34. bölüm

2247 Words
Furkan, video başlarken, "Kim bilir ne var?" der gibi önemsemeden izlemeye başlamış ama birinci dakikadan itibaren yüzünde hem sevinç hem şaşkınlıkla devam etmişti. Yıllar önce Engin yüzünden kestiğim saçlarımla Furkan'a atkı örmüştüm. Atkıyı üçe bölüp, tam boynuna denk gelen yerde, saçlarımı tek tek iple parmağıma sarıp ilmekleri öyle geçirmiştim. Furkan'a örüp Meriç'i kandırdığım atkı şuan Enes'in boynundaydı ve Furkan şimdiden verdiğine pişman olmuş gibi bakıyordu. Video bittikten sonra: Omuzuna dayalı kolumun avcuna çenemi koyup, parmaklarımla müzik ritmi tutarak, "Ne yapacaksın şimdi?" der gibi baktım. Hemen mesajlara girip Türkân'a, "Abla sana bir şey söylemiştim ya, şimdi tam sırası. O atkıyı istiyorum lütfen." yazınca, bu sefer de "son gülen iyi güler" der gibi baktım. Ablasına yazdığı yazıyı iyi okuyabilmek için telefonu kendime çevirince, "Cansu, ayıp değil mi? Furkan'ın özeline müdahale ediyorsun." diyen Melek'e acır gibi baktıktan sonra Furkan'ın yanağından makas alarak, "Senin benden gizli saklın mı var haa." deyip küçük çocuk gibi yanağını mıncırmaya başladım. Kaşlarını yukarı kaldırarak, "Hayır." dedikten sonra Melek'in sinirini çıkarttığım yanağının acısıyla kaşlarını çatıp yüzünde acı çeker gibi bir ifade oluştu. Nalan da başını telefona eğip, "Olsun da göreyim gebertirim sizi." diyerek iki kat nispet yapmıştı. Nalan'ın da katkısıyla: merak ettiğim şeyi, Melek sayesinde öğrenmek için kendi profilime girerek üst mesajlara doğru kaydırdım. Nalan, arada okuduğu mesajlara, "Hiiii'iii!" gibi tepkiler verince Furkan manidar bir bakış attı. Bu bakış: Nalan'a olsa da, aslında Melek'e sevgilisi olduğunu gösteren ve kendisinden ümidi kestiren bir bakıştı. Nalan'a da, bu yazıların iki sevgili arasında normal olduğunu gösteren bir tebessümle güldü. İstediğim mesaja gelince, "Bu ne yaa, burada ne demek istiyorsun?" dedim sanki ilk defa okuyor gibi. İlk okuyuşta Nalan da Nazo' gibi düşünmüş olacak ki, "Ooohaaa!" deyince Furkan telefonunu benden tarafa çevirip Nalan'dan gizleyerek, "İçin fesatsa ben ne yapayım?" deyip galeriye girdi. Açtığı videoda ben, ilaçların olduğu dolabın camından saçlarımı parmaklarımla tarıyordum. Furkan, beni hayâl kırıklığına uğratmamış, saçlarımı okşayıp, taramayı kasdetmişti. "Sen ne zannettin?" diye bana sorunca, işaret parmağımı, çenemle alt dudağım arasında sürterek, "Şu âna kadar her banyo ve tuvalette yaptıklarımı düşündüm." demek yerine, "Bende böyle düşündüm de sana belli olmazdı, o yüzden sorup emin olayım dedim." deyip, içimin fesatlığını da gizledim. Olurda bir gün Furkan'la evlenirsem, bu iki yüzlü halimle doğacak çocukların bana değilde babalarına benzemesini isterdim. Bir zamanlar Furkan'ın ahlâkına da yardımı dokunan ben, şuan ahlâk dışı şeyler yapıyordum. Bu çocuk nereden bilebilirdi ki, ileride bu kadar iki yüzlü, kinci, yalancı biri olacağımı. Acaba bilse yine aşık olur muydu... •~~~~~~• Türkan, Furkan'dan gelen mesajdan sonra Enes'e, "Beni bozma, yoksa Furkan seni bozar!" yazdı. •~~~~~~• ... Türkan atkıyı tutup, sağına soluna bakarak, "Maşaallah kız Cansu, ben bile bu kadar güzel ve çabuk yapamazsın diye düşünmüştüm senden korkulur haa!" deyince, "Benden bi uçan bir de kaçan canım sen hâlâ anlamadın mı?" diye sorsam da bana cevap vermeden Enes'le konuştu. "Ya Enes, atkı iyi güzel de seni açmadı be ablacım, hem uzun hem de rengi sana uymadı bence, ha Nalan sence de öyle değil mi?" "Ben ilk verdiğinde de yakıştırmamıştım ama bozmadım, bence Furkan'a daha çok yakışmıştı." deyince, "Enes, ablacım sen onu Furkan'a ver, ben sana başka öreyim ne dersin?" diye sordum. Enes'te, "Söz ver!" diyerek atkıyı isteksiz bir şekilde Furkan'a uzatırken, "Yooo, söz veremem!" dedim elimi de "stop" der gibi kaldırarak. *(Akıllanmıştım artık, tutup tutmayacağım belli olmayan sözler vermeyecektim)* Durumu bilenlerle birlikte, Furkan da atkıyı alırken gülmüştü. Enes, arkadaşından dem vurarak, "Merak etme abla, ben örde ör, örde ör diye arkana geçmem." deyince Furkan çenesini yamultarak başını aşağı yukarı sallayıp, "Haağğ çok komik" der gibi baktı. Furkan atkıyı takıp saçlarıma denk gelen yerlere bakmaya başladı. Ben yerini bildiğim için parmağımla tutup, ipi kasdedermiş gibi, "Kaşındırırsa boyunluklu kazakla giy!" deyince, kulağıma eğilip, "Derimi yüzse de umurumda değil!" dedi... Meriç'in gitmesiyle gecenin amacı da kaçmıştı, o yüzden erken dağılmak zorunda kalmıştık. Eve geldiğimizde üzerimden bir yük kalkmıştı. Şu irademe hakim olup Furkan'dan uzak durabilirsem benden iyisi olmayacaktı. Eve gelip, Nazo'yu aradım. Selâm kelam etmeden direk, "Cano' anlat çabuk ne oldu?" diyerek telefonu açınca bende hemen olaya girdim. "Nazo' kızım görmen lazımdı, adını GEREK'SİZ görünce mos mor oldu. Kendimi ima ettiğimde, morali kendi gibi yerlerde süründü yılanın." "Hadi bakalım darısı ENGEREK'SİZ'in başına." "Amin aşkım amiiinn!" "Eee Furkan ne yaptı?" "Furkan beni sinir etti Nazo' yaa, gitti kendisine aşık olan kızın yanına oturdu, bir ara ördüğüm atkıyla boğazlamak istedim ama işte, yine merhametli günüme denk geldi." "Ooohaaa, kendine aşık kız mı var? Ne yaşadığını çok iyi anlıyorum canım ben de ne çekiyorsam o yüzden çekiyorum." "Senin ki sana nispet yapar gibi yapmıyor canım, adam daha ne yapsın uzak durmak için Amerika'ya yerleşmiş." "Bak o konu da haklısın, asla kıskanacağım bir şey yapmadı. Hâlâ da yapmıyor." "Nazo', Şirvan'a aşık biri yok mu kız?" "Olmaz mı? Hem de kim tahmin et?" "Kim?" "Tahminin yok mu?" "Biri var ama emin değilim sen söyle." "Kaçırıldığın da yerini Neçirvan'a söyleyen desem?" "Haadii canım, ooohaaa! Yazık, kıza üzüldüm şimdi... Furkan'la ben bile onlar kadar imkansız değiliz." "Yookk laaann, Şirvan yüz verse o kız anaymış, düşmanmış dinlemez kaçar, senin bulunmana o yüzden yardım etti." "Sağolsun, Allah sevdiğine kavuştursun." "Aaayy Cano' görende kıza dua ediyorsun zanneder, a-ahahahahahhaahah." " a-ahahahahahhaahah, Aynen canım, onları düşünüyorsam namerdim." "Deli kız." "Nazo' şimdi sana bir şey söylemek istiyorum amaa?" "Gönder gelsin canım kritik günleri geçtik, doğursam da problem olmaz inşaallah." "İyi sevindim, bi adam beni sormuş. Furkan'ın abi'sine." "Hadi yaa, vay pislik vaayy, kendi yok ama adamlarını göndermiş haa?" "Sen Amerika'da olduğuna emin misin?" "Eminiz canım, ama bu demek değil ki seni unutmuşta rahat bırakmış. Belki de numara yapıyor, seni adamlarına kaçırtıp kendisi de gelebilir." "Hiiii'iii, ben bir süre tek dolaşmasam iyi olacak desene!" "Sen bence tek yaşama da, bir ân evvel evlen artık." "Dur canım hemen bi koşu evlenip geleyim. a-ahahahahahhaahah" "Dalga geçme bee!" "Nazo' burası oralara benzemez, bir telefonla düğün alayı kurulmuyor burada." "İşte sen burada bir günde düğün alayı kurdurtmamak için bir şeyler yap, iki günde kurdur üç günde kurdur ama kurdur artık..." •~~~~~~• ... Hakan, ne olduğunu anlamadan Meriç'i alıp köyün dışına götürdü. Meriç boş gözlerle yola bakıp, kendiyle mi yoksa Cansu'yla mı kavga ediyordu bilemiyordu. Arabayı, bütün köyü ve karşı dağları görecek şekilde park edip, Meriç'in konuşmasını bekledi. Meriç, gözlerini kapatıp işaret ve baş parmağıyla bir yandan punktumlarına bastırıp bir yandan burnunu sıkıyordu. Nihayet konuşmaya başlayacağını belli eden derin bir nefes çekip yutkunduktan sonra, karşı dağlara bakarak Hakan'la konuşmaya başladı. "Bir yıl, bir yıldır birlikteyiz. İlk altı ay dediği gibi depresyondaydı, sonra sık sık gelmeye başladı, evime, işime. Bir hafta gelmese diğer hafta kesin yanımdaydı." deyip tekrar yutkunup nefes arası verdikten sonra devam etti. "Bursa'yı gezdirdim, İstanbul'u gezdik. Neredeyse her hafta sonu evimde kaldı. Yatağımda yatırdım, yemekler pişirdim. Bir gece ateşlendi sabaha kadar başında bekledim... Kaç defa Türkân'ın yatağına kahvaltı götürdün söylesene?" Hakan, arkadaşına acır gibi bakıp konuşmamayı tercih edince tekrar devam etti. "Beni kendine aşık edip, bu yaptıklarını abi niyetine sayıyorum demesi yok mu? Kafama taşla vurup ezseydi lan, bu kadar canım acımazdı. Ya, siz o gün yanımıza geldiniz, sence bana kardeş gibi mi davranıyordu. Ben bu kadar aptal olamam Hakan, bir şey söyle." Hakan'da iç çekip, "Meriç, ne söyleyeceğimi bilemiyorum, biz aslında sizi uzaktan görmüştük, dediğin gibi Cansu sana farklıydı ama ne oldu bilemiyorum. Acaba başkasına mı aşık oldu, yada o adamlardan korkup seni uzak tutmaya mı çalışıyor bilemiyorum ama ikimizde sizi sevgili zannettik, hatta ben burada çocuklarınıza ne isim koyacaksınız diye şakalar bile yaptım." "Uzak tutmaya çalışsa üç adamla beni yüz yüze getirip silah çektirtmezdi." "Ne silahı laann?!" "Ne silahı olacak başını belaya soktu bu salak. Arkadaşını kocasından kaçırdı, benim evime getirdi, ben sakladım. Adamlar da aşiretmiş, karısını kaçırdı diye Cansu'nun peşine düştüler. Namusa karşı namus diye." "Eeee sonra?" "Kız, eski sevgilisiyle benim yanımdayken kocası iki silahlı adamla karşıma dikildi." "Cansu?" "Nasıl b.ktan bir plan yaptıysa adamlar bunu almış Mardin'e götürmüş, Mardin'de kaçırdığı kızın yerine gelin gelmeyi bekliyordu. Adam karısını götürdü onu da geri getirdi." "Neler olmuş yaaa, sen ne yaptın peşine gitmedin mi?" "Haaa bulursan söylersin, adamlar kızı aldı, takip etmeyelim diye de birini başımıza dikip gitti. Ben kızın köyü bulup peşine düşene kadar da haberi geldi "Geliyorum gelme" diye." "Tamam işte, bak adamlar tekrar peşine düştü diye seni uzak tutmaya çalışıyor işte anlasana!" "Saçmalama Hakan yaa neden tekrar peşine düşsünler, bu sefer ne gerekçeyle, kuma mı alacaklar... Hayır hayır, ben onun bakışlarını bilirim, nefret eder gibi bakıyor. Ben nasıl inandım ona, nasıl bu kadar kör olabildim anlamıyorum." "Bir kerelik konuşmayla karar verme, git bi yalnızken konuş, belki hemen duyulsun istemiyordur. Zaman istiyordur." "Yüzüğü birlikte beğendik Hakan, bak kendi beğendiği yüzük, evlenme teklifi edeceğimi de biliyordu." deyip yüzüğü gösterdi. "E tamam işte, kızlar öyledir, iş ciddiye binince korkup geri adım atarlar. Sabret biraz. Boşuna kalbini kırdın, arkandan bi bakışı vardı görmen lazımdı." "Gerçekten mi yaa, korktu mu sence?" "Sen bana güven, git bir güzelce uyu dinlen, daha sakin bir zamanda da al karşına bana anlattıklarını ona sor, karşılığı bu muydu diye." "Çok seviyorum lan, küçükken öyle değildi biliyorsun, meğer tanımadan içine girmeden bilinmiyormuş." "Bir şey söylicem yaa, sen konuyu açtın diye, Hani Cansu, Engin'e aşık diyorlardı ne oldu?" "Yok lan ne aşkı, adını duydu mu midesi bulanıyor gibi oluyor. Bir defa sürpriz yapıp evine götürmek istedim iki hafta küstü bana. Bende o yüzden aşık oldum zaten. Eminim yani Engin'i sevmiyor." Hakan, "Hak etti salak, ben ona kaç defa söyledim. Kızla dalga geçme dedim. Dinlemedi beni." deyince Meriç'e bir aydınlanma geldi "Hakan, Cansu öğrenmiş olabilir mi?" dedi Hakan'ın bildiğini düşünerek. Hakan, "Neyi?" derken bilmediği belli oluyordu. "Engin'le arkasından konuştuklarımızı?" "Ne konuştunuz ki?" "Ooofff Engin yaa oooofff yaktın beni!" "Ne oldu söylesene?" "Kesin Engin söyledi kesin, yanımızda kimse yoktu. Pis ispiyoncu." "Saçma sapan konuşma lan, kardeşler arasına nifak sokma. Engin yapmaz öyle bir şey. Ben bile bilmiyorum, ne oldu söyle?" "İyi dee, Cansu nereden biliyor o zaman aabii, benim onu küçükken şişko, basık, çirkin gördüğümü nereden biliyor." "Siz ben yokken bunu mu konuşuyordunuz mal kafalılar. Dua et duymamış olsun. Yoksa bu aşkının üstüne bir bardak soğuk su iç, geçmiş olsun." "Engin'le konuştuk ama o zaman yanımızda kimse yoktu ki?" "Yerin kulağı var diye boşa dememişler, değil mi?" Meriç, "İntikam mı aldı yani?" derken neredeyse ağlamak üzereydi Hakan ise Cansu'nun tarafını tutarak, "Git ona sor bence, ama biri Türkân'a böyle konuşsa kafa göz girişirdim. Aptallar." deyip arkadaşına kızdı... •~~~~~~• Sabahın ilk saatleri, annemin çığlıkları ile gözlerimi açtığımda, kolumu ve bacağımı doladığım yorganı kendimden kurtararak ayılmaya çalıştım. Yorganın son haline bakınca, "bu Furkan olsaydı kesin ölürdü" diye düşünüp güldüm. Çünkü yine rüyamda ahlâk dışı şeyler yapmak üzereydik. "Bu sefer ki yapamama sebebim ne acaba" diye düşünerek odadan çıkıp, yine bitimin yediği yerimi nazikçe kaşıyarak annemin bağırdığı yere geldim. Annem koltukta oturmuş Derin'in saçlarını karıştırıyordu. Bulduğu maden hoşuna gitmemiş gibi bir hâli vardı. "Sen gel bakayım kız!" diyerek Derya'yı çağırdı. Derin önünden kalkarken omuzuna vurup, "Kalk kız kör olmayasıca!" demesinden durumun vahim olduğunu anlamıştım. Derya, yüzü asık bir şekilde önüne oturdu. Kulağının arkasına gelen saçları karıştırıp, "Aaayyyhhh!" deyince, Derya da bitten nasiplendiğini anlayarak ağlamaklı oldu. Babam, yanıma gelip ne olduğuna bakarken, annemde her baktığı yerde bi, "Ayyhh, vaahhh" diyordu. Babam, sormadan olayı anlamıştı. Başımı omzuna koyunca, omzunu çekip, "Çekil bitliler sizi, itle köpekle oynayıp bitleniyorsunuz ceremesini benim hatunum çekiyor." deyince bende, beni ittiği için üzülmüş gibi yüzümü asarak, "Aşk olsun babaaa, senin o it köpek dediğin benim bitimden kaçmadı ama!" deyip sitem edince, Babam da, yüzüme yaklaşıp gözlerini belerterek, "Sen o itle bu kadar yakınlaşıyorsun yani öyle mi?" dedi. "Hiiii'iii s.çtım" deyip gözlerimi babamdan kaçırdım. "Bana bak, akılları başlarında dedim güvendim, pişman etmeyin beni, ona göre davranın." dediğinde yutkundum... "İşte öyle tükürüğünde boğarım seni!" deyince yutkunmamı duyduğunu anladım. Babam, sinirlenmiş gibi dışarı çıkarken annem nereye gittiğini sordu. "Merak etme sultanım ben it kopukla oynamaya gitmiyorum, işime gücüme bakacağım." deyince annem "Gel sana da bi bakayım." dedi. Babam, yine bana taş atarak, "Ben ite köpeğe yaklaşmadım ki hatun bende ne arar?" derken emin olamadan yanına oturunca, "Gün aşırı bende banyo yapsam bende bitlenmezdim!" demek istedim ama vazgeçtim. Evlat yüreği işte kıyamamıştım. Annem: parmaklarını babamın saçları arasında dolaştırırken bit mi bakıyor sevişiyor muydu ayırt etmek mümkün değildi. Bizim saçımızı çekiştirirken kocasınınkine masaj yapıyordu sanki. "Kızım anandan azıcık bir şeyler öğren" diye düşünerek ellerine baktım. Babamın saçları bizden hem kısa hem seyrekti ama neredeyse on dakikadan fazla bakınca "yeter" diyesim geldi. Ama yine evlat yüreğimden dolayı kötü kaynanalık yapmak istemedim. Nihayet annem rahatlamış gibi, (her türlü😉) babamı, "Sende yok." diyerek gönderdi. Bu kadar okşamaya bence artık babamda başka bir şeyler vardı ama neysee... Gözüyle bana baktığında sıramın geldiğini anlamıştım. Yavaş adımlarla önüne oturdum. Bende ilaç olmasından dolayı Derya ve Derin kadar yoktu. Öyle olmasına rağmen bende de ah'lanıp vah'lanmıştı. Neden bu kadar büyütüyordu ki :sanki, üç gür saçlı kızı bitlenen sadece kendisiydi. "Hıııııııhhh!" "Ne hıııııııhhh nee?" deyişinden sesli düşündüğümü anladım. Bende, başımı biraz çevirip omuz başımdan anneme bakarak, "Abartma anne yaa temizleriz!" deyince saçlarımı tutup havaya kaldırarak midesi bulanmış gibi bakıp, "Bu saçlardan bit kaç ayda temizlenir sen biliyor musun? Hemen kesilecek bu saçlar, ben anlamam!" deyince Derin ağlamaya başladı. "Anne saçmalama otobüs gibi otururuz sen beni, ben Derya'yı, Derya Derin'i temizler yaparız. Saçlarımızı kestirme lütfen." dediğimde, En son saçlarım kesildiğinde iki gün ne hâle geldiğimi hatırlamış olacak ki kabul etmişti. "Git eczaneden altı yedi kutu ilaç al gel!" deyince durumun ne boyutta olduğunu bilmediğini anladım. "Anne, eczanede bir tane bile bulamaya bilirim." dediğimde, "Nedenmiş oo?" dedi. "Bir kaç köy ve kasaba bitlendiği için." deyince annem "Git başka yerden bul, yoksa keserim o saçlarınızı!" diyerek beni gönderdi... Enver amca bir iki gün gelme dediği hâlde, İlk olarak dükkana gelip ilaçlara bakmak istedim ve tam tahmin ettiğim gibi kalmadığını gördüm. Tam oradan çıkıp başka yere gidecekken, Meriç dükkandan içeri girdi. Yüzünden hiçte güzel bir konuşma yapacakmışız gibi durmuyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD