Cenaze yarındı. Bir sonraki günde benim cenazem vardı, bu cenaze için nikah kelimesini kullanıyorlardı nedense.
Nikah dediğin insana mutluluk vermez miydi? Bu benim için ölümden bile beterdi.
Odamdaydım, çaresizce ne yapacağımı düşünüyordum. Kendi derdime düşmüştüm, çok acı çekiyordum.
Hüma defalarca kez mesaj atmıştı, defalarca kez de aramıştı. Ama ben o kadar acınası bir haldeydim ki hiçbirine cevap vermemiştim.
Odada otururken annem girdi içeriye gözü yaşlı. Ağlıyordu ama bu gözyaşları benim için değildi. Halit için üzüldükleri kadar benim için üzülmüyorlardı. Onun ölüsü benim dirimden çok daha değerliydi herkes için.
Annem odaya girdiğinde sadece kısa bir an bakıp geri döndüm önüme. Dalgın bir şekilde etrafı izlerken yanıma geçip oturdu.
"O kansız kızını verecekmiş bize, sen onu gelin alacakmışsın kan bedeli olarak."
O böyle söyleyince bir umut dönüp baktım ona. Belki de beni anlamıştı, o yüzden yanıma gelip konuşuyordu. Belki o da bu durumun saçma olduğunu biliyordu, babamla konuşup sorunu halletmeye çalışabilirdi.
"Yardım et anne, senden tek isteğim beni bu durumdan kurtarman. Ben bu evliliği istemiyorum, hem babama da söyledim. Allah için kan diye diye yakmayın beni."
Annem söylediklerime şaşırmışa benziyordu, sanki benim kabul etmiş olmamı bekler gibiydi.
"Ne yakmasından bahsediyorsun sen oğul? Evlilik için yakmak denmez, günaha girme. Hem babanı düşün, eğer sen evlenmezsen adam kan derdine düşüp o adamın tüm ailesini siler Mardin'den. Zaten evlilik yaşın geldi, evlen işte. 26 yaşındasın, torun görmek bizim de hakkımız."
Bana hâlâ gelip torun diyordu kadın. Benim derdim başımdan aşkındı, bu ne torun sevdasıydı?
"Benim sevdiğim var anne! Bak bunu babama da söyledim, ben o kızı bırakıp hiç tanımadığım bir kadınla evlenecek değilim. Allah için yakmayın beni, ben o kızdan koparsam ölürüm!"
Annem sadece bir an afalladı, ama geri toparladı kendini. Yataktan geri kalkarken soğuk bakmaya başlamıştı yüzüme.
Eh be kadın, insan yardım etmeyeceğini bu kadar mı belli ederdi?
"Baban için, kardeş yerine koyduğun amca oğlun için susup kaderini kabul edeceksin oğul. Bu kızla evlen, sonra çaresine bakarız. Bizim kim olduğumuzu unutuyorsun sen, gerekirse o kızı da kuma olarak alırız. Sen şimdi ilk karına odaklan, ikinciyi sonra hallederiz."
Sanki yuvam için bir kadından değil de bir maldan bahseder gibiydi. Bu beni öylesine deli etmişti ki öfke içinde yerimden kalkıp onun peşinden bağırdım.
"Cidden hiç mi değerim yok sizin için? O yüzden mi böyle yapıyorsunuz, o yüzden mi beni yok sayıyorsunuz? Acı çekiyorum ben, bu acıyı hem anama hem babama söylüyorum birde! Size acımı haykırdığım halde beni duymak istemiyorsunuz, çünkü benden nefret ediyorsunuz! Geleceğin ağası öldü diye kinini benden mi çıkarıyorsunuz?"
Annem sözlerimle duraksadı, şaşkın bir halde bana bakarken ben ona büyük bir kinle bakıyordum. Canımı yakıyorlardı, dayanacak hal bırakmamışlardı.
"Sen benim biricik oğlumsun. Bu dünyada hiçbir şey senin kadar önemli değil oğul. Ama benim elimden bir şey gelmez, baban ne derse ona uymak zorundayım. Her ne olursa olsun sende onun söylediklerine uymak zorundasın, çünkü o insanı uymaya mecbur bırakıyor."
Babamın yapacaklarına akıl sır ermezdi. Ama yine de olmuyordu, ben onun koyduğu saçma kurallar içinde yaşayamıyordum.
"Ben senin oğlun değil miyim? Beni koru o zaman babamdan. Senden tek isteğim bu ana, ne olursun beni babamın iki çift lafına kurban etme. Bak ben tanımadığım biriyle kan için evlenirsem ölürüm. Sevdiğim var diyorum, ne olursun onu yarı yolda bırakmamı istemeyin benden. Babam beni onun canıyla tehdit ediyor. Ama o kızın saçının teli kopsa benim canımdan can gider!"
Çok seviyordum onu, deliler gibi hem de. Ama benden onu yarı yolda bırakmamı istiyordu ailem, onu bırakıp sevmediğim biriyle evlenmemi istiyorlardı.
"Elimden bir şey gelmez. Kabul et sende bunu, kabul et ve sevdiğini kuma gelmeye razı et. Sana diyeceğim tek şey bu oğlum, başka bir şey yapamam."
Son sözlerini söyledikten sonra başka bir şey demeden çıktı odadan. Beni çaresizce bırakıp gitmişti o da, tıpkı babam gibi.
Çaresizce yatağa yıkılırken elimi kalbime götürdüm, sevdiğim kadın için atan kalbime.
Telefon tekrar çaldığında arayan kişinin Hüma olduğunu anlamıştım. Artık açmam gerekti, yoksa kız meraktan tüm gece uyuyamazdı.
Usulca telefonu elime alıp derin bir nefes aldım. Ona bu konuyu öylece anlatamazdım, başka çare bulmam gerekti. Telefonu açmadan önce bu konuyu dikkatle düşünüp öyle açtım.
"Sonunda! Seni defalarca kez aradım Sinan, neden telefonu açmıyorsun? Mesaja bile bakmıyorsun. Açıkçası aileme anlattıktan sonra benden kaçtığını düşünmeye başlamıştım."
Son cümleyi şakayla karışık söylemişti. Fark etmeden ailemin benden istediği şeyi dile getirmişti. Bu yüreğimi paramparça ederken sakin kalmaya çalıştım.
"Hüma, beni iyi dinle sevgilim. Bugün okulda sen gittikten sonra annem aradı. Amca oğlumu biliyorsun, o vefat etti. Yarın cenaze var, bu yüzden telefona bakamadım. Bana en azından iki gün müsaade ver, tüm bunlar toparlandıktan sonra ciddi bir şekilde konuşacağız."
Bazı şeylerin üzerini örtüyordum şu an. Ama böyle ciddi bir konu telefonda konuşulmazdı. Eğer ben şu an bu konuda bir şey söylersem Hüma dinlemeden yüzüme kapatırdı, benden deli gibi nefret ederdi.
"Sinan, sen ciddi misin? Ben bilmiyordum, bilseydim seni asla rahatsız etmezdim. Özür dilerim, çok özür dilerim sevgilim. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah. Lütfen affet beni, şu an sana karşı çok mahcup hissediyorum."
Bunu çok samimi söylüyordu, emindim gerçekten üzüldüğüne. Kız benim için utanıp sıkılırken benim ona darbe vurmam mümkün müydü?
"Sorun yok, çekinme güzelim. Dediğim gibi, yarını atlatalım arayacağım seni. Bu konuları konuşacağız, her şeyi düzene sokmak için elimden geleni yapacağım. Ama şimdi değil, sadece iki gün süre istiyorum senden. İyi durumda değilim ve toparlamak zorundayım."
Onunla daha fazla konuşursam dayanamayıp ağlayacaktım çocuk gibi. Deliler gibi sevdiğim kadından ayrılmak hiç kolay olmayacaktı çünkü.
"Ben bugün uyumayacağım. Eğer kendini yalnız hissedersen mutlaka ara beni. Sakın çekinme, ben senin yanında olacağım böyle zor bir günde. Seni çok seviyorum, bunu bil olur mu?"
Ben zaten çok zor bir durumdaydım, o böyle düşünceli davranarak fark etmeden beni çok daha zor bir duruma düşürüyordu. Beni düşünüyordu evet, ama beni daha da yakıyordu bilmeden.
"Yapma güzelim, sen öyle yaparsan benim aklım sende kalır. Uyu lütfen, okul var yarın hem. Ben iyiyim, tamam mı?"
İçine sinmediğini ve beni acılı bir şekilde bırakmak istemediğini biliyordum. Ama olsun, o iyi olacaktı, önemli olan tek şey buydu.
Zar zor onu ikna edip kapattım telefonu. Bir yandan da içimden planlar yapmaya çalışıyordum. Babam iki gün sonra tanımadığım bir kızla beni evlendirecekti, yani iki gün sürem vardı bazı şeyleri düzeltmek için.
"Ölürüm de senden vazgeçmem Hüma. Babam onu dinleyeceğimi sanıyor, ama ben senden asla vazgeçmem!"