"Nereye gidiyorsun doktor?"
Başımı kaldırıp baktığımda çarptığım sert duvarın aslında duvar değil de Yavuz'un kaslı vücudu olduğunu gördüm. Kaşları çatılmıştı; ellerini siyah kumaş pantolonunun ceplerine sokmuş, üstten bana bakıyordu.
Korkuyla geriye çekildim. Adamlarında silah varsa patronlarında tabii ki olurdu. Arkamdan koşan adamlar da yanımıza geldi, hepsinin elinde silah vardı. Korkuyla ayağa kalktım; tekrar kaçmayı düşünüyor, ne kadar hızlı koşabileceğimi hesap etmeye çalışıyordum. Bir mermiden hızlı koşabilir miydim? Sanmıyorum.
Yavuz bileğimden tuttuğunda kaçma planlarım da yok oldu. Bu sefer kaçmamam için tutuşu sertti. Hem koşmanın verdiği yorgunlukla hem de korkuyla nefes nefeseydim.
Yavuz adamlara öfkeyle bakıyordu. "Yıkılın karşımdan beceriksiz herifler!" dedi. Adamlar beni kovalarken nasıl koşuyorsa, iki katı hızda eve koşmaya başladılar.
"Furkan, arabayla eve dön."
"Emredersiniz patron."
Furkan denen dev adam arabaya döndü ve hızla arabayı çalıştırıp yanımızdan ayrıldı. Eve gelirken koştuğumu görüp arabadan inmiş olmalıydılar. Keşke diğer tarafa koşsaydım! Eğer bir kere daha kaçmayı denersem diğer tarafa doğru koşmayı aklımın bir köşesine yazdım.
Sokak lambasından yayılan turuncu ışıkların altında Yavuz'la baş başa kalmıştık. Öfkeli miydi değil miydi anlayamıyordum, yüzü ifadesizdi. "Neden kaçtın?" diye sordu, sesi sakin çıkıyordu.
"Evime gitmek istiyorum," dedim. Silahı olduğu aklıma geldikçe korkuyordum. Bileğimi tutmasına rağmen ondan olabildiğince uzak durmaya çalıştım.
Derin bir nefes aldı. "Senin evin artık burası doktor, buna alışsan iyi olur," dedi. Sonra siyah harelerini benim yeşil gözlerime dikti. Yüz ifadesi ve sesi sakin olsa da bakışlarında sanki volkanlar patlıyordu. Sadece bakışları bile korkmam için yeterliydi. "Bu kaçışının bir bedeli olacak," dediğinde korkuyla sertçe yutkundum.
"B-beni öldürecek misin?" dedim. Korkudan hem kekelemiştim hem de dudaklarım titremişti. Bakışları dudaklarıma kaydı, daha sonra korkuyla nefes aldığım için hızla inip kalkan göğüs kafesime kaydı.
"Daha kötüsü olacak doktor," dedi. Beni öldürmekten daha kötü ne olabilirdi ki?
"Eve gidelim doktor." Önden yürümeye başladığında beni de peşinden sürükleyerek götürmeye başladı. Attığım adımlar bile korkuyla titriyordu. Şeytanın inine geri dönüyordum ve şeytan kötü şeyler olacağını söylüyordu.
Sessiz bir yolculuğun ardından nihayet eve geldik. Koşarken fark etmesem de evden bir hayli uzaklaşmışım. Yavuz eve önce beni soktu, sonra da arkamdan kendisi geldi. Zar zor kaçtığım yere geri dönmüştüm. Ardımızdan büyük kapılar tekrar kapandı. Yavuz bileğimi bırakır bırakmaz ondan uzaklaştım. Bakışları sadece birkaç saniyeliğine bana değdi, sonra adamlara geri döndü.
Furkan bıçakladığım adamı ensesinden tutmuş yanımıza getiriyordu. Ne yapacağını bilmediğim için deli gibi korkuyordum; bıçağı adamdan çıkarıp bana saplayabilirdi. Bu düşünce içimi ürpertti. Adam korkuyla Yavuz'a baktı: "Patron, özür..."
Yavuz adamın daha fazla konuşmasına izin vermedi; belindeki silahı çıkarıp adamın tam kalbine ateş etti. Korkuyla çığlık attım. Gözümün önünde biri vurulmuştu, kaç insanın gözü önünde biri vuruluyordu ki? Elim korkuyla kalbimin üzerine gitti; sanki sıra bana gelecekmiş gibi korkmuştum, bacaklarım korkuyla titremeye başladı.
Adam yere yığılmıştı ama ölmemişti. Doktorluk içgüdüm korkuma üstün geldi, ayaklarım benden bağımsız bir şekilde ilerledi. Yerde yatan adamın yanına gittim. Bacaklarım zaten korkudan titrediği için beni daha fazla ayakta tutamadı, adamın yanında dizlerimin üzerine düştüm. Titreyen ellerim adamın kalbinin üzerine gitti, kanamayı durdurmak için ellerimle bastırmaya çalıştım. Bakışlarım korkuyla Yavuz'a döndü; ona bakmaya bile korkuyordum.
"Ölecek, yardım et!" dedim, sesim titriyordu. Ellerim, bedenim korkudan tir tir titriyordum. Daha önce vücuttan kurşun çıkarmıştım, kurşunu da ilk defa o zaman görmüştüm. Zaten benim işim de bu kadarla sınırlıydı; kurşunu çıkarıp hayatıma devam ederdim, gerisi polisin işiydi.
Yavuz duygusuz bir şekilde bana bakıyordu. "Bu evde yaptığın her hareketin bir bedeli olduğunu unutma doktor," dedi.
Yanağımda hissettiğim sıcaklıkla ağladığımı anladım. Bu adam benim yüzümden ölecekti, ben kaçmaya çalıştığım için cezasını o ödüyordu ve Yavuz tekrar kaçmaya çalışırsam başkalarının de öleceğini ima etmişti. Söylediği gibi, bu beni öldürmesinden daha kötüydü. Benim yüzümden başkalarının ölmesindense kendim ölmeyi tercih ederdim. Ben doktordum, onlara hayat verirdim; kimsenin hayatının son bulmasını istemezdim, özellikle de benim yüzümden.
Adam acıyla inledi, gözleri baygın bakıyordu. Mantıklı düşünmem gerekiyordu; aciz bir rehine gibi değil, cesur bir doktor olmalıydım. Kana bulanan ellerimi adamın kalbinden çektim ve tek hamlede üzerimdeki saten pijamamın üstünü çıkardım. Sıkıca tutarak adamın kalbinin üzerine bastırmaya başladım; ellerimle bastırmaktan daha çok işe yarıyordu.
"Herkes arkasını dönsün!"
Yavuz'un bahçeyi inleten gür sesiyle olduğum yerde sıçradım, ne oluyordu? Yavuz'a baktığımda öfkeyle soluyordu. Bir hışımla bileğimden tutarak beni yerden kaldırdı, bir kolunu belime doladı ve beraber bir adım geriye attık. Yavuz silahını kaldırarak yerde yatan adamın alnının çatına ateş etti.
Korkuyla başımı Yavuz'un göğsüne gömdüm. Artık adam gerçekten ölmüştü. Korkudan titremeye devam ediyordum.
"Doktor, iyi misin?"
Korkuyla başımı kaldırıp Yavuz'un gözlerinin içine baktım. Fazlasıyla yakındık, ya beni de öldürürse? Titreyen dudaklarımla, "Onu öldürdün," dedim. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım; bedenim ağlamaktan mı yoksa korkudan mı sarsılıyor artık anlayamıyordum. "Hastaneye gitseydi yaşama şansı vardı ama sen onu öldürdün!" dedim.
"Sen bu evden çıktığın anda o adam zaten ölüydü," dedi.
Benim yüzümden öldüğünü bilmek vicdanımı sızlatıyordu. Öfkeyle Yavuz'un göğsüne vurmaya başladım. "Sen katilsin!" dedim. Yavuz'un belimdeki eli olmasa çoktan yere yığılacaktım, buna rağmen güçlü gözükmeye çalışarak Yavuz'un göğsüne vuruyor ve "Katil!" diye sayıklıyordum.
Yavuz'un yüzü acıyla buruştuğunda elim havada asılı kaldı. Belimdeki elini hâlâ çekmemişti; boşta kalan elini ceketinin içine sokup siyah bir mendil çıkardı ve mendili dudaklarının üzerine kapatarak öksürmeye başladı. Dudaklarından süzülen kanı gizlemek için siyah mendil kullanıyordu.
Endişeyle, "İyi misin?" dedim. Mendilini cebine koydu, "İyi olacağım doktor," dedi.
İyi olduğuna emin olduktan sonra içimden geçenleri söylemek istedim. Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim. "Biliyor musun, benim bir tane hastam vardı, seninle aynı hastalığı taşıyordu ve bana demişti ki: 'Benim kalbim bana üzüldüğü için kanıyor, dudaklarımdan süzülenler aslında kalbimin gözyaşları.' Seni görene kadar ben de buna inanmıştım ama görüyorum ki senin kalbin böyle değil."
"Benim dudaklarımdan ne süzülüyor doktor?"
Yavuz'un gözlerinin içine bakıyordum. "Senin kalbin kötülükle kararmış," dedim, sesim titriyordu. "Dudaklarından dökülenler de katran karası saf kötülük. Kalbin bile bu pisliği taşıyamadığı için dışarıya taşıyor."
Yavuz hiçbir şey söylemedi, sadece bana bakıyordu. Belimdeki elini çekti, sonra üzerindeki takım elbisenin ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktı. "Giy şunu," dedi.
Neden böyle bir şey yaptığını anlayamamıştım, bakışlarım üzerime döndü. Gördüklerimle beynimde şimşekler çakmaya başladı, aptal kafam! Adamın kanaması dursun diye üzerimdeki geceliği çıkarmıştım ve o zamandan beri Yavuz'un kollarında kırmızı sütyenimle duruyordum. Bir kere bile bakışlarını gözlerimden ayırıp göğüslerime bakmamıştı, o yüzden benim de dikkatimi çekmemişti.
Şu an utançtan yerin dibine girmem gerekiyordu ama utanmıyordum. Öfkeyle omuzlarıma bıraktığı ceketini alıp yere fırlattım. "Bir katilin ceketini istemiyorum!" dedim. Arkamı dönüp eve yürümeye başladım. Yavuz'un arkamdan, "Arkasını döneni vururum!" diye gürleyişi kulaklarımda yankılansa da onu umursamadım. Eve girip bana verilen odaya çıktım. Kapıyı arkamdan kilitleyerek yatağın içine girdim, yorganı da kafama kadar çekip ağlamaya başladım.
Bugün benim yüzümden birisi ölmüştü, ben bu vicdan azabıyla nasıl yaşayacaktım? Bir katille aynı evdeydim, bahçede belinde silah gezdiren adamlar vardı. Allah’ım, ben buradan nasıl kurtulacaktım? Bir daha kaçmayı denememem gerektiğini çok acı bir şekilde öğrenmiştim. O kadar ağlamıştım ki hem ağlamaktan hem de dün gece hiç uyumadığım için uykum gelmişti. Belki uyursam bu yaşadıklarımı unuturum diye kendimi uykunun kollarına bıraktım.
---
Kapıya vurulan yumruk sesleriyle uykumdan uyandım, yine ne oluyordu?
"Doktor, aç kapıyı! Gece gece kapı kırdırtma bana!"
Yavuz'un öfkeli sesini duyduğumda yataktan çıktım. Neden gelmişti ki? Kapının kilidini çevirip kapıyı açtım. Karşımda öfkeli bir Yavuz vardı, bakışlarıyla beni baştan aşağı süzdü. Elini ensesine götürüp kaşıdı. "Uyuyor muydun?" dedi.
Elimi gözüme götürerek ovuşturdum. "Sen ne sandın?" dedim.
"Hiç," dedi ve izin almadan odaya girdi. Ardından kapıyı kapatıp yatağıma geri döndüm. Bilerek kapıyı açmadığımı düşündüğünü biliyordum.
Yavuz yatağımın yanındaki koltuğa oturmuştu, ben de ona dönük bir şekilde yatakta oturdum. "Neden geldin, bu sefer ne yaptım?" dedim. "Uyuduğum için mi birini öldüreceksin?"
Gözlerini devirerek elindeki tişörtü bana uzattı. "Bunu giy," dedi.
Uzattığı tişörte baktım, almak istemiyordum ama burada sütyenle gezecek halim yoktu. Mecburen alıp üzerime geçirdim. Burnuma dolan kokudan bunun Yavuz'un tişörtü olduğunu anlamıştım.
"Yakıştı," dediğinde cevap vermedim.
Derin bir nefes aldı, yaslandığı koltuktan doğruldu. Dirseklerini dizlerinin üzerine yaslayarak öne eğildi, gözlerimin içine bakıyordu. "Bak doktor, sana zarar vermek ya da canını yakmak istemiyorum, o yüzden beni zorlama," dedi.
"Sen katilsin," dedim. "Benden bir katili yaşatmamı istiyorsunuz."
Dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Hastaneye gelen her hastanın ne iş yaptığını soruyor musun? 'Nasıl bir insan, iyiyse tedavi ederim kötüyse etmem,' mi diyorsun? Eğer öyleyse beni tedavi etme doktor," dedi.
"Tabii ki öyle bir şey yapmıyorum," dedim. "Benim Hipokrat yeminim var, herkese aynı şekilde davranmam gerekiyor."
"O zaman bana neden aynı şekilde davranmıyorsun? İlacı üretmeyi reddettiğin her gün benim ömrümden, bu hastalığı çeken çoğu insanın ömründen çalıyorsun," dedi. Haklıydı.
"Beni kaçırdın, gözümün önünde birini öldürdün, hem de benim yüzümden öldü. Sence de burada kalmak istememem normal değil mi?"
"Bu durumda olmaktan ben de memnun değilim doktor ama seni bıraktığım ilk anda polise koşacağını da biliyorum."
Hemen, "Hayır gitmem, n’olur bırak beni," desem de bana inanmadı. İnanmamakta da haklıydı çünkü gerçekten de ilk yapacağım iş polise koşup bu adamın bir katil olduğunu itiraf etmek olacaktı.
"Sen doktorsun, benden daha iyi bilirsin; bu süreç devlet gözetiminde yürütülürse yıllar sürer. Önce deneyeceksin, olmazsa tekrar yapacaksın, her şey kayıtlı olmak zorunda, üstlerine rapor vereceksin, tekrar denemek için izin alacaksın... Tüm bu izinlerin, geri dönüşlerin hepsinin bir süresi var ve o süre bizim ömrümüzden gidiyor," dedi.
Söylediklerinde o kadar haklıydı ki karşı çıkamadım.
"Seninle bir anlaşma yapalım doktor." Yavuz'un söyleyeceklerini dikkatle dinliyordum. "Sen burada kalıp bana o ilacı üret ve beni iyileştir. Söz, senin yanında kimseyi öldürmeyeceğim, sana zarar gelmesine de izin vermem.Hatta sana güvenirsem o sümsük Serdar'la görüşmene bile izin veririm. Beni iyileştir hayatına ve mesleğine geri dön doktor."
Gözlerimi devirerek, "Sevgilim hakkında düzgün konuş," dedim.
Yavuz beni umursamadan elini uzattı. "Anlaşmayı kabul ediyor musun doktor?" dedi.
Zaten buraya hapsolmuştum, beni özgür bırakmayacağını biliyordum. En azından o ilacı üretip bu hastalığa yakalanan insanları da hızlı bir şekilde iyileştirebilirdim. Bana kötülük yapsa bile diğer hasta insanlara iyilik yapıyordu. Bu hastalığa yakalanan küçük çocuklar olduğunu biliyordum; Yavuz sayesinde hepsini iyileştirip ailelerine kavuşturabilirdim. Yavuz'un uzattığı elini tuttum. "Kabul ediyorum," dedim. Yavuz'un yüzünde içten bir gülümseme oluştu. Sebepsiz bir şekilde benim de içimden gülümsemek gelmişti.
Artık Yavuz ve diğer hasta insanlar için çalışacaktım. Bakalım bizi neler bekliyordu, hayat karşımıza neler çıkaracaktı? En önemlisi Yavuz'la beraber yaşamaya alışabilecek miydim? O benimle yaşamaya alışabilecek miydi? Aynı evin içinde iki yabancı olarak ne kadar kalabilirdik? Bunların hepsini zamanla öğrenecektim.