ECE'NİN HALLERİ

927 Words
Ertesi sabah alarm çaldığında gözlerimi açmak istemedim. Yorgundum. Fiziksel değil sadece… kafamın içi de doluydu. Bir süre tavana bakarak yattım. Dün geceyi düşünüyordum istemsizce. Ece’nin sessiz yürüyüşünü. Sokak lambalarının altında yüzünün aldığı o sakin hali… Garip olan şuydu: İşe ilk başladığım zamanlarda ondan uzak durmaya çalışıyordum. Şimdi ise onu düşünmeden duramıyordum. Kendime sinirlenerek yataktan kalktım. “Saçmalama Hasan,” dedim aynadaki yansımama. “Alt tarafı aynı yerde çalıştığın kız.” Ama insan bazı cümlelere kendisi bile inanmıyor. — AVM’ye vardığımda sabah kalabalığı yeni yeni oluşuyordu. Temizlik görevlileri yerleri siliyor, mağazalar kepenk açıyordu. O saatlerde AVM’nin ayrı bir hali oluyordu. Sessiz ama yapay bir sessizlik. Personel girişinden geçip soyunma odasına girdim. Dolapların metal sesi koridorda yankılanıyordu. Tam montumu çıkarırken yan tarafta Ece’yi gördüm. Saçlarını aceleyle topluyordu. Beni fark edince kısa süre durdu. Eskiden olsa ya hiçbir şey demezdi ya da soğuk bir laf sıkıştırırdı. Bu sefer sadece: “Günaydın,” dedi. Ses tonu düz ama yumuşaktı. Ben birkaç saniye afalladım. “Günaydın.” Sonra ikimiz de aynı anda başka tarafa baktık. Garip bir sessizlik oldu. İnsan bazen en küçük değişiklikleri bile hissediyordu. — Sabah işi başlayınca her şey normal akışına döndü. Müşteriler, ürünler, kasa sırası, depodan gelen bağırışlar… Ama gün içinde sürekli Ece’nin bakışlarını üzerimde yakalamaya başladım. Bazen reyonun diğer ucundan bana bakıyordu. Ben göz göze gelince hemen başka yere dönüyordu. İlk başta tesadüf sandım. Sonra olmadığını anladım. Öğlene doğru depodan koli taşırken yanıma geldi. “Elindeki ürünlerden iki tane eksik,” dedi. Eskiden olsa bunu söylerken mutlaka sinir bozucu bir ton kullanırdı. Şimdi normal konuşuyordu. “Depoda vardır herhalde,” dedim. “Baktım yok.” “Tamam ben kontrol ederim.” Başını hafif salladı. Gitmeden önce kısa süre duraksadı sanki bir şey söyleyecekmiş gibi. Sonra vazgeçip yürüdü. Ben arkasından bakarken istemsizce gülümsediğimi fark ettim. — Molada kahve almak için aşağı indim. Makinenin önünde sıra vardı. Telefonla uğraşırken biri bardağı tezgâha bıraktı. Kafamı kaldırınca Ece’yi gördüm. “Senin kahve.” Şaşırdım. “Ben daha almadım.” “Fark ettim.” Birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra ben bardağı aldım. “Sağ ol.” Omuz silkti. “Abartma.” Ama kulaklarının hafif kızardığını gördüm. İlginç olan şey şuydu: Eskiden birbirimize katlanamıyorduk. Şimdi ise aramızdaki sessizlik bile farklı hissettiriyordu. Sanki yavaş yavaş birbirimize alışıyorduk. O gün öğleden sonra mağaza biraz sakinleşmişti. Sabahki yoğunluk dağılmış, çalışanların üstündeki yorgunluk ortaya çıkmaya başlamıştı. Herkes daha yavaş hareket ediyordu. Ben depodan çıkıp reyondaki eksikleri tamamlıyordum. Tam raftaki ürünleri dizerken biri omzuma hafifçe vurdu. “Hasan.” Arkamı dönünce Ece’nin yakın arkadaşı Melis’i gördüm. Melis mağazadaki çoğu erkek çalışanın dönüp baktığı kızlardan biriydi. Açık kumral saçları vardı. Yüzü fazla makyajsız bile dikkat çekiyordu. Güldüğü zaman gözleri küçülüyordu. Ece’ye göre daha sıcak biriydi. Elindeki ürünü bana uzattı. “Bunu nereye koyuyorduk ya?” “Orası değil,” dedim gülerek. “Sen her gün aynı şeyi soruyorsun.” “Bilerek soruyorum belki.” “Niye?” “Sesini duymak hoşuma gidiyor olabilir.” Abartılı şekilde kaş kaldırınca güldü. “Tam bir boş yapansın,” dedim. “Elimden geleni yapıyorum.” Ürünü elimden çekmeye çalışırken kısa süreli itiştik. Sonunda yanlışlıkla kutu yine yere düştü. Melis kahkaha attı. “Bak yine senin yüzünden.” “Benim yüzümden mi?” “Kesinlikle.” Ben de gülerken gözüm istemsizce karşı reyondaki Ece’ye kaydı. Bize bakıyordu. Yüzündeki ifade anında değişti. Melis bir şey daha anlatırken Ece sert adımlarla yanımıza geldi. “Elinizdeki işi bitirdiniz mi siz?” dedi düz ama sert sesle. Melis gülümsemeyi bıraktı. “Bitiriyoruz işte.” “Mağaza çocuk parkı değil çünkü.” Ben kaşımı kaldırdım. “Ne oldu şimdi?” Ece direkt bana döndü. “Senin sürekli muhabbet etme huyun başladı son zamanlarda.” Ses tonu eski günlerdeki gibiydi. Keskin. Batıcı. Ben de hafif gerildim. “İşim aksıyor mu?” “Henüz değil.” “E o zaman?” “Boşver.” Kutuyu elimden çekip sert hareketle rafa koydu. Sonra dönüp yürüdü. Melis arkasından bakıp sessizce: “Birinin sinirleri bozuk,” dedi. Ben bir şey demedim. Ama içimde garip bir his oluşmuştu. Çünkü Ece’nin bakışı… sinirden biraz fazlası gibiydi. — Akşam mağaza kapanırken herkes yorgun görünüyordu. Ben personel çıkışına doğru yürürken Melis yanıma geldi. “Eve mi gidiyorsun?” “Başka nereye gideyim?” “Ben de çıkıyorum.” Birlikte yürümeye başladık. Sonra hafifçe koluma vurdu. “Bu arada.” “Noldu?” “Ece meselesi için.” Kaşımı çattım. “Hangi mesele?” “Dünkü olay.” Anladım. “Abartılacak bir şey değil.” “Yine de yardımcı oldun.” Omuz silktim. “İçimden geldi.” Melis birkaç saniye bana baktı. “O zaman ödül olarak sana bir şey ısmarlayayım.” “Ödül mü?” “Kahve olur. Yemek olur. Artık.” Hafif güldüm. “Rüşvet gibi oldu.” “Biraz.” Tam cevap verecekken ileride Ece’yi gördüm. Tek başına yürüyordu. Bizim tarafa baktı. Bakışı kısa sürdü ama yüzü anında soğudu. Sonra hiçbir şey demeden önüne dönüp yürümeye devam etti. İçimde anlamsız bir huzursuzluk oluştu. Melis bunu fark etmiş gibi sırıttı. “Ne oldu?” “Bir şey yok.” Ama vardı. Çünkü Ece’nin yüzündeki ifadeyi ilk defa çözebildiğimi hissetmiştim. Ve bu his garip şekilde hoşuma gitmişti. — AVM’nin önüne geldiğimizde yollar ayrılıyordu. Melis telefonunu çıkarıp: “Ee? Kahve işi?” Tam cevap verecekken arkada ayak sesi duydum. Ece yanımızdan geçti. Bize bakmadı bile. Sadece kısa ve soğuk bir sesle: “İyi akşamlar,” dedi. Ben de aynı soğuklukla: “İyi akşamlar.” Durmadı. Arkasını dönmeden yürümeye devam etti. Melis hafifçe bana baktı. “Kesin bir şey var sizde.” “Yok.” “Yersen.” Ben cevap vermedim. Çünkü içimde oluşan şeyi ben de tam tarif edemiyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD