Pencereden görünen boğaz manzarası az önceki karanlık ve sarhoş edici dakikaların ardından fazlasıyla gerçek hissettiriyordu. Duru bir elini kalbine götürüp nefesini düzenlemeye çalıştı, diğer eliyle dudaklarını bastırdı. Islak ve sıcak. Hâlâ. Ve yanaklarındaki kızarıklık... Sanki yüzüne yayılmıştı. Hakan’ın dudakları, elleri, sesi... Sanki teninde yakıcı bir iz bırakmıştı. Hakan ise doğrulmuş, pantolonunu düğmelerini ilikliyordu. Sessizdi. Ama bu sessizlik gergin ya da uzak değil, aksine sahiplenici bir dinginlik taşıyordu. Duru, önce iç çamaşırını sonra pantolonunu yukarı çekti. Paçaları buruşmuş pantolonunu düzeltmeye çalıştı. Elini saçına götürdü ama parmakları titriyordu. Çekinerek başını kaldırdığında Hakan'ın gözlerinin hâlâ üzerinde olduğunu fark etti. Gözlerinde bir tehdit yokt

