Lena sarayda geçen hayatın çok daha hızlı olduğunu geçen bir ayda öğrenmişti. Hayat mutfakta öyle hızlı akıyordu ki bazı günler kadın, günün bittiğine inanamıyordu. Yorgun bedenini yatağa attığında uykuya dalması dakikalar sürüyordu ve uyandığında ise yorgunluğundan hiçbir şey kaybetmemiş oluyordu. Genç kadın bu tempoya da alışmıştı. Ama son bir haftadır babasına mektup yazamadığı için onu endişelendirmediğini umut ediyordu.
Postacı, Lena'nın her hafta gönderdiği mektuplardan onun yeni olduğunu anlamıştı hatta. Bazen genç kadın, babası gibi yaşlı bu adama mutfaktan aşırdığı kurabiyelerden götürüyordu.
Saraydan mektup çıkışı serbest olsa da mektup girişi yasaktı. Bu sebeple Lena, bugün olan iznini kullanacak ve babasını kontrol etmek için saraydan ilk kez çıkacaktı. Tıpkı saraya girdiği ilk gün gibi çıktığı ilk günde bu sebeple heyecanlıydı.
Kahvaltı hazırlığından sonra herkese haber vermiş eski elbiselerinden birini giyerek ilk maaşının babasına vermek istediği yarısını elbisesinin eteklerine sıkıştırmıştı. Saraydan çıkarken onun mutluluğunun bulaştığı çalışanlar da gülümseyerek onu göndermişti. Lena'yı gören postacı sakince ayağa kalkmıştı.
"Bu defa da mı mektup?"
"Hayır, bu defa ben çıkacağım. İzin günüm!"
Postacı, kızın sevincine gülerek kapıyı onun için açtı. Lena ona da veda ederek saraydan dışarı ilk adımını attı.
Patika yol tenha olsa da arabacıların kullandığı daha kısa yol olan orman yoluna girdi. Burası krallığa çıkan dolambaçlı patikadan daha kısaydı ve daha kalabalıktı. Bu yüzden çekinmedi. Hatta dönmek üzere olan bir odun arabasına binerek şehre inişini daha kısalttı.
Arabacı, onu Anahu'nun şehir merkezine yakın bir yerinde bıraktığında teşekkür ederek pelerinine sarıldı. Merkezi geçerek evinin olduğu sokağa girdiğinde ise daha önce karşılaşmadığı bir kalabalıkla karşılaştı.
Sokaktaki birinin vefat ettiğini ilk an anladı.
Yüreği korkuyla hopladı. Telaşla adımları hızlandı ve neredeyse birbirine dolanarak evine ilerledi. Bahçe kapısında ise nefesi kesildi.
"Baba..."
Sanki sesini duymuş gibi komşusu hemen başını kaldırdı ve ıslak gözleri ile oturduğu yerden kalktı.
"Lena! Bahtsız zavallı!"
Koşarak onu kollarının arasına aldığında Lena şok içinde bahçedeki babasına bakıyordu. Gözleri kapalı adamın uyumaktan farkı yoktu ki Lena bu ağlayışların bir ölüm işareti olduğunu bilmese babasının uyuduğuna yürekten inanacaktı.
"Burada ne oluyor?"
Komşu ondan uzaklaşmadı, koluna girdi. Genç kadını bahçeden içeri geçirdiğinde babasını tanıyan herkesin tahta çardağın üstünde yatan adamın etrafına çiçekler koyuşunu seyretti.
"Babama ne oldu? Neden burada yatıyor? Neden ölmüş gibi davranıyorsunuz ona?"
Lena'nın aklını kaybeder gibi babasına koşması ile sırada duran tanıdık iki adam hemen kızı tuttular. Ölüye dokunan insanın en kısa zamanda öleceğine olan inançları gereği kızı babasından uzaklaştırmaya çalıştılar.
"Bırak! Babam uyuyor! Çiçeklerinizi de alıp gidin buradan!"
Bayan Himlor'un sıranın arasından kucağında çocuğu ile çıkıp gelişini yanakları ıslak ıslak seyretti. Kadın bebeğini birinin eline bırakıp kadına sarıldığında Lena gözyaşlarını daha fazla tutamadı ve feryat ede ede ağlamaya başladı.
"Sakin ol Lena! Metanetli ol!"
Sakinleşemedi. Bilincini yitirdiğinde etraftaki herkes artık ölü adama son saygılarını sunma değil, biricik kızını kurtarma derdine düşmüştü.
Bir saat sonra Lena, evindeki odasında yalnız başına uyandı. Bir an için tüm bunların kabus olduğunu düşünse de dışarıdan gelen ulumalar babasının adına yakılan ağıtlardı.
Birazdan odasının kapısı açıldı ve içeri Bayan Himlor girdi. Bebeğini bir kenara yatırdıktan sonra kızın yanına dikkatlice oturarak ellerini tuttu.
"Sevgili Lena, çok üzgünüm."
"Bende.." dedi Lena. İlk sinir krizini atlatmıştı. Babasının ölümünü kabul etmişti ve şimdi yasını tutmak için ağlamak istiyordu ancak önce bunun nedenini merak ediyordu. Babası neden ölmüştü? Henüz ona ilk maaşını bile verememişti.
"Ne oldu ona?"
Bayan Himlor, kızın ellerini tuttu ve okşadı.
"Nehirde beklenmedik bir fırtına çıkmış, sevgili babanın teknesi devrilmiş. Etraftakiler yardım etmek istemişler ancak batan tekneden geriye hiçbir şey kalmamış. Baban günler sonra bir kıyıda bulundu Lena. Bulunur bulunmaz evine getirildi."
"Ama fırtına yoktu! Şehirde bir bulut bile görmedim."
Kadın başını salladı.
"Teftiş ekibi bunun bir büyü olduğunu düşünüyor. Yalnızca baban değil, o gün denize açılan üç tekne de battı. Diğer iki teknede çalışan altı kişiden ikisi de kayıp. Hala bulunamadılar... Babandan sonra onların da cansız bedenleri yakında karaya vuracakmış. Buna inanılıyor."
Lena inanamadı. Göğsü sıkıştı. Elini kalbine yaslayıp öne eğildiğinde, henüz 17 yaşında iki çocuk annesi kadın, kızın omuzlarını sıvazladı. Onun ağlamasına izin verdi.
"Peki neden? Neden bunu yaptılar?"
"Cadılıktan şüpheleniyorlar."
Lena hıçkıra hıçkıra ağladığında babası için yakılan ulumalar sustu. Genç kadının gözyaşları ve babasına olan sevgisi tüm ulumalardan daha etkili görülürdü.
Çaresiz hıçkırıkları dakikalarca sürdü ve son insan da babasının cesetini çiçekle süslendiğinde Lena, evden çıktı.
Büyük bir sessizlik içinde onu beklediklerini anladığında babasına bir kez daha dokunamayacağını anlaması kızın ayakta durmasını güçleştirdi. Hiçbir şeyi umursamadı ve babasının uzandığı şiltenin önünde diz çöktü. Babasının yaşlılıktan kırışan suratını elleri arasına aldığında, onu durdurmak için geç kalmıştı diğerleri.
Babasına son kez sarıldı Lena. Son kez yanaklarını ve ellerini öptü. Sırf onun için kazandığı para hala eteklerinin arasındaydı ve Lena bir altın parayı babasının iç cebine yerleştirmeden edemedi. Herkes onu saygıyla kabullendi.
Babası çiçeklerle dolu şileye sarıldı. Evin arka bahçesine kazılan çukura gömüldü. Lena, babasının hala evinde olduğunu bilmenin huzuruyla rahibin duasını dinledi. Yüreğindeki yanan kor sönmedi ve eğer iki yanında onu tutan birileri olmasa ayakta zor duracağını biliyordu.
Tören bittiğinde Rahip onu kutsadı. İlk bahçeyi terk edenlerden oldu. Ardından tanıdığı herkes ona bir bir sarıldı, selamladı. Birileri iyi niyet göstergesi olarak kıza yiyecek bıraktı, birileri bakır para...
Akşam güneşi batmak üzereyken Lane tüm bunlara inanamadığı, babasının yattığı tepeciğin önünde kalakalmıştı.
"Saraya haberci gönderdim... Babanın beklenmedik ölümü sebebiyle bu akşam dönemeyeceğini söyledim. Bu gece babanın ilk gecesi olacak, onu yalnız bırakmak istemezsin."
Lena başını toprak zemine yasladı. Sessizce başını salladı.
"Bir şeyler yemelisin." dedi komşusu. "Sana birkaç lokma hazırlayacağım. Güçten düştün."
"O da aç olmalı..." dedi kadın. "Babam da aç olmalı."
Artık koca dünyada bir başına olduğunu bilmenin çaresiz acısı yüreğine kazındı. Annesinin yokluğunu aratmayan sevgili babası da göçüp gitmişti bu dünyadan. Lena, her şeyin farklı olabileceğini düşünüyordu. Eğer o sarayda çalışmaya gitmese babasının ölümünü engelleyebilir miydi? Eğer babasının dizinin dibinde oturmaya devam etse babası o gün nehre açılmaktan vazgeçer miydi?
"Böyle yapmamalısın. Zaten ölümü çağırdın, en azından bir şeyler ye."
Lena başını kaldırdı. Yorgun bakışlarını baş ucundaki iki kadına dikti.
"Ölüm artık zaten benim evimde."
Sessizlik uzadı. Lena'nın inadını kıramayacağını anlayan iki kadın onu acısı ile baş başa bırakarak evden ayrıldı.
Lena, o gece babası ile uyudu.
Bir mezarın başında, toprağına sarılarak...