Ağır adımlarla yerime geçip oturdum.
Simge'nin ara ara üstümde olan rahatsız bakışlarınada aldırmamaya çalıştım.
Derse giren Halide hoca ile kısa bir selamlaşma sonrası hemen derse başladık. Daha önceden hazırladığım kısa notları çıkarıp kısa bir göz attım. Halide hocanın anlattıklarından eksik olan bilgileri de kısa kısa yazdım.
Kafam bu kadar karışıkken ders dinleyebileceğimi zannetmezdim ama beklediğimden iyi geçti edebiyat dersi.
Teneffüs de yanıma gelip iyi olup olmadığımı soran Berk'e kısaca iyi olduğumu ve üstümde hafif bir kırgınlığın olduğunu söyledim. Eve gidince dinlenmemi tembihlemesi ve eğer kendimi kötü hissedersem mutlaka ona haber vermemi milyoncu kez söyledikten sonra Simge'nin delici bakışları eşliğinde sınıfına gitmişti.
Günün geri kalanı da hızlıca geçtiğinde çıkış saatini bildiren zil sesi ile çantamı toplamaya başladım.
Kollarımdan geçirip sırtıma astığım çantam ile sınıfın çıkış kapısına doğru ilerledim. Önümde Oğuz ile konuşan Simge'ye kısa bir bakış attım. Kafamda dönüp duran düşünce ile dudaklarım haylazca kıvrıldı. Tamam benlik değildi ama neden olmasın?
Simge'ye omuz atarak yanından geçip sınıftan çıktım.
Arkamdan ' geri zekalı!' diye bağımasını umursamayıp omzum üstünden ona bakıp şaşkınlıkla açılan gözlerine ve sinirden kıpkırmızı olmuş yüzüne bakıp göz kırparak önüme döndüm. Dudaklarımdan kıstıramadığım bir gülüş fiarar ettiğinde buna engel olamayarak daha çok güldüm.
Üstümde olan şaşkın bakışlara aldırmadan merdivenlerle doğru yürüdüm. Onlarda haklıydılar gerçi yıllardır tanıdıkları sesiz sakin Eva'nın böyle küçük de olsa bir şey yapacaklarını düşünmezlerdi! Ki ben bile düşünmezdim!
Biran durup yaptığım şey ile donup kalsamda sonrasına gülerek yoluma devam ettim.
Vay canına! Ne yaptım az önce ben?!
Okuldan çıkarken dışarısının büyüleyici bir şekilde Beyza boyandığını gördüm. Bu durum beni çok mutlu etti! Kara bayılırdım!
Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım, ahenkle süzülen karlar seyirlik bir manzara sunuyordu. Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapatıp yüzüme yağan kar ile tebessüm.
Karın yağışının benim kadar büyülü ve güzel bulmayanların bana çarpa çarpa gitmesi ile bende gözlerimi açıp okulun büyük siyah demirli kapısından çıktım.
Okul servislerine binmek isteyenlerin oluşturduğu kargaşayı ya da duraklara gitmek için acele eden kişileri umursamadan sahile doğru yürümeye başladım. Bu güzel havanın biraz da olsa tadını çıkarmalıydım. Karın yarına kalmadan eriyeceğide bu kadar garantiyken biraz izlemekten zarar gelmezdi.
Sahile geldiğimde etrafta kimsenin olmaması beni daha mutlu etti. Bu sessizlik sakin ve huzur vericiydi. Her zaman oturduğum banka doğru yavaş adımlar ile yürümeye başladım. Bu bank kocaman bir ağacın tam altındaydı. Dalları kar taneleri ile süslenen ağaç bankı sarmalayıp saklıyordu adeta. O bankın orada olduğunu bilmesem sağdan göründüğü kadarı ile asla orada olacağını düşünmezdim.
İlk bahar aylarında ağacın dallarının yeninden canlanıp yeşile bürünmesi ile daha güzel oluyordu burası. Ağacın altındaki banka oturup dış dünyadan soyutlanıp sadece denizi izlemek bile ruhumu dinlendiriyordu.
Ağacın dallarından dolayı kuru olan banka geçip çantamı çıkarıp kucağıma aldım. Yerime rahatça kurulup karşımdaki denize bakmaya başladım. Kar hâlâ yağmaya devam ediyordu.
Gökyüzünden süzülüp deniz yüzeyine değer değmez yok olan kar tanelerini izlemeye başladım. Bir yandan da istemeden de olsa Simge'nin bu gün dedikleri zihnimde dolaşıyordu. Her ne kadar umursamamaya çalışsamda ya da bu konuyu sonraya erteleyip kaçmak istesemde kaçamıyordum. Kaçmanın kolay bir eylem olmadığının farkına varıyordum.
Simge bu işin peşini bırakmayacaktı. Takıntı seviyesindeki popülerlik düşkünlüğü ve Berk düşkünlüğü gözümü korkutuyordu, ne kadar ona öyle olmadığını göstermeye çalışsamda. Simge üstüme geldikçe benim susup yerime sinmem büyük bir aptallık olurdu çünkü öyle yaprsam o bundan cesaret alıp daha da ileri gidebilirdi. Ama ben ona ne zamana kadar dayanabilirdim ya da o ne zamana kadar devam edecekti...
Burnuma dolan sigara kokusu ile rahatsızca yerimde kıpırdandım. Kokunun kaynağını bulmak için önce soluma baktım ama hiç kimse yoktu sahilde sağıma dönüp baktığımda yanıma bir adamın oturmuş olduğunu fark ettim. Ne ara yanıma oturmuştu? Düşüncelerime ne kadar daldıysam asla fark etmemiştim.
Siyah kot bir pantolon giymiş, siyah deri ceketinin içinden görünen siyah balıkçı yaka kazağı ile yanımda oturuyordu. Sol elinde baş ve işaret parmağı arasındaki tuttuğu sigara ile dümdüz karşıya bakıyordu. Daha dikkatli baktığımda elinde ve pantolonun diz kısımlarının toprağa bulandığını fark ettim.
Yüz hatlarına baktığımda yandan göründüğü kadarı ile sert yüz hatlarına sahip biriydi, düzgün hafif kemerli bir burnu, alt dudağının üst dudağına oranla daha dolgun olduğu dudakları aralıklı duruyordu. Siyah saçlarına ve üstündeki kıyafetlere tezat açık tenliydi. Belirsiz bir merak duygusu içimi kemirip gözlerini merak etmeye başladı. Ama gözlerininin rengini göremedim.
Daha fazla bakmanın onu rahatsız edeceğini düşünerek önüme döndüm. Zaten o da dalgın duruyordu. Hatta yaktığı sigara bitmek üzereydi ama ona baktığım süre içerisinde hiç sigarasını içmemişti.
Başka yere oturmamasını da sadece kuru bir yer olarak burayı gördüğü için oturduğuna yoruyordum.
Çantamın küçük cebinden telefonunu çıkarıp saate baktım. 17.30! Bir buçuk saattir burada mıydım ben? İnanmıyorum! Zamanın bu kadar çabuk geçmesi saçmalık ya!
Ayaklarımın dibine düşen sigara izmirti ile dönüp sağıma baktığımda yanımda oturan adamın kalkıp yürüdüğünü gördüm. Ellerini kaldırıp deri ceketinin yakasını kaldırıp boyununa siper etti.
Tekrar dönüp ayağımın önündeki sigaraya baktığımda kardan dolayı hemen söndüğünü gördüm. Son kalan dumanı hafifçe yükselip havaya karışıp kayboldu.
Çantamın tek kolunu omzuma asıp kalktığımda az önceki adamın oturduğu yerde bir telefon bir de cüzdan gördüm. Unutmuş muydu? Hemen adama seslenmek için başımı kaldırdığımda az önce yürüdüğü sahil yolunda olmadığını fark ettim. Telefon ve cüzdanı hemen alıp belki yetişirim diye peşinden koşmaya başladım.
İyi ki kar yağıyordu! Onun adımlarını takip etmeye başladım ama yağan kar o kadar fazlaydı ki adımlarının olduğu izler hemencecik kar ile kaplanmıştı.
Koşar adımlar ile adımlarını takip ettim. Tanrım ne büyük adımlar atmış böyle! Kaç boyundaydı bu ya!
Adımlarını takip etmem kaldırımda son bulmuştu. Çünkü burası trafiğe giriyordu vızır vızır geçen arabalardan ne yapacağımı bilemedim. Karşıma baktığımda yeşil yanan trafik lambası ile hemen kırmızının yanması için dua etmeye başladım.
Trafik lambasının kırmızı yanması ile arabaların durmasını bekledim duran araçlar ile hemen diğer tarafa geçtim koşar adımlar ile ama aynı zamanda da sağıma ve soluma da bakıp dikkatli olmaya çalışıyordum.
Karşı kaldırıma geçtiğimde şemsiyelerin altında yürüyen insanlar dışında onu göremedim. Sağ tarafta kalan kafeye girdim. Belki buraya girmiştir diye. Kafenin içindeki sıcaklığın yüzüme çarması ile ne kadar üşüdüğümün farkına o zaman vardım. Ellerime baktığımda soğuktan dolayı kıpkırmızı olmuştu, elimde olan telefon ve cüzdana rağmen ellerimi birbirine vurup ovuşturmaya çalıştım. Kafeye baktığımda çok fazla doluydu. Tüm masaları görebileceğim bir yere geçip tek tek masalara bakmaya başladım. Burada durmak soğuktan üşüyen kemiklerimi çözüyordu bir yandan da... Tüm masalara bakmama rağmen onu göremeyince gerisin geri çıkmaya başladım.
Aslında bir sıcak çikolata içmek güzel olabilirdi ama eve geç kalmıştım.
Yenilgiyle düşen omuzlarım ile dışarı çıktım.
Yüzüme çarpan soğuk ile titremeye başladım. Elimdeki telefonu ve cüzdanı üstümdeki polarlı hırakanın cebine koyup ellerimi de ceplerime koydum, soğuktan korunmak için.
Dolmuş bekleme ya da eve yürüyerek gitmeyi erteleyip çöken karanlıkta tabelası görünen ve önünde birkaç tane taksinin olduğu durağa doğru yürümeye başladım.
Durağa yürürken bir yandan da etrafa bakıyırdum onu görürüm umudu ile...
Durağın ahşap kapısını yavaşça titreyen parmakların ile çaldım.
Kapıyı genç, yirmilerinin ortasında bir adam açtı. Ona bakıp yavaça boğazımı temizleyerek '' Ben taksi için gelmiştim, boş taksi var mı?'' her ne kadar dışarıda boş taksi olduğunu görsem de sormuştum.
Kapıyı açan adam arkasını dönüp içeriye '' Ahmet Abi müşterin var!'' diye seslendi.
O böyle diyince birkaç adım gerileyip adamın gelmesini bekledim.
Gelen kırklarının sonunda göbekli bir amca ile Ahmet Abi'nin o olduğunu anladım.
Dönüp bana bakan Ahmet abi eli ile bineceğimiz taksiyi gösterip '' gel kızım,'' dedi.
Onu takip edip bindiği taksiye bende binip çantamı çıkarıp kucağıma bıraktım. Arabayı çalıştıran Ahmet Abi'ye dönüp adresi verip camdan dışarı bakmaya başladım. Kar yavaşlamıştı, muhtemelen biraz sonra da duracaktı.
Göz ucu ile baktığımda Ahmet Abi'nin ısıtıcıyı açtığını gördüm. Soğuktan üşüyen ben için bu bir nimetti. Biran öne ısınıp titremelerimin dinmesini bekledim.
Var olan trafik ile onbeş dakikalık yolu kırkbeş dakikada ancak gelebilmiştik. Taksinin apartmanın önünde durması ile hemen ücreti verip taksiden çıktım.
Etrafıma baktığımda karın artık yağmadığını fark ettim. Üzgünce iç çekip dış cephesi birkaç ay önce boyandığı için canlı kırmızıya sahip olan 6 katlı apartmanımıza doğru yürümeye başladım.
Şifreyi girip açtığım giriş kapısından girip açık asansör kapısından girdim. 5 numarasına basıp bekledim. Birkaç saniye sonra 5. Kata gelen asansörden çıktım. Boş olan karşı daire kapısına baktıktan sonra bizim dairenin kapısına gelip daha taksideyken çıkardığım anahtar ile kapıyı açıp içeri girdim.
Işıkların kapalı olmasından dolayı anne ve babamın daha gelmediğini anlayarak az önce tuttuğum nefesimi büyük bir rahatlama eşliğinde verdim.
Işıları açtıktan sonra eğilip önce sağ sonrada sol botumun fermuarını açarak dolaba yerleştirdim. Üstümdeki polarlı hırkayı da çıkarırken yere düşen cüzdan ile bakışlarım oraya döndü. Unutmuştum! Eğilip yere düşen cüzdanı ve hırkanın cebindeki telefonu aldım, hırakayı dolabın içindeki askılığa asıp çantamdan da kendi telefonumu aldım.
Evimiz dubleksti. Alt katta amerikan bir mutfak, mutfaktan görünen ferah bir salon ve yatak odasından oluşuyordu. Yatak odasında da ayrıca ebeveyn banyosu bulunuyordu. Üst katta ise benim ve abimin odası, ortak banyo ve babamın çalışma odası bulunuyordu.
Sessiz de olan telefonuma baktığımda annemden mesaj olduğunu gördüm.
Annem❤
Tatlım bu gün hastane zincirleme kaza olduğu için yoğun. Baban da bende çok yoğunuz. Ne zaman geleceğimiz belli değil. Dolapta yemek var ısıtıp yersin. Kapıyı da kilitlemeyi unutma! Seni seviyoruz❤
Annemden gelen mesajı okuduğum zaman bu gün de erken gelemeyecekleri için üzüldüm. Kışı ne kadar çok sevsemde olan bu kazalar yüzünden bir yanım da hiç sevmiyordu, olan her yeni kaza doktor ve hemşireler için hep mesai demekti. Kaza yapanların durumunun hafif olmasını dileyerek anneme cevap verdim.
''Tamamdır anne, size kolay gelsin bende sizi seviyorum❤''
Yazdıktan sonra amerikan mutfağa geçtim. Benim ve yabancının telefon ve cüzdanını ada tezgaha bıraktım.
Dolaptan aldığım yaprak sarmasını ve çorbayı yiyebileceğim kadarını tabaklara koyup mikrodalga da ısıttım. Hemen karnımı doyurup yabancının telefon ve cüzdanına bakmak istiyordum. Hızlı hızlı karnımı doyurup tabakları ve çatal kaşığı sudan geçirip bulaşık makinesine koyduğumda kendim içinde bir sıcak çikolata yaptım.
Hazırladığım sıcak çikolatayı, telefonları ve cüzdanı bir tepsiye koydum. Sıcak çikolatayı dökmemeye dikkat ederek merdivenleri çıkmaya başladım. Biten merdivenler ile abimin odasının karşısında kalan odama doğru yürüdüm. Kapıya geldiğimde yavaşça eğilerek dirseğim ile kapıyı açtığımda dökmediğim sıcak çikolata için kendimi tebrik ederek zafer gülümsemesi ile kapıyı Ayağım ile kapatarak tepsiyi çalışma masanın üzerine bıraktım.
Yabancının telefon ve cüzdanına alıp hemen yatağıma bağdaş kurarak oturdum. Allah'ım çok heyecan yapmıştım!
Önce telefona baktım. Bilindik bir markanın geçen yılki modeli olduğunu anladım, üst modeli de abimde vardı bu telefonun. Telefonun yanındaki açma kapama düğmesine bastığımda ekranın siyah bir duvar kağıdı olduğunu gördüm ve kahretsin ki telefonun şifresi vardı!
Yani şifresi olabileceğini hiç düşünmemiştim. E ben şimdi nasıl bulacaktım sahibini?
Hayal kırıklığı ile de bu sefer de cüzdan baktım belki oradan bir şey bulurum diye. Cüzdanı açtığımda bir deste dolar beni karşılamıştı! Bir deste! Gözlerimin dolar işateri olduğuna yemin edebilir ama ispatlayamazdım, ya da ispatlayabilirdim aynanın karşısına geçerek!
Şuan bir doların 17 TL olduğunu düşünürsek Allah'ım bu çok fazlaydı! Matematiğim yetmiyordu hesaplamaya!
Bu halime gülüp dolarları çok dikkatli bir şekilde yanıma bırakıp cüzdanın içine tekrar bakmaya başladığımda içinden çıkan kartları gördüm. Ve bingo! İçinde bir cüzdan vardı. Hemen cüzdanı çıkarıp baktığımda ilk işim fotoğrafına bakmak oldu. Tanrım bir insan nasıl vesikalı bir fotoğraf ile de olsa yakışıklı olurdu! Bu adam çok güzeldi. Hayır! Hayır! Çok yakışıklıydı! Güzel demek yabancı için bir hakaret sayılırdı.
İçimde amansız bir merak bu yabancının ismi için kol saldı. Gözlerim hemen ismine kaydı.
Ariz Karan.