Uyanmak İstenmeyen Bir Gün

1172 Words
O gece Duru eve nasıl döndüğünü hatırlamıyordu. Her şeyi farkında olmadığı bir şekilde yapmış ve sonunda eve varmıştı. O kadar otomatikti her şey. Sanki biri düğmesine basmıştı ve o da sessizce “sadece yaşamaya devam et” moduna geçmişti. Üzerini bile çıkarmadan kendini yatağa attı. Cebinde bir şey onu rahatsız edince elini cebine attı. Sadık beyin verdiği kart cebinde kalmıştı. Bir an kartı çıkarıp fırlatmak istedi. Ama sonra durdu. Kartın ucuna dokundu. Hafifçe eğildi. Sonra gözleri doldu. Kartı odanın bir köşesine fırlatıp yatağına gömüldü. Şimdi bunun düşünecek halde değildi. Kabuslarla dolu huzursuz bir uykuya dalarken son düşündüğü şey Hakan’ın pişmanlık dolu yeşil gözleri oldu... .... Duru, telefonun art arda gelen mesaj sesleriyle gözlerini araladı. Ağlamaktan göz kapakları şişmişti, kirpikleri birbirine yapışmış. Gözlerini ovuştururken başı zonkluyordu. Geceden kalma hüzün, boğazına bir yumruk gibi oturmuştu. Elini uzatıp telefonu aldı. Ekran parladı: **Semih**: *Duru neredesin? Fuardan sonra aniden ortadan kayboldun, merak ettim. İyi misin?* **Serra**: *Kahve içmeye çıkalım mı? Sana anlatacak çok şeyim var.* Duru hiçbirine cevap yazmadı. Başını yastığa geri gömdü. Enerjisi yoktu. Ne Semih’in endişesini giderecek hâli, ne de Serra’nın dinleyecek gücü vardı. Sanki vücudundaki tüm yaşam enerjisi bir anda çekilmiş gibiydi. Telefonun tuş kilidini basıp kapattı, ekran karardı. Dışarıda bir yerlerde kuşlar ötmeye devam ediyor, insanlar kahvaltı masalarında birbirlerine gülümsüyor, arabalar caddelerde korna çalıyordu ama onun için hayat durmuştu. Tavanı uzun uzun izledi. Günlerden perşembeydi. Normalde saat sekiz buçukta hazırlanıp çıkmalı, dokuzdaki otobüse yetişmeliydi. Ama bugün canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Özellikle de askeriye binasının soğuk koridorlarında, tesadüfen Hakan’la karşılaşma ihtimali onu içten içe yiyip bitiriyordu. Elini battaniyenin altından çıkarıp kenara koyduğu telefonu aldı ve Şule Hanım’ın numarasını çevirdi. “Duru’c*m?” dedi Şule Hanım, sesi her zamanki gibi enerjikti. Duru’nun sesi çatallıydı, belli ki ağlamaktan sesi kısılmıştı. “Bugün… birkaç gün… biraz rahatsızım. Gelemeyeceğim,” dedi. Şule Hanım, onun yorgun sesini hemen fark etti. “Sesin de kötü geliyor. Dinlen olur mu? Ben seni idare ederim. Bir şey lazım olursa mutlaka haber ver.” Bu duyarlılık, Duru’nun gözlerine yeniden yaş doldurdu. İnsanların iyi olması bazen insanın içine dokunuyordu. “Teşekkür ederim,” diyebildi sadece. Telefonu kapattıktan sonra gözlerini kapattı ve battaniyeyi başına kadar çekti. Bugün kimseyi görmek istemiyordu. Konuşmak, anlatmak, gülmek… Hiçbiri mümkün değildi. İçinden gelmiyordu. İçinden gelen tek şey, gözlerini kapatıp uyumaktı. Aslında uyumak bile değil, yaşananlardan kaçmaktı. İçinde Hakan’a karşı karmaşık bir sızı vardı. Saatler geçti ama Duru yerinden hiç kıpırdamadı. Telefona hiç bakmadı. Karnı acıktı ama yataktan çıkmadı. Kafasının içi birbiriyle çarpışan düşüncelerle doluydu. Komutan Hakan Alparslan... Yanındaki sarışın ve özgüvenli o güzel kadın... Hakan’a attığı o tokat... Onlardan kaçışı ve bir kenarda ağlayışı... Hakan’ın gözlerinde bir şey vardı o gün. Hani insan bir şeyi mahvettiğini bilir de gözleriyle özür diler ya… Ama o özür, hiçbirşeyi değiştirmez, artık herşey için çok geçtir. İşte öyle bir bakış vardı Hakan'ın yeşil gözlerinde.... Duru yüzünü yeniden yastığa gömdü. Hiçbirşey görmek, duymak, hissetmek istemiyordu. Öğlene doğru hâlâ yataktayken telefonun titrediğini hissetti. Bakmadı. İçinden bir ses bunun Semih ya da Serra olduğunu söylüyordu. Belki hee ikisi birden. Ama ne onlara bir şey anlatabilecek hâli vardı, ne de telefonu cevaplayacak gücü vardı. Battaniyenin altından kolunu çıkarıp telefonu usulca aldı ve bildirimlere baktı. **Semih**: *Bugün işe de gelmemişsin, iyi olduğundan emin misin?.* **Serra**: *Semih bana ulaştı, bugün işe gitmemişsin iyi misin?.* Yine cevap yazmadı. Ekranı kapattı. Yeniden gözlerini kapadı. Gözyaşları yastığa doğru aktı. Sessizdi. Ne bir hıçkırık vardı ne de bir ses. Sadece kendini usul usul tüketen bir boşluk ve sonsuz gözyaşları... Uyumak istedi. Her şeyi silmek, yeniden başlamak için. Ama gerçek dünya, uykudan daha güçlü ve inatçıydı. Gün yavaşça akşama döndü. Işık yerini karanlığa bıraktı ama Duru hâlâ aynı pozisyonda, örtünün altında, başı yastığa gömülü yatıyordu. Duru hayatında ilk defa tamamen dağılmıştı. Kendini tamamen bırakmıştı. Mahvolmuştu. Ve bunun tek bir sebebi vardı, Komutan Hakan Alparslan... ... Kapı deli gibi çalmaya başladığında Duru hâlâ yataktaydı. Sert ve ısrarlı vuruşlar evin içinde yankılanmaya başlayınca Duru gözlerini kırpıştırdı. Bir an, rüyada mıyım diye tereddürt etti. Ama sonra kapının ardından Serra’nın sesini duydu. “Duru? Duru iyi misin?” diye sesleniyordu, sesi telaşlıydı. Duru gözlerini aralamaya çalıştı. Ama başı kazan gibi ağırdı. Gün boyu hiçbir şey yememişti. Açlıktan başı dönüyor, gözleri kararıyordu. Tüm bedeninde yorgun bir ağırlık vardı. Serra yeniden seslendi. Bu kez sesi daha kararlıydı: “Duru, yanımda Semih de var. Eğer kapıyı açmazsan, kıracak!” İşte bu cümle, Duru’yu ayağa kalkmaya zorladı. Duvara yaslanarak doğruldu. Dün, fuarda, tüm ömrüne yetecek kadar rezalet yaşamıştı. Bir de bulunduğu apartmana rezil olmak istemiyordu. Duvarlara tutunarak yavaşça ilerledi. "Geliyorumm." dedi güçsüz bir sesle. Kapının kilidine uzanırken parmakları titriyordu. Nihayet kapı aralandı. Karşısında kamuflajıyla Semih ve panik içindeki Serra duruyordu. Anlaşılan Semih işten çıkar çıkmaz Serra’yı da alıp buraya gelmişti. Serra onu görür görmez hemen söylenmeye başladı: “Bu aralar telefonunu açmamayı huy edindin resmen!” Yüzü sinirliydi ama gözlerinin içindeki endişe daha baskındı. Ardından içeri girdi. Duru tek kelime etmeden oturma odasına doğru yürüdü. Kendini bir koltuğa attı. Başını yavaşça arkasına yasladı. Gözleri yine boş bir noktaya sabitlendi. Sanki hiç kimse yokmuş gibi… Semih, hâlâ koridorda ne yapacağını bilmez şekilde dikiliyordu. Serra ise onun peşinden gelmişti: “Bugün Semih de beni aradı. İşe de gitmemişsin. Kaç kere mesaj attım, kaç kere aradım. Bi ‘iyiyim’ yazsan yeterdi!” dedi. Ama Duru hâlâ susuyordu. Bakışları boştu. Sadece karşı duvara bakıyordu. O kadar donuktu ki, insan orada oturanın canlı olup olmadığından şüpheye düşebilirdi. Serra durdu. Gözleri Duru’nun solgun yüzünde dolaştı. Kaşlarını çattı. “Sen...Sen iyi misin?” diye sordu, bu kez sesi daha yumuşaktı. Bir annenin çocuğuna sorduğu gibi. Duru gözlerini yavaşça ona çevirdi. Ona olanları anlatamazdı. Şimdi değil... Bu yüzden aklına ilk gelen yalana sığındı. “Biraz hasta hissediyorum.” Serra ona dikkatlice baktı. Hasta falan değildi ama bunu şimdi tartışmanın faydası olmayacaktı. Bu yüzden “Sabahtan beri bir şey yedin mi?” diye sordu. Duru başını ağır ağır salladı. Hayır anlamında. Serra, hiç düşünmeden Semih’e döndü. “Semih, aşağı sokakta bir büfe, onun az ilerisinde de manav var. Hemen bir şeyler al gel,” dedi. Semih sanki bu cümleyi duymayı bekliyormuş gibiydi. Fırlayıp evden çıktı. Kapı kapandığında sessizlik oldu. Sadece dışarıdan geçen birkaç arabanın sesi geliyordu. Serra yanına oturdu. Duru’nun yorgun omzuna hafifçe dokundu. “Ne oldu Duru?” dedi. Duru’nun göz kapakları yeniden ağırlaştı. Her şey içini o kadar yakıyordu ki anlatacak kelime bulamıyordu. Ama bir yandan da anlatmak istiyordu. Her şeyi dökmek, içini boşaltmak, birilerinin onu anladığını hissetmek... Neden bu kadar zordu bu? Bir anlık sessizlikten sonra Duru'nun dudakları titredi. “Ben… ben çok yoruldum Serra,” dedi. Sesi bir fısıltıydı. “Her şey üzerime geliyor gibi..” O an gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Sessiz, ince. Serra’nın kalbi sıkıştı. O güçlü, gülen, dik duran Duru yoktu karşısında. Yerinde, yorgun ve kırık bir Duru vardı. O sırada kapı yeniden çaldı. Semih, elinde poşetlerle dönmüştü. Yüzünde fazla bir ifade yoktu ama gözleri biraz yumuşamıştı. Elindeki torbaları sessizce mutfağa bıraktı. Ardından içeri dönüp, "Ben çıkıyorum" dedi. Anlaşılan onları rahatsız etmek istemiyordu. Serra ayağa kalktı. “Tamam canım,” dedi Semih’e. “Ben bu gece muhtemelen burada kalırım.” Duru hiçbir şey demedi ama gözlerinde teşekkür eder gibi bir bakış vardı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD