On Altı

1537 Words
Seyhan bir aydır Kenan öğretmenle beraber bütün derslere çalışıyordu. Onun öğrenmek konusundaki hevesi ve hırsı sayesinde neredeyse yarı yarıya dersleri bitirmişlerdi. Seyhan şimdi inci gibi yazı yazabiliyor, Kenan'ın getirdiği bütün kitapları ara sıra takılsa da sorunsuz bir şekilde okuyabiliyordu. Bu bir ayda da Halil onun mutlu olması ve derslerine daha iyi çalışabilmesi için ev işlerinde yardım ediyor, akşama kadar ders çalışan sonra da kitap okuyan sevdiğini kolları arasında dinlendiriyordu. Seyhan'ın artık cıvıl cıvıl sesiyle anlattığı her şeyi büyük bir dikkatle dinliyordu. O geceden sonra çok şey değişmiş, gittikçe serpilen Seyhan cesurca Halil'i ne zaman isterse adamın koynuna giriveriyordu. Tabi Halil de bu durumdan oldukça memnundu ve bir ayın sonunda dağ gibi gelen su faturasıyla birbirlerine bakarak kahkaha attılar. Bu sabah ise Kenan'ın dördümüz şehre gidelim Seyhan'ın sıkı çalışmasının ödülü olsun dediği buluşma için hevesle ilk uyanan Seyhan olmuştu. Başı Halil'in sol kolunda gözlerini açıp mutlulukla kocaman gülümsedi. Bir kaç ay önce Halil'le şu an ki duruma geleceklerini bilseydi, nikah günü ağlamak yerine güle oynaya ana evinden çıkardı. Halil ona sevginin her halini öyle güzel vermişti ki Seyhan eş olmanın ne demek olduğunu, sevginin aşkın cinsiyetlerle ya da eksikliklerle ölçülemeyeceğini öğrenmişti. Halil'in eksik diye düşündüğünü Seyhan'ın eksik yüreği tamamlamıştı. Aşk Seyhan için Halil'di artık. Başını Halil'in sol koluna sürterek dudaklarını koluna yumuşacık bastırdı. Sonra da kendi sol kolunu onun kolunun altına koydu. Şimdi Halil'in olmayan elinin yerine Seyhan'ın eli vardı ve sanki Halil'in eliymiş gibi duruyordu. Bu fikirle kıkır kıkır gülen Seyhan'ın sesiyle uyanan Halil ise koluna sıkı sıkı sarılan gençle sağ kolunu onun beline dolayıp kendine çekti. Burnunu kıvır kıvır saçlarına götürüp sürterek ensesinden öptü. "Neye gülüyorsun kıkır kıkır?" Seyhan arkasında duyduğu boğuk sese ve ensesini bir kez daha öpen adamla ürpererek "Hiiççç" deyip yorganı üstüne çekiştirdi. İkisi de yorganın içinde çıplaktı ve dün gece de öylece uyuyakalmışlardı. Halil "Hmm" diyerek Seyhan'ı biraz daha kendine çekince Seyhan kalçasında hissettiği sertlikle yutkundu. Halil ciddi anlamda doyumsuz bir adam olmuştu bir aydır ama Seyhan'ı da zorlamamak için çoğu zaman kendini kontrol etmeye çalışıyordu. Seyhan kalçasındaki sertliğe doğru kendini itince Halil dişlerini sıkarak "Güzelim" diye uyardı ama omuz silken Seyhan bu kez de kalçasını Halil'in sertliğine sürterek "Efendim" diye fısıldadı. Halil gözlerini kapatıp sertçe yutkunarak tekrar açtı ve elini Seyhan'ın bacakları arasına atıp hafifçe bacağını kaldırıp sertliğini içine doğru yavaşça itti. Seyhan zevkle arkasındaki adamın kolunu dişleyerek içinde azar azar gidip gelen adamla elini bacakları arasındaki ele attı. İnleyerek "Halil'im" diye fısıldayınca daha da hızlanan Halil kollarıyla sardığı gencin tenini doya doya öpmeye başladı. Seyhan yüzünü boynuna gömüp öpen adamın içindeki hızlanışına elini onun ensesine atıp alt dudağını ısırarak derin bir soluk verdi. "Güzelim" diye diye inleyen adamın hırıltılı sesiyle "Halil'im" diye diye inliyordu Seyhan. Dakikalar sonra Halil sertçe kendini Seyhan'ın içine bastırarak boşaldığı sırada Seyhan da titreye titreye Halil'in kolları arasında boşaldı. Halil yatakta doğrulup sırt üstü dönen sevdiğinin yüzünün her noktasını öpe öpe "Kokusuna kurban olduğum" diyerek boynunda soluk alıp veriyordu. Seyhan ise Halil'in dalgalı saçları elleri arasında karıştırıp "Bugün kahvaltıyı ben hazırlıyorum, anlaştık mı?" diye sordu. Çünkü Halil her sabah o zinde derse başlasın, aklı işlerde kalmasın diye kendi eliyle bir aydır ona kahvaltı hazırlıyordu. Seyhan'ın boynunda başını sallayarak "Anlaştık güzelim, sen nasıl istersen" deyip bir kez daha yumuşacık teni öpüp yataktan kalktı. O odadan çıkarken Seyhan onun çıplak haline gülmeye başladı. Bir ay önce sadece üstü çıplak gördü diye utançtan kaçacak yer ararken şimdi Halil'in dev gibi vücudu inanılmaz çekici geliyordu ve ona sarılarak uyumak kocaman yumuşak bir yastığa sarılmak gibi huzur veriyordu. Halil duş alırken Seyhan üstüne öylesine bir şeyler giyinip banyoya girdi ve hızlıca elini yüzünü yıkayıp mutfağa geçti. Aralarındaki mahremiyet duvarı Halil'in doğal ve her şey normalmiş gibi davranmasıyla yıkılmıştı. Şimdi Seyhan her yerde ve her durumda Halil'in yanına umursamadan gidiyordu. Evlilik Seyhan için birbirlerine sevmeyen ama evli kalmaya devam eden anne babasının büyüttüğü sevgisiz evlatlardı. Fakat Seyhan tam da bunu kendi evliliklerinde yıkmak istiyordu. Henüz çocukları yoktu, olacak mıydı onu da bilmiyordu ama sevgiyi bir eve önce kendilerinin getireceğini öğrenmişti, daha doğrusu Halil ona öğretmişti. Seyhan duş alırken de Halil çayı demledi ve duştan cıvıl cıvıl neşesiyle çıkan eşiyle sohbet ede ede kahvaltı yaptılar. Sonra da Nazike nineye uğrayıp bir iki saatte onun yanında oturup sohbet muhabbet ettiler. Yaşlı kadın şimdi birbirlerine her zaman saygı ve sevgi ile yaklaşan evlatlarıyla bir kaç ay önceki o kararının yerinde olduğunu görebiliyordu. Akşama doğru Orkun ve Kenan arabayla evlerine gelmiş, heyecan ve hevesle arabaya binen ve onun hevesine gülerek saçlarını öperek yanına oturan Halil'le yola çıkmışlardı. Şehre geldiklerinde Seyhan gezmenin mutluluğuyla kimseyi umursamadan Halil'in koluna girmiş, onlara dönen şüpheli bakışlara yanında korkutucu bir dev gibi duran Halil'le kıkır kıkır gülmüştü. Çünkü Halil biri bir şey söylerse onu oraya gömecek sert bakışlarını herkese çevirmişti resmen. Kenan önden yürüyen ikiliyle gülümseyerek yanındaki Orkun'un omzunu dürttü ama onun da Halil gibi kaş çatarak yürümesine ve önüne çıkana girişecek gibi kaplan kesilmesine kahkahalarla gülmeye başladı. Onun gülüşünde öyle hayran hayran kalan Orkun ise çatılı kaşlarıyla "Gülme şöyle Kenan, biri görecek tav olacak" deyince Kenan daha da gülmeye devam etti. "Orkun burası İç Anadolu, kimse bir erkeğe tav olmaz, olsa da belli edemez." Orkun oflayarak omuz silkip "Olsun, sen yine de gülüşünü benden başkasına gösterme, bana sakla" deyince Kenan derin bir iç çekti ve Orkun'un üstündeki ceketin kolunun ucundan tutup "Tamam tamam, sana saklarım" diye fısıldadı. Akşam ise çok güzel bir restorantta büyük bir keyifle yemek yemişlerdi ama dönüş yolunda Seyhan'ın midesi bulandığı için yarı yolda durup arabadan inen gencin kusmasını beklediler. Halil öğürmeye devam eden Seyhan'ın elini yüzünü yıkamış, birden solan yüzüyle korkmuştu. Orkun eve döndüklerinde mide bulantısı için ne yapmaları gerektiğini anlatmış, ne kadar ısrar etse de hastaneye gitmeyi kabul etmeyen Seyhan'la yarın sabah gelme sözünü almıştı. Çünkü onu Halil bile ikna edememişti. Öyle yorgun hissediyordu ki bir an önce eve gidip Halil'in kollarında dinlenmek istiyordu. Eve döndüklerinde Halil yine Seyhan'ın etrafında pervane olmuştu ve o uyuyana kadar başında beklemişti. Sabah olduğunda ise Halil uyuyakalmış, Seyhan hızlıca hazırlanıp okulun yolunu tutmuştu. Onu bugün beklemeyen Kenan ise şaşırarak Seyhan'ı lojmana almıştı ve ders saati bitene kadar beklemesini söylemişti. Seyhan, Halil'i öylece bırakıp geldiği için biraz üzgündü ama içinde bir şüphe uyanmıştı, Halil'e söylemeden önce emin olmak istiyordu. Ders saatinden sonra da Kenan'a bu şüphesini söyledi. "Biraz zor oluyor ama ben şey olabiliyorum da. Ama sanki bir şey varmış gibi hissediyorum." Kenan önce anlamıştı ama Seyhan'ın başını eğip karnını göstermesiyle sevinçle koltuktan fırladı. "Seyhan sen acaba?" Dudak büzerek gözleri dolan gençle kolundan tuttuğu gibi "Hemen hastaneye gidiyoruz, hem Orkun da sabah gelin demişti. Ben Halil'i arar söylerim" diyerek evden çıkıp arabaya atladılar. Seyhan "Halil'e söyleme niye gittiğimizi, önce bir bakalım. Eğer yoksa üzülmesin" deyince çoktan köy yolundan çıkan Kenan hızlı hızlı başını sallayıp "Tamam, sen söylersin. Ama bence bu mümkün" dedi. Onun da içini bir heyecan kaplamıştı. İkisini de çok sevmişti ve eğer bir bebekleri olursa ikisi içinde mutlu olacaktı. Hastaneye geldiklerinde direkt Orkun'un yanına gidip hiç beklemeden Seyhan kan verdi. Halil'i arayan Kenan ise Seyhan'ım mide bulantısı için Orkun'un yanına getirdiğini, ısrarla gelmek isteyen Halil'le de aşk olsun bana güvenmiyor musun kardeşim diyerek durdurmuştu. Halil evin içinde onlar gelene kadar dört dönmüş bir kaç saat sonra dönen ikiliyle Seyhan'a sıkı sıkı sarılmıştı. "Ne oldu güzelim sana, neyin varmış?" Seyhan ise Halil'in kolları arasında omuz silkip "Midemi üşütmüşüm, önemli bir şey yokmuş" diye mırıldandı. Halil arabanın önünde bekleyen Kenan'ın gülümseyerek başını sallamasıyla rahatlamıştı. "Günlerce gece gündüz ders çalışmaktan vücudun dirençsiz kaldı, tabi hasta olursun kınalı kuzum." Halil onu eve götürüp yatağa yatırdı ve üstünü sıkıca örtüp bahçede bekleyen Kenan'a teşekkür edip uğurladı. Eve girdiğinde çoktan uyuyan gençle mutfağa girip sıcak bir çorba hazırladı. Ertesi gün Seyhan daha dinç ve dinlenmiş olarak uyansa da ara ara yine de midesi bulanıyordu. Halil'e derslere ara vermek konusunda söz vermiş, gününün çoğunu Nazike ninesinin evinde geçirmişti. Çünkü Halil tarlaya bu sene ekilecek buğday için sürekli şehre gitmesi gerekmişti ve sadece akşamları sevdiğini görebiliyordu. O hastayken evde olmamasına ise vicdan azabı çekiyordu. İki gün sonra akşam eve yorgun argın gelen Halil elinde bir kutuyla oturduğu koltukta karşına dikilen Seyhan'ın başını eğmesine kaşlarını çattı. Seyhan ise elindeki kutuyu daha da Halil'e doğru iterek "Açsana" diye fısıldadı. Halil anlamaz gözlerle kutuyu Seyhan'ın elinden alıp kucağına koydu ve Seyhan'ın tek eliyle kolay açsın diye uğraştığı kutunun sadece kapağını açtı. İçindeki beyaz ipek örtünün de kenarlarını açtı. Seyhan başı önde gözleri dolu dolu parmaklarıyla oynuyordu. "Ninemden patik örmesini öğrendim" diye fısıldadı. Halil kutudaki küçük patiklere kocaman gülümseyerek başını kaldırdı ve Seyhan'ın hâlâ başını eğmesine başını hafif yana yatırıp "Güzelim, bu sana biraz küçük değil mi?" diye sordu. Seyhan alt dudağını kemire kemire başını kaldırıp "Bana değil ki bebeğimize" diye fısıldadı tekrar. Halil şaşkınlıkla kaşlarını kaldırıp kutudaki patikleri sağ eline alıp yukarı kaldırdı. "Minicik bunlar nasıl bebeğimize.." derken birden durdu ve gözleri kocaman açılarak Seyhan'ın elini karnına koymasına dudaklarını araladı. "Seyhan'ım sen?" Artık yanaklarından yaşlar süzülen Seyhan başını yavaşça sallayıp "Halil'im ben hamileyim" dedi. Halil oturduğu koltuktan "Allaaahhh" diye fırlayıp Seyhan'ı kollarını arasına aldığı gibi ayaklarını yerden kesti. Halil kucağında Seyhan'la kendi etrafında döne döne "Benim güzelim hamile, valla hamile. Çocuğumuz olacak, baba olucaz, anne olucaz, hepsi olucaz" diyerek bağırışını koca köye duyuruyordu. Seyhan ise başını Halil'in omzuna yaslayıp ağlaya ağlaya Halil'in hâlâ devam eden "Şükürler olsun sana yarabbim, hamile, benim eşim hamile" bağırışlarına göz yaşları arasında gülümsüyordu. Henüz iki haftalık hamileydi ama Halil'in heyecanı dokuz ay sürecekti, belli olmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD