Kapı aralandığında içeri yayılan hava pas, nem ve yanık kağıt kokusuyla doluydu. Elif ilk adımı attı. Taş zemine bastığında yankılanan ses, zamanın orada donmuş olduğunu fısıldadı. Kuzey, bir gölge gibi arkasındaydı. Elif’in her nefesinde onun varlığını hissediyordu; bir siper gibi, ama asla engel değil. Duvarlara monte edilmiş eski dosya dolapları, arşiv kutuları, devrilmiş sandalyeler vardı. Her yer tozla kaplıydı ama odanın tam ortasında, yeni yerleştirilmiş gibi duran metal bir masa… ve üzerinde yanıp sönen küçük bir kırmızı ışık vardı. Elif yavaşça yaklaştı. Parmağını uzatıp ışığın hemen altındaki butona dokunduğunda eski bir ses kaydı devreye girdi. Kasetten gelen cızırtılı bir erkek sesi odada yankılandı. > “Eğer bu kayıtı dinliyorsan… ya cesursun ya da aptal. Benim adım Cemal

