3. Bölüm

1502 Words
Bazı kararların dönüşü yoktur.. Ali, Nermin hanımla konuşup Sevda ile evlenmek istediğini söyleyince Nermin hanım ilk başta kabul etmedi.. "Bak oğlum, benim kızım diğer kızlar gibi değil.. O evlilikten anlamaz.. İş bilmez, aş yapamaz.. Sevgi dediğin karın doyurmuyor.. İki gün sonra hevesin geçince bunlar gözüne batacak.. Güzellik bok yeseydi, zamanında bende işe yarardı.. Bak kocam denilen şerefsiz bizi bırakıp gitti.. Seninde kızımı ortada bırakmayacağın ne malum? Hem anan kabul etmez kızımı.. Senin yüzünden işimden de oldum.. Kabul etmiyorlar bizi.. Bak oğlum git yoluna.. Sevda normal değil yapma.. Ben kızımı kötülüklerden korumaya çalışırken o konağa, cehenneme kendi ellerimle atmam." Nermin hanım söylediği her sözde haklıydı.. Ali 'Ben korurum onu' desede güvenemiyordu.. "Anne ben Ali'ye gelin olacam.. " diyen kızının evliliğin ne olduğunu bilmediğini çok iyi biliyordu.. Sevda gerçekten çok güzeldi.. Diğer kızlar gibi olsa kapısından dünürcüsü eksik olmazdı.. Ama köylü biliyordu Sevda’nın aklının kıt olduğunu.. Ali de biliyordu ama kalbine söz geçiremiyordu.. Hem sevgi denen şey illa kusursuz olana mı duyulurdu.. Birini sevmek için ne kadar zeki diye teste mi sokmak lazım? "Neriman ana.. Bak ne söylersen haklısın.. Biliyorum Sevda'yı korumak istiyorsun.. Ama bilmediğin şeyler var.. Ben Sevda'yı o konağa sokmayacağım.. Alıp buralardan gideceğim.. Hem madem korumak istiyorsun benden değil etrafındaki çakallardan koru.. Ben o şerefsizleri niye dövdüm biliyor musun? Sevda'yı yalnız yakalamanın hayallerini kuruyorlardı.. Allah gecinden versin, başına bir şey gelirse Sevda'yı kim koruyacak?" Nermin Hanım’ın yüzü o an bambaşka bir hâl aldı… Sanki Ali’nin söylediği o son cümle, kalbine saplanan bir korkunun adını koymuştu. Gözleri doldu… ama ağlamadı. Ağlamayı çoktan bırakmış bir kadının sessizliği çöktü üzerine. “Ne dedin sen?..” diye fısıldadı. “Kim… kim ne hayali kuruyormuş benim kızım hakkında?” Ali dişlerini sıktı. Yumrukları istemsizce sıkıldı. “Duydun işte ana… Tarlada dövdüğüm serseriler… Sevda’yı saf biliyorlar diye göz koymuşlar. Ben denk geldim o gün… O yüzden dövdüm. Yoksa keyfimden mi bulaştım belaya?” Nermin Hanım bir adım geri çekildi. Dizlerinin bağı çözülmüş gibi duvara yaslandı. “Ben… ben yıllardır korktuğum şeyden kaçırmaya çalışıyorum kızımı…” Sesi titredi. “Ama demek ki… kaçamıyormuşuz…” Nermin Hanım derin bir nefes aldı. Uzun süre sustu… Sanki yıllardır verdiği savaşı, tek bir karar anına sığdırmaya çalışıyordu. Sonra yavaşça konuştu: “Götürürsen…” dedi… “Bu köyden, bu pislikten gerçekten götürürsen…” Gözleri Ali’nin gözlerine kilitlendi. “Bir gün bile bırakmayacaksın onu.” Sesi sertleşti. “Canın sıkıldı diye dönmeyeceksin. Yoruldum diye vazgeçmeyeceksin. Sevda sana yük olmayacak… Sen onun yükünü taşıyacaksın.” Ali hiç tereddüt etmedi. “Yemin ederim.” dedi. Nermin Hanım başını iki yana salladı. “Yemin etme…” dedi. “Yemin eden çok gördüm ben… tutan az.” Bir adım yaklaştı. “Elini ver.” Ali elini uzattı. Kadın Ali’nin elini tuttu… sertçe sıktı. “Eğer kızımın gözünden bir damla yaş akarsa…” dedi fısıltıyla, “Ben seni bulurum oğlum… bu dünyada da, öbür dünyada da.” Ali gözünü kırpmadı. “Akıtmayacağım.” Ali o günün akşamını beklemeden Sevda'yla birlikte köyden çıktılar. Yakın arkadaşı Nizamettin onları otogara bıraktı. Elinde avucunda olan birikmişlerini de Ali’nin cebine sıkıştırdı. "Allah yardımcın olsun kardeşim.. Girdiğin bu yol zordur.. Umarım o kızı yarı yolda bırakmazsın." diyerek yolcu etmişti.. Aradan yıllar geçti.. Ali, Sevda ile evlendi.. Nermin hanıma verdiği sözü bir kez olsun unutmadı.. Öyleki Sevda'yla geçirdiği her gün cennetten bir gün gibiydi.. İstanbul, Ali'yi çok yordu, çok yıprattı ama asla pes etmedi.. Ailesi Diyarbakır'dan bile Ali’nin hayatına karışmayı başarmışlardı. Sırf bu sevdadan vazgeçsin diye Ali'nin çalıştığı iş yerlerine tehditler ediyordu. Ama Ali yılmadı. Çünkü artık onun için mesele sadece bir aşk değildi… Bir söz vardı ortada. Bir annenin titreyen sesiyle, gözleri dolmadan ettiği bir tehdit gibi duran dua… Ve bir de Sevda vardı. İstanbul’un kalabalığı içinde Sevda hâlâ aynı Sevda’ydı. Saf… temiz… çocuk gibi… Ama artık yalnız değildi. Ali sabahın köründe işe giderken, Sevda kapının önüne kadar gelir, başını yana eğip gülümserdi. “Ali…” derdi, “Akşam çikolata almayı unutma…” Ali her defasında gülümserdi. “Unutur muyum hiç?” Unutmazdı da. Çünkü Sevda’nın mutluluğu, dünyanın en basit şeylerinde saklıydı. Bir çikolata… Bir saçına takılan toka… Birlikte içilen çay… Ali o basit mutlulukların kıymetini, bu şehirde öğrendi.. Herkese, herşeye inat Sevda ile mutluydu.. Bu mutluluğu bir kız evladıyla taçlandı.. Ali evladı olduktan sonra daha çok çalışmaya başladı.. Daha çok çalışıp, daha çok Sevda'nın yanında olabilmek için.. Ali hiç bir gün şikayet etmeden Sevda ve kızıyla ilgilendi. Sevda'nın zorlandığı her anda onun yanında oldu.. Ali’nin hayatı, o küçük evde üç kişilik bir dünyaya dönüşmüştü artık. Dışarıda ne kadar gürültü, ne kadar kavga varsa… kapının eşiğinde kalıyordu. İçeride başka bir hayat vardı. Sevda, hâlâ aynı Sevda’ydı. Bazen çocuk gibi gülüyor, bazen durduk yere ağlıyordu. Ama şimdi kucağında bir bebek vardı… Ve o bebek, sanki Sevda’nın kalbinden kopup gelmişti. Kızları… Adını Sevda koymuştu "Ali kızımızın adı Yıldız olsun mu? Burada hiç yıldız yok.. Bizim köyde çok vardı.. Yıldızları çok seviyorum ben.. Yıldız olsun.. Kızımızıda çok sevdim ben," demişti.. "Yıldız olsun Sevdam.. Bizim Yıldızımız olsun." Sevda belki dünyayı herkes gibi anlayamıyordu ama… Sevmenin en saf halini herkesten iyi biliyordu. Geceler zordu. Yıldız bazen saatlerce ağlıyordu. Sevda panikliyordu. “Ali… Ali susturamıyorum…” diye titreyerek sesleniyordu. Ali uykulu gözlerle kalkıp bebeği kucağına alıyordu. Bir yandan sallıyor, bir yandan Sevda’nın omzuna dokunuyordu. “Tamam… bak sustu… korkma…” Aslında susturmuyordu hemen. Ama Sevda’nın korkusunu susturuyordu önce.. Günler geçtikçe… Sevda anneliği öğrendi. Kimse öğretmedi ama… öğrendi. Yıldız ağladığında artık ne istediğini anlıyordu. Altını değiştirmeyi öğrendi. Mama yapmayı öğrendi. Ama en çok da… Sarılmayı öğrendi. Öyle bir sarılıyordu ki kızına… Sanki dünya dönmeyi unutup, onları izliyor gibiydi.. Ali de bazen kapıdan onları izliyordu. Sevda yerde oturmuş… Yıldız'ı kucağına almış, saçlarıyla oynuyordu. “Ben senin annenim…” diyordu gururla. “Ben bakarım sana… kimseye vermem…” Yıllar yavaş yavaş geçti. Melek büyüdü… Yürümeye, koşmaya, konuşmaya başladı. “Baba…” dediği ilk günü Ali hiç unutmadı. Ama asıl unutamadığı… Yıldız'ın bir gün Sevda’ya dönüp: “Anne… sen neden benim gibi konuşmuyorsun?” diye sormasıydı. Ev bir anda sessizleşmişti. Sevda durmuştu. Gözleri boşluğa kaymıştı. Anlamamıştı tam… Ama bir şeylerin farklı olduğunu hissetmişti. Ali hemen diz çöküp Yıldız'ın yanına geldi. “Çünkü annen… herkes gibi değil.” dedi yumuşakça. “Annen daha güzel konuşuyor.” Yıldız kaşlarını çattı. “Nasıl yani?” Ali gülümsedi. “Annen kalbiyle konuşuyor.” Sevda o an Ali’ye baktı… Ve yine o çocuk gibi gülümsedi.. Yıldız büyüdükçe anladı.. Annesinin gerçekten kalbiyle konuştuğunu.. Babasını çok seviyordu.. Ama annesini çok başka seviyordu.. Sevda kızını sevgiyle, şefkatle büyüttü.. Kızını büyütürken içindeki o masum kız çocuğu hep aynı yerindeydi.. Kimi zaman Yıldız'la birlikte bebeklerle oynadı. Kimi zaman Yıldız ağlayınca oturup yanında ağladı.. Ama hiç bir zaman kızından vazgeçmedi.. Yıldız okula gittiğinde arkadaşlarından annesi için hep kötü şeyler duydu.. "Senin annen deli..." dediler "Annenin aklı yok" dediler.. Ama Yıldız hiçbirini duymazdan geldi.. Çünkü biliyordu annesi melekti.. Yıldız büyüdü genç kız oldu. Üniversite sınavına girip veterinerlik bölümünü kazandı.. Herşey çok güzeldi, taki Ali’nin amansız hastalığa yakalanmasına kadar.. Ali hastalığını öğrendikten üç ay sonra gözlerini bu dünyaya kapattı. Ali’nin ölümü… o küçük evin duvarlarına çarpıp yankılanan bir sessizlik gibi çöktü üzerlerine. O gün hastane koridorunda, doktorun dudaklarından dökülen cümle Yıldız’ın kulaklarında çınlayıp durmuştu: “Başımız sağ olsun…” Başka hiçbir şey duymamıştı. Dünya o an durmuştu sanki. Sevda ise… Hiç anlamamıştı. Ali’nin hareketsiz bedenine bakıp başını yana eğmişti. “Ali uyuyor…” demişti fısıltıyla. “Yorma onu… çok çalıştı bugün…” Yıldız o an ilk kez gerçekten yıkıldı. Çünkü bir insanın ölümüne ağlamak kolaydı belki… Ama bir annenin, sevdiği adamın öldüğünü anlayamamasına dayanmak… İşte o, insanın içini parça parça eden bir acıydı. Günler geçti… Ev artık eskisi gibi değildi. Kapıdan giren Ali yoktu. Akşamları “Sevdam…” diye seslenen o ses yoktu. Ama Sevda hâlâ kapıya bakıyordu her akşam. “Geç kaldı…” diyordu. “Çikolata alacağım demişti…” Yıldız artık ağlamıyordu. Çünkü ağlamak lüks geliyordu ona. Annesi vardı. Ve annesi… Bir çocuğun kalbiyle, bir kadının acısını yaşıyordu farkında olmadan. Yıldız üniversiteyi kazandığı günkü kız değildi artık. Bir gecede büyümüştü. Okulu bırakmadı. Ama hayatını değiştirdi. Derslere gidiyor… Sonra koşarak eve geliyordu. Çünkü evde Sevda vardı. Gazı açık unutabilirdi. Kapıyı kilitlemeden çıkabilirdi. Yabancılara inanabilirdi… Yıldız artık sadece bir kız değildi. Bir evlat… Bir anne… Bir koruyucu olmuştu. Tıpkı Ali gibi. Ali yıllarca bana birşey olursa 'Sevdama ne olur' korkusu yaşamıştı.. Belkide şimdi aynı korkuyu Yıldız yaşayacaktı.. Bir akşam… Sevda yine kapının önünde oturmuştu. Elinde eski bir toka… Saçına takmaya çalışıyordu. Yıldız sessizce yanına oturdu. Sevda ona döndü. Gülümsedi. “Ali gelince bana şeker alacak biliyor musun?…” dedi. Yıldız’ın kalbi sıkıştı. Bu kez sustu. Sonra yavaşça başını Sevda’nın omzuna koydu. “Anne…” dedi kısık bir sesle, “Babam artık gelmeyecek…” Sevda durdu. İlk kez… Gerçekten durdu. Gözleri Yıldız’a kaydı. Anlamaya çalıştı. “Niye?” diye sordu. Yıldız’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Çünkü… çok yoruldu anne… Artık dinleniyor…” Sevda’nın dudakları titredi. Bir şeyler kırıldı o an içinde. Ama ne olduğunu kendisi bile anlayamadı. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Belki de hayatında ilk kez… Gerçeğe bu kadar yaklaşmıştı. Sonra bir anda Yıldız’a sarıldı. Sıkıca… Çok sıkı… “Gitmesin…” dedi çocuk gibi. “Ali gitmesin… Ali gelsin artık..” Yıldız gözlerini kapattı. Annesine ne söylerse söylesin anlamayacaktı ki..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD