Kenan’a karşı her zaman çok zayıf olmuştum, dikkat etmezsem bir anda onun olmam işten bile değildi. Her dokunuşun da tüm vücudum yanar gibi oluyordu.
İçinde bulunduğumuz durum çözümlenmeden ikimizde birbirimize yasaktık. Bilmemize rağmen ateşle oynuyorduk. Bu ateşte her geçen dakika yakacağına çok daha fazla zevk veriyordu.
Oktay’a onunla nişanlanamayacağımı nasıl söyleyecektim. Hangi kelimeleri kullanmalıydım, İstanbul’da ilk karşılaştığımız andan beri üzerime titremişti. Hoş adamdı geçirdiğimiz zamanın hiçbir anında Kenan’la olduğum gibi etkisinde kalmamıştım. Şimdi bu yangını görmezden gelerek onunla nasıl nişanlanır da ciddi ilişki içine girerdim. Bana dokunmasını istediğim tek erkek Kenan’dı… Denizden çıkıyordu, gözlüklerimin arkasından çekinmeden onu seyrettim ilk gördüğüm anda neyse şimdide o görüntüdeydi, bir gram fazlalığı yoktu. Çevredeki birkaç kadının göz hapsinde olduğunu görünce içim fena oldu. Her zaman çok dikkat çekerdi halada öyleydi.
Bir an yanına gidip onun koluna girmek, buradaki herkese bu adam benim demek istedim… Hakkım olmadığını Ayşen’in “ Bahar gelmezse, kızlar bu adamı kapacaklar” Sözüyle daha çok anladım, manidar konuşmuştu “Ben eve gidiyorum Ayşe kendimi pekiyi hissetmiyorum, güneş mi çarptı ne”
“Gece pazarına gidecektik sen gelmeyecek misin?”
“Bu gece gelmeyeyim, yarın gecekine gelirim” Plaj çantamı toparladım, gerçekten keyfim kaçmıştı. Eve gider gitmez duşumu alıp yatağa yattım, telefon çaldı “Niye çabuk kaçtın?”
“Keyfim kaçtı, dün geceden de uykusuzum. Biraz uyursam kendime gelirim herhalde”
“Kötüysen geleyim”
“Anlamasınlar, manidar konuşmalar olmaya başladı. Sen kal sakın gelme”
“Tamam, canım… Kötüleşirsen haber et” Şimdi nasıl yanında olmazdım, bu durum bana iyice kötü gelmeye başlamıştı. İlgilendiğin kız gidiyor kimse anlamasın diye sen arkadaşlarının içinde öylece kalakalıyorsun. Bu şansın içine diye söylenmeye başladım.
Ne zaman gitmek için bahane bulmaya çalışsam bir şekilde engellendim, Halil on sene önce oynadığımız yenildiği tavlanın acısını çıkarmaya çalıştı, Berk okey oynayalım diye tutturdu kurtulamıyordum. Geceye doğru kadınlar gece pazarına gitmeye karar verdiler “Ben gelmiyorum, geceden uykusuzum” Israr etseler de dinlemedim.
Yürürken Gülnihal telefon açtı, ağrı kesici istedi. Neyin var desem de başım ağrıyor diye geçiştirdi. Açık eczane bulup istediği ilacı aldım. Ne için olduğunu sorduğumda eczacı kadınların daha çok regl ağrısı için kullandıklarını söyledi.
Seneler evvelki anılar tekrar geldi. İlk geldiği seneydi, Büyük annesinin gece yarısı kapımızı vurup ta korkuyla yardım istemesi.
Annemle ablam koşarak gitmişlerdi, baygın yerde yatıyordu. Annem bağırarak kucağıma almamı istemiş koşarak arabaya gitmiştik. Hastanedeki doktor durumu açıklarken annem beni göndermeye çalışmıştı, biraz uzaklaşsam da ne olduğunu duymuştum.
Sancıdan baygınlık geçirmişti…
Evime girer girmez telefonunu çaldırdım. Balkona çıktı ilacı uzattım hiç hali yok gibi duruyordu.
“İyimisin gerçekten başın mı ağrıyor”
“İlaç geldi ya şimdi geçer, biraz uyursam bir şeyim kalmaz”
Gülümsemiyordu, ağrısının şiddetli olduğu meydandaydı, baş ağrısı bahanesine inanmadığımı belli etmedim.
Birkaç saat sonra endişemden duramayacak hale gelmiştim, ya yine bayıldıysa bu sefer yanında kimsede yoktu.
Balkondan geçtim, Allah’tan kapısı açıktı. Tam tahmin ettiğim gibi yatağın içinde iyice kıvrılmış, bacaklarını karnına çekmiş ellerini bastırmış inliyordu. Beni görünce doğrulmaya çalıştı…
“Git buradan Kenan”
Kalkmasına izin vermedim yanına oturdum. Elimi karnının biraz aşağısına koydum “Burasımı ağrıyor” Yavaşça ovmaya başladım, elimi itmek için çabalasa da umursamadım. “Sana yardım etmeye çalışıyorum”
“Öyle geçmez”
“Sevginin gücü her şeyi iyileştirir, acı çekmeni istemiyorum. Yalnız kalamazsın, ya önceki gibi bayılırsan”
“Eskisi gibi bayılmıyorum, hem ayıp böyle şeyler”
“Allah’ın verdiği niye ayıp olsun, utanacak bir şey yok bunda. Hadi uyumaya çalış”
İlk bulduğum gibi inlemiyordu, elimin altında kasılmalarından hala sancısının olduğu belliydi, yanına yattım bir kolumu başının altına koydum “Of Kenan”
“Sadece yardım amaçlı art niyetim asla yok” Öteki elimi de olduğu yerde bırakarak hafifçe ovalamaya devam ettim, bir süre sonra kasılmaları bitmiş derin soluklar almaya başlamıştı. Uykuya daldığını anlayınca içim rahatladı.
Bende başımı boynuna gömdüm yasemin kokuları içinde hayatımın en güzel uykusuna daldım.
******
Sıcacık kollar, hala eli karnımdaydı. Yüzünü görmek istiyordum, kollarında yavaşça döndüm. Hemen sırt üstü dönüp kollarına aldı.
“Sakın kalkma, seninle böyle yatmaktan çok hoşlandım. Sancın geçti mi?”
“Çok daha iyiyim, kolun uyuşmuştur”
“Değerdi, biraz ağrıyor olsa da değerdi”
“Vakit çok geç olmuş, evden nasıl çıkacaksın. Komşular balkonlar da muhabbete başlamışlar”
“Bende çıkmam, koyun koyuna yatarız. Konuşuruz, öpüşürüz”
Göğsüne biraz daha yerleştim, saçlarımı okşamaya başladı. Başımı kaldırıp yüzüne baktım gözleri kapalıydı. Göğsünden öptüm, kasıldı “Rahat dur küçük kız, sabahları erkekler çok daha atak olurlar. Hele kadını çok arzuluyorlarsa”
“Biz ne yapacağız Kenan, onları kırmadan nasıl konuşacağız. Sonra ilişkimiz duyulunca ortak arkadaşlarımızın bize karşı tavırları ne olacak”
“Kırmamak mümkün değil, üzüntüler sitemler olacaktır. Bizde çok üzüleceğiz bir şekilde üstesinden gelmek zorundayız.”
“Bahar’a olan sevginin beni görünce değişmesinden korktum. Ya ileride başka bir kadın görüp benden vazgeçersen”
“Bu senin içinde geçerli. Ben Bahar’ı hala seviyorum”
Kollarından çıktım, bilmeme rağmen bu söz bana acı vermişti…
“Kızma güzelim… Evet, Bahar’ı seviyorum her zamanda seveceğim, o benim dostum, arkadaşım. Sana duyduğum hisleri asla ona karşı duymadım. İlişkimizin en ateşli zamanlarında bile seni öptüğüm anda ki duyguları hissetmedim. Oktay’ın sözlerine şimdi hak veriyorum, hep evlenmemek için oyalandım… Bahaneler ürettim, bilmeden seni aşkını beklemişim. Bahar gibi iyi dostun hayatımdan çıkmasını asla istemem. Durumumu seni… Sana duyduğum hisleri… Evlenemeyeceğimizi ona nasıl açıklayacağım bilemiyorum. Arkadaşlara gelince kimse kimsenin hayatını yaşamıyor. Kabul eden eder, etmeyen kendi bilir. Yaşamımı onların isteklerine davranışlarına göre şekillendiremem. El âlemin ne dediği umurumda olmaz… Konuşur konuşur susarlar”
Telefon çaldı Fatih arıyor kahvaltı için toplandıklarını Silivri’ye gideceklerini söyleyince Kenan’ın yüzüne baktım. Olmaz diye başını salladı.
“Fatih ben dünden beri rahatsızım, bu sabah siz bensiz gidin. Gelince görüşürüz, Kenan’ın telefonuna ulaşamıyor musunuz? Bilmem dünden beri bende görmedim” Şu anda boynumdan öpüyor diyemezdim herhalde… “ Tamam… Fatih. Kenan evde mi bakarım, belki de koşuya gitmiştir. Görürsem aradığınızı söylerim”
Telefonu kapadığım da boynumdan aşağı inmişti, iki elimle başını tuttum. “Nasıl geçeceğini bilmiyorum, bir şekilde evine geçmelisin. Tüm siteye rezil olmamız an meselesi. Aramızda ki ilişki böyle öğrenilirse hayatım boyunca utanç duyarım”
“Şu anda gidemem, bir süre burada kalmak zorundayım, hiç aklıma gelmedi telefonu almak, mutfak camı aralıktı, sen arkaya dolanıp içeri girebilirsen. Telefonumu alabilirsin, işte o zaman tüm gün bizim olur”
“Nasıl olacak?”
“Dışarı çıkamasak, kimseler olmadan gün bizim olur”
“Denerim, ben kahvaltı hazırlamaya aşağı iniyorum, mecburen burada yapacağız”
“Ben yerimden çok memnunum”
“Duşa giriyorum, sakın yerinden bir milim bile kımıldayayım deme”
“Bende duş yapsaydım”
“Benden sonra yaparsın beyefendi, birlikte yapma hayallerinden kurtul” Duşa girdim, kapıyı kilitlemedim, beni arzuladığını bilsem de şimdilik gelmeyeceğini biliyordum. Kenan’a güveniyordum…
Banyo kapısını kilitlememişti, hakkım olmadığını o da ben de biliyorduk. Güvenmesi ayrıca çok hoşuma gitmişti… Yeni başlayan ilişkimiz de güven temelleri baştan atılmış, ilerisi için çok daha güzel ilişkimiz olacağının sinyalleri güçlü halde gelmişti.
Duştan çıktım, yüz üstü yatmıştı. Çıktığımı duyunca hemen başını çevirdi bana baktı…
“Hain kız tüm hayallerimi yıktın”
Güldüm “Nasıl hayal kurmuştun?”
“Minicik havlu vücudunu zar zor örtüyordu, saçlarından süzülen su damlaları göğüslerinden yavaşça süzülüyordu ve ben kalkıp o damlaları öperek siliyordum. Sen nasıl çıktın karşıma tamamen giyinik halde, hayalime tek uyan yer ıslak saçların, bari kurutta hasta olma”
“Hadi aylaklık etme duşa gir, temiz havlu koydum. Kıyafet veremeyeceğim benimkiler sana oldukça küçük gelir”
“Eve girdiğin de, bir şeyler getirirsin.”
Duşa girmişti, hemen aşağı indim. Çay suyunu koyup arka camdan çıktım, çevreme çok dikkatli olarak baktım kimseler yoktu. Camın dibinde ki çiçekleri ezmemeye çalışarak içeri girdim, koşarak üst kata çıktım, yine telefonu çalıyordu. Ekrana baktığımda Bahar’ın ismini gördüm içim cız etti. Bir an kötü oldum, olduğum yere oturdum.
Günahtı, ben Bahar’ın yerine olsaydım ne yapardım. Olacak gibi değildi içim pişmanlıkla doldu…
Dolapta ilk gördüğüm şortu, penyeyi. Komodinden çekinerek iç çamaşırını aldım, kapı vurulma sesini duyunca ödüm patladı. Koşarak aşağı indim, birisi bahçe camından içeri bakmaya çalışıyordu, yere eğildim gölgemin bile görülmemesi gerekiyordu. Aceleyle kendi evimin camından içeriye zor girdim. Koşarak yukarıya çıktığımda, Kenan hala duştaydı utanacak zaman yoktu, içeri girdim.
Bir an göreceğimi görmüş olsam da hemen elimle gözlerimi kapadım. Askıda olan havluyu uzattım,
“Çabuk telefonla kimi arıyorsan ara, kapının önü insan dolu. Sakın odadan hatta banyodan dışarı çıkayım deme, benim kapımı da çalıyorlar. Ah Kenan niye geldin, geldin de niye kaldın” Sanki ben hiçbir şey dememişim gibi elimden havluyu aldı, çekinerek gözlerimi açtım.
“Sabah öpücüğümü ver”
“Şimdi öpüşmenin sırası mı nerdeyse kapıyı kıracaklar”
“Umurum da değil…”
Kollarının arasındaydım, benimle kurulanır gibiydi. Tüm sesler silindi, dudaklarını zevkle karşıladım her öptüğünde çok daha fazla zevk alıyordum.
Telefonu çalınca kendime geldim, boynuna doladığımı fark etmediğim kollarımı çözdüm. Eli bluzümden içeri girmiş belimi sırtımı okşuyordu.
“Lütfen Kenan” Telefonu eline tutuşturdum, belimi okşamayı bırakmadan açtı…
“Ne var Tarık elli kere aramışsınız” Eli hala durmuyordu, gözlerini gözlerimden ayırmıyor uzaklaşmaya çalışsam da bedeniyle baskı yapıyordu.
“Sabah arkadaşım geldi onunla birlikte Tekirdağ’a geldim telefonumu arabasında unutmuşum. Erken diye haber veremedim”
Eli öne kaymış şimdide karnımı okşuyordu bırak diye sessizce konuştum, olmaz diye başını salladı.
“Gece gelirim, merak etmeyin”
Telefonu kapattı, kapısındaki sesler kesilmiş, benim kapımdakiler hala devam ediyor… Gülnihal diye bağırıyorlardı.
“Sesleri sende duyuyorsun, bırak gideyim” Gözleri arzudan yanıyormuş gibiydi…
“Seni tutmuyorum, aramızda ki ateş o kadar fazla ki. Sende benim kadar yanıyorsun”
Haklıydı elini çoktan çekmiş ben fark etmeden ona yapışık kalmıştım, dayanamayıp dudağına küçük öpücük kondurdum hemen uzaklaşıp cama koşacakken aklıma geldi. Başını kuruladığı havluyu alıp başıma sardım. Hemen aşağı indim…
Kapıda bir sürü insan duruyordu “Neredesin be kızım, sırılsıklamsın bu halin ne”
Ayşe endişeyle yüzüme bakıyordu “Banyodaydım, sesleri zor duydum aceleyle giyinince ıslandım. Ben gelemeyeceğimi söylemiştim”
“Biliyorum, Kenan’a ulaşamayınca evine geldik. Gelince sana da uğrayıp ne halde olduğunu görmek istedim”
Yüzümün kızarmaması için dua ederek… “Kenan evde değil mi?” diye sordum…
“Beyefendi haber vermeden erkenden Tekirdağ’a gitmiş”
“Bak sen sorumsuza, hiç olmazsa bana seslenseydi. Bu kadar merak etmezdiniz”
“Gülnihal ben Kenan’dan şüpheleniyorum. Bahar’ı aldatıyor gibime geliyor”
“Nereden çıkardın, hep yanımızdaydı. Başka kadın olsa görmez miydik?”
“Altıncı his mi desem bilemiyorum, bu adamda bir haller var. Bulutlarda gibi dolaşıyor”
“Ben fark görmedim, tabii sen çok daha iyi tanırsın”
“Bahar’ı uyarsam diyorum”
Korkmuştum, midemin kasıldığını hissettim “Ya doğru hissetmiyorsan, kızı boşu boşuna şüphelendirmiş olmayacak mısın?”
“Haklısın, nasılsa yakında gelecek. Sen niye gelmiyorsun?”
Kulağına eğilip neden gelemeyeceğimi söyledim… Nihayet gitmişlerdi, kahvaltıyı tepsiye hazırlayarak yukarı çıktım.
Beyefendinin benim yaşadığım korkulardan haberi yoktu, kitaplarımdan birini alarak yatağa uzanmış okuyordu.
Geldiğimi fark edince gülümsedi “Dinle… Şems-i Tebriz’i ne güzel söylemiş”
Ya tam açacaksın yüreğini,
Ya da hiç yeltenmeyeceksin!
Grisi yoktur aşkın, ya siyahı ya beyazı seçeceksin.
Uzanıp elimi tuttu kendine çekti, yatağın kenarına oturdum. “Söyle Gülnihal seninle renklerimiz uyuyor mu? Üzüleceğiz, karşımızda ki insanları da üzeceğiz. Benimle birlikte bu aşkı yaşamaya varmısın?”
“Sen söyle, ben tek rengi daha on dört yaşımdayken seçtim. Asıl sen tek rengi seçebilecek misin?”
“Seçiyorum Gülnihal, sana duyduğum hisler çok özel. Bu hisleri daha önce hiç duymadım, kaybedemem, her ne olursa olsun seninle tek renk olacağım. Kalbim… Hislerin ilk kez bu kadar doğru diyor”
“Sen varsan bende varım, mümkün olduğunca onları kırmadan üzmeden ayrılmalı, kendi aşkımızı yaşamaya başlamalıyız. Pat diye bende sende ayrılamayız”
“İlk kez baş başayız, şimdilik onlar yokmuş gibi düşünelim. Sonra fazlasıyla onları yaşayacağız”
“Kabul, söyle aşkım sahanda yumurta ister miydin? Çok sevdiğini biliyorum”
“İstemez miyim, ekmekte kızartalım. Benim her şeyimi, sevdiklerimi, sevmediklerimi biliyorsun değil mi?”
“Seni çok izledim, yeni alışkanlıklar edinmediysen biliyorum… Sen benimkileri bilmiyorsun”
“Seni yavaş yavaş keşfetmek güzel olacak… Bakir topraklara girer gibi adım adım öğreneceğim seni. Kâşifin ben olacağım”
Aşağı inince tülleri düzelttim, meraklı komşulardan biri yüzünü cama dayayıp içerisini görebilirdi. Siteyi yapan mütahite biraz söylenerek açık mutfakta istediklerimizi yapmaya başladık. Evler birbirinin içinde gibiydi, bir nevi ortak yaşam alanında gibiydik. Kimsenin özeli yoktu.
“Evlenince her sene olan arkadaş toplantıları harici asla buraya gelmeyeceğim. Geldiğimizde de birkaç gün kalır döneriz”
“Neden? Birlikte çok eğleniyoruz”
“Seviştiğimizi düşünsene, öpüşürken bile çıkardığımız sesler belli. O zaman tüm site canlı yayın dinler gibi olur”
“Of Kenan aklın fikrin sevişmekte”
“Sanki senin değil, banyoda gördüğünden hoşlanmadın mı?”
“Terbiyesiz, ben bir şey görmedim”
“ O zaman niye kızardın, kediciğim”
Yüzü pancar gibi olmuştu gülmeye başladım, telaşla elini ağzıma kapattı. “Sus duyacaklar” Elini tuttum avucunun içini öpmeye başladım. “Bu kırmızılık vücuduna da yayılıyor mu?”
“Evet, bayramlarda direğe bayrak yerine beni çekiyorlar”
Cilveleşirken duyduğumuz yanık kokusuyla kendimize geldik. Yumurtayı yakmış, ekmekleri kömür haline getirmiştik.
Kenan’ı yukarı yolladım, ses etmemesini tembihledim. Filiz teyzeden ekmek istedim iki dilim uzattı…
“Teyzeciğim birkaç dilim daha yok muydu”?
“Dur Bergüzar hanıma sesleneyim, bu sabah börek kokuları geliyordu”
Bazen iç içe olmaktan şikâyetçi olsam da işte bu komşuluk ilişkileri çok hoşuma gidiyordu. Beş dakika içinde ekmek, birkaç komşudan değişik börek çeşitleri, kaynamış yumurta hatta kek bile geldi, elim kolum dolu halde yukarıya çıktım… Kenan hemen elimdekileri aldı “Hamaratlığına da diyecek yok beş dakikada tüm marifetlerini döktürmüşsün” Deyince koca kek dilimini ağzına soktum, belki biraz ukalalık etmekten vaz geçerdi.
Telefon çaldı arayan Oktay’dı, ailesi ile yarın gece geleceğini söyledi…
Kenan’ın da benim gibi suratı asılmıştı, zamandan çalmak istediğimiz gün ağzımızdan burnumuzdan geliyordu.
“Ne yapacağım, ailesine ne diyeceğim. Nişan takmaya geliyorlar, nasıl bu nişan olmaz derim” Ayağa kalkıp endişeyle odanın içinde dolaşmaya başladım, her saniye üzüntüm artıyordu. Kenan hiçbir şey demeden oturuyor bu tavrı benim daha da paniklememe neden oluyordu.
Gülnihal’in halini çok iyi anlıyordum, yine saçlarınla oynamaya başlamıştı. Elimle yatağa vurdum, baktı yine dolaşmaya başladı… “Yanıma gel” İki adım bana doğru yürüyüp yine vazgeçti… “Yanıma gel Gülnihal”
“Yanına gelince paniğim geçecek mi?”
“Sen gel bakalım geçirebilecek miyiz” Gençti, oldukça genç… Ben içinde bulunduğumuz durumu sorun yapıyorsam onun çok daha fazla panik içinde olması kaçınılmazdı.
Yatağın ucuna ilişti, kendime doğru çektim. “Yüzüme bak canım” Başını elimle kaldırdım, ellerini tuttum, endişeli gözlerle yüzüme baktı “ Dinle beni, hem de can kulağıyla dinle. Benden, aramızda olan bu güzel duygulardan vaz geçmek istiyor musun?”
“Vazgeçmek istemiyorum, ayrılmak istediğimi nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum”
“Üzeceğiz karşılığında biz de üzüleceğiz. Kolay olmayacak… İkisi de iyi insanlar ama onlar iyi diye evlenecek olursak. Aşkımızdan onlar için vazgeçecek olursak, hem onlar hem de biz mutsuz oluruz”
“Biliyorum, farkında olmadığımı mı sanıyorsun. Sana hissettiklerimi Oktay’la hiç yaşamadım, onunla karşılaştığımızda bile senden haber alma ümidi içindeydim. Sonrasında bana çok anlayışlı ve iyi olmasından etkilendim. Sen hala Bahar’la birlikteydin, nişanlandığını da duymuştum. Hiç ümidim kalmamıştı niye olmasın dedim. Bir süre sonra evlenme teklif edince kabul ettim, aramız her zaman iyi oldu… Şimdi birden bire ben seninle ayrılmak istiyoruma bahane olarak ne söyleyeceğim”
“Onu evlenecek kadar sevmediğini söyleyeceksin. Aynı sözü bende Bahar’a söyleyeceğim doğrusu bu”
“Bana sarılır mısın?”
“Gel” Kollarımın arasına aldım, başını boynuma yasladı. Geriye kayarak sırtımı yatağın başına yaslayıp, kollarımda daha rahat etmesini sağladım. Yine saçlarınla oynamaya başladı “Bir daha saçlarına eziyet etmeni istemiyorum, onların günahı ne”
“Farkında bile değilim, alışkanlık olmuş” Kahvaltı etmeyi unutmuştuk, Kenan’ın midesi guruldayınca aklıma geldi, uzanıp yanağından öptüm. Başını arkaya yaslamış gözlerini kapamıştı, yüzü düşünceliydi. Kaşlarını çatmıştı, kucağında biraz daha yükseldim, alnını kaşlarını, gözlerini, burnunu tüm yüzünü minik minik öptüm. “Öpücüklerinden çok hoşlansam da istediğim yere bir türlü gelemedin”
“Neresiymiş dediğin yer”
Kucağımdan kaldırdım yavaşça yatağa yatırdım, tam teslimiyetle kollarını boynuma doladı “İşte burası”
Kararından bir an bile şüphe duymaması beni bırakmaması için tüm duygularımı öpüşlerimin içine kattım. O kadar içten karşılık veriyordu ki daha fazlasını ister hale gelmiştim. Elim bluzunun altından çoktan özlemini duyduğum tepelere ulaşmıştı. Avucumdan taşmasını zevkle karşıladım, itiraz mırıltıları çıkarsa da çok geçmeden zevkin girdabına kapılmıştı. Bluzu çıkardım, elim bir çırpıda arkaya gidip kopçalarını açtı. Gözleri ateş parçası gibiydi “Ne yapıyorsun sen bana”
Boynundan öperek aşağı kaydım yüzüne baktığımda yarı kapalı gözlerle beni izliyordu. “İşte bunu” Bir göğsünün pembe hareli ucunu ağzıma aldım. Çıkardığı ses için ölebilirdim, kendini bana doğru kaldırdı. Ötekini de avuçladım… Muhteşemdiler… Bedeni kıpır kıpırdı ah şimdi kadınım yapmak vardı ya bu kadarla yetinmek zorundaydım. Karşımda ki doyumsuz güzelliklere bakarak tadını çıkararak öpmeye devam ettim.
İlk dokunuşlarla daha fazlasını ister duruma geliyordum, yurt dışında ki arkadaşlarım daha ilk senelerden, hatta daha da öncesinden erkeklerle birlikte olurken ben hiç istememiştim. Hayatım boyunca istediğim tek erkeğin dokunuşlarıyla heyecanlanan vücudum. Doğru adam bu diyordu, başını göğüslerime bastırdım şu an istediği her şeyi yapabilirdim. Elimi tişörtüne uzattım hemen çıkarttı, teninin tenime değmesinin verdiği haz çok güzeldi.
İki göğsümün arasından bana baktı, elleri hala göğüslerimi sıkıyor, avuçluyordu. Sanki daha büyümüş gibiydiler…
“Mahvettin beni, her yerim zonklar halde”
“Ya ben senden farklı mıyım sanıyorsun, ilk duyduğum hislerin girdabına dönüp duruyorum.”
“En çok nerelerinden hoşlandığını söyle”
Göğsümün tam yanından minik minik ısırmaya başladı. Alevini kaybeden hisler yoğun olarak tekrar gelmeye başladı, kendimi iyice bırakmıştım.
Ağzından çıkan minik sesler doğru yolda olduğumun işareti olsa da artık dayanacak halim kalmamıştı. Son kez öperek ağzımın içinde tatlarını daha çok alarak üzülerek kollarımdan bıraktım. “Neden” diye itiraz etti…
“Güzelim gidişat fena, durmak zorundayım. Ortam müsait değil, daha sonra bu isteğini çok büyük zevkle yerine getireceğim”
Ah sere serpe yatıyordu, ellerim yapışmış gibi göğüslerinden ayrılmak istemiyordu. Ellerini ellerimin üzerine koydu benimle birlikte hareket etmeye başladı.
“Hissettiklerim çok güzel, vücudum yanıyor gibi…”
“Zamanı gelince daha çok yanacaksın, birlikte yanacağız” Ellerimi zorlukla ayırdım, omuzlarından tutarak tekrar giydirdim. Dudaklarından son kez öperek yataktan kaldırdım, ayağa kalktığımızda bana baktı gülümsedi.
“Beni ne hale getirdiğine mi gülüyorsun cadı, seni ne çok arzuladığımı göstergesi”
“Kadınlarda belli edecek durum olmasa da seninle ayni durumda olduğumu bil”
Vakit oldukça geç olsa da en nihayet kahvaltı sofrasına oturabilmiştik, arada bir komşular sesleniyor neden evdeyim diye sorup duruyorlardı.
Başım ağrıyor deyip geçiştirmek istesem de, herkes kendi baş ağrısı hikâyesini nasıl geçirdiklerini anlatıyor, Kenan da arkamdan söylenip duruyordu…
“Yok, kesin karar verdim bir daha buraya gelmeyeceğim”
Sevim teyzenin de tavsiyelerini dinledikten sonra camı sıkıca kapattım. “Canım seneler evvel siz ilgilenmeseydiniz, babaannem beni nasıl doktora götürürdü. Ya da baban kriz geçirdiğinde tek başına sen nasıl babanı taşırdın. Ambulansa ulaşamamıştık”
“Haklısın da bazen fazla geliyor bu muhabbetler. Şimdi konuştuğun Sevim teyze bizim İstanbul’dan da komşumuz. Buraya gelince çok daha yakın komşuluk içine giriyor, yazlık olduğundan mıdır nedir insanlar burada daha içten ve samimi oluyorlar. Sende bizimle gelmiştin değil mi?”
“Geldim”
“Arabalarda yoktun, gecenin o vaktinde yürüdün mü sen?”
Başını öne eğmesinden onca yolu tek başına yürüdüğünü anlamıştım, içim fena oldu “Başına her türlü kötülük gelebilirdi” Kolundan tutup sarıldım bu kadar güzel sevilmeyi hak etmek için elimden ne geliyorsa yapacaktım.
“Senin yanında olmayı, acını paylaşmayı çok istedim. Hastaneye geldiğimde Yusuf amcayı içeri almışlardı, sana da sakinleştirici yaptıklarından odada yatıyordun. Kimseye görünmeden yanına girdim, ilk kez çekinmeden elini tuttum. Çok mutlu hissetmiştim kendimi”
“Tam kendimden geçmeden birinin elimi tuttuğunu hissetmiştim, Bahar sandım. Uyandığımda Bahar’ın bizimle olmadığı aklıma geldi elimi tutan ya annem ya ablam diye düşünmüştüm. Bebeğim beni sevdiğin, sevmeyi bırakmadığın için çok mutluyum.”
“Bende beni sevmeye başladığın için mutluyum. Of yine telefonun çalıyor”