4. Bölüm

1585 Words
#Eller günahkar Diller günahkar Bir çağ yangını bu bütün Dünya günahkar Masum değiliz hiçbirimiz....# Bir çoğumuz kendimizi iyi insanlar olarak görürüz.. Kimseye bir zararımız yok deriz.. Ama öyle bir an gelir ki aslında kimsenin bize işi düşmediği için iyi olduğumuz ortaya çıkar.. Tıpkı o küçük mahalledeki insanlar gibi.. Yıldız okula her gidişinde gözü arkada kalıyordu.. Annesine bir şey olacak diye.. Yıllarca aynı mahallede yaşadığı insanlara, bir umut her seferinde annesini emanet ediyordu. Bakkala girdiğinde "Ahmet amca annem gelirse ne isterse ver olur mu? Ben parasını sana öderim.. Bir de eve gitmesini söyle olur mu?" Kimi görse benzer şeyleri tekrar ediyordu.. Ama kimsenin umurunda değildi ki Sevda'ya birşey olmuş, Yıldız üzülür.. Herkes yüzüne "He kızım, tamam kızım" diyor. Arkasını döner dönmez "Bi deliye bakıcılık yapmadığımız kaldı.. Çok düşünüyorsa anasının yanından ayrılmasın" diyorlardı.. Sabah Yıldız erkenden uyanıp kahvaltı hazırladı. Okula gitmesi gerekiyordu ama annesinin yemek yemeden akşama kadar beklemesini de istemiyordu.. Son zamanlarda Sevda çok durgunlaştı, yemek yemez oldu.. Yıldız'la bile doğru düzgün konuşmuyordu artık.. Yıldız'ın aldığı şekerleri, çikolataları yemiyordu.. "Ali getirsin bana şeker.." diyordu.. Yılfoz sabah evden çıkarken kapıyı iki kere kontrol etti. Ocağı kapattı mı? Kapı kilitli mi? Annesi içeride mi? Sevda pencerenin kenarında oturuyordu. Yine aynı yere bakıyordu. “Anne ben okula gidiyorum… Tamam mı? Sakın dışarı çıkma.” Sevda cevap vermedi. Sanki duymamış gibi. Yıldız bir an tereddüt etti. Gitmese mi? Ama gitti. Çünkü hayat, en yanlış zamanda bile devam etmek zorundaydı. Kapı kapandı. Ev sessizliğe gömüldü. Bir süre sonra… Sevda başını kaldırdı. Gözleri kapıya kaydı. Yavaşça ayağa kalktı. “Ali…” diye fısıldadı. Sonra kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açtı. Sokağa çıktı. Güneş gözünü aldı ama o aldırmadı. İlk gördüğü kadına yaklaştı. “Ali’yi gördün mü?” dedi. Kadın irkildi. “Yok… görmedim.” Sevda bir şey demeden yürüdü. Bir başkasına sordu. “Ali nerede?” Adam kaşlarını çattı. “Bilmiyorum.” Bir çocuk grubuna yaklaştı. “Ali buraya geldi mi?” Çocuklar gülüştü. “Deli bu ya…” dedi içlerinden biri. Sevda yürüdü. Sordu. Yürüdü. Sordu. Cevap alamadı. Ama vazgeçmedi. Çünkü onun dünyasında Ali vardı. Ve biri onu saklıyordu sanki. Mahalleden çıktı. Kimsenin dikkat etmediği o an… Aslında en büyük kırılmaydı. Kimse “Nereye gidiyorsun?” demedi. Kimse “Yanında biri var mı?” diye sormadı. Çünkü herkesin işi vardı. Çünkü kimse gerçekten bakmıyordu. Saatler geçti. Okul çıkışı… Yıldız koşarak eve geldi. Kapıyı açtı. “Anne!” Ses yok. Mutfağa baktı. Boş. Odaya girdi. Yok. Kalbi bir anda hızlandı. “Anne…?” Evin içi sessizdi. Ama bu sessizlik… sabahkinden farklıydı. Bu… yokluktu. Yıldız kapıya fırladı. Sokağa çıktı. “Annemi gördünüz mü?!” diye bağırdı ilk gördüğüne. Kadın omuz silkti. “Yok kızım.” Bakkala koştu. “Ahmet amca! Annem geldi mi buraya?!” Adam duraksadı. Gözlerini kaçırdı. “Yok… görmedim kızım…” Yıldız koşmaya başladı. Sokak sokak. “Anne!!” Ses yankılandı. Ama cevap gelmedi. O an anladı Yıldız… En büyük kayboluş, bir insanın sokakta değil… İnsanların içinde kaybolmasıydı. “Anne!!” Sesini duyan dönüyor ama kimse cevap vermiyordu. Sokaklar uzuyordu… İnsanlar çoğalıyordu… Ama annesi yoktu. Bir sokağın köşesini döndüğünde küçük bir park gördü. Normalde çocukların oynadığı, yaşlıların oturduğu o park… Bugün garip bir şekilde sakindi. Yıldız’ın içi bir anda sıkıştı. Adımlarını yavaşlattı. Bankların olduğu tarafa baktı. Ve… Dondu. Sevda oradaydı. Eski, solmuş bir bankta oturuyordu. Yanında bir kedi vardı. Küçük, kirli, sokak kedisi… Sevda kedinin başını okşuyordu. Ve konuşuyordu. “Ali… bugün gelmedi yine…” diyordu Sevda. Sesi yumuşaktı. Sanki karşısında gerçekten biri varmış gibi. “Sen gördün mü onu?” Kedi mırladı. Sevda gülümsedi. “Ben de özledim…” Yıldız’ın gözleri doldu. Bağırmak istedi. Koşup sarılmak istedi. Ama yapamadı. O kadar korkmuştu ki annesine birşey oldu diye.. Onu böyle görünce öylece kaldı bir süre.. Yıldız elini uzattı. “Anne… hadi eve gidelim.” Sesi yumuşaktı ama içinde bir çaresizlik saklıydı. Başını iki yana salladı. “Gitmem… Ali gelecek.” Yıldız’ın kalbi sıkıştı. “Evde bekleriz… olur mu? Belki oraya gelir anne.” Sevda durdu. Düşündü. Gözleri boşluğa kaydı. Sonra yavaşça ayağa kalktı. “Kaçırmayalım…” dedi fısıltıyla. Yıldız hemen koluna girdi. Sanki küçük bir çocuğu yürütür gibi… Yavaş yavaş parktan çıkardılar. Kedi bir süre peşlerinden geldi. Sonra durdu. Onları izledi. Sonra durdu. Ve geri döndü. Yol uzundu. Ama asıl zor olan yol değildi. Sevda her birkaç adımda bir duruyordu. “Ali buradan geçmiş midir?” “Beni aramıştır şimdi…” “Beni bulamazsa üzülür…” Yıldız her seferinde cevap verdi. Aynı sabırla. Aynı yalanla. “Bulur anne…” “Merak etmez…” “Biz evdeyiz ya…” Ama her cümlede… kendi içinden biraz daha eksildi.. Mahalleye girdiklerinde bakışlar başladı. Aynı insanlar. Aynı yüzler. Sabah görüp hiçbir şey yapmayanlar… Şimdi izliyorlardı. Fısıldaşmalar yükseldi: “Bulmuş anasını…” “Yine kaçmış deli…” “Yazık kıza…” Yıldız başını kaldırmadı. Kimseye bakmadı. Çünkü o an anladı… İnsan bazen utanması gereken kişi olmadığı halde… en çok utanan olurdu. Evin kapısına geldiler. Yıldız anahtarı titreyen elleriyle çıkardı. Kapıyı açtı. Sevda içeri girdi. Etrafa baktı. Sanki ilk defa görüyormuş gibi. “Ali burada mı?” diye sordu. Yıldız’ın boğazı düğümlendi. Kapıyı kapattı. Sırtını kapıya yasladı. Gözlerini kapattı. “Yok anne…” dedi. “Henüz gelmedi…” Sevda başını salladı. Hiçbir şey olmamış gibi odasına geçti. Yatağın kenarına oturdu. Kapıya bakmaya devam etti. Yıldız olduğu yerde kaldı. Kımıldayamadı. Sanki bütün gün koşan o kız… artık tamamen tükenmişti. Sonra yavaşça yere çöktü. Sessizce ağladı. Bağırmadan. Ses çıkarmadan. Çünkü bu evde… Birinin güçlü kalması gerekiyordu.. İki yorgun kalp aynı çatı altında atıyordu.. Sevda, Ali'sini görmediği hergün içinden birşeyler eksiliyordu.. Yıldız ise ne yapması gerektiğini bilmiyordu.. Babasına verdiği söz vardı.. Ne olursa olsun annesini yalnız bırakmayacaktı.. Yıldız o gece neredeyse hiç uyumadı. Annesinin odasından gelen en ufak seste irkildi. Her kıpırtıda kalkıp kapıya baktı. Sevda hâlâ yatağın kenarında oturuyor, gözünü kapıya dikmiş bekliyordu. Sanki zaman onun için orada durmuştu. Ama Yıldız için… Zaman koşuyordu. Hem de acımasızca. Sabah olduğunda güneş yine doğdu. Sokak yine kalabalıklaştı. Hayat yine devam etti. Ama Yıldız artık aynı Yıldız değildi. Yıldız okulu bırakmaya karar verdi.. En azından bir süreliğine dondurur, sonra devam ederim diye düşündü.. Annesinin her zamankinden daha fazla ona ihtiyacı vardı.. Ali ölmeden önce onların kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak için çok çalışmıştı.. Yıllarca biriktirdiği parayla oturduğu evi almıştı.. Kenarda da bir miktar birikmişi vardı.. Ama hazıra hiçbir şey dayanmıyordu.. Yıldız bir çok işe başvurdu.. Tek isteği annesinin yanında durabileceği bir işti. İlk işi mahalledeki yerlere bakmak oldu. Bakkal. Kasap. Küçük market. Bir kuaför… Kapı kapı dolaştı. “Abla… çalışabileceğim bir iş var mı? Annemi yalnız bırakamam… mümkünse yakın olsun…” Kimi yüzüne bile bakmadı. Kimi baştan savdı. “Elemanımız var.” “Sigortalı çalıştırıyoruz, sana uymaz" Bir çoğuda annesinin yanında olmasını kabul etmiyordu.. Yıldız daha kapıdan çıkmadan "Deliyle mi uğraşacağız" diye söyleniyordu.. Günler böyle geçti. Sevda bazen sakinleşiyor… Bazen kapıya koşuyor… Bazen gecenin bir yarısı uyanıp “Ali geldi!” diye bağırıyordu. Yıldız her seferinde koşuyordu. Her seferinde… “Yok anne… rüyaydı…” diyordu. Ama aslında… O rüya değildi. O, Sevda’nın gerçekliğiydi. Sevda, Ali’den sonra çok değişti.. Sürekli gülen kadının gülen gözü soldu.. Herşeye mutlu olan Sevda şimdi hiçbir şeye mutlu olmuyordu.. Yıldız evden çıkarken istemese de kapıyı kilitleyip çıkıyordu.. İş bulana kadar böyle olması gerekiyordu.. Yıldız o sabah yine kapının önünde durdu. Elinde anahtar… Kalbi ikiye bölünmüş gibi. Bir tarafı git diyordu. Bir tarafı kal. Ama gitmek zorundaydı. Kapıyı kilitledi. İçeriden bir ses gelmedi. Sevda o gün garip bir şekilde sessizdi. Bu… Yıldız’ı daha çok korkuttu. Ev sessizdi. Ama bu sessizlik… huzur değildi. Bu… yaklaşan bir şeyin habercisiydi. Sevda yatağın kenarında oturuyordu. Gözleri yine kapıda. Dakikalar geçti. Sonra… Başını yavaşça çevirdi. Bu kez kapıya değil… Mutfağa baktı. “Ali acıkır…” diye fısıldadı. Ayağa kalktı. Adımları yavaştı ama kararlıydı. Sanki bir görevi vardı. Mutfağa girdi. Tezgâhın üstünde duran tencereye baktı. Boştu. Kaşlarını çattı. “Yemek yok…” dedi kendi kendine. Sonra ocağa yöneldi. Elini uzattı. Ocağı açtı. Gazın sesi yayıldı mutfağa. Ama Sevda çakmağı aramadı bile önce. Sanki gazı açmak yeterliymiş gibi bekledi. Sonra… Bir anda telaşlandı. “Ali gelirse görmem…” dedi. Gözleri mutfakta dolaştı. Perdeye takıldı. Perdenin ucunu tuttu. Çekti. Sonra… Ocaktan çıkan gazın içine doğru tuttuğu çakmağı çaktı. Bir anlık sessizlik. Sonra… PAT! Küçük ama sert bir alev yükseldi. Perde bir anda tutuştu. Sevda geri çekilmedi. Alevlere baktı. Gözleri parladı. “Geldin…” dedi gülümseyerek. Sanki karşısında Ali vardı. Alevler büyüdü. Perdeden dolaba sıçradı. Mutfak dumanla dolmaya başladı. Ama Sevda hâlâ oradaydı. Kıpırdamadan. Ellerini uzattı. Sanki ateşe değil… birine dokunuyordu. “Geç kaldın…” diye fısıldadı.. Bir komşu önce kokuyu aldı. “Yanık kokusu bu…” dedi. Başka biri başını kaldırdı. Duman pencerenin aralığından dışarı sızıyordu. “Yangın var!” Bağırışlar yükseldi. Kapıya koştular. Kapıyı çaldılar. “Sevda! Aç kapıyı!” Cevap yok. Bir adam omzuyla kapıya yüklendi. Bir kez. İki kez. Kapı kırıldı. İçeri duman yayıldı. Yıldız… O sırada sokağın başındaydı. Elinde bir poşet. İçinde aldığı ekmek. Kalabalığı gördü. Koşmaya başladı. Kalbi… sanki ne olacağını biliyordu. “Çekilin!” diye bağırdı. İnsanları itti. Eve baktı. Duman. Çok fazla duman. “ANNE!!” Çığlığı sokağı yırttı. İçeri girmek istedi. Birileri tuttu. “Giremezsin!” “Bırakın beni!!” Çırpındı, ağladı. “Annem içeride!!” İçeride… Bir adam Sevda’yı kolundan tuttu. “Çıkmamız lazım!” Sevda direndi. “Ali geldi…” dedi. Adam anlamadı. Ama vakit yoktu. Zorla çekti. Sevda son kez arkasına baktı. Alevlere gülümsedi. Dışarı çıktıklarında… Yıldız dizlerinin üstüne çöktü. “Anne!” Sevda’yı görünce koştu. Sarılmak istedi. Ama bir an durdu. Çünkü Sevda… hâlâ gülümsüyordu. “Ali geldi…” dedi fısıldayarak. Yıldız’ın içi parçalandı. Başını salladı. Gözlerinden yaşlar aktı. “Yok anne…” dedi titreyerek. “Ali gelmeyecek… Babam öldü anla artık, kabul et..”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD