Hakkı’yla sevgilisi sigara içmek için dışarı çıktığında masada yalnız kalmıştık.
Karşımdaki kız birkaç saniye boyunca bana baktı. Gözlerinde hafif oyunbaz bir ifade vardı.
“Senin derdin ne?” dedi sonunda.
“Nasıl yani?”
“Bütün akşam buradasın ama aklın başka yerde gibi.”
Cevap vermedim.
Kız hafifçe gülümsedi.
“Sevgilin falan mı var?”
“Yok.”
“Eski sevgili?”
“Yok.”
“E o zaman niye böyle davranıyorsun?”
Omuz silktim.
Aslında cevap basitti ama söyleyemiyordum. Çünkü ben de anlamıyordum.
Kız sandalyesini bana biraz daha yaklaştırdı.
“Numaranı versene.”
İstemeden yüzüne baktım.
Gerçekten güzeldi. Uzun kirpikleri vardı. Konuşurken dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluşuyordu. Üstelik ilgili olduğu da belliydi.
Eskiden olsa böyle bir fırsatı kaçırmazdım.
Ama şimdi içimde hiçbir şey ilerlemek istemiyordu.
“Sanırım gerek yok,” dedim.
Kızın kaşı hafif kalktı.
“Neden?”
“Bilmem.”
“Ben kötü biri gibi mi görünüyorum?”
“Hayır.”
“O zaman?”
Bardağımdan bir yudum aldım.
“Tekrar görüşeceğimizi düşünmüyorum sadece.”
Kız birkaç saniye sustu. Sonra hafifçe gülüp başını salladı.
“Garip adamsın.”
Belki de haklıydı.
Çünkü karşımda güzel bir kadın oturuyordu ama aklım başka birine takılıp kalmıştı.
Ve o kişi bana çoğu zaman tahammül bile edemiyordu.
—
Gece eve döndüğümde üzerimi değiştirmeden yatağa uzandım.
Odanın karanlığında tavana bakarken kafamın içi karmakarışıktı. Ece’nin o çocukla yürüyüşü gözümün önüne gelip duruyordu.
Bir insanı bu kadar kısa sürede bu kadar düşünmek sinir bozucuydu.
Telefon titreşince düşüncelerim bölündü.
Ekranda gördüğüm isimle kısa süre duraksadım.
Cansu.
Açtım.
“Alo?”
Sesi yumuşaktı.
“Rahatsız etmedim ya?”
“Yok.”
“Yarın vaktin var mı?”
“Neden?”
“Son taksiti vereceğim. İlk konuştuğumuz kafede buluşalım istedim.”
Kısa süre sustum.
“Tamam.”
Telefon kapandıktan sonra bir süre elimde öylece kaldı.
Sonra istemsizce geçmişi düşünmeye başladım.
—
Cansu’yla tanıştığım dönem bambaşka bir kafadaydım.
Hakkı’yla sürekli gece hayatına akıyorduk. İçki, kadınlar, boş sohbetler… Sabah olunca hiçbir anlamı kalmayan geceler.
Cansu’yu ilk gördüğümde dikkatimi çeken şey genç görünmeye çalışmamasıydı.
Olgun bir kadındı.
Uzun boyluydu. Gövdesi dolgun ama düzgündü. Yürürken bile kadınlığını hissettiren bir havası vardı. Kalın dudakları, ağır bakışları, belirgin göğüsleri…
Bir erkek onun yanındayken gözlerini kaçırmakta zorlanırdı.
Ben de zorlanmıştım.
Başta sadece fiziksel çekimdi.
Ama sonra onu kafamda büyütmeye başlamıştım.
Bir gün gündüz vakti buluşmuştuk. Şehir merkezindeki sakin kafelerden birinde.
O gün makyajı daha hafifti. İlk defa gece ışıkları olmadan görmüştüm onu.
Yorgun görünüyordu.
Yeni taşınacaklarını söylemişti. Ev için eksik kalan para yüzünden sıkışmıştı.
Bunu anlatırken ağlamıyordu. Hatta gururunu korumaya çalışıyordu belli ki. Ama sesindeki yorgunluk hissediliyordu.
Ben de hiç düşünmeden yardım etmeyi teklif etmiştim.
Senet yapmıştık.
Ama dürüst olmak gerekirse tamamen iyilik olsun diye değildi.
O dönem içimde başka şeyler vardı.
Borcu ödeyemezse bana daha çok yaklaşacağını düşünüyordum. Belki bir gün tamamen bana teslim olacağını…
Bunu şimdi düşününce kendimden hoşlanmıyordum.
Ama gerçek buydu.
—
Ertesi gün kafeye gittiğimde Cansu benden önce gelmişti.
Krem rengi dar bir kazak giymişti. Saçlarını açık bırakmıştı. Oturduğu yerde bile dikkat çekiyordu.
Beni görünce gülümsedi.
“Hoş geldin.”
Karşısına oturdum.
Çantasından bir zarf çıkarıp masaya koydu.
“Hepsi tamam.”
Parayı kontrol ettim. Eksiksizdi.
Cansu derin nefes verdi.
“İçimde yük gibiydi bu.”
“Önemli değil.”
“Benim için önemliydi.”
Konuşurken gözlerine baktım.
Eskiden onu gördüğüm anda içimde oluşan o yoğun arzuyu tekrar hissetmeye çalıştım.
Gözüm istemsizce bedenine kaydı. Kazağın altında belirginleşen göğüsleri, geniş kalçaları, uzun bacakları…
Bir zamanlar beni deli eden şeylerdi bunlar.
Ama şimdi…
Hiçbir şey hissetmiyordum.
Bu durum beni şaşırttı.
Cansu kahvesinden bir yudum aldıktan sonra bana baktı.
“Bir şeyi hâlâ yapabiliriz biliyorsun.”
Kaşımı kaldırdım.
“Neyi?”
Dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.
“O zamanlar istediğin şeyi.”
Ne demek istediğini anlamıştım.
Sessiz kaldım.
Kadın biraz daha eğildi.
“İstersen otele geçeriz.”
Bir anlığına geçmişteki halim gözümün önüne geldi.
Eskiden bu teklif için neler düşünürdüm kim bilir. Belki dünyaları verirdim.
Ama şimdi içimde garip bir soğukluk vardı.
Hatta hafif bir tiksinti.
Kendimden.
O dönemki düşüncelerimden.
Başımı yavaşça salladım.
“İstemiyorum.”
Cansu birkaç saniye gerçekten şaşkın baktı.
“Ciddi misin?”
“Evet.”
Kadın kısa bir kahkaha attı ama şaşkınlığı geçmemişti.
“Bu yaştan sonra ilk defa reddediliyorum galiba.”
Bir şey demedim.
“Otel ücretini bile ben veririm,” dedi yarı şakayla.
Gözlerimi masaya indirdim.
“Mesele bu değil.”
“O zaman ne?”
Derin nefes aldım.
“Sana o parayı verirken düşündüğüm kadar iyi biri değildim.”
Kadın sessizce dinledi.
“Borcu ödeyemezsen sana sahip olmayı düşünüyordum,” dedim.
“Aklımda kötü şeyler vardı.”
Cansu’nun yüzünde ne öfke vardı ne şaşkınlık.
Sadece sakin bir ifade oluştu.
“Erkeklerin çoğu öyle düşünür Hasan,” dedi sessizce.
“Yine de bilmeni istedim.”
Kadın başını hafif eğdi.
“En azından dürüstsün.”
Bir süre daha oturduk.
Sonra birlikte ayağa kalktık.
Vedalaşırken Cansu bana yaklaşıp dudağıma doğru eğildi.
Ben refleksle yanağımı çevirdim.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra geri çekildi.
Ben sadece:
“Kendine dikkat et,” dedim.
Ve yürümeye başladım.
İlginç olan şuydu:
Bir zamanlar uğruna kafayı taktığım kadın arkamda kalıyordu.
Ama aklım hâlâ başka birindeydi.
Hem de bana çoğu zaman soğuk davranan birinde.