Her şey aşk ile

1329 Words
Köyde bahar rüzgârı yüzlere serinlik taşıyor, ağaç dallarındaki kuş sesleri sabah ezanıyla birleşerek adeta yeni bir başlangıcın müjdesini veriyordu. Halise, anne evinin küçük penceresinden dışarıya baktığında içindeki sıkıntı ile sevinç birbirine karışmıştı. Karnında yedi aya yaklaşan Sedat, her zamankinden daha hareketliydi. Bebeğin her kıpırtısı, Halise’nin içinde bir ürperti ve aynı zamanda huzur bırakıyordu. Fakat kalbinin derinlerinde hâlâ bir çekince vardı: “Acaba doğru mu yapıyorum? Yeni bir yuvaya adım atmaya hazır mıyım?” O sırada içeriye Saadet Nine girdi. Başında bembeyaz örtüsü, elinde tesbihiyle Halise’nin yanına oturdu. “Kızım,” dedi yumuşak bir sesle, “yüreğinin içinde korku kalmasın. Allah’ın adıyla kurulan yuva, sabırla ayakta durur. Yakup temiz bir delikanlıdır. Gözüm tutmasa, Polat’ın sözüne de güvenmesem seni böyle bir işe razı etmezdim. Sen sabret, Allah sabredenin yanında olur.” Halise başını eğdi, gözlerinden yaş süzülürken sadece şu kelimeyi mırıldandı: “İnşallah…” Köy meydanında ise başka bir hareketlilik vardı. Nikâh haberini alan kadınlar çeşme başında toplanıyor, kimi imrenerek, kimi kıskançlıkla konuşuyordu. “Polat Ağa kızını Yakup’a teslim edecek ha? Koca köyün yiğit delikanlısını hemde camının imamını damadı yaptı sonunda.” “Vallahi Yakup’un talihi açıldı. Ama Halise’nin karnı burnunda, bu iş nasıl olacak, düğün mü düğün sonra mı olacak?” “Nikâhı şimdi, düğünü sonra yapacaklar diyorlar. Ne de olsa bebeğin de gölgesinde büyüyecek düğün.” Kadınların fısıltıları, köyde gün boyunca dolaşıp durdu. Kimisi hayırlı olsun dedi, kimisi içten içe kıskandı. Ama kim ne derse desin, Polat Ağa’nın sözü her şeyin üstündeydi. O gece, Yakup sabaha kadar gözünü kırpmadı. İçinde hem heyecan hem de korku vardı. Yatağında doğrulup ellerini açtı: “Allah’ım,” dedi, “beni Halise’ye ve yavrusuna hayırlı kıl. Polat Ağa’nın güvenini boşa çıkarma. Şeytanın şerrinden, kâfir cinlerin vesvesesinden bizleri koru.” Kalbi dua ettikçe ferahladı. Pencereden dışarıya baktığında gökyüzünde hilal gibi parlayan ay, sanki ona gülümser gibiydi. Nikâh günü yaklaşırken, Polat Ağa her zamankinden daha ciddi ve sessizdi. Evin avlusuna adım atan herkes, onun otoritesini hissediyordu. Fakat gözleri Halise’ye her takıldığında bakışlarında bir kırılganlık belirdi. Kızına olan düşkünlüğü, ayrılığın gölgesini daha ağır hissettiriyordu. Bir gece, Saadet Nine kocasına yaklaşıp onun sessizliğini bozdu: “Polat,” dedi, “herkes kızımız için sevinç duyarken senin yüzün gölgelenmiş. Yüreğini daraltma. Bu dünya bir imtihan. Kızımızı yalnız bırakmazsın, biliyorum.” Polat Ağa derin bir iç çekti, gözlerini gökyüzüne dikti: “Ben bu köyü cinlerin şerrinden korurum, dağdaki kurttan korurum… ama en ağır imtihan, evladını bir başkasına teslim etmekmiş. Yine de Allah’ın emriyle, peygamberin sünnetiyle bu nikâh kıyılacak. Benim gözüm Halise’nin, torunumun ve Yakup’un üzerinde olacak.” Düğün sabahı köyün üstüne doğan güneş bile sanki farklı parlıyordu. Güneş ışıkları tütün tarlalarının üzerinden süzülüyor, toprak mis gibi kokuyordu. Kuşlar bile daha canlı ötüyor, hafif rüzgâr ince bir sevinç taşır gibi dalların arasından geçiyordu. Sabah ezanıyla birlikte köyün üstüne huzurlu bir sessizlik çökmüştü. Çeşmeden gelen su sesleri, horozların ötüşüne karışıyor; her evde farklı bir hazırlık vardı. Bugün, köyde unutulmayacak bir gün olacaktı. Çünkü Polat Ağa’nın kızı Halise’nin nikâhı kıyılacaktı. O gün köyde hiçbir ev sessiz değildi. Kadınlar hummalı bir şekilde koşturuyor, sofralar hazırlanıyor, misafirler için şerbetler kaynatılıyordu. Saadet Nine, telaşlı kadınların arasında sessiz bir vakar ile dolaşıyor, her ayrıntıya göz kulak oluyordu. Halise ise odasında, ince işlemeli beyaz bir örtünün altında mahcup ve düşünceli oturuyordu. Karnındaki Sedat kıpırdanıyor, sanki o da yaklaşan nikâhı hissediyordu. Kadınlar avlularda kazanların başına dizilmiş, keşkek karılıyor, iri bakır kazanlarda pilavlar pişiyor, tandırlarda etlerin kokusu yükseliyordu. Her evin önünde renk renk kilimler serilmişti. Saadet Nine çocukların saçlarını tarıyor, kızların ellerine kınalar yakılıyor, erkeklere temiz yelekler giydiriliyordu. Köyün genç kızları Halise’nin elbisesini hazırlamak için sabahın erken saatlerinden beri odasında koşturuyordu. Halise aynanın karşısına geçtiğinde bir an nefesi kesildi. İnce dokumalı, beyaz işlemeli elbise tam ona göreydi. Karnındaki Sedat, sanki bu sevinci hissediyormuş gibi hafifçe kıpırdadı. Halise elini karnına koydu. Allah’ım… Ne olur bugünümüz güzel geçsin. Saadet Nine kapıya yaslanıp onu izledi. Kızım dedi yumuşak bir sesle. Gelinliğin de yüzün gibi nur olmuş. Oğlum Yakup bugün seni görünce kalbi yerinden fırlayacak. Halise mahcupça gülümsedi. "Ana… Sen yanımda olunca korkum da azalıyor." Avlunun diğer tarafında ise Yakup hazırlanıyordu. Köyün gençleri etrafını sarmış, onunla şakalaşıyorlardı. Yakup’un yüzünde utangaç bir sevinç vardı. Gençlerden biri gülerek Yakup’a seslendi. "Yakup bugün senin günün ha. Halise’yi bir görsen, vallahi gözümüz kamaştı." Yakup utandı, başını yere eğdi. Allah mahcup etmesin kardeşler. Tam o sırada Polat Ağa avluya girdi. Üzerinde tertemiz ütülü mintan, beli kuşaklı, zamanın ve sorumluluğun ağırlığını taşıyan bir edayla yürüyordu. Gözleri hafif dolmuştu ama belli etmemek için bıyıklarının altından gülümsedi. "Yakup oğlum "dedi. "Bugün sadece Halise’ye değil, bize de damat oluyorsun. Evimizin kapısı sana her zaman açıktı ama bugün daha başka. Bugün seni ailemizin gerçek bir parçası olarak görüyorum." Yakup bir anda duygulanıp elini öpmek için eğildi. Polat Ağa elini çekip Yakup’a sarıldı. "Allah sizi mesut eylesin." Düğün meydanı öğlene doğru tamamen dolmuştu. Davul zurna köyün dört bir yanına yayılıyor, çocuklar koşturuyor, kadınlar halay sırası bekliyordu. Renk renk şalvarlar, işlemeli yelekler, takılar güneş ışığında parlıyordu. Halise gelin alayıyla birlikte meydana indiğinde herkes bir anda sessizleşti. Gelinliğin içinde ışık gibi duruyordu. Bir elinde annesinden kalma tesbih, diğer eli karnında minik Sedat’ın üstündeydi. Yakup gözlerini ondan alamadı. Sanki dünyası bir anlığına tamamen Halise olmuştu. Halise yanına vardı. Yakup ona fısıldadı. "Sana söz veriyorum Halise. Sana da Sedat’a da gözüm gibi bakacağım." Halise başını eğdi. "Allah razı olsun Yakup." Davul zurna yeniden başladı. Köylüler halaya kalktı. Gençler zıplayarak oyuna dahil oldu. Kadınlar kendi aralarında zılgıt çekiyor, küçük kızlar Halise’nin etrafında dönüyordu. Saadet Nine bir kenardan gözleri dolu dolu izledi. Polat Ağa ise herkese belli etmedi ama içten içe kızının artık güvende olduğunu hissederek şükrediyordu. Akşamüstüne doğru sofralar kuruldu, yemekler dağıtıldı. Gün batarken gökyüzü kızıl bir renge büründü. Rüzgar hafifçe esiyor, her şey ne kadar mutlu görünüyorsa o kadar huzurlu bir hava köyün üzerine çöküyordu. Sanki Allah gökten bereket indiriyordu. Sanki köy, uzun zamandır ilk defa bu kadar derinden gülüyordu. Ama ormanın ucunda, karanlık bir gölge sessizce izliyordu. Ağaçların dibinde kıpırdamayan siyah bir varlık, düğünün coşkusunu adeta kıskanır gibi dura dura bakıyordu. Nikâhın arifesinde köyü garip bir sessizlik sardı. İnsanlar her şeyin yolunda olduğunu sansa da, gece vakti ormanın derinliklerinde uğursuz bir rüzgâr dolaşıyordu. Polat Ağa bunu hissediyor, ama korkuyu ev halkına belli etmiyordu. Çünkü biliyordu ki asıl mücadele daha yeni başlıyordu… Halise gözlerini kapatıp içinden dua etti. Allah’ım bana sabır ve güç ver. Bu yeni yolda beni utandırma. O sırada Saadet Nine kapıyı araladı. Yüzünde huzur dolu bir tebessüm vardı. "Halise kızım" dedi, "bugün senin günün. Annen olarak gönlüm dua ile dolu. Senin sevincin, bizim sevincimizdir." Halise gözlerinden süzülen yaşları silerken başını eğdi. Allah razı olsun ana. Sen olmasan ben bu günlere dayanamazdım. Köyün camisinde ise Eski yaşlı imam, nikâh için hazırlık yapıyordu. Erkekler bir araya gelmiş, kimi dua ediyor, kimi fısıltıyla konuşuyordu. Yakup ise cemaatin arasında mahcup bir edayla oturuyor, kalbi yerinden fırlayacak gibi çarpıyordu. Ellerini dizlerine koymuş, sürekli dua ediyordu. Allah’ım dedi, bana emaneti layıkıyla taşıyacak güç ver. Halise’ye ve yavrusuna sadık ve hayırlı bir koca eyle beni. Polat Ağa cemaatin en önünde dimdik duruyordu. Sert bakışları, kimsenin diline Halise hakkında laf ettirmeyen otoritesini yine ortaya koymuştu. Ama içindeki fırtınayı yalnızca o biliyordu. Kalbi hem gurur hem hüzünle yanıyordu. Çünkü kızını bir başkasına emanet etmek, onun için savaşlardan daha ağır bir imtihandı. İmam kürsüye çıktığında camide derin bir sessizlik oldu. Allah’ın adıyla başlayan sözler, duvarlardan yankılanarak adeta köyün üstüne rahmet gibi indi. Nikâh kıyılırken Yakup’un sesi titriyordu ama kararlıydı. Halise’nin şahitler huzurunda kabul edişi ise herkesin kalbine huzur saldı. Cemaatten yükselen dualar, caminin kubbesinden göğe ulaşıyor gibiydi. Nikâh tamamlandığında, köylüler birbirine sarılıp hayırlı olsun dileklerini iletti. Polat Ağa dışarı çıkarken başını hafifçe göğe kaldırdı. Yüreğinden geçen tek cümle şuydu: Allah’ım kızımı, torunumu ve bu delikanlıyı senin yolunda daim eyle. O akşam köyün evlerinde kandil yakılmış gibi ışıklar yanıyor, herkes nikâhın sevincini konuşuyordu. Çocuklar sokaklarda koşturuyor, kadınlar şerbet dağıtıyordu. Ama köyün sınırına, ormanın karanlığına bakıldığında uğursuz bir sessizlik vardı. Rüzgâr ağaçların arasından hırıltı gibi esiyor, gölgeler birbirine karışıyordu. Sanki karanlık, bu mutluluğu kıskanıyor, pusuda bekliyordu. Kimse fark etmemişti ama rüzgârın yönü bir anda değişmişti. Karanlık, bir anlığına bekledi. Sonra sessizce geri çekildi. Bugün mutluluk vardı. Bugün gölge dokunamadı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD