Melis'e ulaşamaz olduğum günlerdi.Sanırım borcunu ödemişti. Hakkı pisliği ise pavyonlara dadanmıştı.Sözkonusu mekan ,Hakkı'nın hoşbeş olduğu orta yaşlı bir adamın garsonluk yaptığı küçük bir yerdi. Başka türlüsü olsa zaten varını yoğunu bir günde orada bırakırdı. Pavyondan, kendine aşık etmeyi başardığını söylediği; konsomatris kızı eve getirip götürmeye başladığında, beni de kandırıp bir gece pavyonun kapısına sürüklemeyi başardı. Hoparlörden bas bas bağıran içli içli şarkılar arasında boş bir masaya kurulduk. Arkadaşın yavuklusu kalabalık masalardan birinden başını uzattı. İçkisini bitirdikten sonra Hakkı'nın yanına oturdu. Hakkı ile sarmaş dolaş oldukları sırada bizim de önümüze biralarımız ve soyulmuş havuç ve küçük çerez tabağından oluşan mezelerimiz geldi. Bana elini uzattığında isminin Naz olduğunu söyledi. Hakkı da benim ismimi söyleyip saflığımdan, sessizliğimden söz etti.Minyon tipli, zayıf, esmer, yüzü hafif çirkinceydi. Yaşı aşağı yukarı bizimki ile denkti. Müzik seslerinin bastırdığı konuşmalarında, yanana birbirlerine bir şeyler mırıldanıyorlardı. Sıcak, samimi öpüşmelerle konuşmalarını bölüyorlar;öpüp koklaşıyorlardı. O sırada tek başıma kalmış olmama biraz hayıflandım ki;Hakkı kızlardan birini beğenip yanıma oturtabileceğimi söyledi. Yeni tanıştığım bir bayanla samimi olamayacağım için, kimin yanımda oturacağı fark etmezdi aslında! Yine de orta yaşlı bayanların arasında, taptaze kalabilmiş, hüzünlü ve soğuk bakışlarla etrafı süzen bir güzeli işaret ettim. Yanıma geldiğinde biraz mesafeli davrandı ve sandalyesini benden biraz öteye çekti. Bırak yanıma yaklaşıp elini omzuma atmayı;benimle konuşmuyordu bile. Ben de ısmarladığım içkiye rağmen, ona karşı anlayışlı bir tavır takındım. Hakkı kıza doğru sinirli sinirli bakışlar fırlatmaya başladı.Sesine yansıyan öfkesiyle;
-Çocuk sana içki ısmarladı; yanına yaklaşıp konuşmayacak mısın? dedi.
Kız:
- Ben müşteriyle samimi olmuyorum; benim prensiplerime aykırı! dedi.
Hakkı'nın öfkeli yüzüyle karşı karşıya geldim. Naz'ın da bu durumdan rahatsız olduğu yüzüne yansıyordu.
- Sorun yok, dedim. Bardağını bitirdikten sonra kalkabilir. Hakkı:
- Şimdi kalksın bence, içkisini başka yerde içsin!
Kız ise hiç oralı olmadan masadan kalkıp gitti. Hesabı ödemeye geldiğimizde karşılaştığımız tutardan memnun kaldık. Herhangi bir eğlence kulübünde kat kat fazlasını ödemeye mahkum edilebilirdik. Bu kenarda köşede kalmış bar, pavyon yada her neyse; arada gelip-kadın şart olmasa da- birer ikişer bardak içip eğlenebileceğimizi düşündüm. Hakkı omzuma yapışıp yarın yine gelmeyi teklif etti.Ben devamlı böyle yerlere gelmekle, pek iyi alışkanlıklara sahip olamayacağımızdan söz ettim. O ise:
- Yarın da gelelim, belki sana da birini buluruz. Ondan sonra da birkaç hafta buralara uğramayız. Hem benim kız kendini pek iyi hissetmiyormuş bu gece. Eli boş dönüyorum eve. Yarın beni geçen sefer götürdüğü, mekanın alt katındaki soyunma kabinine götürmeye söz verdi.
-Peki. dedim.Ama çok fazla abartmak yok!
Ertesi akşam mekana geldiğimizde, yine arkalarda kalmış dört kişilik küçük masamızı bulduk. Naz hemen Hakkr'nın yanına damladı ve öpüşmeler koklaşmalar başladı. Ben başımı çevirip etrafı seyreder gibi yapıyordum o sırada.Birden gözüm sapsarı, ay gibi ışıl ışıl parlayan, iri yapılı, hafif tombul, topuklu ayakkabılarının zarafetiyle ve dekoltesinden beliren iri göğüsleriyle orta yaşlı; zamanın yüzünde bıraktığı tatlı kırışıklıklarla çevrili bir kadına takıldı.Gözlerimiz bir an birbirleriyle buluştu. Sanki gözler olacakları önceden biliyordu! Çevresindeki kadınlar topluluğunun arasında sadece onu görebiliyordum. Kimdi bu kadın? Nereden gelmişti? Yüzündeki kırışıklıklar hangi esrarlı günlerin eseriydi?Bu kadın sanki kadınlara karşı duyduğum tüm çelişkileri üzerinde taşıyordu. Kadınlara sadece yatmak için mi yaklaşılmalı yoksa bağrına basıp kutsal bir varlık gibi tapınmak için mi?Yaydığı ışıltılar "beni gizli bir hazine gibi yüreğinin derinliklerinde sakla" dese de; iri cüssesiyle, kadınlığını haykıran devasa memeleriyle, kocaman etli kalçalarıyla "beni sabaha kadar yataktan çıkarma" diyordu.Etli dudaklarımı, tecrübe akan yüz çizgilerimi şefkatle öp; ışıl ışıl parlayan gözlerimi örten göz kapaklarımı, doğal biraz aşağı sarkan narin burnumun ucunu en ince ayrıntısına kadar keşfet diyordu.Garson masamıza geldiğinde dalgınlığımı bozarak içtenlikle elini uzattı. Sıcak samimi selamlaşmalarla halimizi hatırımızı sordu.İsteklerimizi bildirdik. Hakkı da Naz'ın sıcak dudaklarının lezzetine ara vererek isteklerini bildirdi ve bana yöneldi.
-Seç bakalım; yeni kızlar da var. Hangisini istersin?Naz:
- Söyle hadi! Çekinme, ne şirin bir çocuk ya! Nasıl evleneceksin sen böyle?
Ben ise hemen hemen kırk yaşlarında olan bu kadının yanıma gelmesini nasıl karşılayacaklarını düşünüyordum.Elimle göz diktiğim kadını göstererek;
-Onu istiyorum. dedim.
-Aa! Cansu ablayı mı? dedi Hakkı'nın kollarında şaşkınlıkla sırıtan Naz.
-Evet dedim. Adı her neyse.
- Peki. dedi. Çağırıyorum.
Cansu'nun yanına gidip kulağına bireyler fısıldadığında gözlerimiz uzaktan tekrar birleşti...