BÖLÜM 3

2280 Words
  “Ben böyle bir şey görmedim!” diye söyleniyordum okul çıkışında yine. Bizimkiler artık alışmışlardı benim bu halime. Çünkü hayatımın en büyük problemi Gökhan olmuştu artık. Sürekli bir şey yüzünden karşı karşıya geliyorduk ve o her seferinde beni delirtecek bir sebep buluyordu. O tavırları, umursamayan hareketleri beni çileden çıkarıyordu. Haftalar süren bu gel gitlerim yüzünden kızlar beni toparlamak için bende kalmaya geldiler. Annemle babam da bendeki gerginliğin farkındaydı ve annem babama, bana çok baskı yaptığı için böyle olduğumu söyleyip kızıyordu. Onların bu tartışmasından faydalanıp kızlarla dışarı çıkmak için izin koparmıştım. Tabii ablamın da bizimle gelmesi şartıyla… Taksiye binip merkezde bir yerde bir şeyler içmek için yola çıktık. Güzel bir kafe seçip oturduk ve sohbet ettik uzun uzun. Bana iyi gelmişti bu gezme, gülüp eğlenince biraz olsun sinirimi atmıştım. Gökhan’ın tavırları, normal her insanı çıldırtacak davranışlar olduğu için benim de sinirlerim alt üst olmuştu. Konuşurken konutu Gökhan’a getirdi Işıl. “Sakinleştin bakıyorum deli dana, Gökhan’a kızgınlığın geçti mi?” deyince ablam hemen kulak kabarttı. “Gökhan kimmiş bakayım?” dedi meraklı abla pozuyla. “Önemli biri değil,” deyip Işıl’a da kaş göz işaretleriyle detay vermemesini söyledim. Ama artık geçti, ablamın merak fitilini ateşlemişti bile. “Anlatın hemen, fena olur bakın!” diye bir sürü tehdit ve ısrar içeren cümle kurunca, mecburen anlattım ona da. “Bir çocuk var okulda, ben kazayla üzerine düşmüştüm,” dediğim an ablam bir yaygara kopardı: “Ne? Üzerine mi düştün???” “Abla, sakin dinlemeyeceksen anlatmayacağım!” “Dinliyorum, anlat” “İşte, ben üzerine düştüm bunun. Sonra olayı arkadaşa anlatınca o da dalga geçti ve Gökhan da bunu duydu. Sonra ben özür dilemeye gittim, ama bin pişman etti beni buna. Sonra o benim üzerime düştü,” “Yok artık!” “Var!” “Tamam, dinliyorum,” “Babam söylemişti ya okulda bileğim incinmişti. İşte o zaman Gökhan benim üzerime düşmüştü.” “İyi de babam çarpışmışlar dedi. Gerçi anlam verememiştim çarpışmayla ayak nasıl incinir diye ben de” “Babama da öyle dedik, olay çıkmasın diye. Neyse, sonra ben de özür dilemesini istedim ama ne gezer! Çocuk bildiğin buz dağı, tepkisiz yaratık! Bir tebessüm, bir ifade yok yüzünde. Sanki yüzündeki kasları almışlar. Hayır, şişkin olsa botox yaptırmış diyeceğim ama dümdüz. Sürekli karşılaşıyoruz ve sürekli bir terslik oluyor. Ama o dünya umurunda değilmiş gibi davranıyor. Deli oluyorum! Böyle boğazını sıkmak istiyorum!” diye lafları sıralayınca üçü birbirine baktı. “Yine delirdi,” dedi Işıl. Ablamla Tuğba da onu onayladılar. Hepsine yüzümü ekşittim ben de. “Sen bu çocuğa âşık olmuş olabilir misin İnci?” diyen ablamın lafıyla kısa çaplı bir şok yaşadım. “Ne alakası var?” dedim hemen itiraz ederek. Ablamsa gayet sakindi. “Bilemiyorum, onu sen bileceksin. Sen bu kadar takıldığına göre, kesin âşık oldun” “Olmadım!” “İstediğin kadar itiraz et, olmuşsun çoktan,” “Ay hadi kalkalım!” dedim ablamın sözlerine dayanamayıp. Hep birlikte kalktık ve yürümeye başladık. Ama abla susmuyordu. “İnatlaşma kendinle, âşıksın diyorum ablacım,” “Abla, ben ona âşık falan değilim dedim sana. Adam kendini dünyanın hâkimi sanıyor. Sanki küçük dağları o yaratmış, tövbe tövbe! Villalarda oturuyor muhtemelen, başka türlü böyle kendini beğenmiş olamaz. Bir de uğraşacak daha önemli şeylerim var diyor,” “Neyden daha önemliymiş işleri?” “Özür dilemekten” “Allah’ım ya, çok tatlısınız” “Abla lütfen şu konuyu kapatabilir miyiz? Sinirim yine tepeme çıktı” “Tamam, demiyorum bir şey” dedi ve nihayet sustu. Beraber cadde boyu yürürken yanından geçtiğimiz seyyar satıcıya takıldı gözüm. Bakıp önüme dönmüştüm ki, olduğum yerde kaldım. O tarafa dönüp: “Gökhan!” diye öyle bir bağırdım ki o dâhil herkes bana baktı. O ise beni görünce gözlerini kocaman açtı şaşkınlıktan. “İnci?” dedi, onun sesi benden daha az çıkmıştı. Ablam yanıma sokulup: “Villada oturan Gökhan mı bu?” dedi. Bir şey diyemedim, çünkü o an şaşkınlıktan açılan ağzımı toplamakla meşguldüm. Ben durmuş ona bakıyordum, o da bana. Köfte satıyordu, önünde önlük ve elinde köfteleri çevirmek için bir maşa vardı. Gelen müşterinin istediği siparişi hazırlarken bana hiç bakmadı ve yokmuşum gibi davrandı yine. Benim orada öyle durmama dayanamayan ablam ve kızlar, koluma girip uzaklaştırdılar beni. Hala geçmemişti şokum. Taksiye bindik ve yola çıktık, ben hala konuşmuyordum. Eve gelene kadar da suskunluğum devam etti. İçeri girip bizimkilere selam verdik ve benim odama çıktık. Pijamalarımızı giyip yatağa oturunca dilimden ilk cümleler döküldü: “Köfte satıyor!” deyince kızlar birbirine baktı önce, sonra da bana baktılar. “Kızlar, o buz dağını gördünüz mü ya? Köfte satıyor!” “Aynen, şok geçirdim!” dedi Tuğba. “Ne var? Çocuk çalışıp ekmeğini kazanıyor, ne var bunda şaşıracak?” diye her zamanki farklı tepkisini verdi Işıl da. “Ya ben onun çalışmasına takılmıyorum ki, onu zengin züppesi sanırken adamın köfte satıyor olmasına şaşırıyorum” “Demek ki neymiş, ön yargı iyi bir şey değilmiş” diyen Işıl’a gözlerimi devirdim sadece…   BİR HAFTA SONRA Onu köfte satarken gördükten sonra fikirlerim değişmişti. Bana söylediği, özür dilemekten daha önemli olan konulara artık saygı duyuyordum. Bilmesem de böyle hissediyordum. Çünkü bir şeylerin mücadelesini veriyordu, belliydi bu. Çok fazla karşı karşıya gelmedik ama geldiğimiz zamanlarda da bana bakmadan, daha doğrusu bakıp hemen başını çevirerek devam etti yoluna. Buna takılmıyordum, artık ona daha farklı bakıyordum. Bana bakmayışı, beni yok sayışı üzüyordu hala. Ama eskisi gibi öfkeli değildim ona karşı. Onu köfte satarken gördüğümüz de kimseyle paylaşmadık. Hatta kendi aramızda bile konuşmadık bir daha. Öğle arasında kafeteryada otururken, birden rüzgâr gibi yanıma gelen birinin varlığını hissettim. Kafamı çevirip baktığımda Gökhan’ın burnundan soluyarak başımda dikildiğini gördüm. Heyecanlanmıştım birden, en diyeceğimi bilemeden öylece baktım yüzüne. “Benimle gelsene sen!” diye öyle bir söyledi ki, heyecanımın yerini inanılmaz bir korku aldı. “Ne oldu?” diyebildim bütün tedirginliğimin arasından. “Gel, konuşacağız,” dedi ve yürüdü. Kızlara bir şey demeden arkasından yürüdüm. Işıl seslendi: “İnci, gelelim istersen,” deyince ona kalmalarını işaret ettim ve Gökhan’ı izleyerek bahçeye çıktım. Bir anda durunca neredeyse ona çarpacaktım ama kendimi topladım. “Sana hep diyorum ki, kendi işine bak! Kendine önemli şeyler bul ve onlarla ilgilen! Sen neden sürekli benimle uğraşıyorsun?” dediğinde kalakaldım. Onunla ilgili bir şeyle uğraşmıyordum ki ben… “Ne oldu anlamadım ki ben,” deyince daha da gerildi. “Öyle mi? Anlamadın demek!” “Anlamadım Gökhan, ne yaptım ben sana?” “Sen ne diye gidip herkese benim köfte sattığımı söylüyorsun ki?” deyince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. “Ne? Nasıl yani? Kim? Ben mi?” diye sorularımı sıralarken iyice köpürdü. “Sen! Kendine eğlence arıyorsan git başkasıyla uğraş! Benim de etrafımda dolaşma artık! Git kendi dengin insanlarla takıl ya, beni rahat bırak! Ne geçti eline yetiştirdin hemen de? Ne oldu yani, başın göğe mi erdi?” “Gökhan yemin ederim ben bir şey söylemedim” “Kim söyledi o zaman? Beni tek gören sen ve arkadaşlarındı. Sizden başkası olamaz! Sen ya da o arkadaşlarından biri söyledi işte!” “Biz kendi aramızda bile bu konuyu konuşmadık, inan bana lütfen…” “İnanmıyorum! Tam bir baş belasısın sen! Seninle çarpıştığımız güne lanet olsun ya! İnsanlara beni maskara ettin, rahatladın mı? Mutlu musun?” “Gökhan bak…” “Yeter! Dinlemek istemiyorum seni!” “İnan bana ben kimseye bir şey söylemedim. Seni utandırmak istemedim gerçekten” dediğim anda az önceki siniri iki katına çıktı. Artık şakaklarındaki damarlar şişmişti. “Sana utandığımı kim söyledi ya! Ne utanması! Ben ekmeğimi kazanıyorum, bundan da utanmıyorum! Ama sen de senin gibiler de anlayamaz bunu, siz anca dalga geçersiniz! Benim sıkıntım yaptığım işin bilinmesi değil, bunu anlayamayacak ve buna saygı duymayacak insanların ağzına sakız olmak!” “Öyle demek istemedim ben…” “İnci, lütfen artık benimle ilgili tek bir kelime bile çıkmasın ağzından, daha fazla sinirlendirme beni…” dedi ve çekip gitti. “İnan bana ne olur…” diye mırıldandım arkasından. Ben yapmamıştım, ben söylememiştim kimseye. Ama inanmamıştı, beni suçlamıştı işte…   *** “Ya neden bu kadar takıyorsun anlamıyorum ki İnci? Neden ağlıyorsun ayrıca?” diye tepemde söylenen Işıl’a hiç cevap vermeden ağlamaya devam ettim. Çok zoruma gitmişti yaptıkları, bana inanmadan öyle suçlaması ağır gelmişti. Günlerdir onun köfte sattığını kimin söylediğini bulmaya çalışıyordum ama bir türlü bulamıyordum. Onun sınıfındakiler öyle iğrenç insanlardı ki, onlardan yardım istemek de mümkün değildi. Zaten onlar yüzünden disipline de gittim. Kafeteryada otururken onun sınıfından bir grup geldi. Gökhan da o sırada çay alıyordu. Çocukların ellerinde bir şeyler vardı ama anlayamadım başta, sonradan çözdüm ne yaptıklarını. İçlerinden biri, küçük bir mangalı masalardan birine koydu ve Gökhan onun yanından geçerken: “Gökhancığım, bize bir köfte çeviriver şurada,” dedi. Gökhan önce aldırmadı ama çocuk üstüne gitmekte ısrarcıydı. “Sokakta satıyorsun da bize mi yapmıyorsun, ayıp oluyor ama Gökhan,” deyince Gökhan ters bir bakış attı, sonra da geçip masaya oturdu arkadaşlarının yanına. Çocuk inatla Gökhan’ı kışkırtmaya devam ediyordu. Öyle çirkin şeyler söyledi ki, onun yerine ben sinirlendim. Son söylediği söz de bardağı taşıran son damla oldu. “Ha anladım, sen seyyar arabanı istiyorsun. Neyse, çıkışta senin seyyar arabanın yanına geliriz, orada yaparsın. Merak etme, bahşiş de veririz.” Deyip diğerleriyle beraber gülünce bir anda fırladım yerimden. Beni durdurmaya çalışan arkadaşlarıma da kulak asmadan çocuğun yanına gittim. “Bana baksana, sen ne yapmaya çalışıyorsun?” deyip karşısına dikildim. “Sana ne?” dedi hiç utanmadan. “Kes şu şamatayı, yeter dalga geçip durma!” “Kızım sen ne karışıyorsun ya? Defol git başımdan!” “Sana yeter dedim!” “Sana ne oluyor ya? Avukatı mısın onun?” “Avukatıyım, var mı diyeceğin?” dediğimde yine arkadaşlarına dönüp: “Seyyar köftecimiz iyi kazanıyor galiba, kendine avukat tutmuş,” dediği anda çocuğun suratına bir tokat yapıştırdım. Nasıl ve ne ara buna karar verdiğimi ben de anlayamamıştım ama olmuştu işte. Çocuk neye uğradığını şaşırdı önce, sonra da üzerime yürüdü. Tam elini kaldırmıştı ki, biri tuttu onu ve geri itti. Dönüp baktım, Gökhan’dı. Ortalık birden karıştı ve bir kavga çıktı. Herkes birbirine girmişti ve önüne gelen birine vuruyordu. Ben hiç darbe almadım, çünkü beni koltuğunun altında saklayan Gökhan beni bütün darbelerden koruyordu. Bizim kargaşamızı duyan hocalar hemen kafeteryaya indiler ve bizi ayırdılar. Sonra da toplu halde müdürün odasına götürüldük. Hepimizi sorguya çeken müdüre beni şikâyet etti Gökhan’la dalga geçen çocuk. “Hocam, biz şakalaşırken bu kız birden bana tokat attı,” deyince müdürün ok gibi bakışları beni buldu. “İnci, doğru mu söylüyor kızım?” diye sorunca başımı eğdim. Müdür de bunu ‘evet’ olarak algıladı ve bana temiz bir fırça attı. Sonra sebebini sordu ama ben ısrarla söylemedim. “Kızım, söylesene neden vurduğunu! Bak ailene haber vereceğim, disipline vereceğim seni,” dedi ama ben aldırmadım. Ama müdürün tehditlerine dayanamayan Gökhan atladı lafa. “Hocam, İnci’nin bir suçu yok. Benim yüzümden oldu,” deyince müdür şaşırdı. “Senin yüzünden derken Gökhan?” “Ben okuldan sonra köfte tezgâhında çalışıyorum. Arkadaşlarım da bunu duymuşlar ve benimle dalga geçtiler. İnci de dayanamadı, kavga çıktı işte.” “İnci’yle ne alakası var?” “Onu ben de bilmiyorum” deyince müdür yine bana döndü. “Sen ne diye kavga çıkartıyorsun ki?” diye sorunca artık boğulduğumu hissettim. Müdür beni iyice germişti. “Hocam siz neden benim kavga çıkarmama odaklandınız anlamıyorum. Şu çocuklara neden bir şey demiyorsunuz? Gökhan’la günlerdir dalga geçiyorlar. Bugün de mangal getirmişler aşağıya, orada çok üzerine gittiler. Benim neden karıştığımı illa merak ediyorsanız onu da söyleyeyim. Gökhan’ı ben görmüştüm çalışırken, ama bunu kimseye söylemedim. Sonra bu konu duyulunca o da benim söylediğimi düşündü ve ben şuanda kendimi sorumlu hissediyorum. O yüzden de bu konuda yapılan hiçbir şakaya katlanamıyorum!” diye bir solukta konuşunca müdür tavrıma sinirlendi. “Hepinize sırayla soracağım, ama bu senin kavga etmeni haklı çıkarmıyor. Babanı çağıracağım, o gelince tekrar konuşacağız seninle. Çıkabilirsin şimdi” dedi ve benden çıkmamı istedi. Babamı çağırması umurumda bile değildi. “İsterseniz annem de gelsin. Onlar beni bu yaptığım şey için asla suçlamazlar,” dedim ve çıktım odadan. Sınıfa gitmek istemediğim için bahçede kuytu bir köşe bulup oraya oturdum. Olanlar kafamda sırayla geçti. Gökhan’ın bana inanmayışı ama buna rağmen beni kavgada koruması. Çocukların ona yaptıkları ve Gökhan’ın bu duruma ne kadar üzülmüş olacağı. En kafamdan bunları geçirirken yanımda bir hareketlenme oldu. Kafamı çevirip bakınca Gökhan’ı gördüm. “Selam,” dedi ve gelip oturdu. Cevap vermedim. “İnci…” dedi ve durdu. “Efendim,” deyince derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. “Benim için kavga etmen, çok değerli ama keşke yapmasaydın. Başın belaya girecek” “Başım belaya falan girmez, takılma sen” “Baban gelecek ama?” “Gelsin, ne olacak ki? Babam beni zincirleyip bir odaya kapatmaz herhalde. “Ceza verebilir” “Yapmaz” “Emin misin?” “Babamı tanıyorum Gökhan, yapmaz.” “Anladım. Bir de, sen söylememişsin onlara. Kendileri görmüşler beni,” deyince kafamı ona çevirdim. İçimden geçen onlarca cümleyi içimde tutup, ona tek bir kelime bile etmedim. Benden ses çıkmayınca o devam etti. “Kusura bakma, ben senin söylediğini düşündüm. Onların gördüklerini bilmiyordum” deyince dayanamadım. “Bunu sana ben de söyledim, ben anlatmadım kimseye dedim Gökhan. Ama nedenini bilmediğim bir şekilde bana karşı öyle önyargılısın ki, o duvarı aşamadım. Umarım için rahatlamıştır” “İçimin rahatlayıp rahatlamaması çok önemli değil,” “Benim için de, artık senin gerçeği bilip bilmediğin önemli değil. O yüzden bana açıklama yapmana gerek yok” “Kızdığını biliyorum” “Kızmadım, kırıldım” “Kusura bakma, gerçekten” dedi. Özür dilerim diyemiyordu, o iki kelime ağzından bir türlü çıkmıyordu. Bu neyin gururuydu, bir türlü anlayamamıştım. Ayağa kalktım, daha fazla dinlemek istemiyordum onu. Samimi gelmiyordu bana söyledikleri. “Kusura bakıp bakmamamın senin için önemli olduğunu sanmıyorum. O yüzden bu konuyu çok fazla konuşmamıza gerek yok. Benim için bu konu kapanmıştır” dedim ve yürüdüm. Birkaç adım attıktan sonra, tıpkı onun yaptığı gibi ona bakmadan: “Özür dilemek insanı öldürmez, bir kere dene göreceksin…” dedim ve yürüdüm. Bu kez arkada kalan o olmuştu, son sözü söyleyen de ben…  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD