gül, oysa kızlar gecenin bir yarısı gayette iyi öğreniyorlar adamlığımın Nirvana seviyesinde olduğunu," Dedi Görkem ima ile.
Gül ve ben ne demek istediğini anlayınca yüzümüz buruştu.
"Adamlık orada olsaydı ohoo!" Dedi Gül elini havada sallayarak.
Bunlarda böyleydi işte. Kedi köpek gibi didişip kesinlikle anlaşamazlardı.
"Gül sana dost demeseydim çoktan öğrenmiştin adamlığımı biliyorsun değil mi kanka?"
Görkem'in dediği şey ile bıkkın bir nefes aldım. "Yeter artık ya didişip didişip durmayın. Ağzını topla Görkem sende biraz. Gül'ü de sinir edip durma sevmiyor işte kız," dedim Gül'ü savunarak.
Onlar yine laf dalaşına girdiğinde ben daha fazla onlara katlanamayarak elime kalemimi alıp önümde defteri kararladım.
"Oha yeni Edebiyatçı bu mu?" Diyen arkada ki Harika ile göz devirdim.
Görkem'in kadın versiyonuydu resmen.
"Kızım nereden bulmuşlar bunu mankenlik ajansından mı?" Dedi Gülcan hayranlıkla.
"Ağzının suyu aktı be!" Dedi Görkem Gülcan'a peçete fırlatarak.
"Evet, arkadaşlar sizinle geçici bir süre birlikteyiz. Tamer hocanızın yerine derslere gireceğim."
Duyduğum tanıdık ses ile hızla elimde ki kalemi bırakıp kafamı kaldırdım. Karşımda gördüğüm yüz ile şaşkınlıkla dudaklarım aralandı.
"Ben Alkın Atabey..."diyen Alkın abinin gözleri bendeydi. Bana keyifle bakıyordu. Üstümde ki şaşkınlığı atıp bende gülümsedim ona.
"Evet hadi artık derse geçelim," deyince Alkın abi ellerini birbirine vurdu gözlerini benden çekip öğretmen masasına ilerledi.
Ben gözümü dahi kırpmadan Alkın abiyi dinlerken elim yanağımda her hareketini izliyordum. O ise anlattığı derse odaklanmış ara sıra gözleri bana değse de kesinlikle tepkisizce devam etmişti.
Dersin bittiğine dair çalan zil ile öğrenciler ayaklandı. Alkın abi de projeksiyonun önünden masasına doğru ilerledi.
Herkes tek tek çıkarken ben alelacele önümdeki defteri kapattım.
"Kantine gidip kahve içelim ya,” diyen Gülcan'ı onayladı Görkem.
"Siz gidin be gelirim sonra," dedim Alkın abiyle konuşmak için.
"Sebep?" diye sorgulayan Görkem'e omuz silktim.
"Hadi gidin ya,” dedi mırıldanarak. Onlar da fazla üstelememiş sınıftan çıkmıştı.
Sınıfta sadece bir kaç kişi kaldığımızda ben yerimden kalktım. O sırada Alkın abi hissetmiş gibi gözlerini kapadığı bilgisayardan kaldırıp bana baktı. Ben ona doğru ilerledim ve masanın önünde durdum.
"Niye bana söylemedin derslerimize gireceğini?" dedim merakla.
"E bende sabah öğrendim," Dedi Alkın abi gülümseyerek.
"Çok sevindim senin girmene. Böylelikle senin sayende okuduğum bu bölümü senden öğrenmiş olacağım bir bölümde olsa," dedim ayağımı yere sürterek.
"İsteseydin ben sana derslerinin olmadığı günlerde ders verebilirdim bal,” diyen Alkın abi yerinden kalktı gözlerimin içine bakarak.
"Verir miydin?" dedim hevesle.
"Verirdim tabi. Birlikte kitap okuyoruz bir ders mi vermeyeceğim."
"Teşekkür ederim Alkın abi," dedim gülümseyerek. Oda göz kırptı ve çantasını eline aldı.
"Akşam sizin mekâna geleceğim Barın çağırdı. Sende gelirsen çalışırız." Diyen Alkın abi ile sınıftan çıktık.
"Torpil mi?" dedim kıkırdayarak.
"Ben ona torpil demem yalnız," Dedi Alkın abi gülerek. "Sonuçta sen öğrencim olmadan önce Balın'dın," Dedi Alkın abi.
"Tamam, o halde akşama gelirim bende. Abim de söylenip duruyordu zaten ara sıra sen gel bak mekâna diye," dedim omuz silkerek.
"Abin çok biliyor. Tip tip insanlar geliyor orada ne işin var yalnız mekânda," Diyen Alkın abiye hayret ile baktım.
"Biliyorsun değil mi orası babamın kafesi. Ne yapabilirler bana orada?"
"Kızım herkes şerefsiz olmuş başımıza kimseye güven kalmadı. Kafede olacağın zamanlar ara beni ben gelirim oraya. Hem yardımda ederim sana,” diyen Alkın abiye gülümsedim istemsizce.
"Olur söylerim."
"Aferin Bal. Hadi bakalım arkadaşlarının yanına.”
• Ada •
"Ada sen geri kalanları hallet benim işim var halledip geleceğim," Diyen Tolga abiye kafa salladım ve elimde ki fotoğraf makinesi ile poz veren mankenlerin en güzel fotoğraflarını yakaladım tek tek.
Çektiğim fotoğraflara bilgisayar üzerinden üstün körü bir bakış attım ve devam ettim çekmeye.
Gün sonunda işim bittiğinde fotoğraf makinemi koluma astım ve toparlanıp çıktım stüdyodan.
Karşıdan gelen taksiyi durdurup binince mahalleye doğru yola çıktık. Ben kafamı cama yaslayıp gözlerimi kapadım yorgunlukla.
Taksi bizim evin önünde durunca parayı ödeyip indim taksiden ve taksinin kapısına geri kapatırken ismimin söylendiğini duydum.
Kafamı karşıya çevirdiğim de kiraz ağacının altında dikilen Toprak abi, Yağız abi ve Ali Esat'ı gördüm.
Ali Esat'ın gözleri yerde kesinlikle bana bakmıyor elinde ki sigarayı içine çekiyordu.
"Ada, ne oldu kızım saçlarına?" Dedi Toprak abi ve bana eliyle gel işareti yaptı.
Yanlarına gidip gitmemek arasında kalsam da kısa bir an bunun düşünmemin bile saçmalık olduğuna karar verdim.
Sırf Ali Esat var diye yanlarına gitmeyecek değildim. Toprak abi kuzenim, Yağız abi de arkadaşımdı sonuçta.
Onlara doğru ilerledim yüzüne bir gülümseme takarak.
"Merhaba," dedim cılız bir sesle.
Toprak abi ve Yağız aynı anda selamımı alırken duvara yaslı Ali Esat'tan ses çıkmıyordu.
Gözleri hala yerde sigarası bitmeye yüz tutmuştu.
"Ne yaptın saçlarına?" Dedi Toprak abim babam gibi saçlarımın uçlarına dokunarak.
"Çok kırığım vardı Bade teyzem kesti," dedim gülümseyerek.
"Yakışmış ama,” diyen Yağız abiye gülümsedim ve teşekkür ettim.
Toprak abim ve Yağız abim kendi aralarında konuşurken ben derin bir nefes aldım. Ali Esat bitmiş sigarasını yere attı ve ayakkabısının ucu ile ezdi sönmesi için.
"Ben gideyim abi," dediğim de ikisi de onayladı. Ama beklediğim kişiden tepki bile gelmedi.
"Tamam fıstığım. Zaten akşama sizdeyiz,” dedi Toprak abim. "Akşam çayları sizde içilecekmiş."
Demir dayımlar geliyorsa Kenan amcamlarda gelir kesin. Yan gözle Ali Esat'a baktığımda bu sefer bize bakıyordu ama özellikle gözlerini bana değdirmemeye çalışıyordu. Kenan amcamlar gelir de bakalım Ali Esat gelir mi?
Toprak abimlerde gelmezdi normalde. Onlar ya Demir dayıma ait olan Miso'da ya da Onur amcama ait olan Ah-Sen de kafede takılırlardı aileler toplanınca.
Şimdi belli ki bir dertleri var da onlarda gelecek bize.
"Tamam abi görüşürüz akşama."
Onlarda onaylayınca ben dönüp arkamı bizim eve doğru ilerledim. Yüreğime çöken kasvet ile derin bir nefes aldığımda esintiden yüzüme savrulan kısa saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.
Odama ilk çıktığında aynaya bak, harabe gibisin Ada. Oysa sen çok güçlü bir kızdın.
Birde her şeye rağmen hiç bir şey olmamış gibi gülümsemem var ya, asıl beni harabeye çeviren buydu.
Benim Ali Esat için ağladığım gece o Rüya ile nişanlandığı için gülüyordu.
Ve ben buna rağmen umut taşıdım içimde.
Çünkü ben bir geri zekâlıyım!
• Balın •
Son kalan iki müşterinin de siparişlerini yenildiğim de derin bir nefes aldım.
Ben elimde tepsi ile tezgâhın bar kısmının arkasına geçtim ve o sırada abim çıktı elinde fişlerle.
"Balın, babam bunlara bakmış mıydı güzelim?" Dedi gözlerini elinde ki fişlerden ayırmadan.
"Baktı diye biliyorum abi. Yine bir ara sor sen."
"Neyse eve gidince sorarım artık." Abim fişleri pantolonun cebine sıkıştırdı ve saatine baktı. "Ben çıkıyorum sende müşteriler gidince kapat çık,” diyen abime baktım sorgularcasına.
"Ne bakıyorsun öyle?" Dedi abim de göz kırparak.
"Nereye böyle şık şıkıdım?" dedim merakla.
"Yengenle buluşacağız,” diyen abime kaşlarımı çattım.
"Ne ara sevgili yaptın?"
"Kaşla göz arasında."
"E Alkın abiyi çağırmışsın ama?"
"Unuttum ben onu ya” diyen abim ne yapacağını düşünüyor gibi etrafa baktı. "Neyse kızı son anda iptal etmek olmaz. Alkın'ı ararım ben yolda." Abim yanağımdan makas alıp kafeden çıkınca bende göz devirdim ona.
O sırada kapıdan giren Alkın abi ile gülümseyip bar tezgâhını arkasından çıktım.
"Hoş geldin Alkın abi," dedim. O ise şöyle bir etrafa bakıp lafa salladı.
"Abin ekmiş beni,” diyen Alkın abiye kafa salladım.
"Abim işte güven olmaz."
"Çok müşteri yokmuş," diye mırıldanan Alkın abi bar tezgahının önünde ki beyaz sandalyelerinden birine oturdu. Ben de hemen yanına oturdum.
"Artık çok gelen giden olmaz. Normalde bu müşteriler gidince kapatırdım ama ders çalışacağız," dedim hevesle.
"İnsan bir çay kahve bir şey ikram eder," diye yalandan söylenen Alkın abiye kıkırdadım ve oturduğum yerden kalktım.
"Çay yapıyorum?" dedim sorarcasına.
"Biri açık olsun bal," Diyen Alkın abi İle aklıma Cemal Süreyya’nın dizeleri düştü.
"Açık çay içerdi hep.
Demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş.
Öyle derdi hep…" Cemal Süreyya’nın şiiri dudaklarımın arasından firar etti.
O ise tabletinde olan gözlerini bana dikti. Önce anlamaya çalıştı daha sonra anladı neden söylediğimi. Bir kaç saniye duraklayan Alkın abi konuştu.
"İki çay söylemiştik, biri açık keşke yalnız bunun için sevseydim seni." Oda Cemal Süreyya’ya ait olan diğer bir dizeyi söylemişti gözlerimin içine bakarak.
Biz birbirimize bakmayı sürdürürken bu bakışmaya anlam veremedim. O öylece yüzümde gözlerini gezdirirken ben yutkundum.
Neyse ki beni kurtaran müşterinin hesap istemesiydi.
Üçüncü çaylar da içilince bizden başka kimse olmayan kafe iyice sessizliğe bürünmüştü.
"Tamam, anladım," dedim konuyu anlatan Alkın abiye durması için. Beynimin pelteleştiğini hissediyordun iyice.
"Yoruldun değil mi?" Dedi Alkın abi beni süzerek. Elinde ki kendisine özel yapılan kalemi bıraktı kitabın üzerine.
Bu kalemi babası Akın amcam hediye etmişti ilk öğretmenlik gününde yani bir kaç ay önce. Üzerinde isminin ve soy isminin baş harfleri A. A. yazıyordu.
"Biraz," dedim mırıldanarak.
"Hadi kalkalım artık daha sonra devam ederiz,” diyen Alkın abi ayağa kalktı.
Ben de ona kafa sallayınca yerimden kalktım ve evden getirdiğim kitapları topladım üst üste koydum elime almak için.
"Seni eve bırakayım," diye mırıldanan Alkın abi bardağında bir yudum kalan çayını kafaya dikti kalmasın diye.
"Tamam, ama ben bir çantamı alayım dursana," dedim ve alelacele mutfağa gidip çantamı aldım.
Onu koluma astım ve Alkın abiyi bekletmemek adına içeri koştum.
Alkın abinin yanına varmama bir kaç adım varken ne olduğunu anlamadım ve ayaklarım birbirine dolanıp düğüm oldu sanki. Ben sendeleyip düşecekken Alkın abi beni belimden tutup kendine çekti düşmemem için.
Oda bende şaşkınlıkla birbirimize bakarken dudaklarım aralandı.
"B-ben düşecektim," dedim neden söylediğimi bile bilmeden.
Alkın abinin gözleri yüzümde dolanırken art arda yutkundum. Karnımda ki karıncalanmanın haddi hesabı olmazken vücudum kuş gibi titrediğini hissediyorum içten içe.
"Tuttum ama bal..." Diyen Alkın abinin gözleri dudaklarıma kayınca titreyen parmaklarım kolundan göğsüne tırmandı ve teması kesmek için kendimden uzaklaştırdım onu.
"Gidelim artık evden merak ederler."
• Ada •
Gözlerim karşıda ki saate kayınca derin bir nefes aldım.
Kenan amcalar gelmiş bize çaylar içiliyordu.
Ummamıştım Ali Esat'ın geleceğini ama oda gelmişti. Ali Esat gözlerini bana değdirmemişti bile geldiğinden beri. Ben ise ne kadar istesem de bakmamayı arada gözlerim kayıyordu.
Ben, İnci Eva, İklim ve Derin ile yemek masasında oturuyorduk onlar koltuklarda otururken.
İnci Eva iki saattir haklıymış gibi kendini savunuyordu.
Elimde ki kahve bardağını masaya bıraktım ve ona doğru eğildim.
"Eva vallahi saçını başını yolarım senin! Haklıymış gibi konuşma ya!" dedim sinirle.
"Sakin olun bir,” dedi İklim babamlara doğru bakarken.
"Ya vallahi ağzımdan kaçtı. Kötü bir niyetim yoktu ki,” dedi Eva ağlamaklı bir sesle.
"Gidip bende söyleyeyim mi şimdi Kenan amcama Mustafa Yağız'ı?" dedim Toprak abinin yanında oturan Yağız abiyi göstererek.
Yağız abi, Aras amcam ve Dilem teyzemin oğluydu. Onlar mahallede oturmuyorlardı ama Yağız abi abimlerle arkadaş olduğu için her gün buradaydı. Mustafa Yağız’ın birde ikizi vardı Naz Sofia, ama o bu ara yoktu buralarda. Oyunculuk eğitimi için yurt dışına gitmişti.
Ve Aras Amcam ve Dilem teyzem de bu ara dünya turuna çıktıkları için burada yoklardı.
Bildiğim kadarıyla Asaf amcamla Reva teyzemde onlarlaydı. Onların kızı Hayal Yağız abi ile kalıyordu yalnız kalmamak için şuan.
Yıllar önce Mustafa ve İnci Sofia'nın imkansız aşkı Mustafa'yı Miso yapmış, Aras amcam dünyaya gelmişti.
İkisi aşkını yaşayamadan ölünce isimlerini Mustafa Yağız ve İnci Eva taşıdı.
Kadere bak ki İnci Sofia ve Mustafa'nın aşkının üzerine Torunları olan Mustafa Yağız ve İnci Eva birbirine karşı boş değildi.
Açık açık adı konulmuş bir ilişkileri yoktu ama birbirlerine karşı boş olmadıkları ortadaydı.
Reva ve Asaf amcamın kızı Hayal, Mustafa Yağız ve Ali Esat ile hemen hemen aynı yaştaydı. Onların hikâyesini bize Reva teyzem kendi anlatmıştı. Asaf amcam ile evlendiğinde Hayal çoktan doğmuştu anlattığına göre. Hayat'ın biyolojik babası Asaf amcam değilmiş ama bu Hayal’in de Asaf amcanın da pek umurumda değildi. Hatta anlattıklarına göre Asaf amcam Reva teyzeme doğum da evlenme teklifi etmiş.
"Saçmalama Ada ya! Ben abime söyledim yanlışlıkla babaları karıştırmadım,” dedi Eva korku ile.
Tabi ki söylemeyecektim sadece korkutmak istemiştim.
"Tamam, bende abine söylerim eminim hoş karşılar," dedim ve sandalyeme yaslandım. Bu dediğime ben bile inanamamıştım.
"Ya özür dilerim vallahi ağzımdan kaçtı yemin ederim." Eva korku ile imana gelince yanımda oturan Derin beni dürtükledi.
"Kızım çarpılacak şimdi he he de geç,” diyen Derin'e omuz silktim.
"Ali Esat resmen yüzüme bakmıyor dünden beri," dedim alınmış bir ses tonu ile. Gözlerim onların tarafına kayınca Ali Esat'ın ortamda dönen muhabbeti dinlendiğini gördüm.
Mustafa Yağız ise ağladı ağlayacak İnci Eva'ya çatık kaşlarla bakıyordu.
Ya birileri sevdiğinin gözyaşına kıyamaz, bazıları da işte sevmediğini söyleyip yüzüne bakmaz.
Allah'ım ben ne günah işledim?
"Ben halledeceğim,” diyen Eva'ya döndüm.
"Allah aşkına sen halletme Eva. Adama resmen Ada seni seviyor demişsin."
"Ya tamam dedim ya,” diyen İnci Eva uzanıp elimi tuttu. "Salmak yok, madem abim bunları dedi bizde kapında köpek olduğu günleri görene kadar ayaktayız."
"Yani?" dedim anlamayarak.
"Yani Ali Esat'ı sana âşık edeceğiz demek istiyor." Derin önünde ki kolayı içerken.
"Ha, oda bana âşık olmak için hazır bekliyor," diye mırıldandım ve tekrar yan gözle ona baktım.
Birden gözlerini bizim tarafa çevirince hızla önüme dönüp elim ayağım birbirine dolaşmış bir şekilde kıpırdandım yerimde.
"Oho, çocuğun gözleri kazara buraya değdi bir kafanı toprak altına sokmadığın kaldı tavus kuşu gibi,” dedi İklim gülerek.
"Ben daha çok 'kanka senin ki geliyor doğal davran' dedikten sonra özürlü gibi hareket eden kız sorunsalına benzettim,” dedi Derin gülerek.
"Ha ha ha! Çok güldüm," dedim ve utançla dirseğimi masaya koyup elimle alnımı kapadım. "Allah'ım benim arkadaşlarım neden beyinden özürlü!" dedim sinirle.
"Sen yalnız kalma diyedir kanka," Dedi İnci Eva laf sokarak.
"Sen sus! Sen benim bir süre gözüme gözükme! Pis sarı!"
Biz kendi aramızda tartışırken Derin boğazını temizledi.
"Buldum,” dedi elinde ki kolayı bırakarak. "Sana sevgili bulacağız."
"Pardon?" dedim kaşlarımı çatarak.
"Aynen öyle. Hep işe yarar bu, nasıl aklımıza gelmedi,” dedi İklim de.
"Abimin gözüne gözüne sokacağız sevgilini,” dedi İnci Eva heyecanla.
"Olmayan sevgilimi," diye düzelttim onları göz devirerek.
"Şimdi olmayan ama olacak olan sevgilini,” diyen Eva tırnaklarıyla masada ritim tuttu. "Kaslı olsun."
"Uzun boylu hatta esmer olsun,” dedi Derin de hevesle.
"Bense Sarışın olsun mavi gözlü. Zengin olsun mümkünse ki bir artı puan olsun,” dedi İklim de.
"Kibar ama ağır başlı olsun. Gülüşü de güzel olsun,” dedi İnci Eva.
Ben onları şaşkınlıkla izlerken ağzım açık bir şekilde hayalimde canlandırmaya çalıştım o adamı.
"Tabi ben gideyim hatta hemen sipariş vereyim kapıya gelsin," dedim sinirim bozulmuş bir gülüşle gülerken. "Pazardan domates mi alıyorsunuz be nereden bulayım ben böyle bir adamı? Hatta böyle bir adam var mı ki yeryüzünde?"
"Yok belki ama biz yaratacağız,” dedi Eva.
"Yarın gidip bir oyunculuk ajansına bakalım,” diyen Derin ile olayı anlamıştım sonunda.
Şeytandı bunlar ya aksi iddia edilemez.
"Saçmalamayın hemen ortaya çıkarsa anlar abim. Abim diye demiyorum çok zekidir. Bekleyelim bir süre vakit geçsin ondan sonra planı devreye sokarız,” dedi Eva.
"Ay sizden korkulur yemin ediyorum." dedim fısıltı gibi çıkan korkulu sesimle. "İstemiyorum böyle bir şeyi. Böyle küçük oyunlarla işim olmaz. Ben var severse, yol var giderse," dedim Aşık Veysel'den alıntı yapıp son noktayı koyarak.
"Ha diyorsun ki Ali Esat gitsin başka birini bulsun, onu sevsin, ona yüzük taksın, evlensin ve bütün hayatını onunla geçirsin?" Diyen İklim ile boğazıma oturan yumru ile yutkundum.
Zorla güzellik olmazdı ki. Kalbi ve aklı bende olmayan bir adamı kendime zorla bağlayamam da. Herkes gitmekte özgür. Evet, belki çok acı çekeceğim ama ne yapayım paçasına mı yapışayım beni sev diye.
Sevgi dilenecek değildim bir bakışını benden esirgeyen bir adamdan.
Nasılsa bir gün bu içimde ki ateş sönerdi.
Sönerdi Değil mi?