Bölüm 2

2265 Words
Altair, yürüyen ağacın kollarında ilk katı taştan, ikinci katı tahtadan yapılmış, bir eve geldi. "Anlaşılan o tokat atan adam köyün zenginlerinden. Baksana yarısı da olsa taştan bir evi var." dedi Altair. Yürüyen ağaç hiç tepki vermeden kapının önünde Altair'i sıkıca tutarak sahibinin gelmesini bekliyordu. Altair bir yürüyen ağaca bakıyor, bir de eve bakıyordu. "Ev üç buçuk metre olduğunu düşünerek, sen de üç metre falansın değil mi?" dedi Altair. "..." Ağacın tepki vermemesi üzerine, Altair ellerine yana açarak ve ona acırmış gibi bakarak "Anlaşılan konuşacak kadar beynin yok." dedi. Yürüyen ağaç hala tepki vermeden evin kapısına bakıyordu. Altair "Kışkırtmaya da gelmediğine göre gerçekten beynin yok gibi" dedi. Yaklaşık bir saat sonra Altair'e tokat atan adam yürüyerek eve geldi. Altair umarsız ve arsız bir tavırla "Hey! Nerede kaldın? Burada ağaç oldum." dedi ve güldü. "Gerçekten de espri yeteneğim paslanmamış." diye düşündü. Orta yaşlı adam, Altair'in umarsızlığını ve saygısızlığı görünce ona olan öfkesi kat ve kat kabardı.Sinirden yüzü kıpkırmızı oldu. Altair tekrar yüksek sesle kahkaha atarak "Nesin sen çiftçi mi? Yürüyebilen bir ağacın var. Üstüne üstlük yüzünde de domates yetiştirebiliyorsun gibi görünüyor." dedi ve kahkahasına kahkaha ekledi. Orta yaşlı adam sinirden artık titremeye başlayınca, Altair hunharca gülerek "Bu ne çapalama falan mı yapıyorsun?" dedi. "..." Bir süre sonra: Altair uyandığında samandan yapılma bir yatakta yatıyordu. "Adi herif bunu ödeyeceksin. Çocuğum ben çocuk... Böyle dövülür mü? Gavura vurur gibi vurdu! Tekme tokattan yorulunca bırakır dedim. Sopayı nereden çıkardı. Manyak herif sopayla mı geziyor. Ne ara bayıldım acaba? Sopayı çıkardıktan sonrasını pek hatırlamıyorum gerçi. Şuna bak vücudumu ağrıdan oynatamıyorum. Her yerim morluklarla dolu. Medeniyet hiç gelişmemiş hiç." dedi. Altair'in yataktan kalkmaya çalışmasıyla çıkan gıcırtı seslerini duyan Emris, hızlı adımlarla Altair'in odasına gitti. Emris'in turuncu uzun saçları vardı. Yüzü yuvarlaktı ve bu onu bir hayli sempatik gösteriyordu. On yedi yaşında olmasına rağmen daha evlenmemişti. Uzun boylu, ince belli kızdı. Köy yerinde tüm erkeklerin gözdesiydi. Lakin tüm gelen adayları reddetmişti. Sebebini soranlara ise hep yalandan sebepler uydurmuş, asla gerçek sebebini söylememişti. Altair, Emris'i görünce kısa süreli bir çarpıntı yaşadı. "Aman allahım. Güzel bayan bana adınızı bahşeder misiniz?" dedi. Bir centilmen gibi eğilmek istese de ağrıları buna izin vermemişti. İçinden orta yaşlı adama bir sürü küfür etti. Emris, Altair'in bu hareketi görünce kıkırdadı ve ince bir sesle: "Ablanı utandırıyorsun." dedi. Altair abla lafını duyunca tüm o gözündeki ışık soldu ve " En son bu kadar üzüldüğüm de borsa da iki milyar dolar kaybetmiştim" dedi ve ekledi "sigara var mı? Sigara?" Emris'in hiçbir şey anlamamış olduğu yüzünden belliydi. "Borsa, sigara, milyar, dolar? Ben hiç birşey anlamadım" dedi. Altair "Sahi burada sigara da yoktur değil mi? Bak buna bir çözüm bulmam lazım." kendi kendine söylendi ve ekledi "Boş ver abl... Adın neydi?" Emris, gülümseyerek Altair'e yaklaştı ve ateşini kontrol ederek "Gerçekten ismimi bilmiyor musun?" Dedi. Altair, ablasının ismimi bilmediği ona açıklamanın bir yolu olmadığını fark edince "O orta yaşlı psikopat beni öyle bir dövdü ki, hafızam karardı" dedi. Emris endişeli yüz ifadesi daha da artarak "Sende amcamı o kadar kızdırmasaydın" dedi. Altair, biraz şaşırmıştı. Onun babası olduğunu düşünüyordu. Lakin adam amcası çıkmıştı. O zaman kendi yaşıtı sayılan kızda kuzeniydi. Emris'e yatağın köşesini işaret ederek "Yaz bunu, intikam soğuk yenen yemektir." dedi. Emris tekrar şaşkın bir şekilde Altair'e bakarak "Ben yazma bilmiyorum ki. Köyde yazmayı bilen yalnızca yaşlı Ong. Ayrıca o yemeği de bilmiyorum. İsmi kötü, tadı daha kötüdür." dedi. Altair elini yüzüne götürerek "Her ne kadar sarışın olmasa da aptal bir ablam var. Neyse köyü gezsem iyi olacak burada zekam körelecekmiş gibi hissediyorum." diye düşündü ve yataktan tüm o ağrılarına rağmen kalkarak, sendeleye sendeleye yürümeye başladı. Yürürken amcasının bir anda havada uçan bir kitap çıkarması ve içinden iki-üç metrelik yürüyen bir ağaç çıkarmasını düşünüyordu. Altair "Anlaşılan bu dünyada sihir var. Ya da ona benzer bir şey. Başka neler var acaba?" diye düşünceler içindeyken, kendini köyün merkezinde ki ağaçtan yapılma ayı baykuş karışımı heykelin önünde buldu. Altair heykele bakıp bakıp "tövbe tövbe" diyordu. Bunu gören köyden biri "Dua mı ediyorsun Altair?" dedi. Altair şaşkın şaşkın adama bakarak "Dua derken?" Dedi. Adam parmağıyla heykeli göstererek: "Yüce Tanrı Bayi'ye işte" dedi. Altair yüzünde hiçbir ifade takınamadan parmağıyla "Bu mu tanrı?" dedi. Adam gururlu bir yüzle "Evet" dedi. Altair gülmemek için tüm çene kaslarını sıkıyordu. Bir süre dayansa da, sonunda kahkayı patlatmıştı. "Bunun neresi tanrı la? Ne tanrısı? Ayının baykuşa tecavüzü tanrısı mı? [hahaha] Bildiğim ağaçtan yontulmuş heykel işte. Kim kazıkladı la sizi. Kaç para verdiğiniz bu yontmaya." dedi. Adamın, yüzü kireç gibi olmuş Altair'e bakıyordu. Altair'in aşağılamalarına daha fazla dayanamayarak, köyün kapısına doğru koşmaya ve bağırmaya başladı. "Eğitmen Mildor! Eğitmen Mildor!" Altair, adamın koşuşuna daha da fazla güldükten sonra heykele bakarak "Yalnız heykeli kim yapmışsa yetenekliymiş. Satsak kaça gider acaba?" diye düşünürken bir ses duydu. "Altair!!!" Altair sesin sahibini çok iyi tanıyordu. Çünkü ne zaman karşılaşsalar dayak yiyordu. Altair sesin geldiği yöne baktığında, her zaman ona dayak atan amcası ve az önce dalga geçtiği adam Altair'e doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Altair direk amcasının geldiği yönün tersinde koşmaya başladı ve söylendi."Bunun benle ne derdi var? Beni her gördüğünde dövmek istiyor." Altair koşmaktan dalağı şişene kadar koşmuştu. Çünkü vücudunun başka bir dayağı kaldıracağını düşünmüyordu. Arkasına baktığımda kendisini takip eden olmadığını görünce bir ağaca yaslanıp sakinleşmeye çalıştı. Sakinleşince kafasında büyük bir soru vardı. "Ben neredeyim acaba?" Altair etrafına bakındığında her yer ağaçtı ve hava kararmak üzereydi. "Muhtemelen ormanın derinliklerindeyim. Köy kapısından çıkmasam iyiydi ama gözü dönmüş amcamdan kurtulmanın tek yolu buydu. Şimdi nasıl geri döneceğim acaba? Bu dünyada kutup yıldızı yok mu acaba?" diye söylendi. "En iyisi ilerlemek belki tanıdık bir yer ya da bir patika bulurum." dedi. Geldiği yön, olduğunu