4.BÖLÜM

1135 Words
Yerde ne kadar süredir yattığını bilmiyordu. Ancak göğsündeki sızı daha fazla bu şekilde durmasına izin vermiyordu. Sakin olan sokakta yağmur dinmiş olduğu hâlde yerler hala ıslaktı. Yavaşça yerinden doğrularak etrafına bakındı. Kimsenin olmadığı ıssız sokakta sendeleyerek karşı kaldırıma doğru yürümeye çalıştı. Yangın merdiveni olan bir binaya yaklaştığında hiç vakit kaybetmeden yukarıya tırmanmaya başladı. Oldukça ağrısı vardı ve bunu yaparken fazlasıyla zorlanıyordu. Merdivenden çıkarken bir kaç kez düştü. Sonra tekrar ayağa kalkarak, en sonunda kendini açık bulduğu bir pencereden içeriye attı. Karanlık olan evde kimse yokmuş gibiydi. Eğer olsaydı, içeriye yuvarlanışını muhakkak duyan biri olurdu. Harika! Ev boştu. Duvara yaslanarak ayağa kalkıp el yordamıyla ilerlemeye çalıştı. Çarptığı şeyin mutfak tezgahı olduğuna karar verdiğinde, acıyla yüzünü buruşturdu. Hemen arkasında olan buzdolabını da bulması çok zor olmadı. Dolabı açarak hem biraz ışık hemde sevdiği biralardan bir kaçına kavuşmuş oldu. İşte bu harika! Bir taneyi hiç beklemeden kafaya dikti. İçeriye bir göz attı. Bu cila kokusu tuhafına gitmişti. Burası sanki bir mobilya atölyesi gibi kokuyordu. Duvar dibinde duran ayaklı lambaderi yaktığında içerisi loş bir aydınlığa kavuşmuştu. Sanırım bu koku duvardaki ahşap kitaplıktan yada eski moda koltuklardan geliyordu. Belki de parlak yer döşemelerindendi, kim bilir? Ev kimine göre zevkli döşenmiş sayılabilirdi, ama daha çok ihtiyar işi gibiydi. Her neyse! Evin içinde tur atmaya yada emlakçı gibi yorum yapmaya gerek yoktu. Acilen bir kaç tıbbi malzeme bulup şu berbat yaraya bakması gerekiyordu. Kurşunun girdiği yer fazlasıyla acıyordu ve kan kaybı yüzünden başı dönmeye başlıyordu. Uzun koridoru geçtiğinde evin diğer ucundaki yatak odasına ulaştı. Nihayet bir banyo bulabildiğine sevindi. Aynanın karşısında kendine baktı. Siktir! "Becerilmiş gibisin dostum!" diye kendi kendine söylendi. Üzerindeki tişört yarasına yapıştığı için çıkartırken oldukça canı yanmıştı. Sol göğsünün üstündeki derin sıyrıktan ise hala kan sızıyordu. Lavabonun altındaki dolaplara baktı ve temiz havlu bulduğuna şükretti. Havluyu yarasına yavaşça bastırdı. "Tanrım Neyse ki kurşun sıyırmış." Lavabonun yanına koyduğu bira şişesinden bir fırt daha çekerek birazını da yaraya dökmek için kullandı. Şimdi şu lanet kurşun deliğini kapatabilmek için üst dolaplarda bulduğu malzemelerle kendini gelişi güzel pansuman etmeliydi. Çok iyi sayılmazdı ama en azından kanamayı durdurmayı başarmıştı. Bir süre daha klozetin üzerinde oturmaya devam etti. Dönen başını arkaya yaslayarak, bu berbat geceyi, gözlerini kapatıp tekrar baştan sardı. Resmen pusuya düşürülmüşlerdi. Steve Marks'ın adamlarının bu işin içinde olacağını hesap etmeliydi. Acaba John ne haldeydi? Ter içinde kalmıştı. Çamur ve kan da buna eklenince kötü kokuyordu. Şimdi sıcak bir duş için neler vermezdi. Ah neden olmasın ki? Burası bir banyoydu değil mi? Peki ya yara? Sanırım başa çıkabilirdi. Ya birisi gelirse? Durum şu ankinden daha kötü olamazdı herhalde. Hem bu ev, tıpkı bir müzeyi andırıyordu ve sanırım burada yalnızca mumyalar yaşıyordu. Daha fazla tereddüt etmeden kot pantolonunun kemerini çözdü ve bacaklarından sıyırarak banyonun öbür köşesine fırlattı. İç çamaşırını da çıkararak kendini sıcak suyun rahatlığına bıraktı. ########## "Jennifer! Jennifer uyan hadi! Eve geldik" sızmış halde arka koltukta yatan arkadaşının kolunu dürtmeye devam etti Sam. "Hah! Ne?" Jennifer, nerede olduğunu anlamaya çalışırken, zorla açtığı gözlerini kısarak bilinçsizce etrafına bakınıyordu. "Tatlım sanırım oldukça fazla içtin. Seni eve arabamla getirmek zorunda kaldım. Haydi kalk da seni yukarıya çıkartayım." "Hayır, hayır ben... kendim gidebilir-rim." konuşurken bile dili dolanıyordu. "Emin misin? yardıma ihtiyacın var gibi görünüyor. O kadar katı tek başına çıkabilecek misin?" Başını salladı. "Gerek yok Sam, sen gidebilirsin." Hıck! Hıçkırınca komikmiş gibi kıkırdamaya başladı. Tam anlamıyla kafayı bulmuştu. Kapının kulpunu kısa bir süre aradı ve nihayet bulup açtığında tek ayağını dışarıya çıkartırken sendeleyerek diğer adımını da attı. Yüz üstü kapaklanmaktan kıl payı sıyrılmıştı. "Jennifer! Tatlım, iyi