Limlor, onu sarayın çalışanlar için kullanılan arka bahçesinden geçirirken durmadan bir şeyler hakkında bilgilendiriyordu ancak Lena, o an yalnızca büyülenmiş gibi etrafı seyrediyordu. Az önce geçtiği yüksek duvarın arkasındaki hayata hiç benzemeyen bir bahçe vardı burada. En zengin soylunun bile erişemeyeceği yeşil çimenler, kokusuyla büyüler çiçekler... Patika bile parlayan taşlardan yapılmış bir yoldu.
Lena böylesi bir hayatın olabileceğini hiç düşünmemişti.
Babası ile büyük bir kavga yaşamıştı. Babasının, onu saray duvarlarının ardına gönderme fikrinin ölüm olduğunu düşünmesine bir türlü inanamıyordu. Eğer Lena öldüyse de böylesi bir cenneti kilisenin bile hayal edemeyeceğini düşünüyordu.
Babasının tüm kötü düşüncelerini silmek için bir mektup yazacaktı hemen.
"Bir mutfak çalışanı olarak yalnızca bu kısımda çalışabilirsin. Başka hiçbir yere girişin yok, yasak! Ambar'ı sana göstereceğim. Tarlaya ise normalde biz gitmeyiz ancak hammalların izin gününe denk geldiğinde besin toplamaya gitmemiz gerekebiliyor. Bu yüzden ambarı kontrol etmek çok önemlidir. Hiçbir zaman hiçbir şey azalmamalıdır."
Lena bahçenin güzelliğini izlerken bir tarafının uçsuz bucaksız ağaçlarla kaplı olmasına inanamadı. Bu duvarların içinde an az üç Anahu'luk şehir sığardı. At arabasıyla yokuşu çıkarken uzaktan görünen sarayın aslında ne kadar büyük olduğuna inanamamıştı. Gözler bir illüzyondan ibaretti yalnızca.
"Yatakhanelerimiz bodrum katta. Herkesin odası iki kişiliktir ama sen şu an tek kalacaksın. Son iki çalışan evlenmek için saraydan ayrıldı ve yerine gelecek diğer kişi dört gün sonra burada olacak. Banyo ve tuvalet bir kullanılıyor. Bodrum kat bize ait olduğu için her gün temizlik için iki kişi seçilir."
Limlor'un anlattıklarına kulak kabartmaya devam etti ama kadının aniden durup ona dönmesi ile şaşırdı.
"Gözlerindeki o merak bu duvarların arkasında tehlikelidir. Hiçbir şeyi merak etmeyeceksin, haddin olmayan meselelere karışmayacak ve başını hiç kaldırmayacaksın. Biz en alt tabaka çalışanlarız, adımız ve sözümüz yok. Yeri doldurulamayacak insanlar değiliz ve gözden en kolay çıkarılan kişileriz. Unutma!"
Lena başını salladı. Bunları biliyordu. En azından tahmin etmişti. O bu işe başlarken ayda verilecek dört altına bağlanmıştı. Dört altın! Eğer sarayın en berbat çalışanları bile dört altın kazanıyorsa diğerleri kim bilir ne kadar zengindi!
"Lena!" dedi kadın. "Gözlerin parlıyor. Parlamasın! Burası saray! İmkanları ne kadar bol olsa da hayatın daima tehlikededir. Bu yüzden mutfaktan ve bodrumdan ilerisini düşünme. Anlaştık mı?"
Lena "Anlaştık." dedi.
"Güzel. Şimdi seni odana götüreceğim, eşyalarını bırakırsın. Bir forma diktirmek için önce terziye gideceğiz. Sonra seni mutfağa götüreceğim ve diğerleri ile tanıştıracağım. Forman iki gün içinde hazır olur, o zamana kadar kendi kıyafetlerinle idare etmen gerekecek. Sonrasında daima o formayı giyeceksin."
Lena, önündeki kadını takip etti. Kapıdan içeri girdiklerinde tahta merdivenleri hızla indiler. Dar ve soğuk koridor boyunca ilerlediler. Limlor önünden geçtikleri kapılardan birinin tuvalet ve diğerinin de banyo olduğunu söyledi. Koridorun en ucunda kalan bir kapıyı açtı ve geçmesi için Lena'ya izin verdi.
Oda boş sayılabilirdi. Ranzası olmayan birer yatak ve iki kapaklı iki dolap vardı. Birer sandalye ve büyük bir ayna ile ortalama bir odaydı. Tepede asılı gaz lambası yanık değildi ama neredeyse duvarın en tepesinde görünen camdan güneş ışıkları içeriyi aydınlatıyordu.
Lena sırtındaki bohçayı yatağının üstüne bıraktı ve ellerini eteklerine sildi. Üstündeki ucuz yeleğini de çıkarıp yatağa bıraktığında hazırdı.
"Terziye gidelim." dedi Limlor.
Lena yeniden kadının peşine takıldı.
"Değil Kralla karşılaşmak bir soylu ile bile karşılaşmazsın ama her ihtimale karşı reverans yapmak gibi basit görgü kuralları için bir hafta eğitileceksin. İşten sonra bir saat kadar sana Arthur göz kulak olacak. Terziden sonra seni onunla da tanıştıracağım."
Lena prosedürlerin çokluğuna şaşırmadı. Dışarıda da hayat buna benzer bir şekilde akıp gidiyordu. Yalnızca saray daha resmi ve ciddiydi.
Önce terziye geldiler. Terzi hızla onun ölçülerini aldı. Bir gün içinde çalışması için bir de gece yatması için iki parça elbise hazırlayacağını, yarına hazır olacağını söyleyince oradan ayrıldılar. Limlor yarın sabah işe başlamadan gelip alması hakkında onu uyardı. İşe iş elbisesi ile gelmeliydi muhakkak.
Ardından Arthur'u buldular. Adam mutfaktan sorumlu eski bir aşçıydı. Şimdi ise Kral'ın yemeğini test eden kişi olmuştu. Yaşlı adam, onu görür görmez memnuniyetsizce yüzünü buruşturmuştu ve söylenmişti.
"Sarayda güzel kadınların işi yoktur." demişti. "Onlar ancak erkeklerin başlarını döndürür ve işlerin yolunda gitmesini engeller."
Lena bu sözleri görmezden gelmişti.
En sonunda mutfağa girdiklerinde saraya girişinin üçüncü saati geçmişti. Akşam yemeği için ortada dönen telaşa bir baş aşçı ortak oluyordu ve Lena ilk günden patates soymak için bir çuvalın başına oturtulmuştu. Kimse bu telaş içinde onu merak etmiyor, tanışmak için heveslenmiyordu.
Akşam yemeği hazırlığı bittiğinde yemekleri servis etmek için özel giyimli birkaç çalışan koca tepsilerle yemekleri taşımaya başlamıştı. Başlarında eski aşçı başı vardı. Yüzündeki memnuniyetsizlik hala yerli yerindeydi ve Lena'yı görür görmez göz devirmişti.
Lena bunu kişisel algılamamaya karar verdi. Belli ki adam herkesten nefret ediyordu.
Telaş son bulduğunda ancak Lena'yı fark ettiler. Herkese birer tabak yemek ve dilimlenmiş ekmek verilirken mutfağın dört bir yanına dağılmadan önce onunla sohbet etmeye başlamışlardı.
"Ah demek evde kaldın." dedi bir baş aşçıları. "Gerçi evde kalmış bir hanımın artık kendi başının çaresine bakması gerekir. Saray senin için bir korunak olmalı."
Lena hafifçe gülümsedi.
"Doğrusu evlenemeyecek kadar fakir olmam herkesin gözüne batıyordu. Anahululardan kaçmak istedim."
"Bir baban olduğunu söyledin. Ya annen?"
"Annem doğum sırasında ölmüş." dedi Lena.
"Babana mı bakıyordun bunca zaman?"
Lena başını salladı. "Babam çok iyi bir adamdır. Tek kusuru fakirliğidir ama sevgi dolu oluşu bekar kalmama üzülmeme hiç izin vermedi."
Biri "Her ne olursa olsun babası olan kızlar daha şanslıdır. Fakir olsalar bile!" dediğinde aşçı bakışlarını ona çevirdi. Mutfakta en küçük O kızdı. Henüz 13 yaşındaydı. Buna rağmen Lena, onda kendinde olandan daha büyük bir olgunluk seziyordu.
"Neyseki biz burada kocaman bir aileyiz. Birbirimizin annesi, babası ve bazen kardeşi olabiliriz. Aramıza hoş geldin Lena."
Lena teşekkür etti. Yemeği bittikten sonra bu defa bulaşık telaşı başladı. Yemeğini bitiren Kralın bulaşıkları da döndüğünde birileri ambarı kontrol ediyor, birileri mutfağı topluyor ve birileri de bulaşık yıkıyordu.
İlk günü beklemediği kadar hızlı geçmişti. Lena koşuşturmaya katılıp yorulmasa da heyecandan ve mutluluktan bitkin düşmüştü. Odasına döndüğünde ise soğuk olduğu halde hiç hissetmemişti. İlk işi getirdiği kağıtlardan birine mektup yazmak olmuştu. Babası onun için endişelenmesin diyeydi. Gördüğü güzelliklerden büyülendiğini ve buranın dışarıdan kötü olmadığını...
İşi bittiğinde kağıdı katladı ve eşyalarını dolaba yerleştirdi. Mektubu baş ucuna koyarak yatağa uzandı. Gözlerini ilk gününe yumdu.