düşündüğü yöne doğru ilerlemeye başladı. İlerledikçe garip bir kükreme sesine benzettiği bir ses duymaya başladı. Havada iyiden iyiye kararmıştı. Artık kendine geceyi geçirecek güvenli bir yer bulması gerekiyordu. Ses düzenli aralıklarda çıkması Altair'in dikkatini çekmişti. Sesin geldiği yöne iyice yaklaştığında sesin bir mağaradan geldiğini gördü. Bir çalının içine gizlenerek "Mağaranın içinde ne var acaba? Bayağı merak ettim. Bir ejderha olabilir mi ki? Var mıdır acaba öyle şeyler bu dünyada. Girmek pek akılıca değil. Eğer yanlışlıkla canavarın dikkatini çekersem, ölmem kesin gibi bir şey. O yüzden beklemek daha mantıklı." diye düşündü. Bir iki saat beklemenin ardından hava zifiri karanlığa dönmüştü. Altair "Anlaşılan geceyi burada geçireceğim. Zaten burası ormanda en güvenli yerlerden biri gibi duruyor. İçeriden çıkan sesten dolayı buraya hiçbir hayvan yaklaşmak istemez." dedi ve sessizce uykuya daldı. Altair uyandığında hava aydınlıktı.Gece belli olmayan bazı şeyler gördü. Bunlardan en korkutucu olanı mağaranın önünün tamamen kemiklerle dolu olmasıydı. Altair gece merağına yenilip mağaraya girmediğine çok sevindi. Altair tam saklandığı çalıdan ağır ağır sürünerek geri giderken canavar mağaradan çıktı. Altair çıkan canavarı gördüğünde nutku tutuldu. "Bu da ne böyle! Kaç metre acaba bu yılan?! Çüş! Beni tek lokmada yutar bu. Kalınlığı bir metreden fazla olduğunu düşünürsek on - onbeş metre var gibi" dedi. Altair dikkatini ses çıkarmamaya odaklayarak yavaşça sürünmeye ve mağaradan uzaklaşmaya başladı. Yaklaşık on dakika süründükten sonra koşmaya başladı. Koşarken köye giden patikayı buldu ve patika boyunca köyün etrafını çeviren tahtadan kazıkları görene kadar da durmadı. Köye geldiğinde bile az önce gördüğü yılanın etkisinden kurtulamamıştı. Dalgın dalgın bir taşa oturmuş yılanı düşünürken karnının gurultusuyla kendine geldi ve "Eve gidip yemek yesem iyi olacak" dedi. Eve geldiğinde Emris tahta bir sandalyede uyuya kaldığını gördü. "Uyandırayımda odasında yatsın. Şimdi her tarafı tutulur bunun." dedi. Emris'i uyandırdığında Emris karşısında Altair'i görünce gözyaşlarına hakim olamadı ve sımsıkı sarıldı. "Beni çok endişelendirdin. Lütfen bir daha köyden tek başına çıkma. Dışarısı çok tehlikeli" dedi. Altair geçmiş hayatında böyle sıcak hissettirecek şeylere hasretti. Emris'in bu hareketi, ona bu hasreti hatırlattı. Yeniden birinin kendisini sevdiğini ve endişelendiği görmesi onu mutlu etti. "Bir dahaki seferde haber veririm abla." dedi. Emris göz yaşlarını sildikten sonra "Amcam ve bazı köylüler tüm gece ormanda seni aradı. Git amcama geldiğini söyle. O da senin için çok endişelendi." dedi. Altair dudak altından " Ecelime susamadım." dedi. Tam bu esnada Altair'in karnı bir kez daha guruldadı. Emris tebessüm ederek "Birileri aç galiba" dedi. Altair masaya oturdu. Ablası Emris'in yemek hazırlamasını bekledi. Ablası önüne lapa gibi pirince benzer bir şey koyunca, "Bu ne? Lapa olmuş bu. Yemek yapmakta pek iyi değilsin galiba. Neyse ki açım." dedi. Altair, yemeğini yerken ablasını şaşkın şaşkın ona bakıyordu. Ablasının bakışlarını görünce "Ne oldu? Yüzümde bir şey mi var?" dedi. Ablası bu lafın üstüne daha da şaşırarak "Hayır eskiden sessiz sakin bir çocuktun. Şimdi ise biraz..." dedi. Altair somurtarak "biraz ne?" dedi. Emris ise kısık ve çekingen sesle "yaramaz..." dedi . Altair arsız ve umarsız bir şekilde sandalyeye yaslandı ve "Eee... Çocuk dediğin yaramaz olmalı." dedi. Emris şaşkın şaşkın Altair'e bakarken, Altair oralı olmadan "Neyse eline sağlık abla. Sofrayı da kuran kaldırsın. Ben dışardayım. " dedi. Altair köyde gezerken köy merkezinde bir grup kalabalık olduğunu gördü. Yavaş adımlarla, sallana sallana ve ıslık çalarak kalabalığın olduğu yere doğru yürümeye başladı. Kalabalığın olduğu yere geldiğinde ufak olmasının avantajını kullanarak kalabalığı yarıp önlere geçti. Karşısında orta büyüklükte bir at arabası ve arabanın önünde birini gördü. At arabasının üstünde tabela gibi bir şeyler yazıyordu. Merakla adamın konuşmalarına kulak kabarttı. " Ey! Ormanın derinliklerinde yaşayan İlha köyü halkı, bu elimde gördüğünüz yatkınlık iksiri. Bu iksiri içenler antlaşmalı canavarlarıyla daha yakın bağ kurabiliyorlar. Hepimiz çocuğumuzun bir eğitmen olmasını isteriz. Bu iksir ile artık mümkün ve sizin gibi doğa adamlarına özel fiyatla.Sadece ama sadece 50 bakır." dedi. Adam bu sözleri söyleyince kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Altair ise gözlerini kısarak "Bu adam ne diyor bilmiyorum ama bakışları dolandırıcı gibi duruyor." dedi. Kalabalıktan bir kaç kişinin sesi yükselerek, "Hey!ben iki tane istiyorum." "Bende bir tane" "Bende" Altair adamı incelerken "Dediğine göre önemli bir iksir. Madem bu kadar önemli niye buralara kadar gelsin ki? Gider şehirlerde filan satar. Şüpheli! Fazla Şüpheli" dedi. Adam bu elinde ki tüm şişeleri kısa sürede tüketmişti. Altair gözünü bile kırpmadan adamı izliyordu. Adam mutluluktan kocaman bir sırıtmayla "Elimde ki tüm iksirler bitti. Bu akşam tekrar yaparım" dedi ve karavanına girdi. Altair at arabasının önüne oturarak beklemeye başladı. Hava kararmış adam hala arabanın içindeydi. Saat gecenin ilerleyen saatlerine gelince adam, arabanın kapısını son derece ses çıkarmadan açmaya özen göstererek arabadan çıktı. Suratında tüm iksirleri sattığı sırıtış duruyordu. Sessiz adımlarla ilerlerken kendine doğru bakan bir çift göz gördü. Adam korkudan havaya zıpladı. Sonra kendine bakan bir çift gözün bir çocuğa ait olduğunu görünce rahatladı. "Velet ne işin var burada?!" dedi. Altair duygusuz bir suratla "Seni izliyorum." dedi. Adam şaşkına dönmüş " Beni mi?" Dedi. Altair bunun üstüne kafasını sallayarak "Evet seni" dedi. Adam bu lafların üstüne sırıtan suratının yerini gergin bir surat aldı. Altair adamın elinde ki kahverengi çantaya baktıktan sonra "Asıl sen gecenin bu saatinde nereye gidiyorsun?" Dedi. Adam böyle bir soruyu bir çocuktan beklemediği için bocalamıştı. "Imm... Tuvalet! Tuvaletimi yapmaya gidiyorum" dedi. Altair duygusuz ifadesini bozmadan parmağıyla, adamın sol elinde tuttuğu, kahverengi çantayı işaret ederek "Çantanla mı?" Dedi. Adam elindeki çantaya baktıktan sonra "..." sessizce durmuş ne diyeceğini bilmiyordu. Altair ciddi bir sesle "Merak etme.Kimse çalmaz altınlarını burada. Şimdi koy onları arabaya öyle çık." dedi. Adam affallamış bir şekilde arabaya tekrar girdi. Çantasını bırakıp çıktı. Adam tuvaleti yapmaya giderken bir gözüde Altair'daydı. Adam geri geldiğinde Altair hâlâ arabanın önünde çimlere uzanmış bekliyordu. Adam somurtarak "Hey çocuk! Evine git hadi. Geceleri çocuklar yataklarında olur." dedi. Altair duymamazlıktan gelerek hiç ses etmeden beklemeye devam etti. Bir kaç saat sonra: Adam sinirli bir şekilde arabanın içinde dönüyordu. "Aptal velet nereden çıktıysa! Kaç saat oldu hala gitmedi." dedi. Bir süre sonra adam tekrar gizlice Altair gitti mi diye baktığında Altair'ın çimlerde uyuya kaldığını gördü. "Sonunda!" dedikten sonra kahverengi çantasını alarak sessizce arabadan çıktı. Köyün az ilerisinde akan dere yatağına gitti. Adam dere yatağına geldiğinde önce etrafı gözleriyle süzdü. Kimsenin civarda olmadığına emin olunca da, kahverengi çantasını açarak içinden boş şişeler çıkardı. Boş şişelerin içini tamamen dereden akan suyla doldurma başladı. Yüzünde tekrardan tüm şişeleri sattığı o anki sırıtma oluştu. Adam bir sesle irkildi ve elindeki şişeyi dereye düşürdü. "Hey! Bu cahil köylüleri dolandırmaya utanmıyor musun?" Adam büyük bir korku ve patikle sesin geldiği yeri bulmaya çalışıyordu. "Yukarıdayım. Ağacın üstünde." Adam yukarı ağacın üstüne baktığında uyuduğunu sandığı çocuğun şimdi yanındaki ağacın üstünde olduğunu gördü. Adam endişeli sesiyle "Senin ne işin var burada? Beni mi takip ettin?" Dedi. Altair umursamaz bir sesle "Evet" dedi. Adam, hızlıca düşünerek "Bunlar benim yol için içme suyum. İftira atma! Seni küçük velet" dedi. Altair dalga geçer gibi kafasını sallayarak "Tabi tabi. Eminim öyledir. Bakalım amcam buna inanacak mı?" dedi. Adam yaşça büyük birinin bunu öğrenmesinden son derece korkarak "Sakın, kimseye söyleme seni küçük bücür! Yoksa... Yoksa seni öldürürüm" diyerek Altair'i korkuyla bastırmak istemişti. Altair ellerini yana açarak "Bak şu an çığlık atarsam, buraya kaç kişi gelir biliyor musun?" dedi. Adam boncuk boncuk terler dökerek ve eliyle dur işareti yaparak " Sakın öyle bir şey yapma." dedi. Altair gülümseyerek "Sonunda anlaşma kısmına geçtik." dedi. Adam afallamış bir halde "Anlaşma?" dedi. Altair sırıtarak "Evet, anlaşma." dedi. Adam hafif korku içinde, hafif rahatlımış şekilde " Ne anlaşması?" dedi. Altair sırıtmasını büyüterek "Şimdi bugün kazandığın ve yarın kazanacağın paranın yarısını istiyorum." dedi. Adam bunu duyar duymaz kaşlarını çattı ve "Hayır! Bir çocukla anlaşmamı yaparım sanıyorsun." dedi. Altair bunun üstüne sesini biraz yükselterek, kısık bir bağırma tonunda "Emin misin?" dedi. Adam, Altair'in ses tonundan dolayı panikledi. Çünkü her an biri duyabilirdi ve onu köyde linç edebilirlerdi. Eliyle sus işareti yaparak "yüzde yirmisi" dedi. Altair umarsız yüz ifadesini tekrar takınarak "elli yoksa bağırırım." dedi. Bağırırım derken sesini yükseltmesi adamın daha da panik olmasına sebep oldu. Adam çaresiz bir yüz ifadesiyle "Peki tamam." dedi. Altair gülerek "Yarın sabah görüşürüz o zaman ortak." dedi ve ağaçtan aşağı atladı. Tam gidecekken geri dönüp "Bir şey daha var." dedi. Adam sinirden kıpkırmızı olmuş suratıyla "Daha ne istiyorsun?!" dedi. Altair sırıtarak "Sakin ol ortak. Bana okuma-yazma öğretmeni istiyorum." dedi. Adam affallamış bir şekilde Altair'e bakarak sadece tamam dermiş gibi kafa salladı. Altair köye doğru yürürken "Sağ ol ortak."dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD