Öğle arası çoktan başlamıştı. Askerîyedeki herkes yemekhaneye geçerken kışla yavaş yavaş sessizleşmişti. Komutan Alparslan odasında tek başına oturuyordu. Masanın üzerindeki klasörler düzgünce sıralanmış, her biri okunmuş, imzalanmış, mühürlenmişti. Oysa Hakan’ın bakışları boşlukta asılı kalmıştı. Masanın kenarındaki kalem açık kalmış, mürekkebi akmaya başlamıştı. Ama bu bile onun umrunda değildi. Kışla sessizliğe bürünürken, Hakan arkasına yaslandı. İçinde derin bir fırtına vardı. Dışarıdan sarsılmaz görünen o iri vücudun içinde, sanki biri duvarları yumrukluyor içindeki duygular dışarıya çıkmak icin bir yol arıyordu. Elini alnına götürdü. Parmaklarıyla şakaklarını ovarken gözlerini kapadı. Ve o an, kaçmaya çalıştığı o yüz yeniden beliriverdi zihninde: Duru. O iri kahverengi gözler

