4. bölüm "Zeynep"

1077 Words
Ah… Başım! Çok acıyor! Neredeyim ben? Gözlerimi hafifçe açtım. Karşılaştığım ilk şey beyaz tavan olmuştu. Başımı yavaşça sağa çevirdiğimde pencereyi görebilmiştim. Olamaz! Gece çökmüştü. Ve ben… Bir odadaydım! Yatakta yatıyordum. Ve bu koku? Bu kokuyu iyi bilirdim. Hastanedeydim! Yattığım yerden zar zor uyuşmuş bedenimle oturma pozisyonuna geçtim. Kafama dokunduğumda bariz bir acı hissetmiştim. Sanırım dikiş atmıştılar. Çünkü alnımla beraber sarmışlardı başımı. Ne olmuştu bana böyle? Ve en önemlisi ben nasıl geldim buraya, kim getirdi beni buraya? Son olan olayları hatırlayınca sanki bir rüya görmüşüm gibi hissettim kendimi. Bir adam vardı sanki. Beni kucaklayarak taşımıştı. Ve de sürekli aynı sesi hatırlıyordum. İyi olacaksın. Söz veriyorum. Ben yanındayım. “Bakıyorum sonunda kendinize gelmişsiniz? Endişelenmeye başlamıştık doğrusu.” Kendi düşüncelerimle boğuşuyorken kapıdan bir hemşire elinde bir buket çiçekle içeriye girmişti. “Nasıl hissediyorsunuz kendinizi? İyi misiniz? Ağrınız sızınız var mı?” diye sordu sevecenlikle. “Ah, ben i-iyiyim, teşekkür ederim.” Hemşire elinde ki buketi bana uzatarak “Bu güzel çiçekler size gönderildi” dedi gülümseyerek. “Te-teşekkür ederim ama kimden bu? Ve bana ne oldu?” alnıma dokunarak “Buraya nasıl geldim? Hiçbir şey hatırlamıyorum” diye sordum. “Ah hatırlamıyor musunuz?” hemşire şaşkınlıkla biraz bağırmıştı “Rahat olun, küçük bir yara izi, biraz şiş var o da birkaç güne geçer, iz falan kalmaz yani” dedi sıcak bir tonda. “Onu merak etmiyorum zaten” sesim bıkkın çıkmıştı. Hemşire hemen sesimin tonundan anlamış gibi anlatmaya başladı “Sizi buraya bir beyefendi getirdi. Sizi kurtaran adam yani, bu buketi de o gönderdi. Benimde pek bir bilgim yok, polislerden sorabilirsiniz. Onlar da ifadenizi almak için uyanmanızı bekliyordu zaten. Bildiğim tek şey, yolda biri tarafından saldırıya uğramanız. Çok geçmiş olsun,” sonra bana gülümseyerek doktoru çağıracağını söyleyerek odadan ayrılmıştı. Bense şaşkınlıkla elimdeki bukete bakarak kalmıştım. Saldırıya mı uğramıştım? Bazı sahneleri hatırlamaya başlamıştım. Önce restoran, o adam, mesaj, ekilmem, birinin beni takip etmeye başlaması, koşmam ve sonra bam! Alnıma bir şey yemem. Sonra o garip sesin sahibi… Kahretsin! Bütün şanssızlıklar beni bulurdu zaten. Peki, beni kurtaran o adam? O kimdi? Kucağımda ki çiçeklere baktım. Çok güzel mavi orkidelerdi. Orkideleri her kim gönderdiyse eminim anlamını bilmiyordur. Küçüklüğümden beri bırakamadığım hobimdi, çiçeklerin anlamları. Bu orkideler, genellikle ihtişam ve lüksün sembolü olarak bilinirdi. Kraliyetteki gücü ifade ediyordu. Aynı zamanda en ihtişamlı, güçlü, tutku ve şehvet dolu aşkı temsil ediyordu. Ama gönderenin bunu bildiğini sanmıyordum, eğer bilseydi mavi göndermezdi. Bunun anlamı “Seni büyük bir tutkuyla seviyorum!” demekti. Hastaneden çıktım, polise ifademi verdim ancak hala Eda’nın dırdırından kurtulamamıştım. Bana saldıran uyuşturucu bağımlısı olan o çocuğa küfür ediyordu hala. Para çalabilmek için bana saldırmıştı. Beni kurtaran adama gelince... Yüzünü bile görememiştim. Teşekkür etmek istiyordum, tamam evet kabul, birazda merak ediyordum doğrusu, yalan yok. Çünkü hastaneden çıkmadan önce hemşirelerin kendi aralarında konuştuklarını duymuştum. Beni hastaneye kucağında getiren o adam hayatlarında gördükleri en yakışıklı adammış. Bunu kaçırdığıma gerçekten inanamıyorum. İlk defa hayatım da filmlerde ki gibi aksiyon dolu romantik bir sahne yaşadım ama o sırada ben (!) Kahrolası ben uyuyordum! O adamı gerçekten görmek isterdim. O an Eda sanki düşüncelerimi duymuş gibi tam karşımda oturarak “Hey, peki senin kahramanın ile buluşmak gibi bir niyetin var mı?” diye sordu sırıtarak. “Ne? Kim? Kiminle?” tabii ki de anlamamış rolü yapıyordum! “Ah Zeynep! Bıraksana bu ayakları gülüm. Seni iyi tanıyorum" dedi gülerek. Sonra biraz ciddileşerek devam etti “Adamın yakışıklı olduğu hakkında bütün hastane konuşuyormuş kızım sen söyledin. Gerçekten böyle bir adamla buluşmayacak mısın şimdi?” bana kocaman açılmış gözleriyle bakıyordu “Onu geçtim adama bir teşekkür borçlusun!” dedi sonra da. Hafifçe iç çektim. “Evet, biliyorum. Teşekkür borçluyum ama adam polislerin söylediğine göre bu gün yurt dışına gitmiş.” “Hay lanet! Tesadüfe bak be! Ben de ne bileyim belki adam bekârdır, sevgilisi falan da yoktur diyordum. Bizimkine iyi bir sevgili olsun diye dua edeyim diyordum” diye kıkırdadı. Ben kucağımdaki yastığı sinirlenerek ona fırlattım. “O kadar da değil Eda!” “Ne var be olamaz mı? Ne zamana kadar yalnız dolaşacaksın?” “Sana kalsa beni hemen yarın evlendireceksin valla.” “Sen merak etme” Eda sinsi bir gülümsemeyle bana bakıyordu “O iş bende sana birini bulmazsam…” “Sakın! Sakın çöpçatanlık işine gireyim deme bozuşuruz!” “Orası belli olmaz gülüm. Sen o gizemli kahramanınla görüşemiyorsan o halde ben ayarlarım bir şeyler. Misal benim ağabeylerimden birisi! Ne dersin?” “Yuh Eda ya gerçekten yuh!” “Niye yuh Allah aşkına! Gül gibi yakışıklı ağabeylerim var. Hepsi de bekâr! Salakların birinin bile sevgilisi yok! Sana ayarlarım işte birini. Bir taşta iki kuş.” “Eda ben senden korkmaya başladım doğrusu. Sen ciddi ciddi beni ağabeylerine yamamaya mı çalışacaksın şimdi?” Eda kıkırdayarak “Sen önce benim ağabeylerimi bir gör o zaman karar ver” dedi. “Senin ağabeylerin ise kesin senin gibidirler” diye bende dalga geçtim “En iyisi onlardan uzak durmak.” “Yok ya! Benim neyim varmış bir kere!” “Eda sen hayatımda gördüğüm en çapkın insansın. Ağabeylerini düşünemiyorum bile. Eğer sana birazcık bile benziyorsalar…” o an tiksiniyormuş gibi yaparak “Bunu düşünmek bile istemiyorum” dedim. Eda büyük bir kahkaha atarak “Orası öyle valla” dedi “En büyük ağabeyim öyle değil ama. Onu en son ne zaman bir kadınla gördüm ben bile hatırlamıyorum.” “Saman altından su sızdıranlardan diyorsun yani. Aman aman kalsın. En çok o uzak dursun benden” diye bende kıkırdadım “Ben en iyisi gizli kahramanımı bulayım bu daha iyi olur bence.” “Bak sen! Ama kabul et sende baya merak ettin o adamı.” Gülerek başımı salladım “Evet. Doğrusu merak ettim. Nasıl biri acaba?” “Adamı görünce ilk bakışta âşık falan olmazsın değil mi?” Gözlerimi devirdim. Eda’da iyice saçmalamaya başladı “He Eda he! Önce adamı bir bulayım sonra ilk bakışta âşık olma işini hallederim. Bir ayada kalmaz evlenirim. İki oğlum bir de kızım olur. Aynı zamanda Pamuk isminde kedimiz, Mex adında da bir köpeğimiz olur. Belki hamster da yetiştiririz. Ne güzel evli, çocuklu, mutlu bir kadın olurum!” “Ohooo planlara bak sen! Ben bunları ağabeylerime iletirim. O adamı bulamazsan sırada bizimkiler bekliyor olacak.” İkimizde gülmeye başlamıştık. Bu kız da baya deli ya. Evet, doğru. O adam kimse onu gerçekten görmek istiyordum hem de çok. Ama sevgilisi olmak gibi bir niyetim yok! O kadarda uzun boylu değilim. Adamın sadece isminin Murat Çamcı olduğunu biliyordum, başka da hiç bir şey bilmiyordum. Kahramanımı görmek istemiştim sadece. Ama benim çılgın arkadaşım konuyu nelere götürmüştü. Neredeyse ağabeylerini ayarlayacaktı bana. Bu kızdan valla korkulur.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD