İçimde bir takım yıkıntılar oldu ve enkaza döndüm ama ölümcül değil. Bir şekilde yaşıyorum yıkık dökük kalbimle.
Sen olmasan da bu hayatta senin aşkınla yaşamak güzel Aliş.
Benim gözlerim en son buraya geldiğimizde oturduğu sandalyeye kayarken yutkundum.
Özlemiştim bana gülümsemesini.
Miso'da otururken Toprak abi önümüze çayları bıraktı.
"Başka Bir şey?" Dedi bizde gözlerini gezdirerek.
"Sağ ol abi," dedi İnci Eva bizim yerimize de.
Toprak abi kafa salladı ve kafenin çalışanı olan Sinan'a döndü.
"Sinan, ben çıkıyorum sana emanet buraları."
"Tamam abi."
Toprak abi üzerinde ki önlüğü çıkarınca İklim abisine gözlerini kısarak baktı.
"Nereye abi?" Diyen İklim'e baktı Toprak abi.
"Vefa'ya gidiyoruz. Bizim çocuklar Barın'da toplanmış beni de çağırdılar."
Ali Esat, oda orada mıydı?
Ben yerimde kıpırdandım ama sormaya cesaret edemedim. Gözlerimi İnci Eva'ya diktim abisini sorsun diye. Kızlar benim neden kıpırdandığımı anlamış olacak ki Toprak abiye baktı hepsi birden.
"Kimler orada?" Dedi Derin hızlıca.
"Herkes işte," dedi Toprak abi. Kim ama kim? İsim versene abi ya.
"Abim de orada mı?" Dedi İnci Eva, bana göz kırptı.
"Orada," diyen Toprak abi bize gözlerini kısarak baktı. Neden sorduğumuzu sorguluyordu." Neden sordunuz?"
"Bizde gelelim işte," dedi Cansu. Enes amcam kızacaktı eve geç gittiği için ama sırf benim için eve gitmek yerine kafeye gelecekti.
Ona gülümsedim minnetle.
"Gelin de hayırdır?" Toprak abi normal bulmamıştı. Çünkü Ali Esat sık sık görevde olduğu için onlar toplanınca bizde gelelim diye uğraşmıyorduk.
"Canımız sıkılır burada gelelim işte," dedi Derin oturduğu yerden kalkarak. "Hadi kalkın gidelim," diyen Derin ile bunu bekliyormuş gibi hızla yerimden kalktım.
"Balın'a mesaj atın boşuna buraya gelmesin," dedim.
Kızlar da kalkınca Toprak abi bir şey demeden kafenin kapısına doğru ilerledi. Bende kızlara minnetle baktım ve hayali bir öpücük atıp Toprak abinin arkasından çıktım.
Derdim zorla Ali Esat'a kendimi sevdirmek değildi. Zaten bunu yapacak kadar da gurursuz değildim. Tek derdim göreve gitmeden biraz daha göreyim onu.
Çünkü o göreve gittiğinde benim canım göğüs kafesimden çıkıyordu.
Her ne kadar zorla bir şeyleri oldurmaya çalışmasam da içimde bir umut ile bekliyordum işte.
Beklemekte ayıp değildi değil mi?
Gurursuz da olmuyordum içimde hala bir umut olduğu için. Olmuyordum değil mi?
William Shakespeare; 'beklemek cehennemdir.' Der ve sonuna şunu ekler. 'Ama ben beklerim seni.'
Biz kafeye geldiğimizde Toprak abinin arabasından indik ve içeriye girdik.
Büyük yuvarlak masanın etrafına toplanmış bizim çocukların arasından gözlerim Ali Esat'a çarpınca onun da hissetmiş gibi gözleri bana döndü. Beni görünce hiç bir tepki vermeden onunla konuşan Mustafa Yağız'a döndü.
Elinde oynadığı sigara paketinden bir dal sigara çıkardı ve dudaklarına götürdü.
Biz herkese merhaba deyip birer sandalye çekerken etrafta tek tük olan müşterilere baktım ona bakmamak için.
"Nerede kaldı Alkın ya?" Dedi Deniz. Derin kardeşine baktı ve onun önünde ki çaya uzanıp aldı içmek için. Deniz ona göz devirdi.
"Ablaya göz devrilmez, Allah taş eder," dedi Derin çayı yudumlayarak.
"Sen biliyor musun Ada?" Diyen Kerem'e hayır anlamında kafa salladım.
Barın abi elinde tepsi ile çıktı mutfak bölümünden. Herkesin önüne içecekleri bırakırken bize baktı.
"Hoş geldiniz kızlar," diyen Barın abiye gülümsedik. "Ne içersiniz?"
Herkes ne içeceğini söylerken bende bu ara midem almadığı için sadece soda söylemiştim.
Barın abi mutfağa dönünce kapıdan Abim ve Balın girdi.
Herkese selam veren abimler de birer sandalye çekince iyice sıkış sıkış olmuştuk.
"Ben gidip bize bir şeyler getireyim," dedi Balın abim ile kendisini kastederek.
Oda mutfağa gidince abim kendi aralarında muhabbet eden çocuklara katıldı.
Kızlar da kendi aralarında konuşurken benim sesim çıkmıyor gözlerim ondan başka her yerde dolanıp duruyordu.
Barın abi ve Balın da gelip yanımıza oturunca ben önüme içine bir dilim limon koyulmuş sodamı aldım.
"Hayal abla nerede? Oda gelseydi ya," dedi Balın, Asaf amcam ve Reva teyzemin kızı Hayal'i kastederek.
"Onun arkadaşının doğum günü varmış bu gün, hazırlanıyor şimdiden." Dedi Mustafa Yağız Balın'a.
"Hayal abla kadar süslüsünü görmedim ben ya," diyen Cansu'ya gülümsedim.
Cansu'yu hiç etek ve ya elbise giyerken görmemiştim. Makyaj bile yapmazdı. Ona garip gelmesi normaldi. Tam anlamı ile eşofman tişört yeterdi onun için.
"Richard gelecek," diyen Mustafa Yağız ile herkes ona dikkatini verdi.
"Barış diyecektin herhalde?" Dedi Ali Esat sonunda konuya katılarak. Kesinlikle Richard demeyi reddediyordu ona.
Richard, yani Barış Aybüke teyze ve Alex amcanın oğluydu. Alex amcam, Aras amcamın teyzesinin oğluydu. Aybüke abla da Aras amcanın halasının kızı. Evliydiler ve Yunanistan da yaşıyorlardı
İki ismi olan Barış sık sık buraya geliyordu anneannesi Meryem babaanneyi görmek için.
"Bu sefer buraya iş kurmak için geliyor," Dedi Mustafa Yağız.
"Nasıl yani?" Dedi Cansu.
"Yunanistan da ki barın bir benzerini Türkiye'de açacak."
"İyi bari beleşe içki," diyen Deniz ile güldük kızlarla.
"Ulan ne beleşçisin," diyen Barın abi ensesine vurdu Deniz'in.
"Aranızda en küçük benim büyükler hesap öder," dedi Deniz bir çocuk edası ile.
"Hayır, en küçük Balın ve Cansu bu masada," dedi İklim yaşları on dokuz olan kızları kastederek.
"Kızım zaten bunlar size hesap ödetmiyor ki siz kendinizi niye sayıyorsunuz," dedi Deniz bizi kastederek.
"Keşke sende biraz kibarlık öğrensen," dedi Eva Deniz'e laf sokarak.
"Kibarlık mı? Sen kibarlıktan mı ödetmiyor sanıyorsun bunlar hesapları size," dedi Deniz gülerek. Birazdan dayak yiyecekti hissediyordum. "Maçoluktan kızım bunlar," Diyen Deniz ile hemen yanında oturan Toprak abi kafasına vurdu.
"Elimde kalacak it!" diye söylenen Toprak abi ile güldüm.
Ben keyfim olmasa da gülünce iç çektim. Gözlerim Ali Esat'a kayınca gülümsememe baktığını gördüm.
Gülüşüm yüzümde donarken göz göze geldik onunla.
O hala ifadesizliğini korurken gözlerini kaçırmıyordu bile. Ben yutkunup gözlerimi ondan kaçırdım ve rahatsızca kıpırdandım yerimde
***
Saat gece yarısını gösterirken müşteriler dağılmış bizde hafif bir müzik açmıştık.
Masada sadece ben, Ali Esat, Mustafa Yağız, Eva ve Cansu vardık. Diğerleri bir taraflara dağılmıştı, kafenin içinde farklı yerlerde oturuyorlardı.
Çalan şarkının sözleri kulaklarımda çınlarken açık kahve gözlerimi ela gözlerine çevirdim.
'Bu belki son mektubum 48 bar veda metni
Ahirette karşıma çıkma diye hakkımı helal ettim
Bana yaşattığın bu duygu bilmiyorsun ne lanetli.'
Şarkının sözleri ne kadar da net anlatıyordu hislerimi. Garip olan ben onun gözlerinin içine bakarken gözlerini benden çekmemesiydi.
Neden çekmiyorsun gözlerini benden Aliş. Gözlerim gözlerine takılıyor kalbim yerinden çıkıyordu farkında değil misin?
'Üstümüzden çok sular akmış biz artık yabancıyız
Beraber büyüdük fakat başka aşkın kazancıyız.'
Beraber büyüdük fakat sen başka bir aşkla yaşarken ben senin aşkınla yanıyordum.
Birbirinin nefes almasından ne söyleyeceğini bilen çocuklardık, nasıl yabancı olabildik?
'Gözlerin beyaz bir sayfa ben yazmaya doyamıyorum
Sen yerine senden sonra hiç kimseyi koyamıyorum
Bunun fazla nedeni yok belki zamanla anlayacaksın
İşte o gün çok geç olacak içimde hiç kalmayacaksın.'
Ali Esat son günlerde iki dudağının arasından düşürmediği sigarayı içine çekip küllükte söndürdü ve sonunda gözlerini benden çekip karşı da ki karanlık sokağa çevirdi.
Eskiden bu kadar içmezdi bu zehiri, şimdi nefes alma sebebi gibi sürekli içine çekiyor o zehiri.
Ben gözlerimi yanımda oturan Cansu'ya çevirdim. Az önce yanımızda oturan Mustafa Yağız ve İnci Eva masada yoktu.
Kim bilir nereye kayboldular. Ali Esat inşallah İnci Eva'nın yokluğunu fark etmez.
"Ben kendime kola alacağım bir şey istiyor musun?" Diyen Cansu'ya hayır anlamında kafamı salladım ve oda kalktı masadan.
Şimdi ikimiz karşı karşıya ve yalnızdık masada.
"Ben şey yapayım," ben gerginlikle yerimden kalktım onunla yalnız olmamak için. Sesim fısıltı gibi çıkmıştı.
"Ada," diyen Ali Esat ile gözlerimi ona çevirdim. Hala ayaktaydım. "Otur sen ben kalkacağım zaten." Diyen Ali Esat sigarasını ve telefonunu pantolonun cebine koydu.
"Gerek yok eve gideceğim ben zaten." dedim çatık kaşlarımla.
Şuan ondan her şeyi bekliyordum fakat beni oturtup kendisinin kalkacağını düşünmemiştim. Amacım sadece masadan kalkmaktı yalnız kalmayalım rahatsız olmasın diye.
Lütfen sende öyle düşünmüş ol aksini düşünmek istemiyorum.
Ali Esat bir kaç saniye gözlerime baktı ve ardından bir şey demeden masadan kalkıp abimlerin yanına doğru ilerledi.
Benim dudaklarımdan alaycı inleme çıktı. Sinirdendi bu. Sinirim bozulmuş bir ruh hali ile gülmeye başladım.
Daha fazla buna katlanamayacaktım!
Masanın üzerinde ki telefonumu pantolonum cebine sıkıştırdım ve onlara bakmadan dışarıya çıktım eve gitmek için.
Kollarımı göğsümde bağladım ve dudaklarımı birbirine bastırdım yolun ortasında ağlamamak için.
Vefa'dan çıkınca hızlı adımlarla karşıya geçmeye çalıştım. Sağıma soluma bakmadan ilerlerken birden bir korna sesi yükseldi karanlık cadde de.
Kafamı sesin geldiği yöne çevirince gördüğüm araba ve saniyesine ben geri çekilemeden bana çarpması bir oldu.
Ben savulurken yere acıyla gözlerim kapandı.
Şuan küçücük bir hücremi dahi hissetmiyordum. Normal miydi bu?
"İyi misin? Allah kahretsin!" kimdi bu sesin sahibi? "Tamam, sakin ol hastaneye gideceğiz şimdi iyi olacaksın?"
Şuan zaten sakinim geri zekâlı sen sakin ol. Gözlerim bile açık değil, benimle konuşuyorsun.
Bilincimin son kırıntıları birden yükseldiğimi hissettim.
Bazen birini çok sevmek, ona böyle körü körüne bağlanmakta iyi değil biliyor musun; çünkü insan kalbi ile sevince aklını, ruhunu ve tüm benliğini kaybediyor.
Benim şuan kaybettiğim gibi.
• Balın •
Biz kızlarla masada otururken Alkın abi yanımıza geldi ve benim oturduğum sandalyenin üstüne koydu elini.
"Ada'yı gördünüz mü kızlar?"
Doğru ya, Ada neredeydi?
Biz kızlarla birbirimize bakarken kimseden ses çıkmadı.
"Az önce buradaydı Alkın abi," dedim ve etrafa baktım.
"Allah Allah, nereye kayboldu bu kız?" Alkın abi cebinden telefonunu çıkarırken telefonu çaldı. Alkın abi ekrana baktı ve aramayı cevapladı.
"Baba Ad-" cümlesi yarım kalan Alkın abinin yüz ifadesi dondu. "İyi miymiş?" Alkın abinin sesi varla yok arası çıktı. Tüm dikkatimi ona verdim. "Bilmiyorum. Baba ben yanımızdan ayrıldığını bile görmedim!" Dedi Alkın abi sesini yükselterek. Gözleri dolu doluydu.
Ben endişe ile ayağa kalktığım da diğerleri de sesi yükselen Alkın abiye bakıyorlardı.
Alkın abi telefonu kapayınca beni buldu gözleri.
"Ada'ya araba çarpmış,"
Kafede şaşkınlıkla beraber endişe dolu nidalar yükseldi.
Ben korku ile ağzımı kapadım ve gözlerimi istemsizce Ali Esat abiye kaydı. Bir şey mi oldu aralarında da Ada gitti?
"Alkın! Hangi hastane?" Ali Esat abinin endişesi gözlerinden belli oluyordu. Eli ensesine gitti ve orada gezdirdi sertçe. Ağzının içinde bir şeyler mırıldandığını gördüm. Kızıyor gibiydi.
"Aşağıda ki," Alkın abi kimseye bakmadan hızla kafeden çıktı. Hepimiz arkasından çıktığımızda abim kafeyi kilitledi ve kendi arabasına bindi. Bende hemen yanına bindim.
Titreyen ellerimle telefonumu çıkardım ve elimin tersi ile akan bir kaç damla yaşı sildim. Annemin numarasını tuşladım hızlıca.
Telefonu kulağıma götürdüm ve açılmasını bekledim.
"Balım... " Annemin sevgi dolu sesini duyduğum da bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan.
"Anne Ada'ya araba çarpmış." Annemin karşı taraftan korkulu çığlığını duydum.
"İyi miymiş?" Annem de başlayınca ağlamaya babamın ne olduğunu soran sesini duydum.
"Bilmiyorum hastaneye gidiyoruz işte hepimiz."
Anneme hastanenin ismini verdikten sonra telefonu kapadım. Arabalar hastanenin önünde durunca hepimiz birlikte indik.
Koştur koştur hastaneye girdiğimizde Ada'nın alındığı müdahale odasını öğrendik ve hepimiz oraya gittik. Odanın önünde sandalyede hıçkırarak ağlayan İpek teyzem ve başında onu teselli etmeye çalışsa da kendi de ağlayan Akın amcamı buldum.
Hemen yanlarında Demir amcam, Kenan dayım, Yeşim teyzem ve diğerleri vardı. Alkın abi hemen annesinin yanına gitti ve önünde eğilip ellerini tuttu.
"Anne, Ada?" Dedi Alkın abi titreyen sesiyle.
"Bilmiyoruz, hala çıkmadı doktor." İpek teyzem hıçkırarak ağlarken Yeşim teyze yanına gitti ve sırtını sıvazladı destek olmak için. Yeşim teyzem de doktordu aslında ama çocuk doktoru.
Karşımda ki Ali Esat abi bir ileri bir geri gidiyordu. Endişeli olduğunu görebiliyordum ama içimden bir ses Ada onun yüzünden orada diyordu.
Annemler de geldiğinde annem de İpek teyzenin yanına koştu destek için.
Akın amca karısını bırakıp duvara yaslı duran Alkın abinin yanına gitti.
"Sen neredeydin? O araba kardeşine çarparken sen neredeydin Alkın!" Akın amcanın bağırması ile istemsizce irkildim.
Babamlar Akın amcayı sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Gecenin bir saati kardeşin yalnız çıkıyor senin yanından, o Allah'ın belası araba ona çarpıyor haberin olmuyor!" Akın amcamın Alkın abiye tokat atınca ben ve İpek teyzemin ağzından bir çığlık çıktı aynı anda.
Öyle bir sessizlik sarmıştı ki hastane koridorunu içim ürpermişti.
"Böyle mi abilik yapıyorsun sen?" Akın amcamın sorusu ile İpek teyzem oturduğu yerden kalktı.
Alkın abi kesinlikle sesini çıkarmıyor kafası aşağıdaydı. Ne ara yanıma geldiğini bilmediğim Ali Esat abi onlara doğru gidecekti ki bileğinden tuttum.
Onu biraz tanıdıysam gidip ben yaptım diyecekti. Bu iç savaş çıkarırdı aile içinde.
Ali Esat abi bileğini benden kurtarınca tekrar tuttum. "Yapma. Eğer söylersen herkes Ada'nın hislerini anlar düşünsene Ada ne hale gelir?"
Ali Esat doğruluk payını anladığında gözlerini kapadı ve derince bir iç çekti. Gözlerinin altı kıpkırmızı olmuştu.
Ben onun bileğini bıraktığımda o sessizce durmaya devam etti yanımda.
" Akın, nereden bilsin Alkın böyle olacağını? Yapma yüklenme oğluma," Dedi İpek teyze ağlayarak. Alkın abinin kolunu tutuyordu.
"Eğer bu it kardeşine sahip çıksaydı benim kızım evinde olacaktı!" Dedi Akın amca.
Herkes Akın amcanın Ada'ya nasıl düşkün olduğunu biliyordu. Kızını gözünden sakınıyordu ve şuan canının acısından Alkın abiye yükleniyordu.
Ona da yazık ama...
"Akın yeter artık oğlanın bir suçu yok," Dedi Kenan dayım Akın amcayı kolundan çekerek.
"Böyle yaparak zamanı geriye alamazsın," diyen Demir amca da yeğeninin önüne geçmişti Akın amcanın görüş alanını kapamak için. "Alkın'ın kardeşini herkesten çok koruyup kolladığını sende biliyorsun. Olacağın önüne geçemezsin. İpek yıllar önce Aras'la o kazayı yapınca benim geriye alamadığım gibi."
Akın amcam alnını eliyle sıvazladı ve koridorun diğer ucuna yürümeye başladı.
"Annem git hadi bir elini yüzünü yıka," Dedi İpek teyzem Alkın abinin kıpkırmızı olan yanağını okşayarak.
Alkın abi kimseye bir şey demeden dönüp arkasını koridordan çıktı.
Kısa bir süre de herkes sakinleşip suspus olunca gelecek haberi beklemeye koyulduk. Yanımda ki Ali Esat abi kafasını duvara dayamış gözlerini kapamıştı.
Ne düşündüğünü bilmiyordum ama kahrolduğunu görebiliyordum.
Uzanıp elini tuttum ve sıktım. Gözlerini açıp bana baktı.
"Benim yüzümden," Dedi sessizce. Sesinde ki ton çaresiz çıkıyordu.
"Kalkınca ondan özür dilersin ama kendini topla anlayacaklar," dedim bende sessizce.
"Tek suçu beni sevmekti," dedi kendine kızar gibi bir ses tonu vardı.
"Tek suçun onu anladığın halde anlamam azlıktan gelmendi," dedim ve derin bir nefes aldım. Ne kadar doğru ona bunları demem bilmiyordum ama birilerinin artık ona bir şeyleri göstermesi lazımdı. "Onu görmezden geldin. O içinde yaşıyordu ne yaşıyorsa sana hiç belli etmedi. Senin ona attığım bir tebessüm, bir kelime yetiyordu mutlu olmasına. Sen şimdi ondan bunları da esirgedin. Ada'nın derdi seninle olmak değil aslında, tek derdi seni kimselere belli etmeden çok sevmek. "
Ali Esat abinin gözlerinden yaşlar süzülünce uzanıp parmağım ile sildim onları. Ada burada olsaydı oda öyle yapardı çünkü kıyamazdı.
"Ona bir şey olmasını istemedim. O iyi olsun istedim sadece. Belki ben onunla arama mesafe koyarsam acı çekmez, kalbi kırılmaz sandım," diyen Ali Esat abi derin bir nefes aldı.
"Kalbi kırılmaz sandığınız o kız geceleri uyuyamıyor ama ağlamaktan." dedim ve elimi ellerinden çektim.
Belki acımasızca olmuştu ama umurumda değildi.
Ali Esat kuzenimse Ada da dostumdu, kardeşimdi.
"O uyandığında sakın anormal bir şey yapma. Ada'nın hislerini öğrenmeden önce nasıl davranıyorsan öyle davranmaya devam et. Ada ümitlenmez, ümitlenmiyordu da zaten. O sadece senin ona sergilediğin bir tebessüm ile yetinip yaşamaya çalışıyordu. Yine öyle yapacak biliyorum. "
Ali Esat abi varla yok arası kafasını salladığında burnunu çekti.
"Uyanır değil mi?" diye soran Ali Esat abi ile yutkundum.
"Uyanmak zorunda," dedim ona bir şey olursa kahrolacak onca insanı düşünerek.
O sevdiklerini bırakıp gitmez ki.
Ben Ali Esat'ın yanından kalktım ve Alkın abiyi bulmak için etrafa bakındım.
Hastanenin bahçesine çıktığımda onu merdivenlerin üzerinde otururken buldum.
Yanıma gittim ve oturdum. Yaşlı gözleri bana döndü.
"Haber var mı?" Dedi Alkın abi merakla.
Kafamı iki yana salladım. "Henüz doktor çıkmadı," dedim ve onda göz gezdirdim. Gözlerinde ki yaşlar ardı arkasına akıyordu.
"Babam haklıydı. Benim yanımda olması gerekirken o-" Alkın abi cümleyi devam ettirmeden eliyle ağzını kapadı.
"İyi olacak. Ada güçlü kız yıkılır mı bir darbeyle," dedim ona destek olmak için.
Yanımda ki Alkın abiye sarıldım ihtiyacı olduğu için. O benim kollarımda ağlarken ben de ağlamamak için çaba gösteriyordum.
Siyah saçlarında parmaklarımı gezdirdim ve dudaklarımı saçlarına bastırdım.
"O Ada Atabey bir kere, en ufak bir sarsıntı da yıkılmaz."
Alkın abinin yanında Ada'nın olduğu kata doğru ilerledim içimde ki sıkıntı ile.
Hala sessizce bekleyen bizimkilerin yanlarına gittiğimiz de ben gidip yanı boş olan Enes amcam ve Buse teyzemin on iki yaşında ki oğlu Furkan'ın yanına oturdum.
Ortamda bir sessizlik hâkimken müşahede odasının kapısı açıldı. Hepimiz ayağa kalktık hızla ve doktorun etrafına toplandık.
Hepimizin yüzünde bir endişe vardı. İpek teyzem zar zor ayakta duruyor yanında ki Akın amcamın kolunu tutarak durabiliyordu. Akın amcam ise belli etmemeye çalışsa da gözlerinde saf bir korkunun olduğunu görebiliyordum.
"Ada Atabey... Neyse ki küçük hanımın bir şeyi yok. Bacağı kırılmış ve alçıya alındı. Onun dışında kafasını vurduğu için 24 saat uyumamalı her ihtimale karşı. Geçmiş olsun," Diyen doktor ile herkes rahat bir nefes aldı.
"Kızımı görebilir miyim?" Dedi İpek teyzem hevesle.
"Tabi ama sadece babası ve annesi girsin çok kalmama şartı ile." Diyen doktorun ardından hepimizin yüzü gülmeye başlamıştı şükür ki.
Doktor yanımızdan ayrıldığında İpek teyzem ve Akın amcam hazırlanıp yanına girmişti Ada'nın.
Ali Esat abi içi rahatlamış gibi güçlü bir nefes bıraktı ve gidip duvarın önünde ki koltuğa oturdu. Ona bakmayı kesip Alkın abiye doğru ilerledim.
Yanına oturduğum da gözlerini bana çevirdi. Saf bir mutluluk vardı gözlerinde.
Uzanıp dizinin üzerinde ki elini tuttum. "İyi olacak demiştim," dedim bilmişlikle.
"Demiştin." Sesi Alkın abi bana gülümseyerek. Tutuğum elimi sıktı avuçlarının içinde. Benim bal gözlerim onun siyahları ile buluştu. Ne güzeldi gözleri.
"Bal... Bana bir okuma borcun var," Dedi Alkın abi. Ona kitap okuyacağıma dair verdiğim sözden bahsediyordu. Ne güzel diyordu.
"Biliyorum." demekle yetindim.
Gözlerim annemlere kaydığında hepsinin biraz ileride müşahede kapısının önünde toplandığını gördüm. Bizim gençler kuşağı ise sessizce oturuyorlardı kenarda köşede.
Tekrar ona çevirdim gözlerimi. O ise gözlerini benden çekmemişti.
"Bu gece bana kitap okur musun?"
"Okurum," dedim ve gülümsedim. "Kitap okurum, çay demler
Şiir yazarım sana..."
Eksik söyledim, sen tamamını biliyor musun bunun Mavi?
Benimle yaşlansana?
Kitap okurum, çay demler
Şiir yazarım sana...
Ne güzel demiş Cemal Süreyya.