misin?" "Eveeet!" asfaltı öpmek üzereydi, ama hâlâ gülüyordu. "Çantanı almayacak mısın?" Ah evet. Çanta! Geri dönüp Samanta'nın uzattığı kol çantasını da alarak arabadan uzaklaşırken arkadaşının sesini, uğultu şeklinde duyuyordu. "İyi geceler doğum günü kızı. Yarın gitmeden önce sana uğrarım." Arkasına dönmeden bir elini havaya kaldırarak onaylarcasına salladı. Apartmandan içeri girdiğinde Samantha'nın arabasının uzaklaşan sesi duyuldu. Şimdi onca katı şu lanet asansörle çıksa ne iyi olurdu. Ama hayır. Asla. Yeterince içmiş bile olsa o asansöre binmeyecek kadar ayıktı. Ayakkabılarını çıkartarak bir eline aldı. Ve duvarlara sürtünerek yukarıya çıkmaya başladı. Bir kaç kez düştü ve oturduğu yerde kıkırdamaya başladı. "Acınacak haldesin Jennifer." tekrar kalkarak yürümeye gayret etti. "Şimdi çok sessiz olmalısın Jennifer. Bayan Heatman'a yakalanmak istemeyiz öyle değil mi?" "İyi geceler tatlım. Gecenin bu saatinde neden bu kadar içtin Jennifer? Neden geç saate kadar dışarıdaydın Jennifer? Yine yalnız mıydın Jennifer?" Sesini incelterek yaptığı taklide kahkaha atmamak için ağzını kapatarak anahtarını bulmak için çantasını karıştırmaya başladı. Nerede bu kahrolasıca anahtar? Heh işte! Sonunda anahtarı yuvasına oturtmayı başarıp açtığında ise zafer kazanmışcasına elini yumruk yapıp havaya savurdu. Topukluları elinden sertçe yere bıraktığında çıkan sesle yerinden sıçradı. "İşte bu kadar Jennifer! Her şey yolunda. Harika bir akşamın üzerine biraz daha içsen hiç fena olmaz." Kahkaha atarak salona ilerleyip buzdolabına geldiğinde, kapağını açmakta biraz zorlanmıştı. Açtığında ise, yüzüne dolan ışık yüzünden kamaşan gözlerini zorlukla kapatıp tekrar açtı. "Tek bir bira mı? Olamaz. Daha fazlası olduğuna yemin edebilirdim." Kendi kendine söylenerek umutsuzca bulduğu şişeyi kafasına dikti. Ama içki tek başına gitmiyordu ki. Karnı da acıkmıştı üstelik. Ah, bayan Heatman'ın yaptığı şu şeyler. Neydi o keklerin adı? Büyük ödüllü yarışma sorusunu yanıtlamış gibi, "Muffin!" diye bağırdı birden ve kahkaha atmaya başladı. Tezgahın üzerinde duran tabağa uzandığında, yanlış görüp görmediğini anlamak için gözlerini iki kez kırpıştırdı. Ne?  Sabah oraya olduklarına yemin edebilirdi. Ne zaman? Kim yiyebilirdi ki? Kafası karışmıştı. O sırada pencereden gelen rüzgar ve havalanan perde dikkatini çekti. Açık mı kalmıştı? Sabahtan beri mi? Off! Kafasını toparlayamıyordu bir türlü. Biranın kalanını da içerken, açık kalan pencereyi kapattı. "Lanet olası kediler." diye tıslayarak yatak odasına doğru ilerledi. "Kesin Bayan Heatman'ın kedilerinden biri yemiştir o kekleri." Kediler kek yemez ama o çatlak kadın eminim onlara bunu da öğretmiştir diye düşündü kendi kendine. Çok fazla içmişti. Şu anda başı bir fırıldak gibi dönüyordu. Önce banyonun ışığını açtı. İçeri girecekken vazgeçip geriye döndü. Kendini duş alacak kadar güçlü hissetmiyordu. Ceketini çıkardı ve yere fırlattı. Banyodan gelen ışık yeterli olduğu için diğer ışıkları yakma gereği duymadı. Üzerindeki tişörtü de kafasından sıyırıp çıkarttı ve gelişigüzel bir yere fırlattı. Bu sırada kendi kendine konuşmaya ve şarkı söylemeye devam ediyor, ara sıra hıçkırarak kıkırdıyordu. Nihayet kıyafetlerin çoğundan kurtulmuştu işte. "Sıra pantolondaaa!" yine kendini bilmeden gülmeye devam etti. Kendini bir striptizci sanarak, kıvırtarak kalçalarından sıyırdığı pantolonuna baktı. "İşte bu kadaaar!" pantolon da giysi yığınının yanında yerini almıştı. Sutyeninin kopçasına uzandığında açmakta hiç bu kadar zorlanmamıştı. Bir kaç denemeden sonra başaramayacağını anlayıp vazgeçti. İstediği rahatlığa kavuşamasa da oldukça bitkin ve yorgundu ve hemen yatmaktan başka çaresi yoktu. Ev fazla sıcaktı değil mi? Yoksa ona mı öyle gelmişti. Sebep her neyse pijama giymek istememişti. Yatağın kendine ait olan kısmına doğru gitti. Doğru yönü bulduğuna bile şaşırıyordu. Ama yalnız yatan biri olsa da çift kişilik yatağının her zaman sağ tarafını kullanmaya alışıktı. Nihayet temiz çarşafların arasına kendini bıraktığında tuhaf bir şekilde her zamankinden daha sıcak olduğunun farkına vardı. İşte bu gerçekten harika! Çok fazla geçmeden kendini derin bir uykunun kollarına bıraktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD