16.bölüm

3144 Words
Asya, beline dolanmış kollardan kurtularak yatakta yan döndü. Şimdi sevdiği adamla yüz yüzelerdi. Kapalı göz kapaklarını okşadı önce... Eli bu defa da yanağına dokundu. Usulca okşadı… Ne çok seviyordu bu adamı… Yataktan kalktı ve odadan çıktı. Dün bir kutu çekmişti dikkatini. Oldukça eskiydi. İçinde ne olduğunu merak etse de bakmamıştı dün. Salona geçip konsolun alt bölmesinin kapağını açtığı an gördü kutuyu. Kıkırdamasına engel olamadı.  Bakalım Altay beyimiz bizden ne saklıyor… Kutuyu açtığında, içinden bir sürü kağıt ve fotoğraf çıktı. Fotoğraflara baktığında resimde ki hiç kimseyi tanımadı. Küçük bir kız çocuğu vardı resimde, kardeşi Melek olmalı diye düşündü. Ama resimler çok eskiydi. Altay’ın küçücük boyuyla sandalyeye çıkıp ben büyüğüm imajını verdiği fotoğrafta gezdirdi parmaklarını. Melek olduğunu tahmin ettiği küçük kızla beraber çimlerde uzandığı fotoğraflara baktı sonra. Anne ve babasıyla olan resimlerine baktığında, Altay’ın kesinlikle babasının kopyası olduğuna karar verdi. Melek’te annesinin küçülmüş hali. Şimdi bu aileden geriye bir tek Altay kalmıştı… Yüreği, bir kez daha yandı sevdiği adam için… Fotoğrafları bir köşeye bırakıp kağıtları eline aldı. Gördüğü şey şok olmasına sebep olmuştu. Böyle birşey beklemiyordu. Her kağıtta kendi resmi vardı. Gülerken, yemek yerken, müzik dinlerken.. Her bir anını resmetmişti Altay. Onun resme olan kabiliyetini zaten biliyordu, görmüştü. Ama böyle birebir aynısını çizmesi… Gözleri dolu dolu bir şekilde resme bakarken, Altay’ın kendisini izlediğinin farkında değildi. “ Evimde gözü yaşlı bir hırsız bulunduruyorum sanırım. “ diyen Altay’a koşarak sarıldı. “ Ne zaman çizdin bunları? “ diye sordu Asya, gözyaşları Altay’ın omzunu ıslatırken. “ Buraya geldiğim zaman çizdim bunları. Sana geldiğimi söylememiştim ve ben seni çok özlüyordum... Zihnimdeki anları resmettim ben de. Yanımda olsun istedim, bir parçan… Biliyordum ki sen hep hayatımda olacaksın. Her anın benimle olacak.. O yüzden çizdim. “ “  Çok güzeller. “  diye fısıldadı Asya ve devam etti. “ Ben çok mutlu oldum… Kimse daha önce böyle bir şey yapmamıştı benim için… Hiç bu kadar sevildiğimi hissetmemiştim. “ “ Kimse seni benim gibi sevemez zaten… “ dedikten sonra, kolları arasına hapsetti sevdiğini.  Altay’ın telefonunun çalmasıyla ayrıldılar birbirlerinden. Altay, eline aldığı telefona bakarken arayan numarayı tanımadığını fark etti. Açmakta tereddüt etse de açtı. “ Kimsiniz? “ diye sordu.   “ Gerçekleri öğrenmeye hazır mısın? “ diyen adamı tanımadığından emindi Altay. “ Siz kimsiniz? Ne gerçeği? “  Sorduğu soruların Asya’yı korkuttuğunu görünce, yan odaya geçti. Ne olduğunu anlamıyordu. Biri dalga geçiyor da olabilir diye düşündü sonra. Ama buna pek ihtimal vermiyordu doğrusu. “ Ailen, basit bir trafik kazasında ölmedi. Onlar öldürüldü. “  Öldürüldü! Öldürüldü! Öldürüldü! Yalnıza bu kelime yankılanıyordu zihninde. Annesi, babası ölmemişti. Öldürülmüştü!  Telefonu kırarcasına sıktı ve; “ Kim? “ diye sordu. “ Bunu aileme kim yaptı? “ Aldığı cevap vücudunda ki tüm kanın çekilmesine sebep olmuştu.. “ Ailenin katili, Aslan Dinçer! “ Altay, bir şey söylemedi. Söyleyemedi. Tüm kelimeler terk etmişti kendisini. “ Yaptıkları bu kadar da değil. Küçük kardeşin Melek’e ne olduğunu merak etmiyor musun? “ Altay, kardeşinin adını duyduğunda, çökercesine yatağa oturdu. Nasıl, nasıl olmuştu tüm bunlar? Ne istemişlerdi ailesinden? “ Kardeşin yaşıyor Altay. Onu bulmak senin elinde. “  Nasıl diye soracakken telefon kapanmıştı. İçindeki ateş öyle yakıcıydı ki… Önüne geleni kavuracaktı, biliyordu. Anne babası bir hiç uğruna ölmüştü. Kardeşi, miniği… Kim bilir ne haldeydi? Yaşıyor demişti adam, inanabilir miydi ona? Umut edebilir miydi onu bulacağına? Geçmişin örttüğü yüzler çıkarken gün yüzüne, acıları da beraberinde getiriyordu. Geçmişe açılan bir kapı, ne kadar sır barındırabilir içinde. Bilmiyordu Altay… Koyu bir karanlıktı çekildiği. Sonunu göremiyordu bu işte, önemli de değildi. Eğer bu oyunun sonunda küçük Melek’ine kavuşacaksa, kendisinin hiçbir önemi yoktu. Gelen telefondan sonra ne yapacağını bilemeden öylece oturmuştu. Asyanın korku dolu gözleri bile onu kendine getirmeye yetmemişti. Hıçkırık sesleri kulağına doluncaya dek farkında değildi Asya’nın ağladığının… Çok korkutmuştu onu... Kollarının arasına sokulurken Asya, daha fazla korkutmamak için sıkıca sarıldı sevdiğine. İlk defa... İlk defa huzuru bulamıyordu şu kollarda. Yüreğini bir mengene gibi sıkan düşüncelerden uzaklaştıramıyordu benliğini… Korkma... diye fısıldarken bile, sesinin ne denli soğuk çıktığının farkında değildi. Neden kollarında tuttuğu kadından uzaklaşmak istiyordu? Her zaman yanıbaşında olması için dua eden kendisi değilmiş gibi… Düşünmedi bunları, kendi düşüncelerine hapsolmalıydı şimdi. Melek’ini bulmalıydı herşeyden önce… “ Kimdi o? Ne söyledi sana? “ diye soran Asya’ya bakmadı bile. Bakamıyordu…  Hayatımı mahvettiklerini anlattı... Dedenin hayatıma ölüm getirdiğini anlattı! dememek için sustu. İçindeki öfke, herşeyi yakıp yıkmasına yetecek güçteydi. Bu yüzden susmalıydı. Asya’nın bir suçu olmadığını tekrar edip dursa da kendine, başarılı olamıyordu.  “ Hadi hazırlan seni eve bırakayım. “ diyerek kalktı oturduğu yataktan. Asya’nın ayaklanıp da karşısında dikildiğini görünce; “Ne bekliyorsun? “ diye sordu. “ Okula geç kalacaksın. “ “ Sen bana neler olduğunu anlatmadan hiçbir yere gitmiyorum. “ diye söylenen Asya’ya kaşlarını çatarak baktı. Niye anlamıyordu? Şu an her şeyi parçalamak isterken, kendini zor tutuyordu. Gidip o adamı öldürmemek için bir an önce yalnız kalmalı ve düşünmeliydi. Altay sakin kalmaya çalışarak; “ Yok bir şey diyorum saçmalayıp durdu. “ dediğinde; Asya’nın inanmadığını biliyordu.  “ An-la-ta-cak-sın! “  Asya, kelimeleri heceleyerek okuduğunda, Altay daha fazla dayanamayarak bağırdı.  “ Gideceksin dedim sana! “ Asya’nın kıpkırmızı gözlerle kendisine baktığını görünce, tepkisiz kaldı. Koşarak evden çıktığını görünce, odada bulunan ne varsa dağıttı. Masada ne varsa alaşağı etti. Vitrindeki camları tek hareketle yere devirdi. Yine de geçmedi içindeki ateş. Sönmedi… ** Aşka aşıksındır belki de diyordu şair. Bilemedi genç kız… Aşka mı aşıktı yoksa ona mı? Ayrımı zordu… Bir yanı koşulsuz sevmenin, bağlanmanın derdinde iken diğer yanı kaçıp saklanmak istiyordu. Biliyordu genç kız kendisini bir tek en çok sevdikleri zarar verirdi. Tolga hiç farkında olmadan nasıl da yakıyordu canını.. Arkadaşlıktan öteye gidememiş bir sevdaya kucak açmıştı… Yanmaya razı, kavrulmaya gönüllü değil miydi? Ne diye korkuyordu şimdi? Aşık olduğu adam daha ne kadar yaralayabilirdi ki kendisini? Tolga Kader’in elini daha sıkı tutarak kulağına birşeyler söyledi. Her ne söylediyse Kader’i bayağı güldürmüştü ve Özlem bu manzarayı izlemek istemiyordu. Kalbini kıran ve üzerinde tepinen bu adamı görmeye dayanamıyordu. Aslında dayanamadığı, başka bir kadına dokunmasıydı. Başka birini sevmesiydi… Asya’ya baktığında onun telefonla konuştuğunu gördü. Rahatsız etmemek için gitmedi yanına. Asya konuşmasını bitirip geldiğinde beraber bahçeye doğru yürümeye başladılar.  “ Özlem… Ben Tolga’yı sevdiğini biliyorum. “ Asya’nın söyledikleri, olduğu yere çivilenmesine sebep oldu. Tek adım dahi atamıyordu. Gözleri dolu dolu baktı Asya’ya. Bu kadar mı belli ediyordu içindekileri? Ya Kader’de anladıysa, diye geçirdi içinden. Ya Tolga? “ Ne-nereden biliyorsun? “ diye sordu, çekinerek. Suçlayacaktı kendisini Asya, biliyordu. Arkadaşının sevgilisine beslediği bu duygular kabul edilemezdi.  “ Ona bakışından… Gözlerin anlattı bana, saklamaya çalıştığın aşkını. “ Asya’ya bir şey söylemedi Özlem. Yürümeye devam etti. Bilerek yavaş yürüyor, kaçınılmaz sonu biraz daha geciktirmek için uğraşıyordu. Bir banka oturduklarında etrafta birkaç kişiden başka kimse yoktu. Özlem, en ağır sözleri işitmeyi beklerken arkadaşının sıcacık tebessümüyle afalladı. Asya’nın elini, elleri üzerinde hissettiğinde bakışları kenetlendi. Anlat hadi der gibi bakıyordu ve Özlem daha fazla kayıtsız kalamadı. Dökmek istedi içindekileri bir bir.. Ve bitsin istedi.. Geriye birtek damla kalmasın.. Anlattıkça bitsin, ağladıkça tükensin… Gözyaşları konuşmaya başladı ilk… Elinin tersiyle gözlerinde ki ıslaklığı silerken anlatmaya başladı. Nasıl sevdiğini, ne zaman sevdiğini... Bazen güldü ama en çok ağladı. Kimseye anlatamadıklarını anlattı... İçinde kalan ne varsa döktü... Ama olmadı, geçmedi acısı. Rahatladı ama bitmedi… Kırık bir tebessüm oturdu yüzüne, yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Ve nefes almaya… Yerinden kalkıp çıkışa doğru yürüyeceği sırada gördüğü kişiyle donup kaldı. Ağzından tek bir isim döküldü… “ Tolga. “ Aşka geç kalmışlığıydı belki de dibi görünmeyen kuyularda boğulmasına sebep. Yine de güzel diye düşünde genç kız… Aşkta yanmak bile güzel… Ama kül olacağını bilmeden. Tolga’yı gördüğü an kalbinin duracağını sanmıştı. Ne vardı o bakışlarda? Anlayamadı genç kız. Aklında sadece tek bir soru vardı aklında. Duydu mu? Eğer duymuşsa, Özlem ne yapacağını bilmiyordu. Gözlerine dolan yaşları geri itmeye çalışarak Asya’ya döndü. Onunda şaşırdığı belliydi. İçinde ki deli gibi ağlama isteği, Tolga’nın bakışlarını görünce daha çok artıyor ve Özlem ne yapacağını bilemiyordu. Sesinin bile çıktığından emin olmadığı bir şekilde fısıldadı. Konuşması gerekiyordu…  “ Tolga… “ dedi bir kez daha. “ Ne yapıyorsun burada? “ Tolga’dan bir cevap beklerken ecel terleri döktüğünün farkında değildi. Alacağı cevaba öyle odaklanmıştı ki Kader’in yanlarına geldiğini bile fark etmemişti. “ Aşkım nerede kaldın? “ diyen sese çevirdiğinde bakışlarını, Kaderin Tolga’nın koluna girdiğini gördü.. “ Tunç’lara bakmak için gelmiştim Özlem’le karşılaştık “ dedi Tolga, gözlerini kaçırarak. “ Bana haber vermeden gittin. “ dedi Kader Tolga’ya bakarken…  Özlem, ayakta durmakta zorlanıyor nefesinin düzene girmesi için çabalıyordu. Asya’nın Özlem’i oturtmasıyla diğerleri de oturdu. O sırada ne yapması gerektiğini düşünüyordu Özlem. Eğer giderse Tolga’nın duyup duymadığını düşünmekten kafayı yiyebilirdi. Ama böyle de dayanamıyordu. O delici bakışlarının altında ne vardı, merak ediyordu.  Eli boğazına gitti sonra. Nefes almak her geçen saniye zorlaşıyordu. Ama olmuyordu içinde git gide büyüyen korku, benliğini esir alıyor kendisine yer bırakmıyordu. Halbuki az önce nasılda rahatlamıştı. Tüm yükünden kurtulmuşçasına hafiflemişti. İyi gelmişti Asya’yla konuşmak. Nereden bilebilirdi ki Tolga’nın da orada olduğunu. Ama dikkat etmesi gerekirdi. Nasıl böyle bir hata yapabilmişti? “ Özlem ağladın mı sen? “ diye soran Kader’e ne cevap vermesi gerektiğini bilemedi Özlem. Susmakla yetindi. Halbuki şuan çığlık çığlığa ağlamak istiyordu… Evinin sıcaklığını istiyordu... Hergün sancılı haykırışlarına şahitlik yapan duvarların arasında olmayı istiyordu. Burada değil... Sevdiği adamın karşısında değil… Özlem, Asya’ya yalvaran gözlerle bakıyordu şimdi…  Asya, Özlem’in ne demek istediğini anlamış ve oturduğu yerden kalkarak Kader’e çevirmişti bakışlarını.  “ Bizim bir işimiz var, gitmemiz lazım hadi Özlem. “ Özlem anında ayağa kalkarak çantasını eline aldı. Görüşürüz diyerek ayrılırken sevdiği adamdan, içinin param parça olmasına aldırmadan gülümsemeye çalıştı. O kadar zordu ki acısını bir gülümseyişin ardına saklamak… “ Seninle gelmemi ister misin? “ diye soran Asya’yı reddetti Özlem. Yalnız kalmaya ihtiyacı vardı.  “ Yalnız kalmak istiyorum Asya. Sorun olmaz değil mi? “ diye sordu, mahcupça. “ Tabi ki olmaz. Ama ara beni tamam mı? “ “ Tamam… Ve teşekkür ederim Asya. Yanımda olduğun için… “ dedikten sonra, kollarını arkadaşının boynuna doladı.  “ Sen de iyi ki varsın… “ Sonunda sığınağındaydı. Şimdi içinden geldiği gibi ağlayabilirdi.. Odasına doğru ilerlerken kapının çalınmasıyla geri dönmek zorunda kaldı. İçinden gelen küfretme isteğini zorlukla bastırarak kapıyı açtı. Kapıda gördüğü kişiyle donup kaldı Özlem. Tolga gelmişti… Heyecan ve korku bir anda nüfuz ederken benliğine, ne yapacağını bilemiyordu. Kapıda dikili bir şekilde durduğunu fark ettiğinde, Tolga’yı içeri davet etti. Kapıyı kapatırken elini kalbinin üstüne koydu. Sakin olmaya ihtiyacı vardı ama hiçbir şekilde heyecanını bastıramıyordu. Duydukları yüzünden burada olduğunu tahmin ediyordu ama ne söyleyeceğini bilmiyordu işte. Bir şey söylesin istemiyordu ki Özlem.. Kalbinin kırılmasını istemiyordu. Yeterince kırılmıştı ve Tolga’nın ağzından çıkacak her bir sözün kurşun olacağına emindi. Hakaret etmeye gelmişti muhtemelen. Bunu nasıl yaptığını, nasıl adi bir insan olduğunu yüzüne vuracaktı. Özlem, kendini buna ne kadar hazırlamaya çalışsa da yapamıyordu. Zaten un ufaktı kalbi… Nasıl dayanacaktı, sevdiğinin cam parçası sözlerine? Karşılıklı koltuklara oturduklarında ikisi de konuşmuyordu. Özlem panikten ellerinin titremesine engel olamıyor ve yerinde duramıyordu. Kıyamet kopacaksa kopsun artık diye söylendi ve Tolga’ya çevirdi gözlerini. Genç adamın oturduklarından beri kendisini izlediğini yeni fark ettiğinde nefesini tuttu. Şimdi de sesi bir yerlere kaçmıştı. Daha ne kadar karşısında rezil olabilirdi hiç bilmiyordu Özlem. “ Neden buradasın? “ diye sordu, dayanamayarak. Ve sorduğu an gözleri buluştu. İkisi de birbirlerinin zihninden neler geçtiğini anlamaya çalışarak bakıyorlardı birbirlerine. Tolga, oturduğu yerde rahatsızca kıpırdanarak konuşmaya başladı. “ Özlem… Bugün herşeyi duydum. Özür dilerim,  sizi dinlememem gerekirdi ama senin ağladığını görünce merak ettim. Seni böylesine üzen şeyi bilmek istedim. “ Özlem gözlerini kapattı. Söyleyeceklerini söylesin ve gitsin istedi… Neden buraya gelmişti ki? Okulda da yüzüne vurabilirdi onu sevmediğini, sevmeyeceğini… Tolga ciğerlerine nefes çekerken evin bahar kokusu doldu burnuna. Geldiğinden beri baktığı tek şey Özlem’di.. Yeni fark ediyordu evin dekorasyonunu. Tamda Özlem’i yansıtıyordu ev.. Küçük pembe koltuklar, baştan başa bir kitaplık küçük süs eşyaları ve rengarenk mumlar... Kokunun nereden geldiğini anlayamıyordu Tolga…  Bahar kokusu hiç bu kadar yakmamıştı ciğerlerini… Tam bir şey daha söyleyecekken Özlem’in söylediği şeyle olduğu yerde çakılı kaldı. “ Git..  “ Özlem duyduklarının şokunu bir türlü üzerinden atamıyordu. Tolga’ya git demişti ama o gitmemiş aksine duyduğu herşeyi kelimesi kelimesine söylemişti. O an Özlem yer yarılsaydı hiç tereddüt etmeden içine girerdi. Ama sonra… Kimi bu kadar seviyorsun diye sorduğunda, ne demek istediğini anlamamıştı Özlem. Şaşkın şaşkın Tolgaya bakarken; “ bu kadar çok sevdiğin adam kim? “ dediğinde anlamıştı ne demek istediğini. Rahatlamıştı. İçini kemiren tüm kurtlar bir anda yok olmuştu. Yüzüne hafif bir gülümseme yayıldı.  “ Bizim okuldan değil. “ dedi, söyleyecek bir şey bulmuş olmanın rahatlığıyla.  “ Hiç kimse için kendini üzme Özlem… İnan değmez… “ diyen Tolga’ya gülümsemekle yetindi.. Çünkü elinden başka birşey gelmiyordu. Üzülmeye artık alışmıştı da bu bakışlar onu kendinden geçiriyordu işte. Niye böyle bakıyordu ki şimdi bu adam? Ne görmeye çalışıyordu? Kalbi dört nala koştururken sesi titremediği için şükrediyordu. “ Ben artık gideyim. “ diyerek ayaklanan Tolga’yı kapıya kadar geçirdi. Bu durum içinde bir yeri ısıttı. Sanki bunu hep yapıyorlarmış gibi... Sanki o hep buradaymış gibi… Kocasını işe uğurlayan kadınlar gibi hissetti kendini. Gözlerinin dolmasına engel olamadı Özlem.. Hayalini kurduğu bir şeyin gerçek olması, ama gerçeklikten çok uzak olması içini acıtıyordu. Evet her şey hayalinde ki gibiydi ama hayalinde Tolga onundu.. Kendisine aitti…  Kapıyı kapattığında çöktü kapı pervazına. Gözyaşlarıyla birlikte; Seni seviyorum diye fısıldadı… Ona söylermiş gibi... Kapının arkasında duran adamın duyduğundan habersiz.. Yürüyordu bilmediği sokaklarda… İlk defa şehirden bu kadar uzak, izbe bir yere geliyordu. Sokaklar dar ve evler oldukça eskiydi. Özlem’in böyle yaşıyor oluşu içini acıttı. Evine gelirken ne düşündüğünü bilmiyordu ama aklında kesinlikle duyduklarını inkar etmek yoktu. Hatta yüzüne vurarak kendisinden uzak durmasını isteyecekti. Ne olmuştu da bunları söylemek yerine; “ Sevdiğin adam çok şanslı.” diyebilmişti bilmiyordu. Duyduklarını değiştirerek anlattığında Özlem’in nasılda rahatladığını gözleriyle görmüştü. Ama istediği rahatlatmak değildi ki... Rezilliğini yüzüne vurmaktı. Bundan onu alıkoyan neydi bilmiyordu Tolga. Ama yapamamıştı.. O duyguların çok derin olduğunu hissetmişti. İlkiklerine kadar sevildiğini hissetmişti Tolga… İlk başta bundan müthiş bir rahatsızlık duymuştu. Özlem’e hiç o gözle bakmamıştı ki... Onun nasıl bu kadar bağlandığını bilmiyordu. Hiçbir umut vermemişken, bir insan nasıl bu kadar bağlanırdı ki? Keşke demişti o an içinden… Keşke Kader beni böyle sevseydi.. Evden çıkarken fısıldadığı sözler yüreğinde bir yerlere dokunmuştu. İnkar etmek istese de edemiyordu. Bu kızın onu sevmesi, inkar edemediği bir şekilde hoşuna gitmişti. Çok güzeldi... Ve iyiydi. Gerçekten iyiydi. Hiçbir erkekle de görmemişti onu şimdiye kadar, nedenini merak bile etmemişti. Hatta onun birini seveceği düşüncesi bile aklından geçirmemişti. Nedenini anlamıştı. Çok iyi anlamıştı… Özlem gerçekten şimdiye kadar hiç hissettirmemişti duygularını. Bir kez bile ima etmemişti. Kader’le ayrıldıkları zaman bile… Hatta o zamanlar ona destek olmuş, barışmaları için elinden geleni yapmıştı. Sevdiği adamı başkasını sevdiği için, acısını hafifletmek için teselli etmişti.. Kim yapabilirdi ki böyle bir şeyi? Kader yapar mıydı mesela? Cevabı biliyordu Tolga. Yapmazdı. Ama Özlem… Herşeyiyle o kadar farklıydı ki Kader’den.. Esmerdi Özlem.. Tenine yakışan simsiyah gözleri vardı. Kader’in soğuk duruşunun yanında Özlem sıcacıktı.. İnsana güven veren bir tarafı vardı. Birden hiç istemediği birşeyi yaptığını fark etti. Özlem ve Kader’i birbirleriyle kıyaslıyordu. Bu.. Bu çok saçmaydı. Tolga, Kader’i seviyordu. Duydukları yüzünden kafası karışmıştı muhtemelen yoksa Kader’i, sevdiği kadını hiç kimse ile bir tutamazdı. ** Evine geldiğinde ilk işi arayan numarayı tekrar aramak olmuştu. Defalarca aramasına rağmen ulaşılamıyordu. Ellerini saçlarının arasından geçirirken içine girdiği bu çıkmazdan nasıl kurtulacağını düşünüyordu. İlk önce Aslan Dinçer’i araştıracaktı gerisi mutlaka gelirdi. Bilgisayarın fişini taktı ve açılmasını bekledi.. Neden iki saattir açılmıyordu bu? Arama yerine Aslan Dinçer yazarak tanımaya çalıştı, artık düşmanı olan bu adamı. Birçok firmayla iş yapması, yurt dışında birçok ihaleye girmesi gazete manşetlerine konu olmuştu.. Özel yaşamı ile ilgili olan bilgilerde ise, çok çalışkan, güvenilir bir iş adamı olduğu yönündeydi.  Güldü. Güvenilir iş adamı öyle mi?  Telefonunun çalmasıyla elini cebine attı. Bilinmeyen numaraydı.  Açtığında yine aynı sesi duydu. Tuhaf bir sesti. Aklına, ses değiştirme programları geldi sonra. Muhtemelen sesini değiştiriyordu arayan kişi. “ Bu gece kapının önünde bir dosya bulacaksın. O dosyada ailenin katilinin yaptığı tüm işler var. Girdiği tüm ihaleler… Tüm yolsuzluklarını çok usta bir şekilde örtmeyi başarıyor. İşlediği cinayetler sadece senin ailenle bitmiyor. O dosyanın en altında, ailesi yıllar önce öldürülmüş birçok kişi var. Onlara ulaşacaksın. Hepsiyle tek tek konuşacak, ailesinin ölüm sebebini soracaksın ve en önemlisi Aslan Dinçer’i... “ “ Seni görecek miyim peki? “ diye sordu Altay. Kendisine yardım edenlerin kim olduğunu bilmek istiyordu. “ Zamanı geldiğinde görüşeceğiz evlat ama hala aklında şüpheler var. İspat edeceğim sana merak etme. Telefonu yanından ayırma, sana hep gizli numaran ulaşacağım gece veya gündüz hiç fark etmez.. Ne zaman istersem o zaman. Anladın mı? “  “ Anladım. “ dedi Altay, karşıdaki sese. “ Sana göndereceğim kutuda ailenle ilgili bilgiler de olacak. İyice kavra yazılanları. Anla… Soruların olursa aramamı bekle. “  Son sözleri olmuştu bunlar, adamın. Telefon kapanmıştı ama Altay’ın soruları vardı. Kardeşini, Melek’ini soracaktı ona. Nerede bulacağını?  Altay ne düşünmesi gerektiğini bilmeden oturuyordu öylece.. .Korkuyordu öğreneceklerinden. Yapmamalıydı belki de. Hiç karışmamalıydı… En azından Asya için yapmalıydı bunu ama küçük sevgilisini bile görmemişti gözü. Asya aklına bile gelmemişti. Bu işin sonunun güzel biteceğine inanmıyordu. O zaman ne olacaktı Asya’ya? Bu sonu görünmeyen karanlığa onu da çekebilir miydi? Kıyabilir miydi ona? “ Seni seviyorum. “ diye mesaj atan Asya’ya ne cevap vermesi gerektiğini bilemedi ilk önce.. Niye alttan alıyordu ki? Niye kendisine tavır yapmıyordu? O zaman daha kolay olurdu… Ama şimdi? Böyle bir teslimiyete ne yapılırdı? Yapması gerekeni yaptı Altay. Aksini düşünmemişti ki hiç.. Onsuz olmayı düşünmek bile düşünülemezdi… Asya vardı ve hep olacaktı. Kimin çocuğu olursa olsun. Fark etmezdi. O Asya’ydı. Küçük sevgilisi… Çekilmez biri oluyorum çoğu zaman... Biliyorum… Savruluyorum sanki bir uçtan bir uca.. Ama yine de kendimi sende buluyorum. Hiçbir rüzgâr beni senden alıp götürecek kadar güçlü değil Asya’m... Sen iste ben yerimden kımıldamam bile. Hep kalbinin köşesinde olurum. Tamamında yok gözüm ama başkasına da yer yok. Gönlünün sahibi olmak istiyorum tüm bencilliğimle. Ne yaparsam yapayım, ne söylersem söyleyeyim ben hep bir adım ötendeyim. Sevgim gölgen olup her şeyden koruyacak seni. Benden bile... Affet be güzel gözlüm. Niyetim seni üzmek değildi… Melek’imden bahsetti bana…       “Beraber bulacağız meleğimizi.”  demiştin ya hani… Gelir misin benimle? Tüm bilinmezliğe rağmen bir olup benimle, Melek’imizi arar mısın? Sonunda ne olursa olsun... Kimler olursa olsun... Var mısın zifiri karanlıkta benimle beraber yürümeye? Gönderdiği mesaja cevap beklerken nefesini tuttuğunun farkında değildi Altay. Hata mı yapıyordu, bilmiyordu… Böylesi bir karanlıkta var olabilir miydi ki güneşi?  Ama başka türlüde olmazdı… Asya’sız Altay olmazdı… Cevap gelmiyordu. Yüreğine çöken hüznü bir kenara bırakmaya çalıştı. Elinde Asya’nın fotoğrafı öylece bakıyordu… Yüreği biliyordu ki Asya onu hiç bırakmaz… Kızar, küser belki ama bırakmaz. Telefonunun titremesiyle haklı olduğunu anladı. Küçük bir çocuk heyecanıyla açtı telefonuna gelen mesajı. Ah be adam…  Anlamadın mı sen daha, senden başkam olmadığını? Senden gelen her şeye razı olduğumu neden anlamaz yüreğin? Hissettiremedim mi hiç yüreğimde ki varlığının ne denli büyük olduğunu? Senin bile çekip almaya gücünün yetmeyeceği bir yerdesin, bu sözler niye? Olur mu sanıyorsun?  Senden geriye bir ben kalır mı? Bilirim üzüldüğünden bu lafların ama kendinle beraber üzme beni de... Birimiz yıkılacaksak diğerimiz dik duralım… Onun gölgesine sığınalım. Bırak, ilacın olayım… Sen nasıl sardıysan yaralarımı sıcacık bir gülüşünle, bende avutayım buza dönmüş gönlünü. Ve gönlün, Melek’imizi bulduğunda hepimizi sarıp sarmalayasın... Ben ona, abisini ne kadar çok sevdiğimi anlatacağım… Belki de çoğu zaman sizi kıskanacağım. Benden başka birini bu denli sevdiğin için. Ama hep severek kıskanacağım. Belki senin için kavga bile edeceğiz çoğu zaman. Ben, en çok beni seviyor diye kendimi beğeneceğim. O, beni daha çok seviyor diye kızacak bana ama ikimizin de yüreği bir senin için atacak... Varım Altay… Seninle ölüme bile...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD