Zorla bindirildiğim araba son sürat beni götürüyordu. Bunca yıllık ömrümde ilk defa kokmaya başlamıştım...
_"Bırak benii, sen kimsin?"
Adam duyduğu halde cevap vermiyor, habire bana dokunmaya çalışıyordu...
_"Bırak beni... Dokunma banaa!"
Kendimi arabadan atmaya çalıştım ama ağzımı kapatıp, kollarımı bağladığı için inemiyordum...
Var gücümle bağırmaya çalıştım...
_"İMDAAAAAAATTTT!.. YARDIM EDİİİİİİNNN!.. İMDAAAAAAATTTT... KURTARIN BENİİİİ... İMDAAAAAAATTTT..."
Furkan'ı dinleseydim böyle olmazdı diye düşündüm... Son bir defa şans diledim, son bir defa daha söz verdim... Söz veriyorum, yemin ediyorum bundan sonra asla Furkan'ı üzmeyeceğim, onu bırakmayacağım...
Bu adam beni götürüyordu ve kesin Türkan dediğini yapacak Furkan'a o kızı ayarlayacaktı... Pişman olmuştum hemde çok... Ağlıyordum hemde çığlık çığlığa... Ama adam duymuyor insaf etmiyordu...
_"Taş mısın be adam, bırak beni gideyim BIRAAAAKKKK!" diye yalvardım.
Arkadan gelen siren sesini duyuyordum ama arkada bağlı yattığım için göremiyordum... Furkan... Furkan polise haber vermiş olmalıydı... Polis beni bu adamdan kurtaracaktı biliyordum...
Kollarım hâlâ bağlıydı... Asla kıpırdayamıyordum... Tek isteğim Furkan'ın beni kurtarması, aşkına, aşkımıza sahip çıkmasıydı...
Adam o kadar hızlı sürüyordu kii, bir süre sonra siren sesleri gelmez olmuştu... Adam polise izimizi kaybettirmiş olmalıydı... Furkan artık beni bulamayacaktı... Ağlıyordum ama artık son pişmanlık fayda etmezdi...
D. A: "Kan grubunu biliyor muyuz?"
Adam bana soru soruyordu ama ben neyden bahsettiğini anlamıyordum...
_"Kimin kan grubu? Ben bilmiyorum... Yemin ederim bilmiyorum, Kimsenin kan grubunu bilmiyorum. Bırakın beni gitmek istiyorum..."
S. Ç: "Maalesef, yanında kimliği yok."
D. A: "Çok kan kaybetmiş, bir an önce öğrenelim, çabuk."
_"Ben kan verebilirim... Hasta kim?.. Beni ona götürün ben kan verebilirim... Benim kanım A Rh negatif..."
D. A: "Arkadaşlar çok acil beyin tomografi istiyorum... çabuk... çabuk... çabuk..."
_"Ben veterinerim... Bende arabamı satıp röntgen ve ultrason cihazı almak istiyorum..."
S. Ç: "Cansu şahin... Yirmi altı yaşında, kan grubu A Rh (-) bilinen hiç bir rahatsızlığı yok, trafik kazasına bağlı kafa travması..."
_"Ney ney neeeyy!.. Pardon anlamadım... Bir daha söyler misiniz?"
A. D: "Evet arkadaşlar, hazır... UYUTUYORUZ... UYUTUYORUZ... UYUTUYORUZ...
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~
_"HH.HH.HH.HH... Allah'ım... Allah'ım... Sana şükürler olsun..."
Bütün zorluklara rağmen aşkımız galip gelmişti... Biz kazanmıştık... Furkan, aşkım... Yanımda duruyor elimi tutuyordu... Sözümü tutmuştum, hemde vicdanımla değil kalbimden geçenle hareket etmiştim...
Furkan, o kadar heyecanlıydı kii, elimi tutmuş ama yüzüme bakamıyordu... Bem beyaz gelinliğimin aşırı dar olması, kuaförün başımı fazla sıkması ve önümdeki çiçeğin kötü kokmasının dışında hiçbir sorun yoktu... Herkes düğünümüze gelmiş, keyifle zaman geçiriyor gibiydiler...
Furkan'dan önümdeki çiçeği kaldırmasını isteyecektim, çünkü midemi bulandırıyordu...
F: "Cansuuu..."
_"Efendim aşkım..."
Furkan hâlâ yüzüme bakmıyordu, elinin sıcaklığını bütün bedenimde hissediyordum. _"Aşkım, söylesene ne oldu?"
F: "Cansuuummm..."
_"Efendim!"
F: "Özür dilerim..."
_"Nedeeennn?.."
F: "Sensiz ben nefes alamıyorum."
_"Furkaann, yapma böyle... Ağlatma beni, yoksa makyajım akacak... Kuaför örtümü çok sıkmış, başım ağrıyor zaten, birde sen üzme beni..."
F: "Cansuuu..."
_"Efendiiiimmm, Efendiiiimmm, efendim... Adımı mı ezberliyorsun neee?"
F: "Yalvarırım gitme..."
_"Tamammmm... Buradayım... Sensiz hiçbir yere gitmiyorum koca bebek, hadi kaldır kafanı bak yüzüme..."
F: "Cansu... Bende sana söz veriyorum, sen iyi ol... Kalbime taş basıp gideceğim buralardan... Bir daha asla karşına çıkmayacağım..."
_"Ne diyorsun Furkan... Ne demek istiyorsun... Ne gitmesiii, biz evleniyoruz... Bak bu gelinliğim..."
F: "Cansuuu, geri dön lütfen..."
_"Nereye geri döneyim Furkan?"
F: "Özür dilerim. Herşey için özür dilerim..."
Furkan, elimden tutmuş ağlıyor, inatla beni sinir etmek istiyor gibiydi...
_"Furkaann, yeter artık... Kendine gel yoksa kızacağım."
H. F: "Furkan... Bu kadar yeter..."
F: "Fulyaa, lütfen... Beş dakika daha..."
H. F: "Furkan, hadi lütfen... Beni de zor duruma düşürme... Hadi."
Fulya mı? Türkân'ın arkadaşı Fulya... Furkan'a ayarlamayı düşündüğü kız, düğünümüze mi gelmişti... Bu ne cüret... Bu ne yüzsüzlük... Ne oluyordu... Furkan'ı nereye götürmek istiyordu... Hemde düğün günümüzde... Saçını başını yolmamak için kendimi zor tutuyordum...
_"Furkan, ne oluyor? Bu kızın burada ne işi var?"
F: "Aşkım, şimdi gidiyorum ama yine gelicem, söz veriyorum."
_"Ne demek gidiyorum Furkan, beni bu hâlde mi bırakacaksın... Bu kızı bana tercih mi edeceksin yoksa?"
F: "Seni çok seviyorum Cansu'yum..."
_"Seviyorsan gitme... Bırakma benii..."
F: "Cansuu, lütfen gitme... Lütfen..."
_"FURKAANN... DUY BENİİİ... GİTMİYORUM... BURADAYIM... SENDE GİTME... KIYMA BİZE, KIYMA AŞKIMIZA..."
H.F: "Furkan!"
_"FURKANNN, BAK BANAA, DİNLEME ONU... BANA BAK... YÜZÜME BAK... BENİM BEN, SENİN İLK AŞKIN... GÜNÜNÜN GÜNEŞİ, YUM'LU CANSU'NN... FURKAN GİTMEE, FURKAAANNNN, FURKAAANNNN..."
~~~~~~•~~~ bir ay önce ~~~•~~~~~~•
Gözümü açtığımda Furkan'ın başı başımın hizasında ayakları kapıdan tarafa dönük karşımdaki minderde yatıyordu... Kısa bir duraksamadan sonra orada ne aradığımı hatırlayıp yerimden fırladım, mayraya bakmak için dizlerimin üzerine oturdum...
Yavru memeyi emmiyor ama hâlâ yaşıyordu. Bir kaç gün içinde memenin ucunu tutamazsa ölecekti... İnşaallah tutarsın diye dua ederek biraz emme refleksi olması için annesini tutturmaya çalıştım... Emmeye gücü yok gibiydi... Ağzına biraz süt akıtmaya çalıştıktan sonra, "Hadi canım, hadi güzelim..." derken Furkan sesime uyandı...
O da yerinden fırlayıp yanıma koştu. Gözlerini ovuşturarak, "Nasıl?" diye sordu.
"İyiler, bu da iyi olacak inşaallah!" dedim.
"Hâlâ emmiyor mu?"
"Iıııı ıııııhhh... Ama ümidini yitirme... Can çıkmadıkça ümit kesilmez."
"Amennaa..."
"Hadi bana müsade." diyerek eşyalarımı toparlarken, "Kahvaltı yapta git." dedi.
"Bu saatte kahvaltı yapamıyorum yaa." dedim mızmızlanarak
"Hâlâ mı?" dedi bir huyumu daha biliyor gibi
"Hâlâ..." diyerek odadan çıktım. Hakan üçlü koltukta uyuyordu... Hayırlı olsun'u erteleyerek oradan ayrıldım...
•~~~~~~•
Derya, Derin'in ısrarına dayanamayıp eteğini verince kendisi eteksiz kalmıştı... Annem "pazartesi alırız" diyerek kararlaştırdı.
O günün akşamı yavru emmeye başlamış ve riski atlatmıştı... Üç günlük çiçeği burnunda baba ile su deposunun yakınında karşılaştık...
"Selam, naber... Nereye gidiyorsun?"
"Salih amcanın bi koyunu hastaymış galiba, ona bakmaya... Bebişler nasıl?"
"İyiler... Diğeri küçük kalacak gibi yaa."
"Yeteri kadar beslenirse yetişir merak etme."
"Eee?.."
"Ne eee?"
"Bunları nüfusumuza kayıt yaptırmamız lazım yaa, çocuklar gayri meşru mu kalsın?"
"Ne saçmalıyorsun Furkan yaa?"
"Şu hormonları bi salsan mı artık... Oksitosini meselaaa?"
"Furkan, defol..."
"Olur, def'in de olurum, sazın da, sözün de."
Furkan'ın gitmeye niyeti olmayınca yerden bir kaç taş alıp ayaklarına doğru attım. Taşın bir tanesi ayağına denk gelince tek ayak üzerine bir iki defa zıpladı..
"Dur kız atma, acıyor."
"Sende yürü git o zaman."
"Yürüyüp değil arabayla gidiyorum."
"Ne kaaaa sevindim anlatamam... Hiç değilse bu sefer söylüyorsun sağol... Yolun da gönlünde açık olsun."
"Sen o gönüle girip kapıyı içeriden kilitlemeseydin denerdim."
Yerden bir taş daha alıp, "Bak şimdi, bunu bi atarım kafanıda o kapıyı da kırarım." deyip atacak gibi yaptım.
"Aman aman tamam atma, başım sana kurban olsun da, kalp kapımı kırma, kırma ki içeriye sızan olmasın." deyip yürürken taşı arkasından attım... Furkan, bir şey daha söyleyecek gibi geriye dönünce taş birden alnına vurdu...
İçim bi tuhaf olmuş bir şekilde ellerimi ağzımda birleştirip ona doğru bir adım atacaktım kii, Melek ve Aytül teyze beni görmüş ve Furkan'ın yanına gelmişti...
Melek, Furkan'ın kanayan yerine baktıktan sonra bana dönüp, "Cansuu, iyi misin? Neden yaptın?" diye sordu dövecek gibi
O an ne söyleyeceğimi bilemedim. Tek isteğim Furkan'a yaklaşıp, "yanlışlıkla oldu" demekti... Ama Melek'le Aytül teyze izin vermediği gibi Melek çantasından peçete ve yara bandı çıkartıp ayaküstü Furkan'a pansuman yapmıştı...
Furkan, özenle yara bandını takan Melek'e teşekkür edip, benden tarafa bakmadan yola devam etti... Büyük ihtimalle bu gidişinde de onu yolcu edemeyecektim...
•~~~~~~•
Furkan, akşam üstü Enes'in yanına gidince Enes yara bandını görüp, "Ne oldu lan." dedi şaşırarak.
"Aşk yolunda gazi olduk bu gidişle şehitlikte görünüyor."
"Ne olduu?"
"Cansu taş attı."
"Ciddi misin yaa, neden?"
"Gideyim diye."
"Sana söyledim değil mi? Biz o kapının önünden bile geçemeyiz."
"Geçmek isteyen kim oğlum, ben o kapının kıtmiri olurum, yine de vazGEÇMEM."
"İyii, sana başarılar. Ben senin kadar güçlü değilim, yıpranıyorum..."
"Ben sürünüyorum süründükçe daha çok seviyorum."
"Yaptığınla söylediğin de bir birini tutsa bari."
"Kes laaann... İyi ki bir şey söyledik... Bu sene son diyorum."
"Sana göre son daa bakalım onun için de son mu?"
"Yaa tamam, konuyu kapat, akşam akşam bozma moralimi. Ben ablama söyledim, pazartesi gidiyoruz."
"Bir hafta daha kalacaktın hanii."
"Kimseyi gerip huzursuzluk vermenin bi anlamı yok Enes, o yüzden gitmek en iyisi olacak."
"Yolun açık olsun kardeşim, ne diym."
•~~~~~~•
Akşam yemeğinde Derya'nın moralsizliği dikkatimden kaçmamıştı. Ben bulaşıkları yerleştirirken Derya da dalgın dalgın mutfağı topluyordu... İşimiz bitince, "Derya, biraz konuşabilir miyiz?" dedim oturduğum sandalyenin karşısında ki sandalyeyi göstererek.
Derya, merak dolu baksa da hâlâ yüzü asıktı.
"Derya, canım... Ne oldu... Seni moralsiz gördüm."
"İyiyim abla, bir şey yok... Yeni bir sene başlıyor hem onun stresi hemde bu sene dananın kuyruğu kopacak yaa o yüzden gerginim biraz..."
"Korkuyor musun?"
"Hayır ablaaa... Korkmuyorum... Ben de gitmek istiyorum, puanım neye yeterse onu okuyacağım."
"Derya! Hayallerin ne oldu?"
"Abla kendimi biliyorum, bu matematikle o biraz zor."
"Hemen peşin hükümlü olma."
"Ablaa, bana bu sene dersim de yardım eder misin? Şehir dışını tutturayım yeter."
"Sen neyden kaçıyorsun söyle bana."
"Sen bize söyledin mi?"
"Hayır ama?"
"Peki şimdiki aklın olsa söyler miydin?"
"Söylemezdim ama benim, beni anlayacak bir ablam yoktu... Ben seni anlayabilirim ve sıkıntın neyse yardımcı olmaya çalışırım."
"Ablaa, sadece buradan gitmek istiyorum. Şimdilik söyleyeceğim bu kadar."
"Pekii, nasılsa önümüzde koca bir dokuz ay var... Merak etme, sıkı bir ders programı yapacağız ve İstanbul'u tutturacaksın...yada Bursa da olabilir... Orada da tanıdıklarım var."
"Teşekkür ederim ablacım."
Derya'nın derdini öğrenemeden huzursuz bir şekilde yattım...
•~~~~~~•
Sıradan bir pazar gününün ardından pazartesi sabahı Derya annemle çarşıya çıkmak için hazırlanıyordu... Bu köyün pazartesi günü ki sessizliği ölüm sessizliği gibi oluyordu... Kasabanın pazarı olduğu için hemen hemen çoğu kişi kasabaya gidiyor, gününü orada geçiriyordu...
Annemlerin minibüse yetişme telaşı yüzünden bende uyuyamamıştım... "Hazır uyanmışken, en iyisi gidip Salih amcaların hasta koyununa iğnesini yapıp tekrar geleyim" diye düşünerek yataktan kalktım...
Alelacele hazırlanan annemi hiç sevmediği şekilde öpünce, "Git oradan yılışık." dedi elinin tersiyle yüzünü silerek...
"Bende seni seviyorum anneciğim." deyip evden çıktım...
Kestirme yoldan giderken Furkan'ların harmanının önünden geçtim... Araba hâlâ duruyordu... Demek ki Furkan bu hafta da gitmemişti. Yola devam edip Salih amcaların ağıla gittim...
•~~~~~~•
Cansu gittikten sonra Derya ve Seher hanım hazırlanırken Derin, "Anne, bende gelebilir miyim lütfen?" diye yalvardı... Seher hanım sinirlenerek, "Otur oturduğun yerde, zaten içimde bir sıkıntı var, yüreğim volkan olmuş kaynıyor bir de seninle uğraşmiym." deyince Derya, "Tamam işte anne, Derin'de gelsin bizimle olsun ki için rahat etsin." dedi.
Seher hanım, "Ben abdest alana kadar hazırlanmamış olursan götürmem." deyince Derin hemen hazırlanmaya koştu...
Seher hanım abdest alıp iki rekat hacet namazı kılarken, kızlarda hazırlanmış dışarı çıkmıştı...
Enes, kapıda çarşıya gitmek için hazırlanıyordu. Kızların çıktığını görünce, kapılarına gelip Seher hanımı bekledi...
Seher hanım aşağı inince Enes, "Çarşıya gideceksiniz galiba, ben götüreyim Seher teyze." deyince Seher hanım içindeki sıkıntının acısını Enes'ten çıkartarak, "İstemez, gerek yok...Minibüs bekliyor." deyip köyün meydanına doğru yürüdü...
İki kız yan yana kendisi de arkalarına oturmak suretiyle minibüse bindiler...
~~~~~~•
Furkan ile Türkân arabayı yerleştirip evdekilerle vedalaştıktan sonra köylüye de veda etmek için yola koyuldular... Furkan, ablasına yalvarır gözlerle bakınca Türkân, "Hadi hadi önce Yılmaz amcalara gidelim." deyip devam etti. "Cansu hanım her ne kadar büyük büyük laflar etse de sana kıyamıyorum."
"Ne diyo abla?"
"Yaa bakmaa, gıcık gıcık konuşuyor işte... Sen arkadaşlarından birini bul falan."
"Aklını sevdiğime bak hele, ben ondan başkasına bakacak olsam, kendim bulamıyor muyum?"
"Hiiiçç... Ne bileyim canım, acaba bir gün bende senin kadar sevip delice şeyler yapacak mıyım?"
"Seversin de delice şeyler yapmana gerek kalmaz inşaallah."
"İnşaallah."
... Cansu'ların kapıya gelince birlikte arabadan inip, bahçe kapısına vurdular. Nalan, Engin'in camını silerken Furkan'ları görüp, "Onlar evde yok, çarşıya gittiler." dedi.
Türkân, "Hep birlikte mi?" diyerek Cansu'yu da kasdetti.
"Onu bilmiyorum, Yılmaz amcayla Cansu daha erken çıkmış." deyince Furkan Nalan'a, "Nalan görüşürüz kendine iyi bak." diyerek arabaya bindi.
Türkân da Nalan ile vedalaşıp arabaya binince morali bozuk olan Furkan'a bakıp, "Tamam, sıkıntı etme, önce bi Cansu'yu arayayım, bakalım nerede. Ona göre kasabaya gidip bakarız." diyerek Cansu'yu aradı...
Cansu'nun telefonuna ulaşılamayınca, "Çekmiyor, yoldalar demekki. Çarşıda bir daha ararım." diyerek Furkan'ın içini rahatlatmak istedi. Furkan, bu defa Cansu'yu görmeden gitmek istemiyordu...
•~~~~~~•
Koyunun iğnesini yapıp, diğerlerine de bulaştırmış mı diye kontrol ettikten ve bir boynuz yedikten sonra oradan ayrıldım... Furkan'ların harmanın oradan geçerken arabanın olmadığını gördüm...
Serap'ların evinin önünden geçtiğim sırada, Alper'in kapıda çekiç çivi masa yapmaya çalıştığını gördüm... Her ne kadar bu işler daha çok erkek işi olsa da Alper'in elinde komik duruyordu. Kendime hâkim olamayıp güldüğüm de beni görüp, "Ne gülüyorsun bee." diyerek gayrı ciddi kızdı.
"Bu iş için doğmuş gibisin dee...Kolay gelsin." dedim
"Sağol hoş geldin. Ne yapayım, kimya labaratuvarından çıkıp işin ucundan tutmazsam olacağı bu işte... Bayantarlara maskara olduk."
"Estağfurullah yaa, maskara ne demek?"
"Öyle öylee."
"O kadar da değil."
"Az buçuk var ama değil mi?"
"Evet az buçuk. Tam değil yani."
"Nereye böyle? Gel çay içelim."
"Bu hâlde gelmiym... Üzerimi değiştirmem lazım. Sizin koyunun biri vurdu bende pisliğe düştüm." diyerek kirli kıyafetimi gösterince, "Tamam, git üzerini değiştir gel bekliyorum... Bana fikir ver de başkasına da maskara olmayayım." deyip masayı gösterdi.
"Söz vermiyorum..." diyerek eve geldim...
~~~~~~
... Derin cam kenarında oturup dışarıyı izlerken, "Aaa Enes abiyle Nazlı." diyerek Derya'ya baktı. İkisi arabada gülüşürken, çarşıya gidiyor gibiydiler... Derya, yutkundu... Annesinin ve kardeşinin yanında ağlamak istemedi... Erkan'a mesaj atarak okulun bahçesinde beklemesini söyledi...
~~~~~~•
Kapıyı açıp içeri girecektim kii Nalan'ın, "Cansuuuu?" diye attığı çığlıkla geri döndüm. Elimdeki çantayı gösterip, "Bırakayım geliyorum." dedim
Ben çantamı bırakıp ellerimi yıkayana kadar Nalan koştur koştur yanıma gelmişti bile.
"Cansuuu!"
"Nalan, dur...Sakin ol...Bi nefes al."
"Koş Cansu koooşşş!"
"Nereye Nalan ne oldu?"
"Furkan, Furkan gidiyor?"
"Nereye?"
"İstanbul'a gidiyorlar Cansu, buraya geldiler seni sordular...Bende kasabaya gitti dedim."
Nalan, panikle tuttuğu kollarımdan beni sarssa da olduğum yerde kala kalmıştım... Furkan, üçüncü defa gitmişti, bana gelerek gitmişti hemde...
Onu son bir defa görmeyi neden bu kadar istedim anlamıyordum. Veda etmeyi neden bu kadar istemiştim bilmiyordum...
"Koş Cansu ne duruyorsun koooşşş. Onlar kasabaya senin için gidiyor." dediğinde yayından çıkan ok gibi fırladım...
Hem ağlıyor hemde koşuyordum. Bu hızla hiç durmadan koşarsam iki saat sonra kasabaya varırdım...
... Bize en yakın Nazlı'ların köyüne geldiğimde taksiden birinin indiğini gördüm... Yüzünü hatırlamadığım amcanın torbalarını taksiciyle birlikte indirip, "Abi acele et nolur, çok önemli." deyip yalvararak arabaya bindim...
•~~~~~~•
Erkan, abisinden izin isteyerek okulun bahçesinde Derya'yı beklemeye başladı...
... Derya, çarşıya inince annesinden tuvalet için izin istedi. Seher hanım sinirlenerek, "Ne çişiniz bitiyor, ne eksiğiniz, küçük çocuk gibisiniz, git yürü hadi, çabuk gel." diyerek merkezdeki camiye gönderdi...
Derya, arkasına bakına bakına okulun bahçesine geldiğinde bankta oturmuş kendisini bekleyen Erkan'a koşup sarıldı... Erkan panikle, "Deryaaa, ne oldu?" deyip bilgi almaya çalıştı...
"Bitti Erkan bittii..."
Erkan, "Ne bitti kızım çatlatma insanı?" diyerek yüzüne eğildi
"Enes... Nazlı ile..."
"Emin misin?"
"Ooofff! Erkan dayanamıyorum..."
"Dur bi dur ağlama. Sen telefonu verdim demedin mi?"
"Evet verdim ama açmamış"
"Bana bak, abi diyerek mi verdin yoksa?"
"Eveeett..."
"Nedeeenn kızım nedeeenn, neden abi deyip duruyorsun ki sendee?"
"Ben küçükken bizim bir videomuzu çekmişler. Benim abi demem hoşuna gittiği için devamlı abi dedirtiyo...Bende istiyordum kii, bana abi demeyi öğrettiği gibi, 'bir daha abi deme'yi de o desin."
"Yaaa, kızım...Dur tamam ağlama...Bana bi bak... Telefonu neden doğum gününde vermedin pekii?"
"Verdiiiimm...Ben onun için aylarca plan yaptım..."
"Derya, bir gün önce verdin yaaa!"
"Safımmm... Normalde gün ne zaman dönüyor?"
"On iki?"
"Hayır işte yanlış biliyorsun...Biz neden teravihe oruçtan bir gün önce başlayıp, bir gün önce bırakıyoruz biliyor musun?"
"Nedeenn?"
"Çünkü gün ikindi namazından sonra döndüğü için...Bende hesap yaptım, ona doğum günü hediyesini ilk ben verdim."
"Aaahhh bu kızların ince düşünceleri... Kızım biz sizin kadar ince ruhlu bireyler değiliz, al gülüm ver gülümden anlarız. O kadar ince hesapların adamı değiliz."
"İyi de insan bi merak eder değil mi? Açıp baksa, ona aşık olduğumu anlayacak şiirler ve resimlerimizi görecek. Videomuzu izleyecek..."
"Derya, en iyisi ben olaya ufak bi müdahale edeyim tamam mı?"
"Ne yapacaksın?"
"Bakalım, düşüneceğim bir şeyler...Senin kadar ince olmasa da...Bu akşam halledicem...Tamam mı?"
Derya, "Erkan, çok teşekkür ederim... iyi ki varsın..." diyerek Erkan'a sarıldı...
... Enes, Nazlı'yı kitaplarını alması için okula getirdiğinde Erkan'la Derya'yı sarılırken görüp sinirlenerek arabanın yan camına yumruk attı...
Nazlı, panikle Enes'i kolundan tutup kanayan eline baktı...
"Enes, ne yaptın seeenn? Elin kanıyor."
"Bir şey yok, iyiyim...Şunlar çıksın biz öyle girelim..."
"Neden bu kadar sinirlendin ki?"
"Nasıl sinirlenmiym Nazlı, komşumun kızı. Köyümün de namusu."
"Tamam tamam, sakin ol...Dur bakayım yarana."
Enes, Derya'lara görünmemek için arabayı siper alarak kaldırıma oturunca Nazlı'da yanına oturdu... Enes'in yarasına bakarken Derya ile Erkan'ın okuldan çıktığını görüp, bir anda Enes'i dudağından öpmeye başladı...
Enes, ne olduğunu anlamadan kanayan eliyle Nazlı'nın yüzünü tutup, yavaşça kendini geri çektikten sonra, alnını Nazlı'nın alnına dayayıp, "Nazlı, sen çok değerli bir kızsın...Ben de seni üzmek istemiyorum. Bazı şeyleri zamana bırakalım olur mu?" deyince Nazlı da Enes'in boynuna sarılıp, "Olur, sen nasıl istersen." dedi...
...Nazlı ile Enes öpüşürken Erkan gördü, Derya görmesin diye engel olmaya çalışsa da Derya, "Ne oluyor yaa?" diyerek Enes'in arabasının olduğu yere bakınca onları görüp ağlayarak camiye koştu...
~~~~~~•
... Seher hanım Derin'le okul kıyafeti bakarken bir anda kalbi sıkıştı. Dükkanda nefes alamadığını hissedip kapıya koştu, Derin de annesinin peşinden koşup, "Annee, ne olduu?" dedi panikle... Seher hanım elini göğsüne bastırıp, "Araa, ara... Babanı ara gelsin." deyip Yılmaz beyi arattı... Yılmaz bey arabasıyla gelip Seher hanımı doktora götürmek istedi, Derin'e de, "Siz beklemeyin, minibüsle eve gidin." diyerek yola koyuldu...
Erkan, caminin kapısında Derya'nın çıkmasını bekliyordu...
... Nazlı, çarşıda halasıyla karşılaşınca onun evine gitti...
...Enes, Nazlı gittikten sonra elini sardırmak için eczaneye gitti...
... Furkan'lar kasabaya gelince Türkân tekrar Cansu'yu aradı ama bu sefer de telefonu açmıyordu. Cansu cevap vermeyince, Derya'yı aradı...
... Derya, telefonu çalınca sakinleşmeye çalışıp, ağladığını belli etmemek için boğazını temizleyen bi öksürükten sonra telefonu açtı...
Türkân Cansu'yu sorduğunda Derya, ablasının köyde olduğunu, Salih beylerin ağıla gittiğini söyleyince Türkân telefonu kapatıp, "Kardeşim içinden ne yapmak geliyorsa öyle yapalım... Cansu buraya hiç gelmemiş, köydeymiş." dedi üzgün bir ifadeyle.
... Furkan'ın yüreği sızlayıverdi, vedalaşmanın yine kaderlerinde olmadığını düşünüp üzülerek İstanbul'a doğru yola çıktı...
... Kasabaya gelip, taksiciye. Bizim dükkana gidip parayı ondan almasını söyleyip indim. Türkân'a "geldim" demek için telefonumu aradım ama üzerimde yoktu...