bc

Bir Türk Fantastik Dünyaya Giderse

book_age12+
317
FOLLOW
1K
READ
reincarnation/transmigration
second chance
comedy
evil
lucky dog
witty
magical world
rebirth/reborn
supernatural
poor to rich
like
intro-logo
Blurb

Fantastik komedi temalı bir hikayedir.

İmla ve dil bilgisi hataları mevcuttur.

Çok olmamakla beraber argo sözcükler içerir.

Amacım yazarken eğlendiğim gibi, sizinde okurken eğlenmenizi sağlamak.

Bölümler ortalama 1k kelimeden oluşuyor.

İsime ve kapağa karşı ön yargı yaparak okumayanlar, eğlenceli dakikalar kaybediyor demektir.

chap-preview
Free preview
Bölüm 1
Bu mektubu hayatta iz bırakamamış biri olarak ibret alın diye yazıyorum... Hayat gerçekten de çok yorucu olmaya başladı. Gençken yani yirmili yaşlarımdayken bu kadar değildi. Tabii ki hayatı en yorucu yapan şey maddi ve manevi sıkıntılar. Üç defa evlendim. Maşallah dediklerinizi duyar gibiyim. Sakın ola üç defa evlenmeyin hatta bence hiç evlenmeyin. Evlilik bir para tuzağı... Esaret... İşkencelerle dolu zamanlar... Niye böyle şeyler yazdığımı düşünüyorsunuz değil mi? Ben, son eşim olan Cavidan'dan çok çektim, siz çekmeyin. Neyse bu dünyada paraya hiç önem vermedim. Para el kiri gelip geçer olarak gördüm. Şimdi beni iyi dinleyin para çok önemli! O -Cavidan denilen kadın- beni bitirdi kuruttu. Şimdi bu mektubu eskimiş ve atılmış bir köpek kulübesinde yazmamı sağladı. Evet, beş kuruş param kalmadı. Önce Fitnat sonra Şaziment ve en son Cavidan hepsi -paramı- ömrümü çalıp kaçtılar. Size hayatımı kısaca anlatayım. Doğma büyüme İstanbulluyum. Hatta büyük büyük dedelerim biri kazaskermiş. Neyse varlıklı bir ailede doğdum. Varlıktan dolayı mı yoksa kendi fıtratım mı bilmiyorum, fazla şımarık biriydim. Her istediğim alınan, yediğim önümde yemediğim arkamdaydı. Parayla aram hep iyi olmuştu. Babam sağ olsun, bana iyi bir ticaret ustası olmayı öğretmişti. Tabii o bana ticaretin dürüst yanlarını öğretti. Ah! Rahmetli babam ah, ölmeden son kez seni görmek yerine Las Vegas'a gitmesem iyiydi. Neyse ticaret diyorduk. Ben bir de kötü ama daha çok kazançlı yanlarını da öğrendim. Sonra Fitnat ile tanıştım. İki günde evlendik. Nasıl oldu anlamadım. Beni ilk görüşte aşk diye ayakta uyuttu, bastı nikahı. Evliliğimiz, benim iflas etmeme kadar sürdü. Sonra Kamil'e kaçtı... Gerçi kaçmaya çalıştı. Bindikleri araba evden çıktıktan on dakika sonra kamyonun altında kaldı. Bu arada Kamil en iyi arkadaşımdı. Onu sayısız kez rüşvetlerle hapisten kurtarmıştım. Tabii Fitnat'dan kurtulunca tekrardan para kazanmaya başladım. Otuzlu yaşlarımda tekrardan zengin oldum. Bu kez de Şaziment çıktı karşıma. Şaziment tam bir baş ağrısıydı. Ne çok konuşurdu. Düşündükçe başım hala ağrıyor. Şaziment istihbarat gibiydi. Şehirdeki tüm dedikodular onun dilinden geçerdi. Bana zamanında borsadan çok para kazandırdı. Sonra bir gün eve geldiğimde Şaziment yoktu. Sadece kesik bir dil parçası yemek masasının üstündeydi. Şaziment gidince dünyanın ne kadar sessiz bir yer olduğunu anladım. Kırklı yaşlarımda ise en büyük nevale, Nefertiti gibi kadın olan Cavidan ile tanıştım. İlk başlarda kimseye benzemeyen iyi huylu biriydi. Evlendikten iki sene sonra üç yaşında çocuğumuz ortaya çıktı. Beni nasıl etkisi altına almışsa bende inandım. Sonra... Sonrasını anlatmaya yüreğim kaldırmıyor. İşin sonunda burada eskimiş atılmış bir köpek kulübesinde son nefesimi veriyorum. Muhtemelen kimsesizler mezarlığına gömüleceğim. Özellikle ismimi yazmıyorum. Bu utançlarla dolu hayatımdan adaşlarım da zararlı çıkmasın diye. Eğer bir daha dünyaya gelseydim. Pişmanlık duymadan ve sadece kendim için çalışan biri olurdum. Bensiz dünyada huzurla yaşayın... *Nefertiti:Mısır kraliçesi ---------------------------------------------------------------------- Her yer karanlıktı. Kendi kendine düşünmeye başladı. "Demek ölüm dedikleri bu olsa gerek. Sonsuz bir karanlık... İnsan ürperiyor. Acaba zaman kavramı var mı? Bağırsam birileri duyar mı? Kendi kendimle konuşmaktan ne zaman şizofreni olacağım acaba?" Aniden bir ses duydu. Bu ses bir ağlama sesi gibiydi. Ses daha çok küçük bir kızın ağlaması gibiydi. "Ne çabuk delirdim. Üstelik bu ses bir kız sesi. Bilinçaltım niye kız sesi çıkarıyor ki? Bari erkek sesli bir bilinçaltım olsaydı. Kız sesli bir bilinçaltıyla ne konuşulur ki?" "Iıı... Hanımefendi? Mahsuru yoksa adınızı öğrenebilir miyim?" Sorunun cevabı gelmemişti. Dahası ses sanki o hiç konuşmamış gibi aynı sesleri çıkarmaya devam ediyordu. Bir kaç kez daha denedi. Sonuç aynıydı. Tekrardan düşünmeye başladı. "Acaba Türkçeyi mi bilmiyor. İyi de benim bilinçaltım ise bilmeli. Pff... Ses gerçekten sinir bozucu olmaya başladı." "Alo Kızım! Az sus ya! Lan öldük sessiz ortam dedik. Başladın ağlamaya... Sessizlik istiyorum ben. Yok mu ölülerin sessizlik hakkı diye bir şey?" Aniden bir dokunuş hissi hissetti. "Lan! Biri mi dokundu bana?" Bir kez daha dokunuş hissi hissedince emin oldu. "Bu nasıl oluyor şimdi hı! Hadi açıklayın ateistler. Ruhum, bedenden çıktığına göre his hissetmemem lazım." "Lan! Lan dokunma! Hahaha! Gıdıklamasana! Hahaha!" Bir süre daha böyle devam etti. Sonra ilk önce dokunuş hissi kayboldu. Sonra da ağlama sesi. "Huzur!" dediği anda zifiri karanlığın ucunda beyaz bir nokta gördü. "Işık mı o? Olum ciddi ciddi kafayı yemeye başladım galiba..." Dikkatini beyaz noktaya verince emin oldu. Artık etraf zifiri karanlık değildi. Uzakta bir ışık vardı. Oraya gitmek istedi. Fakat nasıl gideceğini bilmiyordu. Sonuçta ölmüştü. Elleri ayakları yoktu. Hatta vücudu bile yoktu. Tekrardan düşüncelere daldı. " Bir şeyler düşünmem lazım. Lan bir film de vardı di mi? Bacağım varmış gibi düşünüp hareket ettirmeye çalışırsam belki gidebilirdim. Dur deniyeyim. Kısa zaman sonra ışık noktası biraz daha büyümüştü. Bu da benim ona yaklaştığımı gösterir değil mi? O zaman bu taktik işe yarıyor. Gerçi bacağım varmış gibi düşünmediğim zamanlarda bile ışık büyümeye devam ediyor gibi. Biraz daha zaman geçince bir şeyi daha fark etti. "Lan! Lan! Ben ışığa gitmiyormuşum. Işık bana geliyormuş!" "Aaarrggghhh! Gözlerim... Ya ben ruhum. Benim gözlerim de olmaması lazım ya! Çok acıyorlar! Her şey bembeyaz oldu. Bu nasıl bir ağrı böyle." Dakikalar geçtikçe beyaz olan her yer kendini başka renklere bırakmaya başladı. Tam önü kahverengiydi. Tıpkı bir tahta gibi. Kız ağlama seslerinden başka sesler duymaya başladı. At kişnemeleri, tekerlek sesi... Aklına Büyük adadaki faytonlarla gezdiği zamanlar geldi. Görüntü iyice netleşmeye başlayınca kendinin bir at arabasında olduğunu fark etti. At arabası pek bir eskiydi. Oturma yerlerinde ki kumaşlar kirli ve yırtıktı. Daha neredeyim ne oluyor demeden yine aynı sesi duydu. "Altair uyandı! O uyandı!" "Yine mi bu ses... Neyse en azından artık ağlamıyor." Etrafa baktıkça kendini daha da bir garip hissetmeye başladı. "Ben en son eski bir köpek kulübesinde ölmüştüm. Bu at arabası da nereden çıktı?" Etrafa bakarken kafasını at arabasından dışarı çıkarmış ve bağıran kızı gördü. Kız 13 yaşlarındaydı. Üstünde kırmızı bir elbise vardı. Ayağında eski zamanlardan kalma çarık tarzı bir şey. Gözü aniden kendi eline ilişti. Vücudu tazeydi. Eskisi gibi sarmış benekler oluşmuş bir kolu yoktu. Yani gençti. Parmaklarının ve ellinin boyutuna bakacak olursa kendi de o yaşlarda bir çocuktu. Şaşkınlığı yüzünden her şekilde okunuyordu. "Neredeyim ben? Bu kız kim? Bana mı Altair diyor? Dahası ben niye anadan doğma üryan gibi çıplağım. Üstümde beyaz bir örtü var. Başka bir şey yok." Kız, ona dönerek "Altair iyi misin?Öldün sandım. Çok üzüldüm." dedi. Sesi heyecanlıydı. Gözlerinden mutlu olduğu açıkça belli oluyordu. Şaşırmıştı. Konuştukları dil Türkçe değildi fakat onu anlamıştı. "İyiyim" dedi şaşkınlıkla. Cevapta vermişti. Bir şekilde adını bile bilmediği dili konuşabiliyordu. Bir süre sonra at arabası durdu. Kız arabadan atlarmışçasına hızlıca indi ve koşarak yine o rahatsız eden ince sesiyle bağırmaya başladı. "Baba, Altair yaşıyor!" "Görünüşe göre beni tanıyorlar. Adım da Altair galiba. Reenkarne falan mı oldum ki? Peki nasıl? Neden? Önceki hayatımı nasıl hatırlıyorum ya da bu bedenkini neden hatırlamıyorum. Neyse bende arabadan insem iyi olacak. Altair, kendi üstüne örtülen beyaz kefeni, ihram gibi giyinerek arabadan dışarı çıktı. Dışarı çıktığında şaşkınlığı daha da artmıştı. Bulunduğu yer köy gibi bir yerdi. Dahası çağ olarak orta çağ bile denilmez durumdaydı. Tahta azıklardan yapılma ilkel bir surla çevreliydi köy. Köy binalarının çoğu tahtadandı. Bazılarının ise ilk katı taştan ikinci katı tahtadandı. Çağ olarak öldüğü çağda olmadığından emindi artık. Bu durum at arabasını da açıklıyordu. Köyün etrafı ormanla çevrili olduğunu görünce duygulanmıştı. Onun yaşadığı zamanda ormanlar sadece zenginlerin gitti tatil beldeleri haline gelmişti. Şimdi ise o zenginlerin gitti ormanlardan daha gür daha dolu bir ormanın içindeydi. Yavaş yavaş köyün sakinleri Altair'in yanına doğru geliyordu. Hemen hemen hepsinin yanında tuhaf tuhaf hayvanlar vardı. "Lan! O nasıl bir hayvan! İki ayak üstünde yürüyen kaplumbağa mı olur! Ninja kaplumbağa mısın la sen? Bunlar nasıl hayvanlar la! Bu nasıl bir evrim çeşididir böyle! Son zamanlarda bizim çağda favori olan gen değiştirme, burada çok önceden bulunmuş gibi. Dünyada değil miyim yoksa?" Bu soru onun tuhaf hissetmesine sebep oldu. Hemen gökyüzüne baktı. Tek bir güneş vardı. Bu onun rahatlamasına sebep oldu ki gözüne başka bir şey takıldı. Ay. Dünyanın uydusu ay onun zamanından da önce patlamıştı. Fakat şuan gözlerinin önünde birbirine yakın iki tane ay vardı. Üstelik bir tanesi aşırı büyüktü. "Başka bir evrendeyim..." diye söylendi. Bu onda garip bir hisse kapılmasına sebep oldu. Mutlu değildi. Fakat mutsuzda değildi. Artık etrafı daha dikkatli inceliyordu. Köyün ortasında tahtadan yapılma bir heykel gördü. "Şu ayıya bak! Tövbe estağfurullah! Baykuşa ayı tecavüz etmiş gibi bir şey bu." Altair böyle garip bir tepki vermişti. Çünkü heykelin kafası bir baykuşa, bedeni ise bir ayıya benziyordu. Görünüşü hem korkutucu, hem de mide bulandırıcıydı. "Baba bak orada!" sesiyle Altair sesin geldiği yöne doğru döndü. Arabada ki kızla, orta yaşlarda hafif deri giymiş bir adam ona doğru koşuyordu. Koşmaları Altair'i birazda olsa korkutmuştu. Fakat koşmalarını daha çok onun için endişelendikleri için olduğunu düşündü. "Galiba önemli biriyim. Dur biraz ağırdan satayım kendimi." Altair, Orta yaşlı adamla kız yaklaşınca dikleşti ve ellerini göğüs hizasında bağladı. Tam bir şey diyecekken nereden geldiğini anlamadığı bir tokatla kendisini yerde buldu. Tokat o kadar sertti ki başı dönmeye başlamıştı. Yerden kalmak istedi fakat baş dönmesi buna izin vermiyordu. Dahası yanağı gözlerini yaşartacak kadar sızlıyordu. Orta yaşlı adam eğilerek Altair'e yaklaştı. "Seni gidi işe yaramaz, salak çocuk! Kendini öldürttün sandık!" dedi. Bu cümle Altair'i geçmişine götürmüştü. Babasının ona zamanında saydığı ve sövdüğü laflar gelmişti. "Huzur içinde yat baba." Diye mırıldandı. Baş dönmesi hafifleyince yerden kalktı. Tabi iç içe geçirerek giydiği beyaz kumaş yerde kalmıştı. Küçük kız, gözlerini elleriyle kapadı, "Üstüne bir şey giy Altair!" diye bağırdı. Atlair tüm köyün ortasında çıplak olduğumdan biraz utandı. Hemen yerden tozlanmış ve kirlenmiş olan beyaz kumaşı aldı. Üstünü örtmeye çalıştı. Tam üstünü giyip orta yaşlı adama çıkışacaktı ki adamın yanında aniden havada uçan bir kitap belirdi. Kitabın içinden de yeşil bir toz çıkmaya başladı. Toz, saniyeler içinde iki metre boyunda yürüyen bir ağaca dönüştü. Altair şaşkındı. "Ne çeşit mi teknoloji la bu? Şu evlerin haline bakınca bu çağda teknoloji yok gibi duruyordu. Gerçi teknolojiden daha çok, filmlerdeki büyülü efektlere benziyor gibiydi." Orta yaşlı adam sinirli bir ses tonuyla "Leaf! Şu salağı eve götür." Dedi. Bunun üstüne yürüyen ağaç Altair'i dallardan oluşan ellerine alarak köyün sol sol tarafına doğru götürdü.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Masamune 1

read
1K
bc

Tutku'nun Esiri

read
24.8K
bc

AŞKIN KÜLLERİ [ YENİDEN DOĞMAK ]

read
7.5K
bc

Masamune 3 Kahin

read
1K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1K
bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
10.4K
bc

ALFABETA (+18)

read
29.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook