Elif, Kuzey’in yaralı bedenini omzuna yaslamış, içinden gelen korkuya rağmen ayakta kalmaya çalışıyordu. Lara kulübenin kapısında durmuş, dışarıdaki adım seslerini dinliyordu. Nefesler tutulmuştu. Gelen kişi ya da kişiler henüz görünmüyordu ama yaklaştıkları kesindi. Silahlı olabilirlerdi. Kuzey bir an başını kaldırdı. Gözleri hâlâ puslu, sesi boğuktu. “Buraya... biri getirdi beni. Yüzünü görmedim ama... sesi... tanıdık.” Elif’in yüreği sıkıştı. Bu kadar yakınlarına kadar gelebilen bir düşman vardıysa, içlerinden biri de olabilir miydi? “Lara,” dedi fısıltıyla, “arka pencereden çıkmalıyız. Kuzey yürüyemeyecek durumda ama birlikte taşırız. Burada kalamayız.” Lara başını salladı, hızlıca arka pencereye yöneldi. Ahşap çerçeveyi yavaşça itti, menteşelerden biri kırık olduğu için gıcırtı bi

