... "Evet senin insanı gıcık eden bayık bayık bakışlarını hatırlıyorum, bu çocuk neden böyle saf mı ne diyordum. Sarhoş gibi bakıyordun." deyince yine insanın aklıyla oynayan bir sesle,
"Sarhoştum zaten, hâlâ da sarhoşum, ayılamıyorum kii, Ona buna alay konusu oldum, sekiz yıldır derbeder gibi dolanıyorum, aşkından müptela oldum zalımın gızııı" diyerek yine damarıma basmıştı.
"Elimin tersindesin bak git şuradan." dedim gayrı ciddi...
Uzaktan çalan korna ile konuşmalarımız yarım kaldı. Gelin arabası iki üç araba ile konvoy yapıp gelmişti.
Masadakilerin alkışlarıyla gelin ve damat kendilerine hazırlanan yere oturdu. Furkan, arabaların birinden Enes'in de indiğini görüp ona doğru ıslık çaldı.
Enes bakınca eliyle, "Hayırdır!" işareti yaparken dudakları da sessizce tekrarladı.
Enes, biraz önce ezmekten son anda kurtulan kızın ablasıyla çay bahçesine doğru yürüdü. yanımıza gelip, Furkan'la tokalaştıktan sonra, "Abla biraz önce şoktan tanıştıramadım bu "Nazlı" dedi.
Elini sıkarak, "Merhaba canım tekrar geçmiş olsun, ben Cansu" dedim. Nazlı, damadın uzaktan akrabası olduğunu söyledikten sonra, "Ben aslında Derya'nın sınıf arkadaşıydım, annem vefat edince devamsızlıktan sınıf tekrarına düştüm" dedi.
Bir zamanlar köyde cenaze olduğunu duymuştum ama kim olduğunu bilmiyordum. "Çok üzüldüm canım, başın sağolsun." dedim.
"Sağol abla, bu dünyada kardeşimden başka kimsem kalmadı. Ona da bir şey oldu zannettim. Aşırı tepkimin sebebi oydu, sizden de özür dilerim." deyince yıllardır köyden bi-haber olduğumu gösterir gibi, "Baban? Baban nerede?" deyince, Furkan ve Enes pot kırmışım gibi baktı.
"Babamı da geçen sene kaybettik!" dediğinde şaşkınlık içerisinde kekeleyerek, "N.Ne, ne diyorsun duymadım, nedeen-" diye soracakken Furkan masadakilere bakarak, "Herkes hazır, hadi biz de geçelim" diyerek bileğimden tutup standa doğru götürdü...
Ben, utançtan kızarırken herkes bize ıslık ve alkışla tezahürat yapıyordu. Furkan, "Elini tutsam kimse yadırgamaz." sözünün doğruluğunu ispatlamıştı.
Müzisyenlerin standına gelince Erkan'ın elindeki sazla gitara bakıp, gitarı işaret ederek, "Bu kimin, kim çalacak?" dedim.
Furkan, "Bunu ben bunu sen" diyerek enstrümanları gösterince gitarı kasdederek, "Sen bunu çalabiliyorsan, bana ne gerek vardı kii?" dedim
"Senin sesin olmadan bunun da bununda bi etkisi yok! Hadi geç otur." deyip eliyle sandalyeye oturmam için öncelik verdi
Sazımı alıp akordu ayarlarken, "Önceden prova yapmadık nasıl çalacağız acaba?" deyince Furkan göz kırpıp, "Ben başlayayım, sen devamını getir. Bakalım, olmazsa ben çalmam." dedi.
Başlaması için elimle işaret ettim. Furkan, bir iki tel tıngırtısından sonra akordu ayarlayarak çok iyi hâkim olduğum bir türküyü çalmaya başlayınca şok geçirecek gibi baktım.
Furkan; çalmaya devam ederken, "Ağlamadan söyleyebilecek misin?" diye sorunca bir an, iki yıl öncesine gidip geldikten sonra, "E.Evet söyleyebilirim... Çünkü ağlamamak için birine söz vermistim." dedim
"Ooo, süper. İnşaallah her sözünü böyle tutarsın." diyerek yine gönderme yaptı
Furkan, eliyle sazı göstererek çalmaya başlamamı teşvik etsede, biraz bekleyerek nakarat bölümünden sazımla eşlik etmeye başladım.
Furkan o kadar iyi çalıyordu ki, sanki özellikle bu türkü için ders almış gibiydi. Şarkının girişe gelince aynı anda şarkıya girdik,
"Zülüf omuzda dolaşık" Furkan'da türküye başlayınca ben sustum, Furkan devam ederek,
F: "Bu kuul sanaa oldu aaşıık,
bu kuul sanaa olduu aaşıık,
yar kolların sar boynuma,
olsunlar cana sarmaşık," deyince toparlayıp eşlik ettim
"Yar kolların sar boynuumaa
olsunlar caana sarmaşık" Türküye farklı bir hava katmak için yine sustum Furkan devam etti
F: "uyu uyuuu uyaaann yariim
sar kolların dayan yarim
sinemdeki küllerime
sendin közü koyan yarim." ikinci nakarata gelince tekrar eşlik ettim.
"Uyu uyuu uyan yârim
Sar kolların dayan yârim
Sinem de ki küllerime
Sendin közü koyan yârim" bundan sonrakini ilk Furkan sonraki kısmı ben söylemiştim...
F: "Bende bir beden bir canım,
Sevdim bir daha insanım
sevdim bir daha insanım
"Sevda gördüm gözlerinde
Akacaksa aksın kanım(2)
Uyu uyu uyan yârim
sar kolların dayan yarim
sinemdeki küllerime
sendin közü koyan yarim... son kısımı da birlikte söyleyip bitirmiştik
Uyu uyu uyan yârim
sar kolların dayan yarim
sinemdeki küllerime
sendin közü koyan yarim...
~~~~~~•~~~~~~•
... Onlar şarkıyı söylerken, Nalân ve Türkân onları izleyip aralarında konuşuyordu. Türkân, "Ooff"layarak üzgün bakınca Nalân kolundan kendine çevirdi, "Şunlara baksana, Furkan'ı ilk defa böyle görüyorum, Enes'le yaşıt değil de koca adam sanki." deyince Türkân aksini iddia ederek,
"Sana öyle geliyor ama bana değil, yaa bi düşünsene seninle yaşıt arkadaşın senden küçük kardeşinle, abimle olsa bu kadar yadırgamazdım ama işte acayip oluyorum." diyerek iç karmaşasını bir kaç cümle ile söylemişti.
"Saçmalama Türkân, şuradan birine sorsan hangisi büyük diye Cansu'ya küçük derler." diyerek arada yaş farkı olsada Cansu'nun yaşını göstermediğini söyledi...
Türkân, bakışı ile birlikte ve kafasını, "Amma yaptın" der gibi eğerek, "Abartma, o kadar da değil" deyince Nalân ısrarla
"Hadi taş çatlasın aynı yaş derler ama asla altı yaş var demezler. Enes'le de kıyaslama, Enes'in adem elması olmasa ben hâlâ çocuk diyeceğim, ergenliğe girmemiş gibi. Sesi de kendi de kibar ama Furkan öyle değil yaşından olgun duruyor." dedi
"Nalân o değilde, ben bu kızdan nasıl özür dileyecegim, kalbini çok kırdım." diyerek üzüntüsünü söylediğinde Nalan espiriyle cevap verdi, "Sana gelene kadar; daha uzun, kaslı ve yakışıklı derdi var merak etme, gözü başka bir dertte değil yani, bütün yoğunluğunu ondan kaçmaya kullanıyor." deyince Türkân şaşırarak, "Gerçekten mi?" deyip gözlerini belertti.
"Enes'e göre köşe kapmaca oynuyorlarmış, öğlen yemeğe çıkmayıp dükkanda yiyormuş."
"Neden kaçıyor kii?"
"Bence aşık olmamak için kaçıyor, baksana kızım adamın bakışına, içi gidiyor sanki, valla ben olsam şimdiye düşmüştüm. Cansu'ya helal olsun vallaa."
"Sana göre hava hoş tâbii yaşamayan bilemez."
"Orası öyle ama görünen köyde klavuz istemiyor kardeşim, bu aşka kayıtsız kalacak kızın aklına tükürürüm, arkadaşım bile olsa... İki sene önce bu türküyü Cansu söylerken Furkan karşısında oturuyordu ve 'Bu sana gelsin' demişti, bak unutmamış aynısı ile başladı."
"O sene ben yoktum yaa ne olmuştu?"
"Sonra anlatırım. Şimdi bu güzel sesleri dinlemek istiyorum." ~~~~~~•~~~~~~•
Şarkıyı ağlamadan bitirmiştim, Alkışlar devam ederken Furkan nota sehpasını önüne çekti, bir sayfa alıp kenara koyduktan sonra sehpayı tekrar benim önüme bırakıp, "Çalabilir misin?" diye sordu.
"Denerim, sen başla!" dedim. İkinci parçayı ilk defa duyuyordum ve Furkan söylerken gözlerini benden ayırmıyordu.
F: "Söyle yârim söyle senden güzeli var mı?
Bir de benim gözümden bir bak kendine,
Ay gibi geceme, gün gibi yüzüme
senin gibi doğan varmı gönlüme,
Furkan nakarata gelmeden notayı tutturup çalmaya başladım.
"Gülünce yedi renk açar yüzünde
yürüyüşü eda sesinde ahenk,
söyle yârim söyle senden güzeli varmı..."
~~~~~~•~~~~~~•
Nalân; Türkân'ın kolundan tutup, "Yookk ben dayanamicam, şimdi kalkıp herkesin içinde bağırıcam, Furkan Cansu'ya aşık demek istiyorum."
Türkân, "Nalân saçmalama sessiz ol." diyerek arkadaşının ağzını kapattı
"Kızım, bu çocuğu biz nasıl anlamadık, odun kafalı mıydık neee? Aklımız neredeydi, hadi Cansu istanbulda'ydı, seeenn! beeenn! neredeydik!" diyerek kendilerini suçladı.
Türkân, "Kızım, sen Furkan'ı bilmezsin. Şu koca dağı sırtlar götürür de kimsenin ruhu duymaz. Yanar kavrulurda karşısındakini üzeceğim diye gıkı çıkmaz." diyerek kardeşini herkesten daha iyi tanıdığını gösterdi.
Nalan'da arkadaşını iyi tanıdığı için, "Tam tencere kapak desene!" dedi
"Aynen öyle! Cansu'nun geç gelmiş erkek versiyonu. Yeni yeni hatırlıyorum annemle ben çok kızardık."
"Neyee?"
"Seni söylerken Nalân abla ona Cansu diyordu."
"Bana da abla demiyo kii!"
"İştee, biz anlamadık ona abla dememek için sana da abla demeyi bırakmış. 'Abla ve abi demeyi sevmiyorum' demişti, 'Benim bir ablam var' deyip avuttu bizi. 'İstersen sana da Türkân derim sıkıntı yok' deyince babam 'Höst höst, o kadar da değil' deyip kızdı. O gün bu gündür ablayı sadece bana söylüyor, başkasına ya teyze ya yenge yada isim..."
"Oof! of! offf! Aşkım yaaa, biraz sonra gidip KOCAMAN sarılıcam, onun yüreği gibi... Türkân bir şey soracağım."
"Ne?"
"Sizinkiler karşı çıkar mı peki?"
"Beeeelllkii biraz annem, oda babamın bir sözüyle biter."
"İyi bari yaa, önlerinde engel yookk."
"Aynen! İkisine kalmış. Haa birde Seher teyzeee!"
"Aaa eveett! Asıl ve en büyük engeli unutmuşum." ~~~~~~•~~~~~~•
... Furkan da şarkısını bitirince, masadan hareketli parça tezahüratı gelmeye başlamıştı. Sazımla, Ayancık eymeleri'ni söylerken masadan bazıları ayakta bazıları oturarak ritim tuttular.
Son olarak, Furkan'ın arabadan bana dinlettiği şarkılardan biri olan "Duman aldı dağlara" şarkısını söyleyip sahneden indik.
Furkan: Kaan ve Taner'in yanına giderken, bende Nalân'ın yanına oturdum.
Türkân, ikimizin arasında oturan Nalân'ın başını tutup sabitleyerek arkasından bana, "Ağzınıza sağlık, çok güzel söylediniz" dedi.
Bende gözlerimle gülümseyip dudaklarımla öpücük atarak cevap verdim. Zannedersem Türkân, bir daha bu atmosferi bulamam korkusuyla, "Biraz konuşabilir miyiz?" dedi.
Özel olduğunu anladığım için arkadaki manzaraya bakan korkulukları işaret edince, gitmek üzere birlikte kalktık.
Türkân: konuşmayıp başını da kaldırmadan bir süre çakıl taşlarıyla yapılmış yere bakınca, "Bence de güzel olmuş çok otantik duruyor" dedim
Türkân anlamamış gibi bakarak, "Haaa?!" deyince, "Taşları diyorum farklı bir ambiyans olmuş, güzel yani?"
"Ne alaka?" derken yüzüde aynı ifadeyle bakıyordu.
"Bana konuşalım deyip taş izlemeye gelen sensin, ne alâka sen söyle!" dedim bir an önce konuşmaya teşvik ederek
"Özür dilerim."
"Haydaaa, alt tarafı bi esprisi yaptım neden uzatıyorsun kii?"
"Onu mu diyorum aptal, kalbini kırdım."
"Ne zaman? Ben hatırlamıyorum."
"Yav he hee, numara yapma işte, kabul ettim de geç."
"Tamam kabul edildi." dediğimde Türkân yine sustu... "Bu kadar mıydı?" desem de devamının olacağını gözlerinden okuyabiliyordum...
"Hayır tâbi kii, dur bi kendimi toparlamaya çalışıyorum, Nalân'la konuşurken daha kolaydı sanki yaa, sana gelince afalladım."
Hakkımda konuştuklarını yüzüme söyleyemediğine göre, Furkan ve benimle alakalı diye düşündüğüm için sessiz kalınca,
"Ne olduuu, sende sustuuuunnn." dedi
Ne söyleyeceğimi bilemiyordum...
"Cansu, bir süre aynada prova yapıyormuş gibi yapayım sözümü kesme ki hislerimi tam olarak anlatabileyim." deyince "tamam" bike demeden dinledim.
"Evet, aynen böyle. Şimdi fazla zamanımız olmadığı için bodozlama dalacağım kusura bakma... Sen... kardeşim... yani Furkan... ooofff... tamam baakk onu görüyorum... Elimden şuan bir şey gelmiyor ama asıl önemli olan senin kararın, her ne karar alırsan al arkandayım ama senden tek bir şey istiyorum... Cansuuu... lütfen kardeşimi üzme... Bir haftadır uyku uyuyamıyorum, düşünmekten kafayı yemek üzereyim, sana da kızamıyorum kii... böyle olacağını bilsen söylemezdin biliyorum... Bende bilseydim orada gülüp geçtikten sonra eve gelip Cansu ablan dalga geçti takılma derdim... Burada tek masum ve mağdur benim kardeşim Cansu, bende hatalıyım seni sorduğunda, sana abla demeyi bıraktığın da anlayabilirdim... Kendimi o kahrolası derslere o kadar kaptırdım kii, kardeşimin kör kuyulara doğru gittiğini göremedim... Yanlış anlama, kör kuyu derken seninle olmasını istemediğimden değil, bu zamana kadar beklemesi, ümitlenmesi... Sen başkasına aşık olmuş olarakta gelebilirdin, anlatabiliyor muyum... O zaman kardeşim nasıl olurdu düşünmek bile istemiyorum... Bazen diyorum ki acaba Furkan'da da mı var... Yani o gün yanında o değilde Enes oturuyor olsa ve ona söylesen o nasıl olurdu?.. Ben bu haldeysem seni hiç düşünemiyorum... Arkadaşım, dokuz ay idare et olur mu? Sadece dokuz ay, okulu bitirip geleyim her zaman yanında olacağım. Ne olacaksa birlikte yapacağız söz veriyorum..."
Konuşması bitip bana baksada hâlâ ne söyleyeceğimi bilemiyordum.
"Bittiii, konuşabilirsin artık." dediğinde ilk aklıma gelen, "Hayallerimle oynadın, ben bu konuşmayı böyle hayâl etmemiştim." dedim
"Tahmin edebiliyorum." diyerek benimle empati kurduğunu göstermişti.
"Türkân, lütfen şu kahrolası derslerine bir kere daha çalış ve büte kalma." dedim yalvarır gibi bir ses ve bakışla
"Söz!" deyince verdiğim söz aklıma geldi ve, "Lütfen, bazen tutması senin elinde olmayan sözler verme! O zaman ne diyoruz, Furkan beyi üzmeme operasyonu başlasııınnn!.." diyerek elimi kaldırıp "çak" hareketi yaptım...