4.Bölüm: Mavi ve Bal

1897 Words
• Balın • İpek teyzem ve Akın amcam Ada'nın yanından çıktıklarında Akın amcam yan gözle yanında oturduğum Alkın abiye baktı. Gülümsememek için zor tuttum kendimi. Pişman olmuştu, şuan burada ki herkes farkındaydı ve herkes ima ile bakıyordu Akın amcama. "Hadi Yeşim, hadi Aslı gidin yavrum siz. İyiymiş gördüm de çok şükür," Diyen İpek teyzem annemleri göndermeye çalışıyordu. Akın amcam yan gözle Alkın abiye bakarak yanımıza geldi ve dikildi yanında ve yaslandı. "Sende git. Yarın okul var bu kafayla ders anlatamazsın dinlen evde," Dedi Akın amcam Alkın abinin gözlerine bakmadan. Alkın abi babasına baktı. Oda anlamıştı babasının ona vurduğu için üzüldüğünü. Akın amcam hiçbir zaman çocuklarına böyle davranan biri olmamıştı. Ada'nın acısı ile Alkın abiye vurmasına bile hala şaşırıyordum. "Gerek yok kalırım burada bu gece." "Lan oğlum gitsene sen," Dedi Akın amcam direterek. Herkes geçmiş olsun deyip hastaneden gitmek için hazırlanırken sessizce duran Ali Esat abinin telefonu çaldı. Ali Esat abi telefonunu açtı ve kulağına götürdü. "Buyurun komutanım?" diyen Ali Esat abi ile sessizlik hâkim oldu rahat konuşabilmesi için. "Emredersiniz komutanım hemen çıkıyorum." Ali Esat abi telefonu kapattığında biz merakla ona bakıyorduk. "Görev var," Diyen Ali Esat abi ile Yeşim teyzem ona doğru ilerledi. Oğlunun yüzünü eller arasına aldı. "Hani bir süre buralardaydın oğlum? Gecenin kör saati ne görevi bu?" Dedi Yeşim teyze titreyen sesiyle. Kenan dayım yanına gitti ve Yeşim teyzemi göğsüne çekti. "Yavrum çocuğu zor durumda bırakma. Onun mesleği bu, ne zaman görev olup olmayacağı belli değil," Dedi Kenan amca ılımlı yaklaşarak. Ali Esat abi eğilip annesinin ellerini öptü ve gülümsedi. "Söz veriyorum en kısa zamanda döneceğim," Dedi ve ailenin diğer üyeleri ile sarıldı tek tek. Her göreve gittiğinde mutlaka hepimize sarılır öyle giderdi. Hatta göreve çıkmadan önce askerlerin sevdiklerine mutlaka mektup yazıp hazırda beklettiklerini ondan öğrenmiştim. Eğer kendisine bir şey olursa mektup üstünde yazan adrese gidiyormuş. Akın amcam ve İpek Teyzemin önünde durunca önce teyzeme sarıldı sıkı sıkı. "Ben gelince bir kekini alırım," Dedi şakacı bir tonda. "O kek sadece bana yapılır aslan parçası başka kapıya," diyerek duruma el koyan Akın amcam ile sessizce güldük insanları rahatsız etmemek için. Ali Esat abi ayrıldı teyzemden ve Akın amcamın elini öpüp ona da sarıldı. Ondan ayrıldığında ise Ada'nın olduğu odaya baktı. "Gitmeden onu da görsem?" Diyen Ali Esat ile İpek teyzemin yüzünde manidar bir gülüş oluştu. Biz ise kızlarla birbirimize baktık. "Ben doktorla konuşurum, hadi git gör Ada kızımı," Dedi Yeşim teyzem. Ali Esat abi kafa sallayıp içeriye girdiğinde arkasında kalan Akın amcam söyleniyordu. "Görmese olmuyor sanki it." "Korkuyorsun değil mi lan hala dünür olacağız diye?" Dedi Kenan amcam alayla. Ada ve Ali Esat'ın arasında olanları bilmeyenler gülerken Akın amcam küfür ediyordu. Biz ise bilen kızlarla gülmeden birbirimize bakıyorduk. Herkese ne kadar da olmayacak bir şey gibi geliyordu da alayla gülüp şakalar yapıyorlardı. Belki de bu yaşananların tüm suçlusu büyüklerdi. Bizi birlikte büyütüyorlar diye kardeşsiniz unvanını dayatıyorlardı. Ne kadar doğruydu ki bu? Arada kan bağı yokken kardeşsiniz diye büyütülmek doğru değildi. Ada ancak Toprak abi ve İklim ille kardeş olurdu. Kan bağı vardı. Ben ancak Eva, Kerem ve Ali Esat abi ile olurdum kan bağımız vardı. Kan bağı olmadan kardeşiniz demek fark etmeden o çocukların hayatına yön veriyordu. *** • Ada • Bacağımın ağrısı yapılan iğnelerden sonra geçerken derin bir nefes aldım. Kim bilir nasıl üzülmüştür bizimkiler bana bir şey oldu korkusu ile. Tahmin edebiliyorum olanları. Annem ile babamın yüzünden belliydi zaten nasıl korktukları. Peki ya o. O korkmuş mudur? Üzülmemiştir inşallah, suçlamamıştır kendini. Ben aklımdan geçenleri kapının çalınıp açılması ile bir kenara bıraktım. İçeriye giren Ali Esat ile şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Beklemiyordum onu. Hele tüm bu olanlardan sonra. Ali Esat yatakta yatan beni gözleriyle taradı iyi olup olmadığımı görmek için ve bana doğru adımladı. Ben ona beklenti ile bakarken o ne söyleyeceğini bilemiyor gibi sessiz kaldı bir süre. Daha sonra derin bir nefes aldı. "Özür dilerim." İki kelime, özür dilerim. Her şey o kadar kolay değildi. Onunda suçu yoktu ki. Belki de tüm suç bendeydi. "Böyle olsun istemezdim. Ben eğer senden uzak durursam eskisi kadar üzülmezsin diye düşündüm," Dedi gözlerini kaçırarak. "Üzülmüyordum ki ben," dedim varla yok arası sesimle. Gözleri beni buldu. "Ben bu yolun zaten sana varmayacağını biliyordum." Ama hayali bile güzeldi işte. "Ada, böyle olsun istemezdim," Dedi az önce dediğini tekrarlayarak. Benim ona aşık olmamı istemezdi mesela. "Bende istemezdim," dedim mırıldanarak. Doğru istemezdim. Doğduğumdan beri onu görmeyi, onu sevmeyi, başka biri ile nişanlanmasını izlemeyi, o kadına seni seviyorum demesini ve yeri geldiğinde o kız için acı çekmesini görmeyi istemezdim. Ne çok yaram varmış. Ne çok yaramız varmış. Hala niye ayrılıklarını kimsenin bilmediği o kızın acısını yaşıyordu. Gözlerinde görüyordum bunu. Gözleri eskisi gibi bakmıyor, gözlerinde sürekli bir buğu vardı. "Biz seninle iki yabancı gibi olmayı beceremiyoruz," Diyen Ali Esat derin bir nefes aldı ve bana biraz daha yaklaşıp elini elimin üzerinde koydu. Kalbim göğüs kafesimi zorlarken refleksle parmaklarını kavradım. "En azından eskiden nasılsak öyle olalım ama Ada benim sana verebileceğim bir şey yok." Kalbin mesela, aşkın ve aklın. "Kalbin mesela," dedim silik bir tonda. Niye beni sevmedin Aliş? Ben başından beri hep senin yanı başındaydım oysa. Niye görmedin beni? "Benim bir kalbim olduğunu düşünüyor musun hala? Ben uzun zaman oldu o kalbi kaybedeli," Dedi Ali Esat. Rüya'da bıraktın çünkü kalbini. "Bu hikâyede aşkını içinde yaşayan herkes kaybetti," dedim titreyen sesimle. "Ben kaybettim ama sen kaybetme. Ada senin çok güzel bir hayatın olsun. Kendini aşka kapatma. Aşk çok güzel bir duygu ve sevilmek sana çok yakışır," Diyen Ali Esat ile sancıyla kasıldı kalbim. Aşk çok güzel bir duygu... Sen o duyguyu yaşadın, benim de sensiz yaşamamı istiyorsun Aliş. Senin dilin vardı söylemeye ama benim aklım almadı. Aklımın dört bir yanında sen varken nasıl alırım ben onu aklıma. Bu dünyada sadece senin sesini duyunca ağladım bilmiyorsun Aliş. Görevdeyken aylarca haber alamadık senden. Kahrolduk acıyla kavrulduk ve sen aylar sonra Yeşim teyzemi arayınca, Yeşim teyzem sesini dışarı verdiği an ben ilk kez birinin sesinin güzelliğine ağladım. Ben anlamıştım ama tek taraflı sevmenin yetmediğini. Seneler önce Emir dedeme sormuştum. Sevmek mi daha önemli sevilmek mi diye? Oda cevap vermişti babacan bir gülümseme ile. Bir kuş düşün, sağ kanadımı yoksa sol kanadı mı önemli? İşte o gün anladım sevmek tek başına yetmiyormuş. "Uykum var," dedim elimi ondan çekerek. Gitsin istiyordum artık. "Görev geldi," Dedi iki kelime ile. Dudaklarım titredi. Yine mi gidiyordu? Bu sefer ne kadar sürecekti? Aylar mı, haftalar mı yoksa günler mi? Ne kadar sürerse sürsün, sağ salim gelsin Allah'ım başka bir şey istemiyorum. "Ne kadar sürecek?" dedim titreyen sesimle. "Bilmiyorum, kısa sürer herhalde," Dedi üzüldüğümü anlayarak. "Sağ salim git gel," dedim içtenlikle. "Ben gelene kadar iyileş Ada, seni kanadı kırık bırakıyorum, uçmayı öğrenmiş bulayım geldiğimde." Ali Esat elini saçlarıma götürdü ve eskiden yaptığı gibi elini gezdirdi saçlarımda. "Keşke saçlarına kıymasaydın be kızım," Dedi Ali Esat buruk bir sesle. "Değmem ben buna." Değmez derler Ada, yanan ateşin korlanmasını izleyenler. "Tekrarı yok bu hayatın Ada, ömrümü sevdi ve sevecek diye kendini avutarak geçirme. Benimle ömrünü çürütme," Diyen Ali Esat elini benden çekti. "Allah'a emanet ol bıcırık," Dedi Ali Esat küçükken bana seslendiği gibi. "Sende," dedim ağlamamak için zor tuttuğum sesimle. Sesim titriyordu. Sesim ne ki Ada kızım? Yüreğimde depremler oluyordu. Ali Esat yavaşça arkasını dönüp odadan çıktığında bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan. Ben elimle yüzümü kapadım ve sessizce ağladım onun arkasından. Her şey çok farklı olabilirdi oysa. Olmadı, belki de hayırlısı buydu. *** • Balın • Ali Esat abi eşyalarını alıp gittikten sonra biz dayımlara gelmiştik oturmak için. İpek teyzem ve Akın amcam refakatçi olarak hastanede kalmış Alkın abide eve gelmişti yarın okula gideceği için. Ben sessizce çayımı içerken yerimde rahatsızca kıpırdandım ve ayağa kalktım. Babamın ve abimin gözleri beni buldu. "Eve gideyim ben canım sıkıldı," dedim açıklama yaparak. Babamlar onaylayınca çıktım dayımlardan ve Alkın abinin evine doğru ilerledim. Sözümü yerine getirip eve gidecektim. Ben sözümü tutardım sonuçta. Alkın abilerin evine geldiğimde bahçe kapısında girdim ve koşa koşa kapıya gidip zili çaldım. Kapı açılınca yutkundum ve gözlerimi kaçırdım hızla. Alkın abinin üzerinde gri bir eşofmandan başka bir şey yoktu üzeri çıplaktı. Elinde ki kahve kupası vardı. Saçlarının ıslaklığından anladığım kadarı ile yeni duş almıştı. "Şey ben..." diye geveledim derin bir nefes aldım. "Sözümü tutayım demiştim," dedim gözlerimi ona değdirmeden. Alkın abinin gülümsediğini hissediyordum. "Hoş geldin bal..." Diyen Alkın abi kenara çekilince içeriye adımladım. "Sen geç ben üzerime bir şey alıp geleyim." Şükür ya rabbim. Hızla kafa salladım ve ezbere bildiğim içeriye adımladım. Ben koltuğa oturunca bir kaç dakika sonra Alkın abi üzerine geçirdiği mavi tişörtle aşağı indi. "Ne içersin?" "Teşekkürler bir şey istemiyorum," dedim ve ayağa kalktım. "Kitaplığın?" dedim ellerimi birbirine bağladım önümde. "Odamda," deyince kafa salladım ve elimle merdivenleri gösterdim. "Bakabilir miyim?" dedim sorarcasına. "Sormana bile gerek yok," Diyen Alkın abiye gülümsedim ve merdivenlere doğru ilerledim. Arkamda ki Alkın abinin ayak seslerini duyuyordum. İkinci kata ulaştığımızda ezbere bildiğim Alkın abinin odasına girdim. Oda girince kapıyı kapatmadan yanıma geldi. Muhtemelen rahatsız olacağımı düşünerek kapatmamıştı kapıyı. İstemsizce gülümsedim ve odada kısa bir an gözlerimi gezdirdim. Duvarın yarısını kaplayan camın önünde lacivert nevresimli yatağı ve hemen çaprazında ki camın önünde ikili bir siyah koltuk vardı. Yatağın iki yanında komodinler vardı ve yatağın karşısında iki duvarı kaplayan bir kitaplık ve ikili koltuğun yanında bir çalışma masası vardı. Yatağın diğer tarafında kalan boşlukta ise giysi dolabı vardı. Ben hemen kitaplığı doğru ilerledim ve parmaklarımı gezdirdim kitaplarda. Hepsinin ismini tek tek okurken yere kadar uzanın kitaplara kadar eğildim ve sonunda okuduğum ve çok sevdiğim bir kitapta parmağım durdu. Kürk Mantolu Madonna... Alkın abinin arkamda ki varlığını hissediyordum. Kitabı elime aldım ve zaten yere çöktüğüm için öylece oturdum kitaplığı önüne. Alkın abi de yanıma geldi ve oturdu. "Oku bakalım Bal," Diyen Alkın abiye gülümsedim sayfaları hızla geçip bir sayfada durdum. Maalesef hepsini okuyacak zamanım yoktu ve eve gitmeliydim. "Bu eksik sana değil, bana ait. Bende inanmak noksanmış. Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için, sana âşık olmadığımı zannediyormuşum bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. Ama şimdi inanıyorum. Sen beni inandırdın. Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum." Ben paragrafı bitirdiğimde istemsizce Alkın abiye baktım. Kafasını kitaplarına yaslamış yüzümün her yerinde gözlerimi gezdiriyordu. "Ne oldu?" dedim gülerek. O kadar ciddiydi ki istemsizce gülmüştüm. "Gözlerin kelimelerin üstünde dolaşırken koyulaşıyor," diye mırıldandı Alkın abi. "İnsan sevdiği bir şeye bakarken gözleri büyür ve koyulaşırmış," Dedi bilmediğin bir bilgiyi bana sunarken. "Bana bunu sevdiren sensin," dedim kitabı göstererek. "Garip olan şey, bana bakarken de koyulaşıyor gözlerin. Balın en koyu rengini alıyor," Diyen Alkın abi ile gülümsemem bir anlığına dondu. Öyle mi oluyordu? Ve bunun farkındaydı o. Belki de normaldir. Sonuçta seviyorum, birlikte büyüdük ve her günüm onunla geçti neredeyse. Bu çok normaldi. "Olabilir, yani tabi ki seviyorum seni. Sen sevmiyor musun beni?" dedim tekrar gülümseyerek. "Seviyorum," diye mırıldandı Alkın abi. "Biliyorum," dedim mırıldanarak ve gözlerinin içine baktım. Nasıl güzel bakıyorsun böyle bir bilsen. "Gitmem lazım. Babama eve gideceğimi söyledim," dedim ve ayağa kalktım. Oda benimle kalkınca karşı karşıya kaldık. Elimdeki kitabı ona uzattım ve oda aldı elimden. Ben ellerimi birbirine sürterken gözlerimi gözlerinden ayırmıyordum. Bana diyorsun ama senin gözlerinin de bir farkı yok Alkın... Gözlerin mavinin en koyu rengini almış dönüp dolaşıp gözlerimi buluyor. "Hoş çakal," dedim gitmek için bir adım atmıştım ki istemsizce iç çektim. Ona döndüğüm de hala bana bakmakta olduğunu gördüm. Parmak uçlarımda yükseldim ve kollarımı ona dolayıp sarıldım içimden geldiği gibi. Alkın abi bir kaç saniye şaşkınlık yaşasa da hemen kollarını bana dolanmıştı oda. "İyi ki varsın ve Akın amcama gönül koyma. Sen çok iyi bir abisin Ada'ya. Hep öyleydin," dedim ve Alkın abinin burnunu saçlarımın arasında hissettim. "Çok yanlış sularda yüzüyoruz bal." Farkındayım mavi, ama kimin umurunda...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD