• Ada •
Bir, iki, üç, dört ve böyle uzayıp giden günler. Ali Esat gideli üç hafta olmuştu. Yeşim teyzenin anlattığına göre sesi güzel geliyormuş. O öyle diyordu ama adım gibi biliyordum ki Ali Esat zor şartlar altında olduğu halde annesine belli etmemek için elinden geleni yapıyordu. Hep öyle yapardı. Bu süreçte ayağımda ki alçı çıkmış yaralarım iyileşmişti. Hala ayağımda biraz aksama olsa da doktor bir kaç güne onunda geçeceğini söylemişti. Ha bide bana çarpan şu adam. Kendisi vicdan yapıp başıma bela olduğu için babam ayrıca köpürüyordu.
Ege Güney...
Kendisinden şikâyetçi olmadığım için ifadenin ardından salınmıştı ve kendisi ilk kez bir çiçekle karga bokunu yemeden dayanmıştı kapıma.
• Üç hafta önce •
"Ben çok sıkıldım," dedim oflayarak ve annem ile babama baktım karşımda dikilen. "Birazdan çıkacağız yavrum," diyen babam anneme döndü. "Ben gidip taburcu işlemlerini halledeyim." deyince annem kafa salladı. Babam dışarıya çıkınca annem de evden abimin getirdiği temiz kıyafetlerin olduğu poşeti aldı. Bir an önce buradan çıkmak istiyordum. Kazadan sonra hala her yerimin ağrıdığını iliklerime kadar hissediyordum. Bana çarpan adamı tutuklamışlardı babamdan duyduğum kadarıyla ve ben babama şikâyetçi olmadığımı söylemiştim polislere söylemesi için. Çünkü benim yüzümden olmuştu kaza bir bakıma. Ben o sinirle sağıma soluma bakmadan ilerliyordum ve o karanlıkta beni görmemesini anlıyordum. Suçsuz yere benim yüzümden ceza almasını istememiştim. Annem benim üstümü değiştirdiğinde ben giydiğim temiz eşofman takımımla derin bir nefes aldım.
Annem benim eşyalarımı toplarken kapı çaldı ve annemin gel demesinin ardından açıldı. Ben kapıya merakla bakarken gördüğüm oyuncak ayı ve çiçekle şaşkınlıkla bakakaldım. Annem de şaşırmış olacak ki eğildi yerden doğruldu. "O ne be?" Dedi annem merakla. Ayının hemen arkasından tanımadığım bir adamla göz göze geldim. "Merhaba. Eee, ben şey... Geçmiş olsun öncelikle, " diye geveleyen adam içeriye girdi ve kucağıma koydu ayı ile çiçekleri. Ben adamın kim olduğunu anlamaya çalışırken adam elini ensesinde gezdirdi. "Ben Ege Güney... Ben çarptım da dün sana," diyen Ege ile annem kaşlarını çatıp odanın diğer ucundan yanımıza geldi. "Özür dilerim gerçekten seni görmemiştim. Ama çok sevindim iyi olmana, diyen Ege masmavi gözlerini bana çevirdi ve gülümsedi. "Teşekkürler ayrıca da şikâyetçi olmadığın için."
"Önemli değil, senin bir suçun yoktu sonuçta," dedim çiçek ve ayıyı anneme uzatarak. Sessizliğini koruyan annem onları elimden aldı. "Teşekkürler Çiçekler için," dedim sergilediği kibarlık karşısında. "Ne demek," diyen Ege anneme döndü. "Sizden de özür dilerim efendim kim bilir nasıl endişelendiniz korktunuz." Annem çocuğun iyi niyetini anlamış olacak ki gülümsedi ona sıcak bir gülümseme ile. "Bir daha dikkat et ki başka anneler üzülüp korkmasın." Diyen anneme Ege mahcubiyet ile baktı. "Haklısınız efendim." dediği sırada Ege babam girdi odadan içeriye. Ege'yi görünce kaşlarını çattı. Ve soran gözlerle baktı. "Hayırdır?"
• Günümüz •
İşte ondan sonra Ege başıma bela olmuş alçım çıkana kadar her Allah'ın günü kapıma çiçekler yollamıştı. Buna abim ve babam deli olurken annem ise Ege'yi çok sevmiş sürekli babama karşı korumuştu. Doğruyu söylemek gerekirse Ege'yi bende sevmiştim. Gülen yüzü ve insanı güldürebilen bir yapısı vardı. Dün alçımı çıkarmak için hastaneye gittiğimizde oda gelmişti. Allah'tan babam işte olduğu için yoktu da bir tartışma daha çıkmadı. Ben hala aksayan ayağımı sandalyenin üzerine koydum ve uzattım. Elimde ki tabletten çektiğim fotoğraflarda göz gezdirip onları klasörlere göre düzenliyordum. Bahçede oturmuş güzel havanın tadını çıkarırken aklıma düşen şey ile derin bir nefes aldım. Tableti kapayıp masanın üzerine koydum ve masanın üzerinde duran telefonumu alıp WhatsAppa girdim. Ali Esat'ın profiline girdim ve en son ne zaman çevrimiçi olduğuna baktım.
İki dakika önce mi?
Görevdeyken fazla eline almazdı telefonunu. Demek ki bir boşluğu vardı. Nasıldır acaba? İyi olsun ya rabbim. İyi olsun ki aldığım nefes haram olmasın bana.
"Ada!"
"Ada!"
İnci Eva ve İklim koşa koşa bahçeye girdiler benim adımı bağıra bağıra. "Ne oluyor kızım ne bu şiddet bu celal?" dedim nefes nefese kalan İnci Eva ve İklim'e. "Abim görevden döndü de," dyen Eva nefes nefese konuştu. İçimin rahatlaması ile derin bir nefes aldım gözlerimi kapadım. 'Çok şükür ya rabbim,' dedim içimden ve gözlerimi açıp tekrar o ikiliye baktım. "Nasıl? İyi değil mi?" dedim heyecan ile. İklim kafa salladı bana gülerek. "Ben gördüm gayet iyiydi normal Ali Esat işte. Soğuk, atarlı ve suratsız," diyen İklim'e öldürücü bakışlarımı attım. "Düzgün konuş be!" dedim homurdanarak. "Aman da aman sevdiğine lafta söyletmezmiş." diye dalga geçen Eva'ya göz devirdim ve ikisi de gülmeye başladı. "Sen bırak şimdi bunları da ne diyeceğim." diyen İklim karşıma oturdu. "Ali Esat seni görmeye gelecekmiş geçmiş olsuna."
"Ne?" dedim panikle. Üstümde gezdirdim gözlerimi. Siyah eşofmanım ve gri çizgi filmli tişörtüm vardı. Kısa saçlarımı toplayamadığım için tel tokalarla yanlardan tutturmuştum. "Üzerime değiştireceğim!" dedim hızla ve yerimden kalkmak için hareketlendim. "Hiç değiştirmeye çalışma abim birazdan burada olur," diyen Eva'nın ardından İklim konuştu. "Sanki yalnız olacaklarda," Diyen İklim burun kıvırdı. "Diğerleri de gelecekmiş, bunlarda sürekli her boku birlikte yiyor." Kız haklıydı ama bizim de onlardan bir farkımız yoktu. "Ay zaten olmayalım yalnız kalp sağlığım açısından, "dedim derin bir nefes alırken. O sırada bahçe kapısından Cansu, Toprak abi ve Barın abi girdi. "Fıstık," Diyen Barın abi yanımıza geldi ve yanağımdan makas aldı. Ona gülümsedim bende. "Nasıl oldun?" Diyen Barın abiye cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki bu sefer bahçe kapısından Ali Esat ve Mustafa Yağız girdi. Ali Esat ile göz göze geldiğim an nefesim boğazımda takılı kalırken hızlıca gözlerimi gezdirdim üzerinde. Neyse ki görünürde bir yarası yoktu.
Onlar yanımıza geldiler ve ben hızlıca gözlerimi kaçırdım Ali Esat'a bakmamak için. "Ada, nasılsın?" diye soran Ali Esat'ın sesi ile ellerimin titrediğini hissettim. "İyiyim. Daha iyiyim," dedim gözlerimi ona çevirip gülümserken. O sırada Mustafa Yağız hemen karşıma Eva'nın yanına oturup benim tabletimi aldı eline. "İpek teyzem nerede?" Dedi annemden bahsederek. "Yeni projenin okuma provası varda oraya gitti." "Ben gidip içecek bir şeyler getireyim," Diyen İklim oturduğu yerden kalktı ve mutfağa açılan kapıdan içeriye girdi. Ben gerginlikle gözlerimi Ali Esat'tan başka her yerde dolaştırırken Ali Esat ve diğerlerinin de masaya oturduklarını yan gözle gördüm. "Balın abinleymiş," dedi Barın abi. Gözleri masanın üzerinde dolaşıyordu ve düşünceli gibiydi. "Yani abim onun sınıfında derslere giriyor mutlaka gün içinde birlikte takılıyorlardır," dedim omuz silkerek. "Mutlaka..." Diyen Barın abi parmaklarını masaya vurmaya başladı.
"Bunlar çok güzel," Dedi Mustafa Yağız benim tabletimde göz gezdirirken. "Gerçekten geliştirmişsin kendini," dedi Mustafa Yağız tableti masanın üzerine açık bırakarak. Ekranda benim çektiğim manzara resimlerinden biri vardı. "Teşekkürler," dedim ince bir tebessümle. O sırada İklim elinde dün annemin yaptığı limonatalarla çıktı. Tepsiyi masaya bıraktı ve kendisi de Barın abinin yanına oturdu. Herkes limonatasını alırken bende alıp önüme koydum. Geldiğinden beri zapt edemediğim kalbime daha fazla söz geçiremedim ve gözlerime dur diyemeden ona kaydılar. Yanında ki Toprak abilerle muhabbet ediyorlardı kendi aralarında. Gerçekten aramızda hiç o konuşma yaşanmamış gibiydi sanki. Tek fark ben ona baktığım an utançla gözlerimi kaçırıyordum. Ben onu dikkatle izlerken o hissetmiş gibi gözleri beni buldu. Ben panikle yerimde dikleşirken gözlerimi kaçırdım. O sırada bahçeye giren kurye ile herkesin dikkati oraya kaydı. Kuryenin elinde ki koca bir demet gül buketi kimden geldiğini çok net açıklıyordu bana.
Ege!
"Ada Atabey?" Diyen kurye ile derin bir nefes aldım. "Benim," dedim mırıldanarak. "Çiçekler size efendim." Diyen kurye çiçekleri bana verince teşekkür amaçlı gülümsedim kuryeye ve bana uzattığı kâğıda imzamı attım. Kurye bahçeden çıkınca herkesin gözleri bana döndü bu sefer. Ben gerginlikle buketin üstünde duran beyaz ve küçük zarfı aldım elime. Notu zarftan çıkardım ve üstünde yazanı okudum.
Biliyorum sıkıldın çiçeklerden ama tamamen sızlayan sol yanımı doyurmak amacı ile gönderiyorum af buyur. :))
Ha birde dersen ki çiçek göndermeyi bırak bir şartla bırakırım. ^_^
Yemek, sen, ben ve yat turu?
- Ege Güney -
Tamam, bu biraz hızlı olmuştu. Ege bana yürümüyor koşuyordu. Daha fazla dikkat çekmeyeyim diye notu hızla cebime sıkıştırdım ve çiçekleri tepemde merakla dikilen Eva'ya uzattım. "Kimdenmiş?" Dedi Barın abi merakla. Gözlerim istemsizce Ali Esat'a kaydı. Dikkatle çiçeklere bakıyordu. Gözleri kısık eli ise çenesindeydi. "Tolga abi. Patronum geçmiş olsun diyor," dedim beyaz bir yalan söyleyerek. "Kaldı mı böyle düşünceli patronlar," diyen Mustafa Yağız ima ile güldü. Ben sessiz kalmayı seçtim ve limonatamı elime alıp yudumladım. Gözlerim tekrar Ali Esat'a kaydığını bu sefer gözleri bendeydi. Ben buna kısa bir an gerilsem de gözlerimi kaçırarak gerginliğimi atmaya çalıştım. Bakma şöyle Aliş içim gidiyor.
Bizim çocuklar gidince bende odama çıkmıştım ve kararsız kalsam da Ege Güney ismi ile kayıtlı numarayı aramıştım tereddüt ile. Sonunda telefon açıldığında Ege'nin neşeli sesi kulağıma geldi. "Melek Hanım çok bekledim aramanızı," diyen Ege ile kaşlarım çatıldı.
"Melek?"
"Ha o mu? Eğer yemek teklifimi kabul edersen neden öyle dediğimi öğrenirsin?" Dedi Ege gülerek. "Ege, bana koştuğun yollar dikenli az yavaş," dedim ona ciddi bir sesle. "Bende uçarım o zaman nedir yani," diye hala arsızca konuşan Ege'ye gülmek istesem de kafamı iki yana salladım. "Sana bakınca resmen Kerem ve Deniz'i görüyorum," diye mırıldandım hafif bir gülümseme ile. "Kerem ve Deniz? Bak bu kalbimi acıttı," dedi Ege alınmışlıkla. "Benim eşim benzerim olamaz Melek Hanım lütfen laflarınıza dikkat edin." İstemsizce Ege'ye gülümsedim. "Haklısınız Ege Bey," dedim mırıldanarak. "Eee, teklifini kabul ediyor musun?" Dedi Ege hevesle. "Sadece bir yemek başka bir şey bekleme Ege. Daha fazla çiçekte gönderme ev botanik bahçesine döndü," dedim ona ciddi bir sesle. "Hafta sonu müsait misin Melek Hanım?" Dedi Ege diğer söylediklerimi duymazdan gelerek. "Eğer öyleyse cumartesi buluşuyoruz?" İşim vardı bu çocukla. "Tamam, cumartesi görüşürüz," dedim görebilecekmiş gibi omuz silkerek. "Görüşürüz Melek Hanım."
***
° Dört Gün Sonra °
• Balın •
Elimde ki kahve ile öğretmenler odasına girip girmemek arasında kalsam da derin bir nefes aldım ve usulca kapıyı tıklattım. Bu kahveyi Alkın'a almıştım. Sabah evden çıkarken kahve içemediğini söylemişti Ada. O kahve içmeden ayılamazdı ve bende götürmek istemiştim. Öğretmenlerin ise dikkatini çekmemek için Alkın hoca istedi benden alıp getirmemi diyecektim. Tıklanan kapının hemen hemen ardından gel sesi ile kapıyı açıp içeriye girdim. Öğretmenler masasında oturan Alkın ve hemen karşısında gülerek bir şeyler anlatan Asuman hoca ile kaşlarım çatıldı istemsizce. "Balın, söyle kızım?" Diyen Ayten hoca gözlülüklerinin altından bana sorarcasına baktı. Alkın'ın gözleri hızlıca bana dönünce ben boğazımı temizledim. Elimde ki kahveye yan gözle baktım ve dudak büktüm. Asuman alsındı Alkın hocaya kahve düşünende kabahat!
"Hocam ben sözlüyü soracaktım. Bir dahaki ders sözlü yapacaktınız ya sonradan ertelenebilir demiştiniz. Yapacağız değil mi?" dedim kahvenin konusunu açmadan. Gözlerim Alkın ve Asuman hocaya dönmüyordu, sadece Ayten hocaya bakıyordum. "Evet, yapacağız kızım," diyen Ayten hoca çantasını karıştırdı. "Hatta al bunu takın projeksiyona ben gelene kadar hazır kalsın," dedi Ayten hoca elinde ki flash belleği uzatarak. Ben elinden flash belleği aldım ve Alkın'a bakmadan dışarıya çıktım. Birde düşünüp onu kahve aldım ayılamaz diye. Maşallah çok güzel ayılmış fizikçi Asuman ile. Fiziği de güzel Asuman hocanın.
Ne düşünüyorum ben ya?
Ben ofladım ve sinirle kantine indim. Kantindeki masallardan birinde oturan Görkem ve ile Gülcan'ın yanına oturdum ve kahveyi önlerine bıraktım. "Alın için!" dedim sinirle. "Ne oldu lan?" Dedi Görkem ve kahveye uzanıp aldı. "Lan ne ya?" Dedi Gülcan yüz buruşturarak. "Ne oldu kuzum?" Dedi sonra bana dönerek. "Asıl kuzum ne ya? Hayvan mı bu kız?" Diyen Görkem ile hızla ona döndüm. "Ben değilim de senin hayvan olduğun kesin Görkem!" dedim sinirim bozulmuş bir halde. Görkem'in umurunda olmamış olacak ki omuz silkip kahveyi yudumladı. "Ne oldu Balın?" Dedi tekrar Gülcan. Bende bilmiyorum ki Gül. Olmayacak bir hayale kapılıp gidiyor gibiyim gücün varsa tut beni arkadaşım. "Bilmiyorum," dedim mırıldanarak. "Kendimi iyi hissetmiyorum." Sebebini bilmiyorum ama kendimi iyi hissetmiyorum.
***
• Ada •
Ege'ye verdiğim yemek sözünün üzerinden dört gün geçmişti sadece. Bu akşam buluşacaktık ve ben istemeye istemeye kalkıp hazırlanmaya başladım. Ve ayrıca bu dört günde ise Ali Esat ile ara ara karşı karşıya gelsekte. Ne çok uzaktık ne de eskisi gibi yakın. Bu bile bana yetiyordu. Hele arada bir bana gülümsemesi ve bana nasılsın diye sorması var ya. Bir içim gidiyordu birde kalbim. Ah Aliş siyah beyaz bir fotoğrafı gülüşünle renklendirirsin sen. Benim içimi tek bir gülüşünle renklendirdiğin gibi.
Ben dolabımda göz gezdirirken gördüğüm çiçekli yazlık elbiseyi kaptığım gibi üzerime geçirdim. Yaz iyiden iyiye gelmişti ve ben hep rengârenk giyinmeyi seven biriydim. Siyaha kendimi çok esir eden bir tarafım yoktu. Giydiğim elbiseyi elimle düzelttim ve hemen doğal dursun diye saçlarımı elimle kabartıp bıraktım. Ayağıma da sandaletlerimi geçirdim. Yatta yemek yiyecekmişiz zaten. Niye şimdi topuklu giyip rahatsız olayım ki?
Sorunlu muyum ben?
Ben hızla küçük siyah çantama gerekli telefon, makyaj malzemesi ve biraz parayı sıkıştırdım ve aşağı indim sessiz adımlarla. Annem babamı yatak odasında oyalıyordu benim gittiğimi görmemesi için. Nasıl oyalıyorsa artık... Neyse düşünmeyeceğim! Ben kimseye görünmeden evden çıktım ve hızlıca mahallenin çıkışına yürüdüm taksi bulmak için. Ben neden taksi çağırmadım ki zaten? "Ada?" duyduğum ses ile durakladım ve arkamı döndüm usulca. Kenan amcam, Yeşim teyzem ve Ali Esat kaldırımdaydı. Ay ne işleri vardı ki onların orada? "Amca..."dedim gülümseyerek bana seslenen Kenan amcama. Üçü de beni süzüyordu. Sanırım akşam saatinde bu halde nereye gittiğimi sorguluyorlardı. "Nereye böyle prenses?" Dedi Kenan amcam bana doğru ilerleyerek. Ben gerginlikle derin bir nefes aldım ve gözlerim kısa bir an Ali Esat'ı buldu.
Gözlerini bana dikmiş vereceğim cevabı bekliyordu elleri ceplerinde. Gözlerinde ifade o kadar karmaşıktı ki anlayamıyordum bile ne düşündüğünü. "Şeye amca," diye mırıldandım ve Yeşim teyzeme baktım yardım etmesi için. "Bir arkadaşımın doğum günü varda oraya gidiyorum," dedim mırıldanarak. "Ha o şey," dedi Yeşim teyzem de yanımıza gelerek. Mesajımı almış olaya el koyuyordu. "Çok güzel olmuşsun prensesim hadi git sen geç kalma," dedi Yeşim teyzem elini Kenan amcanın koluna koyarak. "Hangi arkadaşı?" Dedi arkada kalan ve hiç konuşmayan Ali Esat. İstemsizce kaşlarım havalandı. "Hayırdır oğlum sana ne?" Diyen Yeşim teyzem ile gülümsedim zaferle. Ali Esat ise bozulmuş olacak ki ağzının içinde bir şeyler geveledi. "Neyse ben gideyim amca." dedim Kenan amcama gülümseyerek.
"Bu çocuklar çok çabuk büyüyor," diye homurdanan amcam bende tekrar gezdirdi gözlerini. "Şu güzelliğe bak Yeşim nasıl Akın salıyor kızını lan böyle?" Diyen Kenan amcama gülmemek için zor tuttum kendimi. Amca babamın haberi yok ki demek istedim o an. "Ay Kenan kızı tuttun geç kaldı. Bir salın yavrumu," Diyen Yeşim teyzeme minnetle baktım. "Tamam yavrum kızma." Dedi Kenan amcam Yeşim teyzeme göz kırparak. "Hadi cimcime git sen ama çok geç olmadan dön. Alkın veya Akın alacak seni değil mi gece yarısı tek dönme?" Dedi Kenan amcam. Onun bu düşünceli tavrına büyük bir samimiyetle güldüm. "Merak etme amca sen abim alır beni."
"Tamam o halde git hadi. Bir şey olursa ara ama bizi," dedi Kenan amcam işaret parmağını sallayarak. Yeşim teyzem göz devirdi Kenan amcama ve sürüklemeye başladı onu kolundan. Biz Ali Esat ile karşı karşıya kalınca gülümsemem yüzümde dondu. "Ben gideyim." dedim mırıldanarak. "Önü açık bunun, "diye homurdanan Ali Esat gözlerini başka tarafa çevirdi. Hala ağzının içinde bir şeyler söylüyordu. "Önü gayette dozunda açık elbisemin," dedim tak kaşımı inatla kaldırarak. Kıskandığında falan yapmıyor ha bu tavrı yanlış algılanmasın. Abilik damarı kabarıyordur! "Üstüne bir şey alsaydın bari hava serin oluyor gece," diye söylenen Ali Esat bana doğru ilerledi elleri cebinde. Kalbim heyecan ile çarparken yutkundum. "Saçların ıslak mı senin?" Diyen Ali Esat'ın kaşları çatılmıştı. "Hasta olacaksın Ada." Ne güzel Ada diyorsun Aliş diyen yerlerinden öpesim geliyor. Ve Aliş sen böyle konuştukça yine olan bana olacakmış gibi geliyor.
"Acelem var," dedim mırıltı ile. Ali Esat'ın dudakları kıvrıldı. "Merve'lere gideceğim yalanını yutmadım," Diyen Ali Esat ile cin çarpmışa döndüm. "Me-merve? Ben öyle bir şey demedim," dedim hızla. Sesim de titriyordu zaten. "Umarım senin böyle güzel olmanı hak edecek biri ile o yemeğe çıkıyorsundur Ada. Hak etmeyenle işin olmasın," Diyen Ali Esat düğüm düğüm yapmıştı boğazımı. Yapma işte. Seni sevdiğimi bile bile bana abi nasihati verme. "Yapma," dedim belli belirsiz sesimle.
"Yapmam," dedi Ali Esat burukça gülümsedi. "Telefonum açık olacak sürekli, bir sorun olursa ara uyumayacağım sen gelene kadar," Diyen Ali Esat ile gözlerimi sıkıca kapadım. Şuan bu gerçek miydi? Sevdiğim adamla, yemeğe çıkacağım adamın muhabbetini mi yapıyordum? "Gelince bana geldim diye mesaj at yeterli." Ali Esat sol elini kaldırdı ve havaya salladı. Aynı anda bir ıslıkta çıktı dudaklarından. Yanımızda duran taksi ile yutkundum art arda. "Her ne olursa olsun telefonum açık," diyen Ali Esat arabanın kapısını açtı binmem için. Ben daha fazla buna dayanamayacağımı anladım ve taksiye binmek için bir kaç adım attım. "Ha Ada," diyen Ali Esat ile durdum. Ona doğru döndüm soran gözlerle. Dudaklarında samimi bir gülümseme vardı. "Çok güzel olmuşsun. Hep öyleydin."
Çok güzel seviyorum. Hep seviyordum. Keşke bu elbiseyi Ege'ye değil de sana giyseydim Aliş bu gece.
"Biliyorum," demekle yetindim. Ne diyebilirdim ki zaten. Daha fazla ona bakmadım ve taksiye bindim. Kapıyı kapatınca Ali Esat'a baktım. Ali Esat taksicinin tarafına geçti bir şeyler konuştu. Surat ifadesi o kadar ciddiydi ki tehdit ettiğini bile düşünmüştüm. Daha sonra telefonunu çıkarıp adamın yüzünü çekti. Benim dudaklarım şaşkınlıkla açık kalırken Ali Esat arabanın plakasını da çekti.
Delirdin mi be adam sen?
Ali Esat tekrar elini cebine attı ve cebinden çıkardığı parayı adama uzattı. "Ben öderim!" dedim itiraz ederek. Ali Esat'ın gözleri bana döndü. "Ben ödedim," dedi normal bir şey söylemiş gibi. Niye ödüyormuşsun ki sen? "İyi eğlenceler Ada," dedi Ali Esat ve geri çekildi. Ben rahatsızca yerimde kıpırdanırken dolan gözlerimi kırpıştırdım. Araba hareket edince boğazıma sardım elimi bir umut nefes alabilirim belki diye. Hayalim de seni öpmek vardı Ali Esat. Hayalim de seninle el ele tutuşup sokaklarda deli gibi kahkaha atmak vardı. Hayallerim de seninle aynı deftere imza atıp, bir bebeğin kimliğinde aile adı olarak adımız geçsin vardı. Ama hayallerimde ben başka bir adamla yemeğe giderken, senin iyi eğlenceler demen yoktu. Bu olmamalıydı. Bu çok saçmaydı.
Limana geldiğimizde taksiden indim ve Ege'nin bahsettiği yatı aramaya koyuldum. Sonunda Luna isimli yatı bulduğumda yatın içinden Ege çıktı gözleri gibi mavi gömleği ile. Onunla karşı karşıya kaldığımda Ege'nin gülümsemesi büyüdü. Ben zorlukla gülümsedim ona ve yata doğru ilerledim. O benim binmem için elini uzattı ve bende elini tutup yardımı ile yata bindim. "Gözlerim kamaştı," Diyen Ege'ye resmen zoraki bir gülümseme attım. "Geldiğine göre açılabiliriz," Diyen Ege ile kafamı iki yana salladım. "Açılmayalım," dedim hızla. "Kusura bakma Ege ama yani açılmasak daha iyi. Daha rahat hissederim," dedim kendimi açıklayarak. Ege anlayışla karşılamış olacak ki kafa salladı ve sorun yok der gibi güldü. "E hadi otur bakalım melek," Diyen Ege ile gösterdiği yere oturdum. Oda karşıma oturunca kadehime uzandı. "Melek deyip duruyorsun bana. İltifat etmek için bana melek deme Ege bence çok rahatsız edici," dedim düşüncemi söyleyerek. "Yeterli," dedim benim için yeteri kadar içki doldurduğunda. "İltifat için söylemiyorum zaten," diyen Efe güldü. Bir insan nasıl aralıksız gülebilirdi ki? "Onun bir hikâyesi var."
"Neymiş o?" dedim merakla. Önümde ki özenle yapılmış yemeklerde göz gezdirdim. "Öğreneceksin ama önce yemek. Çok acıktım çok." Diyen Ege iştahla yemeğe saldırınca şaşkınlıkla baktım ona. Kıtlıktan çıkmış olabilir mi? Biz muhabbet ederek yemeğimizi yerken ara ara kendimi tutamayıp gülüyorum Ege'ye. Ama hala aklımın bir köşesi Ali Esat'ta idi. "Eee, neymiş bu melek meselesi?" dedim merakıma dayanamayarak. "Sana vurduğum gece," dedi Ege konuya girerek. Yüzü ciddileşmişti. "O gece radyo açıktı. Kafam çok dağınıktı ve bir şarkı çalmaya başladı. O şarkının sözlerine ne kadar saçma deyip kapatacakken sana vurdum araba ile. Tam şarkının sözleri, meleksin düştün gökyüzünden diyordu ve sen o gece gökyüzünden düştün sanki benim önüme," Diyen Ege ayağa kalktı oturduğu yerden ve arkada duran ses sistemini ayarlayıp bana doğru geldi. Elini bana uzatınca yutkundum. "Sadece bir dans, "diyen Ege'nin hevesli mavilerine baktım.
Masmavi ve capcanlı mavileri güzeldi. Fakat Ali Esat'ın açık kahveleri kadar değildi. Sadece bir dans Ada. Ege bunu hak ediyordu, çocuk perişan olmuştu arkamda haftalardır. Uzattığı elini tutup ayağa kalktığım anda şarkı sözleri kulağıma geldi. Ege beni elimden nazikçe tutup kendi etrafımda döndürdü ve daha sonra kendine çekti. Ben refleksle ellerimi omuzlarına koydum ve o ise belimi tuttu. Şarkının sözleri ine istemsizce gülümsedim. Ege gerçekten çok ince düşünceli bir adamdı.
'Hazır değildim bir anda oluverdi.
Nasıl anlatsam sana içimde ki bu derdi.
Olamıyorum ya hayallerime mani.
Seni bir gün görse güneş, utanıpta sönerdi.'
Ege elimden tutup beni tekrar kendi etrafımda çevirince ayaklarım birbirine dolandı ve yapamadığımız dans ile kahkaha attım. Ege de bana katılınca birbirimize bakıp daha da güldük.
'Çok güzelsin yani, meleksin bu garip çocuksa fani.
Düştün gökyüzünden gözümde ki halkalar hep senin yüzünden.
Yok ihtimali, ne olur o zaman bu benim halim.'
Ege ile ben gülerek dans ederken Ege belimden tutup beni yere doğru eğdi. Bu hareketler romantik bir dansın hareketleriydi fakat bir Ege ile romantik ortamdan çok uzaktık. Deli gibi kahkaha atıp saçma sapan hareketler sergiliyorduk.
'Dayanmak çok zor buna, beni de al yanına. Gidelim bu dünyadan.'
Biz bir kaç dakika süren saçma dansımıza son verdiğimizde şarkının arasında geçen sadece bir kelime ile kahkaham yarıda kesildi.
'Deli oldum bak sana RÜYA ile yaşamın arasında sıkışıp kaldım ah yalanlarına.'
Rüya... Tek bir kelime yetiyordu işte olduğum yerden sıyrılmama.
***
Ege beni evim biraz ilerisinde bıraktığında ben ona döndüm gülümseyerek. "Her şey için sağ ol Ege. Çok iyi geldi bu gece bana," dedim samimiyetle. "Gelir tabi Ege Güney yanındaydı," diyen Ege'ye göz devirdim. "Egoistsin," dedim mırıldanarak. "Teşekkürler canım sende Meleksin," Diyen Ege'ye kıkırdadım. "Ben gideyim artık." dedim elimi kapının kulpuna atarak. "Bir daha," Diyen Ege ile gözlerimi çevirip tekrar ona baktım. "Görüşecek miyiz?" Ben derin bir nefes aldım. Ege çok tatlı bir adamdı. Yanında gülüyordum ama hepsi bu kadar. Kalbim Ali Esat'a aitken başka biri ile gülmeyi kendime yediremiyordum. "Bak Ege ben-" Ben Ege'yi kırmadan görüşmeyeceğimizi söyleyecekken gördüğüm kişi ile cümlem yarım kaldı.
Ali Esat bıraktığım yerde elleri cebinde bekliyordu. Ne yani gerçekten bu saate kadar beni mi beklemişti? Gözleri üzerimizdeydi. Daha çok Ege'yi süzer gibiydi. "Bakarız tamam mı? Konuşuruz yine," dedim alelacele ve Ege'ye görüşürüz deyip arabadan indim. Ben inince Ege bana el salladı ve arabayı çalıştırıp uzaklaştı. Benim gözlerim Ali Esat'tan ayrılmıyordu. Ali Esat giden arabadan gözlerini ayırmadan homurdandı. "İnsan bir kızın eve girmesini bekler Öküz." Ali Esat'ın sövgüsüne göz devirdim ve ona doğru ilerleyip önünde durdum.
"Nasıl geçti?" diye soran Ali Esat dikkatini sonunda bana verdi. Ben ise ona ciddi misin bakışları attım. "Güzeldi, Dans ettik. Müzik, yemek, şarap ve yat," dedim onun tepkisini ölçmek için. O ise tepkisizce yüzüme bakmaya devam etti. "Görebiliyorum," dedi gözlerini üzerimde gezdirerek. Onun baktığı yerlere bakınca dudaklarım aralandı. Elbisemde kırmızı şarap lekesi vardı. Terden ve nemden ise kısa saçlarım gerdanıma yapışmıştı. "Anlaşıyor gibisiniz?" Dedi Ali Esat Ege'nin gittiği yolu işaret ederek. "Sen öyle istemiştin değil mi?" dedim alayla. "Ege iyi çocuk birini mutlu etmeyi biliyor," dedim omuz silkerek. "Ben böyle bir şeyi istemedim. Ben senin mutlu olmanı istedim," dedi Ali Esat keskin bir sesle. "Ege? Ege Güney mi bu?" Dedi Ali Esat yüz buruşturarak. "Kendisi de sen nereden biliyorsun?" dedim kaşlarım havada. "Sana çarpan denyo yani?"
"Şöyle söyleme şu çocuğa! Ayrıca bana o çarpmadı ben önüne attım kendimi." Sinirlerimin gerildiğini hissediyordun. Ali Esat'ın ne hissettiğini ne düşündüğünü anlamadığım her saniye sinirleniyordum. "Ada, dikkat et o herife!" Dedi Ali Esat net bir ses tonu ile. "O herifin arkası sağlam pabuç değil," dedi Ali Esat düşünceli bir halde. "Sana neyse sanki? Ben gidiyorum," dedim ve arkamı dönecekken Ali Esat bileğimden tutup kendine çevirdi. "Ada, Ege Güney değil de başkası olsaydı inan sesim çıkmazdı ama o herife dikkat et. Hatta kes görüşmeyi! Bir kere olsun kendi kafanı dinleme," diyen Ali Esat'ın dibimde olması ne söylediğini anlaşılmaz kılıyordu bana. O henüz dibimde olduğunu fark etmemiş olacak ki gözleri hala gözlerimdeydi ve uzaklaşma gibi bir hamle yapmıyordu. "Ada, iyiliğini istiyorum. Başından beri sen iyi ol istiyorum," diyen Ali Esat'ın dudaklarına kaydı bakışlarım. Belki de ikinci kadehi içmemeliydim. Yoksa şuan gecenin karanlığında ve mahallenin ortasında onu öpmek gibi delice bir şeyi düşünmezdim.
Öpsem kızar mı ki?
Ucundan öpsem?
Çok azıcık ucundan bir öpüp geri çekilirim.
Vallahi bak ucundan.
"Aliş... Var ya, sen benim ağladığım anlarda sen başkasına aşkla bakıp gülüyordun," dedim içkinin verdiği mayhoşlukla. Sonunda Ali Esat'ta ciddileşmiş ne kadar yakın olduğumuzu fark etmiş gibi bir kaç adım geri gitmişti bileğimi bırakıp. "Hiç unutamıyorum, bir parça sevgi görmek için gözlerine bakmıştım ama sen her şeyden habersiz kafanı çevirmiştin," dedim iç çekerek. "Niye böyleyim ki ben zaten," dedim burnumu çekerek. "Seninle olmayacağını biliyorum ama hala bekliyorum arsızca," dedim ve istemsizce gözümden akan yaşı sildim elimin tersi ile. "Bazen görevdeyken öyle geliyorsun ki aklıma delireceğim sanıyorum. Bir gün seni düşünmekten öleceğim de zaten biliyorum."
"Yapma," diye mırıldandı Ali Esat çaresizce. Gözleri dolmuştu ve yaşlar akan gözlerime değiyordu kahveleri. "Sadece senin sesine ağladım ben," dedim işaret parmağımı ona sallayarak. Ama sonra güldüm alayla. Zorla güzellikte olacak değildi hani. "Senin için savaşmayı bırakıyorum Aliş, buda vedam olsun," dedim fısıldayarak ve parmak uçlarımda yükselip ilk öpücüğümü 1 Haziran saat 03:03'te vermiş oldum.