DOKUZUNCU BÖLÜM

3989 Words
Poyraz, konağa sabaha karşı zor gelebilmişti. Nazlı'nın elini uzatsa ulaşacak kadar yakınındaydı. Ama sadece uzaktan bakabilmişti. Yanına bile gidememiş, sevdiğini  söyleyememişti. İki aydır sadece uzaktan seyredebiliyordu gül yüzlüsünü. Sevdasını sadece kendi içinde yalnız yaşıyordu. Atı yerine bağlayıp konakta ki odasına gitti. Poyraz gibi sevdiğine hasret yaşayan eniştesinin duygularını çok iyi anlıyordu. Poyraz, iki ay bile dayanamamıştı Nazlısının hasretine. Eniştesi nasıl dayanmıştı onca yıl? Yorgunluktan bitkin halde gidip yatağına uzandı. Nazlı'nın hayaliyle derin bir uykuya daldı. Pars, cipin içinde yayla evini izlemeye devam ediyordu. Poyraz'ın oraya geldiğini görmüştü. Kendi kendine gülmüştü Poyraz'ı uzaktan izlerken. Arkadaşı kör kütük âşık olmuştu. Ünlü çapkın Poyraz Karadağlı. Çıktığı bir kızla en fazla birkaç gün zaman geçiren. Hiç bir kızın gözünün yaşına bile bakmayan Poyraz Karadağlı, bir kızın kapısında bekliyordu  Pars, Poyraz'ın düştüğü duruma düşmek istemiyordu. Poyraz, aşkından ne yapacağını şaşırmış saçmalamaya başlamıştı artık. Şehirde eğlence kızlar onları beklerken Pars, dağ başında jipin içinde pinekliyordu. Nazlı, sabah kalkıp hemen dışarı çıktı. Dün gece gördüklerinin gerçek olup olmadığını öğrenmesi gerekiyordu. Hemen atı ve üzerinde ki adamı gördüğü yere gitti. Yerde izler var mı diye baktı. Tam onları gördüğü yerde nal izleri vardı. Gördüğü adam hayal değildi. Atla bir adam gelmiş ve gece yarısı Nazlı'yı izlemişti. Kimdi bu adam, gece gece ne arıyordu buralarda? Annesini ve dedesini korkutmak istemiyordu kız. Şimdilik bir şey söylememeye karar verdi. Hemen eve geri döndü. Annesi kalkmış mutfakta hazırlık yapıyordu. Nazlı'nın kapıdan gittiğini görünce, "Sabah sabah nereye gittin kızım?" dedi. "Kara kızıma bakmaya gittim anne. Sen ne yapıyorsun bakalım?" dedi yanağından öperek. Bazlama yapıyorum kızlarıma. Kahvaltı için" "Zahmet etme annem. Kendini neden yoruyorsun sabah sabah" "Bir şey olmaz. Ben daha yaşlı falan değilim yorulmam kızım" "Değilsin sultanım. Tabi ki yaşlı değilsin. Fıstık gibisin hala" "Deli kız o nasıl lafmış öyle" "Öyle işte anne. Sen aynaya bakmıyorsun galiba. Var mı senden güzeli anneciğim?" Kızlar işlerini bitirip hemen evden çıktılar. Önce Yiğit Karan'ın konağına gideceklerdi. Yiğit,  şehirdeki işlerini halletmek için iki hafta önce konaktan ayrılmıştı. Dün gece dönmüş ve sabah Nazlı'yı aramıştı. Hasatla ve diğer işler hakkında görüşmek istediğini söylemişti. Nazlı, o konağa yalnız gitmek istemiyordu. Yiğit, belki iyi bir insan olabilir di ama Nazlı'ya olan ilgisi kızın hoşuna gitmiyordu. Nazlı ve Ece, kamyoneti konağın önüne durdurup kapıya yöneldiler. Onlar daha kapıya yaklaşmadan kapı hemen açıldı. Yiğit, avluda ki büyük ağacın altında hazırlanan sedirde oturuyordu. Kapıdan giren kızları görünce ayağa kalktı. Nazlı'nın yalnız gelmediğini görünce bozulsa da belli etmedi. Nazlı, artık daha da mesafeli davranıyordu. Ne yaptıysa kızın kalbine girmeyi başaramamıştı. Pes etmeyi düşünmüyordu adam. Şimdilik biraz geri durması daha iyi olacaktı. İşler hakkında yaklaşık iki saat konuştuktan sonra konu Barlas Hanoğlu'na geldi. Nazlı Barlas Hanoğlu'nun iş teklifini kabul ettiklerini söyledi. Yiğit, bu duruma çok şaşırmıştı. Poyraz, kızları neden önce Barlas Hanoğluna göndermemişti acaba? Sonuçta Barlas,  onun eniştesiydi. İstese daha önce orada çalışmalarını sağlayabilirdi. Poyraz, Nazlı, için sadece bir arkadaş demişti. Ama Yiğit, daha fazlası olduğunu düşünüyordu. Ayrıca eniştesinin konağına geldiği zaman bir kaç gün zor kalan Poyraz, iki aydır buralardaydı. Ayrıca kızlara kendisinden söz etmemesini de söylemişti. Neler oluyordu acaba? Nazlı ve Poyraz, gerçekten sadece okuldan mı arkadaştı? Yoksa daha fazlası mı vardı?  Yiğit'in bunu öğrenmesi gerekiyordu. Eğer Poyraz, Nazlı'ya kafayı taktıysa Yiğit'in hiç bir şansı yoktu zaten. O psikopat ne yapar yapar kızı alırdı. Bu arada annesi sabah  saatlerinde Poyraz'ı aramıştı. Yarın yurt dışından döneceklerini, döndükleri zaman Poyraz'la önemli bir konu hakkında konuşması gerektiğini söylemişti. Poyraz'ın annesiyle konuşmak için hemen şehre gitmesi gerekiyordu. Nalan, Barlas Hanoğlu'nun çiftliğine gelmeyeceğini söylemişti. Çünkü kardeşinin ona yaptıklarını biliyordu. Ve Barlas'ın yüzüne bakmaya utanıyordu. Poyraz, buradan ayrılmayı hiç istemiyordu. Onun yokluğunda Nazlı'nın başına bir şey geleceğinden korkuyordu. Teyzesi her an dönebilir ve Nazlı'yı Barlas'ın yanında görebilirdi. Nazlı'nın eniştesinin yanında çalışmaya başlaması hiç iyi olmamıştı. Poyraz, artık iyice korkmaya başlıyordu. Eniştesi ve Nazlı'nın annesi hakkında gerçekleri öğrenmeye çalışırken Nazlı, zarar görebilirdi. Bir taraftan da annesi neler anlatacak çok merak ediyordu. Poyraz, zaman kaybetmeden. Eniştesiyle konuşarak konaktan ayrıldı. Hemen gidip annesinin neler anlatacağını öğrenmeliydi. Nazlı ve Ece, Yiğit Karan'ın konağından çıktıktan sonra diğer işleriyle ilgilenmeye başladılar. Bugün üç ayrı arazi taraması yapacaklardı. İşleri gün boyu sürecekti. Nazlı, dün akşam gördüğü adamın kim olduğunu çok merak ediyordu. Bu yüzden işlerine tam olarak konsantre olamıyordu. Yine de sorunsuz bir şekilde günü tamamladılar. Onlar evlerine giderken. Poyraz, çok tan şehre gelmişti. Sabah ise havaalanında anne ve babasının uçağını bekliyordu. Annesinin söyleyecekleri belki de her şeye  açıklık getirebilirdi. Yarım saat bekledikten sonra annesi ve babası uçaktan indi. Güvenlik koridorundan geçtikten sonra Nalan, koşup oğluna sarıldı. Sonra da babası geldi yanlarına. Valizlerini de aldıktan sonra. Hep birlikte evlerine gittiler. Poyraz, meraktan yerinde duramıyordu. Annesi ne anlatacaktı? Konuşmak istediği şey neydi? Öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Annesi bir süre dinlendikten sonra Poyraz'ın yanına geldi. Poyraz'ın oturduğu koltuğa oturdu ve konuşmaya başladı. "Oğlum biliyorum. Ne konuşmak istediğimi merak ediyorsun. Ben bunu sana daha önce anlatmak istiyordum ama teyzen beni hep engelledi. Ben yurt dışında olduğum zamanlarda çok düşündüm. Seninle ve babanla konuştuktan sonra. Bize yaptıklarına dayanamadım. Nazan la konuşmak için evine gittim. Beni kocama karşı zehirlerken bir taraftan da sana zarar veriyordu. Yaptıklarının hesabını sormak istedim. Poyraz,  oğlum Nazan, resmen çıldırmış. Çok korkuyorum. Eğer bildiklerini anlatırsan ne kocana ne oğluna acımam dedi. Bundan sonra sende benim düşmanımsın dedi. Bakışları bile farklıydı oğlum. Nazan, kesinlikle delirmiş. Oğluna söyle Irmak'ın kızını korumaya çalışmasın. Onu benden koruyamaz. Hem o kızı hem de onu öldürürüm dedi. Oğlum lütfen teyzenin öfkesini üzerine çekme. O kızdan uzak dur. Ben seni kaybetmek istemiyorum. Bırak o kıza ne yaparsa yapsın. Sen o kızdan da Barlas'tan da  uzak dur." "Anne sen ne diyorsun ya? Nasıl söylersin bunu, ne demek o kıza ne yaparsa yapsın? Sen kendinde misin? Bir insana zarar verecek kardeşin. Sen nasıl bana ondan uzak dur dersin. Üstelik o kız benim âşık olduğum kızken" "Ne! Ne diyorsun oğlum sen? Ne demek âşık olduğum kız. O kızdan uzak durman gerekirken. Bir de ona âşık mı oldun sen?  Sakın yapma bunu. Teyzen ikinize de acımaz" "Neden anne? Teyzem o kızdan ne istiyor? Bana annesinin eniştemin peşinde olduğunu. Onları ayırmaya çalıştığını söylemişti. Bu koca bir yalan değil mi? Nazlı'nın annesi hiç de öyle bir kadın değil" "Sen o kızın annesiyle tanıştın mı Poyraz? Tehlikeli sularsa yüzüyorsun. Lütfen onlardan uzak dur oğlum." "Bana gerçeği anlat anne. Sen gerçeği biliyorsun. O kadın gerçekten eniştemle teyzemi ayırmaya mı çalıştı?" "Oğlum lütfen bana bir şey sorma. Sadece beni dinle ve onlardan uzak dur" "Bak anne ben Nazlıyı seviyorum. Ölümüne hem de. Sen söylesen de söylemesen de gerçeği öğreneceğim. Bu yolda ölsem bile bu değişmeyecek. Sana son kez soruyorum. Teyzem Nazlı'nın annesinden ne istiyor" "Poyraz lütfen" "Anne" "Tamam, tamam oğlum. Madem istiyorsun anlatacağım. Madem sen o kıza âşıksın. Madem vazgeçmeyeceksin. Bende sana yardım etmek için elimden geleni yapacağım. Bak oğlum yirmi iki yıl kadar önce teyzen öfkeden delirmiş halde babamın yanına gelmiş. Ona kocasının onu aldattığını söylemiş. Bütün bunlara sebep sensin demiş babama. Nazan teyzen aslında başka birini seviyordu oğlum. Ama o adam onunla evlenmek istemedi. Babam da Barlas'ın babasıyla anlaşıp onları evlendirdiler. Nazan, hep babamı ve Barlas'ı suçladı. O gün babam Nazan'a çok kızmış ve o adamla yaptığı telefon konuşmasını dinletmiş. Nazan, o zaman gerçekleri anlamış. Enişten den boşanmaya dünden razı olan kadın artık Barlas'ı sahiplenmeye karar vermiş nedense? Barlas gibi hem zengin hem de güç sahibi adamdan ayrılmak istemedi. Ben geçeği sonradan öğrendim oğlum. O kadının adı Irmak'mış. Eniştenin teyzeni aldattığı kadının adı yani. Teyzen o kadını konakta eniştenin odasında görmüş. Ona bağırıp hakaretler etmiş. Kocamdan uzak dur. Yoksa seni rezil ederim demiş. O kadın o günden sonra oradan ayrılmış. Tabi teyzen peşine adam takmış. Kadın dedesinin yanına gitmiş. Aslında Barlas'tan o kadar da uzak değilmiş ama Barlas, onu bir türlü bulamadı. Çünkü Irmak'ın dedesini kimse tanımıyormuş. O yüzden Barlas, onları bulamadı. Yine bir gün teyzen benim yanıma geldi. Öfkeden delirmek üzereydi. Bağırdı çağırdı. Ortalığı darma duman etti. Irmak'ın hamile olduğunu söyledi. Ben bunu neden bu kadar büyüttüğünü bilmiyordum tabi. Ama sinirle her şeyi itiraf etti. Enişten aslında kısır falan değilmiş oğlum. Her şey teyzenin planıymış" "Sen ne diyorsun anne? Bu gerçek olamaz. O kadar doktorlara gitmedi mi eniştem?" "Hepsini satın almışlar. Babam da ona yardım etmiş. Bazısını parayla bazısını tehditle susturmuşlar. Onlara sahte rapor düzenletmişler. Yani Barlas, kusurun kendisinde olduğunu sanıyordu. Ama sorun teyzendeymiş. Başka bir adamla birlikte olup çocuk aldırmış.  O zaman yapılan yanlış tedavi sonucunda artık çocuğu olmuyormuş. Bu yüzden Irmak'ın hamile olmasına delirdi. Barlas'a kendi veremediği çocuğu Irmağın vermesi teyzeni çileden çıkardı. O kadını ve çocuğunu yıllarca takip ettirdi. Ben o kızı takip etme görevini sana verdiğini bilmiyordum" "O kız değil anne. Onun bir adı var. Nazlı'nın babası Barlas Hanoğlu yani." "O kadın başka bir adamlar da birlikte olmadıysa.." "Olmadı anne. İnan bana Nazlı'nın annesi hayatımda görüp görebileceğin en mükemmel kadın. Sana Nazlı'ya nasıl hamile kaldığını anlatayım. Teyzemin söylediği gibi eniştemle yasak aşk falan yaşamadı." "Yaşamadı mı, o zaman nasıl?" "Barlas Hanoğlu, Nazlı'nın annesine tecavüz etmiş." "Ne diyorsun oğlum sen? Bu gerçek olamaz. Barlas, böyle şeyler yapacak adam değil. Hayatta inanmam" "Teyzemle kavga ettiği bir gün çok içmiş. Arabasıyla yolda Nazlı'nın annesine çarpmış. Kadın annesine ilaç bulmak için çıkmış evden. Üstelik o zaman konuşamıyormuş da. Ona çarptığı için hastaneye götürmek istemiş. Arabasına alıp hastaneye götürmüş. Dönüşte neyse anne anlatmama gerek yok. Sen tahmin edersin gerisini. Anlayacağın Nazlı'nın annesinin hiç bir suçu yok. En büyük suçlu teyzem. Sonra da Barlas Hanoğlu. Onlar Nazlı'nın ve annesinin hayatını mahvettiler. Onlar yüzünden kadın dağ başında büyüttü kızını. Şimdi de onları öldürmek istiyor. Ben buna izin vermem anne. Senin kardeşin Barlas Hanoğlu'nun parasını gücünü istiyor. Onun için kızını bulmasını istemiyor. O kendi mutlu olamadığı için kimsenin mutlu olmasını istemiyor. Eniştem Irmak anneyi gerçekten seviyor. Bir gün onu bulacak. Bende yardım edeceğim. Ben onların yerini biliyorum anne. Ama önce teyzemden nasıl koruyacağız onları. Onu düşünmemiz lazım. Eniştem boşanmak istiyor ama teyzem yanaşmıyor muş. Bu kadından nasıl kurtulacağız anne?" "Bilmiyorum oğlum. Duyduklarıma çok şaşırdım. Barlas, nasıl böyle bir şey yapabilir? Nasıl bir kızın hayatını böyle karartabilir" "Teyzemin hiç mi suçu yok anne? O kadını kasabadan tehditle göndermeseydi. Belki eniştem ona kendini affettirecekti. Belki mutlu bir aile olacaklardı. Ben geçmiş hakkında yorum yapmak istemiyorum. Geçmiş geçti. Keşke böyle olmasaydı ama olan oldu. Ben bundan sonrasına bakarım. Nazlı, için yapamayacağım şey yok. Nazan, aklı varsa Nazlı’dan uzak durur." "Ben her zaman senin yanındayım oğlum. Teyzene karşı elimden ne gelirse yardım edeceğim. Duyduğum bir şey olursa seni ararım. Sende kendine çok dikkat et oğlum." "Merak etme anne. Ben yarın sabah tekrar gideceğim. Şimdilik Hanoğlu konağındayım. Ama hemen oradan ayrılmam lazım. Teyzem her an dönebilir." "Tamam oğlum. Sana son bir şey söyleyeceğim Teyzeni sakın hafife alma. Onun arkası çok güçlü. Babamın bütün adamları onun bir sözüne bakıyor." Poyraz, annesiyle konuştuktan sonra artık iyice emin olmuştu. Nazlı, Barlas Hanoğlu'nun kızıydı. Ve hayatı tehlikedeydi. Nazlı ve Ece, o gün işleri olmadığı için ev temizliğine giriştiler. Annesi ve dedesi hayvanlarla ilgilenirken iki kız evin her yerini silip süpürdüler. Dedesi Nazlı'nın isteğiyle hayvanların çoğunu elden çıkarmıştı. Sadece bir kaç tane hayvan kalmıştı. Nazlı, dedesi ve annesinin fazla yorulmasını istemiyordu. Kasabaya geri dönmelerini istemişti ama dedesi ve annesi buna yanaşmamıştı. Bu yayla evi onların yuvası olmuştu. Yirmi iki yıldır burada yaşıyorlardı. İnsanlarla iletişimleri azdı ama yok da değildi. Irmak, başkalarının tarlarında çok çalışmıştı. Onun için buradan ayrıldığı günler çok olmuştu. Ama yine de burada yaşamayı çok seviyordu. Nazlı da burayı çok seviyordu. Onun için şehirde kalmak hiç istememişti. Temizlik işi bittikten sonra yemeği de hazırladılar. Sonra da dinlenmek için bahçeye çıktılar. Büyük meyve ağacının altına örtü serip oturdular. O sırada Nazlı'nın telefonu çaldı. Nazlı, telefonu cebinden çıkarıp baktığında arayanın Barlas Hanoğlu, olduğunu gördü. "Alo buyrun Barlas amca" dedi. Barlas, "Nazlı, müsaitsen konağa gelebilir misin? Seninle konuşmak istiyorum" "Sizin arazilerle yarın ilgilenmeyi düşünüyorduk. Önemli bir şey olmadı değil mi?" "Ben sana bir şey soracaktım. Eğer sıkıntı olacaksa başka zamanda sorabilirim." "Hayır, sorun olmaz. Hemen geliyoruz." "Şey Nazlı. Mümkünse yalnız gelir misin kızım?" "Tamam olur. Yalnız gelirim" Nazlı, telefonu kapattıktan sonra. Ece'ye Barlas Hanoğlu'nun onunla konuşmak istediğini söyledi. "Valla canım isabet. Bende çok yorulmuştum zaten. Sen git gel hadi. Akşama geç kalma. Annen merak eder." "Tamam canım geç kalmam" diyerek kamyonete atlayıp yola çıktı. Bir buçuk saatlik  bir yolculuktan sonra Hanoğlu konağına geldi. Arabadan inip hemen konağın kapısını çaldı. Barlas, Hanoğlu'nun adamının açtığı büyük kapıdan konağa girdi. Barlas, Nazlı'yı kapıda karşıladı. "Hoş geldin Nazlı kızım" dedi. "Hoş buldum Barlas amca. Nasılsınız? Bir sıkıntı yok değil mi?" "Yok Nazlı. Ben sana bir değil bir kaç şey söylemek istiyorum. Gel önce oturalım karşılıklı birer kahve içelim." "Siz koskoca konakta yalnız mı yaşıyorsunuz?" "Ben aslında burada pek kalmam Nazlı. İşlerim dolayısıyla sürekli seyahat ederim. Burada annem ve babam yaşıyor. Ve gördüğün gibi pek çok çalışan var. Babam felç geçirdiği için sürekli yatalak. Ben onlar için sık sık buraya geliyorum. Ayrıca Nazan'da genellikle burada kalır." "Nazan kim" "Nazan benim eşim" "Nazan Hanım, sizinle iş gezisine gelmiyor mu?" "Bizim evliliğimiz normal bir evlilik sayılmaz Nazlı. Neyse bırakalım şimdi sıkıcı konuları. Esas konumuza gelelim. Ben sana ve Ece'ye bir  arazi jipi vereceğim." "Hayır, Barlas amca. Kabul edemeyiz. Bizim o jipi ödeyecek paramız yok henüz. Hak etmediğimiz bir şeyi kabul edemeyiz." "Sizin işinizi kolaylaştırmak istiyorum Nazlı. Ne var bunda. Kamyonetiniz çok eski. Sakın yanlış anlama küçümsüyorum falan zannetme lütfen. Yolda falan kalırsınız. Sorun yaşarsınız. Kabul et işte. Hem benim arazilerde de çalışacaksınız. Zorlanmanızı istemiyorum" "Tamam o zaman kabul ediyorum. Ama sadece çalıştığımız zamanlarda kullanacağız" "Hah şöyle aferin benim kızıma" Nazlı ve Barlas hem konuşup hem kahvelerini içtiler. Barlas, Nazlı'nın sohbetini çok sevmişti. Sürekli sorular soruyor ve onun anlattıklarını hayranlıkla dinliyordu. Nazlı, konuşurken Barlas'ın aklına Poyraz'la konuştukları geldi. Nazlı'nın ailesini merak etti bir anda. "Nazlı, eminim baban seninle gurur duyuyordur. Senin gibi kızı olan hangi baba gurur duymaz ki" "Benim babam falan yok Barlas amca." "Yok mu, öldü mü yoksa?" "Benim için öldü. Bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum. Annem ve dedem bana yetiyor. Bir babaya ihtiyaç duymadım hiç" "Annen.." Barlas,  bir şey söyleyemeden, "Ben geldim" diyerek Nazan girdi kapıdan. Nazlı'yı görür görmezde gülünmeyen yüzü öfkeyle karardı.Nazan, "Ben geldim" diyerek içeri girdi. İçeri girdiğinde önce Barlas'a baktı gülümseyerek. Sonra da Barlas'ın yanındaki kıza.  Nazlı'yı gördüğün de ise. Bir anda gülen yüzü nefretle karardı. Hayatını mahvedecek tek şey şuan karşısındaydı. O kadının kızı. Barlas'ın varisi. "Bu kız burada ne arıyor Barlas" dedi öfkeyle. Barlas, Nazan'ın tavrına bir anlam veremedi. Oda hemen ayağa kalktı. Sonra da Nazan'ın yanına yaklaşıp, "Kendine gel Nazan. Nazlı, benim misafirim. Buraya da iş konuşmak için geldi. Kendisi ziraat mühendisi. Hanoğlu arazileriyle bundan sonra Nazlı ve arkadaşı ilgilenecek" dedi. "Bula bula bu kızı mı buldun? Daha tecrübeli adam yok muydu? Hanoğlu, arazileriyle  bu mu ilgilenecek?" "Sen ne zamandan beri benim işlerimle ilgileniyorsun Nazan? Ya da ne zamandan beri ben sana hesap veriyorum? Ben kimi işe alıp kimi almayacağıma kendim karar veririm. Şimdi bizi yalnız bırak. Daha konuşacaklarımız bitmedi" Nazan, Barlas'ın tavrı karşısında deliye dönse de söyleyecek bir şey bulamadı. Öfkeyle yumruklarını sıkarak odasına gitti. Bu aptal kız hangi ara buraya gelmişti? Şehirde değil miydi bu kız? "Ah aptal kafam. Poyraz, serserisinden sonra bu kızın peşine adam takmayı unuttum" Nazan, yıllardır bu kızı Barlas'tan uzak tutmaya çalışıyordu. Nasıl olupta buraya gelebilmişti? Nazan, kızın şehirde kalacağını zannediyordu.  Yine yanılmıştı. Şimdi de her şey aleyhine dönmeye başlamıştı. Poyraz, serserisi bırakmıştı önce Nazan'ı. Sonra da aptal annesi. Sorunların ardı arkası kesilmiyordu. Yakında Irmak, denilen kadında ortaya çıkar tam olurdu o zaman. "Buradan gitmem hata oldu. Benim yokluğumda işler kontrolümden çıkmaya başlamış." Nazan, kendi kendine konuşarak odasında volta atıyordu. Yıllardır bugünlerin gelmesinden korkuyordu. Sonunda korktuğu başına gelmeye başlamıştı. Yine de asla pes etmeyi düşünmüyordu. Nasılsa bir yolunu bulup bu kızdan kurtulacaktı. Nazlı, ise Barlas'ın karısının tepkisine çok şaşırmıştı. Böyle bir tepki beklemediği için hazırlıksız yakalanmış konuşamamıştı bile. "Şey Barlas amca. Eşiniz bizimle çalışmanızı istemiyor galiba. İsterseniz başka birini bulabilirsiniz. Benim için sorun olmaz inanın. Bir tatsızlık çıksın istemiyorum" dedi. "Benim işlerim Nazan'ı ilgilendirmez. Sen onu kafana takma Nazlı. Siz sadece işinize odaklanın. Adamlarım size vereceğim jipi getirmiştir. Evine giderken onunla git. Kamyonetini ben adamlarımla gönderirim. Sen kendine çok dikkat et tamam mı? Bir sorunun olduğu zaman bana söylemekten çekinme lütfen" "Çok teşekkür ederim. Ben gideyim artık. Eve geç kalmak istemiyorum. Yarın gün boyu sizin arazilerle ilgileneceğiz. Yarın boşum kızım. Bende sizinle gelebilirim." "Tamam, o zaman yarın görüşürüz" "Görüşürüz Nazlı. Unutma kendine çok dikkat edeceksin." "Tamam, merak etmeyin. Dikkat ederim" Nazlı, vakit kaybetmeden konaktan çıktı. Kapının önünde dev gibi bir jip onu bekliyordu. Kız gözlerini jipten alamadı. Kocaman siyah bir arazi arabasıydı. "Acaba kaç paradır" diye düşündü. Onu kullanırken çok dikkatli olmalıydı. Arabaya bir zarar gelmesini istemiyordu. Önce jipin etrafını dolandı. Sonra da kapısını açıp bindi. Kontak arabanın üzerindeydi. Hemen çalıştırıp evine doğru yola çıktı. Eve geldiğinde ilk Ece gördü  Nazlı'yı. Merakla jipin yanına koştu. İçinden Nazlı'nın indiğini görünce ağzı bir karış açık kaldı. Nazlı, Ece'nin bu halini görüp gülümsedi. "Kapat ağzını sinek girecek Ece" dedi. "Kızım bu ne böyle. Hazine falan buldun da benim mi haberim yok? Bu jip harika olağanüstü hatta mükemmel" "Evet canım hazine buldum. Şimdi karşında altın ve mücevher zengini bir Nazlı, var" "Gerçekten mi kız, nerden buldun?" "Ah benim şaşkın arkadaşım. Bazen gerçekten salak olabiliyor sun" "Küserim ama ha" "Küsme küsme kıyamam sana. Barlas amca verdi bu arabayı. Eski kamyonetle yolda falan kalırsınız dedi. Bununla işlerinizi daha kolay halledersiniz dedi. Ben de kabul etmek zorunda kaldım. Çünkü çok ısrar etti." "Ne kadar düşünceli bir adam değil mi Nazlı?" Kızlar konuşurken içerden Irmak, geldi. Nazlı'nın jipten inişini pencereden görmüştü" "Bu ne kızım" diye sordu. "Şey anne Barlas amca çalışırken kolaylık olsun diye verdi. Valla bak, ben kabul etmek istemedim. Çok ısrar etti. Hem sadece çalışırken kullanacağız onu. O kamyonetle zorlanıyorduk anne kabul et bunu. Arıza çıkarıp duruyordu." "Barlas amcan çok cömertmiş. Neyse hadi  gelin artık, yemekler soğuyacak" Nazlı ve Ece, koşarak içeri girdi. Irmak, arabaya baktı uzun uzun. "Belki Barlas'ın eli de değmiştir diyerek dokundu ona. Sonra kapısını açıp içine baktı. Ve burnuna gelen koku Barlas'ın kokusuydu. Konağa temizliğe gittiği gün. Onun odasında da aynı kokuyu almıştı. Bir iki nefes derin derin içine çekti. "Barlas Hanoğlu. Kalbimdeki kara leke. Hem sevdiğim hem nefret ettiğim ulaşılmaz sevdam. Seninle sonumuz ne olacak? Sen den bu kadar yıl kaçtım. Ama yine de olmadı. Bir şekilde kader yolumuzu sana çıkardı. Kızımı ne kadar uzak tutmaya çalışsam da. O sana daha çok yaklaşıyor. Kızımı karından nasıl koruyacaksın? Nazlı'nın senin kızın olduğunu öğrendiğinde inanacak mısın? Ne olacak Barlas? Bundan sonra ne olacak? Hayat bize nasıl bir oyun oynayacak?" Irmak, kendi kendine konuştuğunun farkına varıp hemen sustu. Sonra da içeri girdi. Poyraz, annesiyle konuştuktan sonra kafeteryasına gitti. Kaya ve diğer adamlarıyla işle ilgili toplantılar yaptı. İki kafeterya da işler yolundaydı. Şehirde içlerini hızlı bir şekilde bitiren Poyraz, arabasına atlayıp tekrar Nazlı'sının yanına doğru gaza bastı. Saatler ay gibi geçiyordu Nazlı’dan uzak da.  Nazlı, onu görmek istemese de, Poyraz onu uzaktan olsa da görmeye razıydı şimdilik. Saatler sonra Hanoğlu konağına geldi. Arabasını biraz uzağa park ediyordu her zaman. Tam konağa yaklaştığı sırada teyzesini gördü. Nazan, lüks arabasından inip konağa girdi. Nazan, geldiğine göre Poyraz'ın konakta kalma ihtimali ortadan kalkmıştı. Bir süre daha orada bekledikten sonra tam gitmeye karar vermişti ki konağın önüne Barlas Hanoğlu'nun jipi yanaştı. Eniştesi bu arabayı arazileri gezerken kullanırdı. Acaba bir yere mi gidecekti? Biraz bekleyip eniştesiyle konuşsa iyi olacaktı. Bir kaç dakika sonra konak tan Nazlı, çıktı. Poyraz, Nazlıyı görünce beyninden vurulmuşa döndü. Nazlı, burada ne arıyordu? İş için gelmiş olmalıydı. Hem de yalnız. Ne yapmaya çalışıyordu bu kız? Nazlı, önce jipin etrafını dolandı. Sonra da jipe atlayıp oradan uzaklaştı. Poyraz, Nazlı'yı burada görünce çıldırmıştı. Teyzesi kesin görmüştü onu. Bu kız başını derde sokmaya bayılıyordu. "Şimdi ne olacak? Nazan kesin çıldırmıştır. Ah Nazlı'm. Ah gül yüzlüm. Sırası mıydı şimdi buraya gelmenin? Ben seni korumaya çalıştıkça sen eceline eceline gidiyorsun." dedi. Sonra da Pars'ı arayıp gözünü dört açmasını söyledi. Poyraz'ın konak çevresinde dolanması tehlikeliydi artık. Nazan, ne planlar kuruyor öğrenebilseydi ona göre tedbirini alırdı. Poyraz, oradan ayrılıp  kasabada küçük bir pansiyona yerleşti. Lüks yerlerde görünmek istemiyordu. Nazan'ın tanıdıkları onu görebilirlerdi. Çünkü Poyraz'ı oralarda tanıyorlardı. Nazan Hanoğlu'nun yeğeni olduğunu biliyorlardı. Nazlı, gece rüyasında yine Poyraz'ı görmüştü. Poyraz'ı eli kolu bağlı, yüzünü kanlar içinde görmüştü. Nazlı, onu kurtarmaya çalışmıştı ama bir türlü kurtaramamıştı. Sabah uyandığında yastığı terden sırılsıklamdı. Bu rüyalar bir şeyin habercisi miydi acaba? Poyraz'a bir şey mi olmuştu yoksa? Telefonunda Poyraz'ın numarası hala duruyordu. Arasa mıydı acaba? "Saçmalama kızım" dedi kendi kendine. Ama onu çok merak ediyordu kız. Bu rüyalar hayra alamet değildi. Nazlı, daha fazla dayanamadı ve Poyraz'ı aradı. Telefon bir süre çaldı ama açan olmadı. Tam kapatacağı sırada. "Gül yüzlüm" diyen Poyraz'ın sesini duydu. "Sen beni arar mıydın Nazlı'm? Artık beni tamamen unuttuğunu düşünecektim" "Ben şey sadece iyi misin diye aradım. Gece seni rüyamda gördüm. Çok kötüydü. Merak ettim sadece. Yanlış bir şey gelmesin aklına" "Gelmez Nazlı. Merak etme. Benden nasıl nefret ettiğini biliyorum. Yine de merak edip aramana çok sevindim" "İyi öyleyse. Madem iyisin hoşça kal" "Hoşça kal gül yüzlüm. Kendine dikkat et" Poyraz telefonu kapattıktan sonra yüzündeki gülümsemeyle kalktı yataktan. Nazlı, sevecekti Poyraz'ı. Belki de seviyordu bile. Yoksa neden arasın değil mi? Poyraz, çok mutluydu şuan. Gül yüzlüsünün sesini duymuştu. Poyraz'ı merak etmişti. Yıllarca kimse onu merak edip halini sormamıştı. Ama Nazlı'sı kalbinin sahibi aramıştı onu. Nazlı, ise kendi kendine kızmakla meşguldü." Aptal Nazlı. Aptalsın işte. Neden arıyorsun onu sanki? Sana neler yaptı o aptal. Sen iyice şaşırdın artık. Durduğun yerde dur be kızım. Dur artık" dedi kendi kendine. Olan olmuştu artık. Aramıştı bir kere. Hemen yatağından kalkıp duş alsa iyi olacaktı. Zira rüyanın etkisiyle çok terlemişti. Hemen kalkıp banyo sobasını yaktı. Yayla evi lüksten biraz uzaktı. Duş almak için banyo sobasını yakması gerekiyordu. Erken olduğu için güneş enerjisi henüz ısınmamıştı. Sobayı yaktı ve on beş dakika sonra suyu hazırdı. Çok sıcak suyla yıkanmayı sevmiyordu kız. Birazcık ılık olsa yeterliydi Nazlı, için. Nazlı, hızlı bir şekilde duşunu alıp çıktığında annesi bir şey sormak için Nazlı'yı arıyordu. Nazlı,  annesinin sesini duyup, havluyu vücuduna dolayıp banyonun kapısını açmıştı. O sırada kapıda bekleyen Irmak, kızının göğsünde ki yarayı gördü. "Nazlı o ne!!?" dedi bağırarak. Irmak'ın sesine Ece, geldi koşarak. "Ne oldu Irmak Teyze, neden bağırdın?" dedi telaşla. Irmak, Ece'ye cevap bile vermeden hemen Nazlı'nın kolundan tutup odasına götürdü. Ece'de merakla onları takip etti. Irmak, odanın kapısını kapatıp. Bakışlarını kızlara çevirdi. "Bana sakın yalan söyleyip oyalamaya çalışmayın. Şimdi tek seferde soruyorum. Ve doğru cevabı istiyorum. Göğsündeki yara nasıl oldu. Dur önce yakından bakayım" diyerek. Nazlı'nın havluyla saklamaya çalıştığı yarayı açtı. P harfi bu Nazlı. Bunu kim yaptı sana. Dövme falan diye kandırmaya çalışmayın. Köylü olabilirim ama aptal değilim. Dövmenin nasıl olduğunu biliyorum. " Nazlı ve Ece, birbirlerine baktılar. İkisi de hiç bir şey söyleyemiyordu. Irmak,  iyice sinirlenmeye başlamıştı. "Nazlı sana son kez soruyorum. Eğer bana gerçeği anlatmaz san bir daha sana hiç bir şekilde güvenmem. Bunu sana birisi bıçakla yapmış. Kim yaptı kızım. Senin canını kim yaktı söyle bana" Nazlı, annesinin söylediklerine daha fazla dayanamadı. Ağlayarak sarıldı kadına. "Anlatacağım anne. Ne olur üzülme anlatacağım." "Peki madem. Önce üzerini giy seni odada bekliyorum. Merak etme deden yok. Bir arkadaşı hastalanmış oraya gitti. Çabuk giyin ikinizi de bekliyorum" dedi Ece'ye bakarak. Annesi çıktıktan sonra hızla üzerini giyinen Nazlı: "Ne yapacağız Ece. Anneme nasıl anlatacağım ben bunu?" "Başka çaren yok Nazlı. Anlatacaksın. Annen sana çok güveniyor. Güvenini sarsma. Olan oldu bir kere. Yapacak bir şey yok. Anlat gitsin işte. Sonsuza kadar  saklayamazsın o yarayı. Mutlaka görecekti" İki kız daha fazla beklemeden Irmağın  yanına geldiler. Irmak, ayakta dikilen kızlara bakarak, "Oturun kızım. Ayakta mı konuşacaksınız?" dedi. Nazlı ve Ece, geçip koltuğa oturdular. "Evet Nazlı. Seni dinliyorum kızım." "Anne şey" "Nazlı'm. Sadece doğruyu istiyorum" "Tamam anneciğim. Sana gerçeği anlatacağım." "Nazlı, ta başından başlayarak bütün olup biteni anlattı. Irmak, duydukları  karşısında çılgına dönmüştü. "Sen bu kadar şey yaşadın ve benim haberim olmadı. Neden kızım? Neden bana bir şey söylemiyorsun ha? Sen bunları yaşarken Ben burada seni iyi sanarak kendimi avutuyormuşum. Bunu senden beklemezdim. Her zaman sana güvendim ben. Kızım benden bir şey saklamaz dedim. Ama sen benim neyse O Poyraz mıdır nedir. İnşallah bir gün karşıma çıkar. Ona sana yaptıklarını ödeteceğim bak görürsün." "Tamam annem. Üzme artık kendini. Geçti gitti artık. Bak acımıyor bile. Sana söylemediğim için de özür dilerim. Bir daha olmayacak. Ne olur affet annem" Irmağın, gönlünü almaya çalışan Nazlı ve Ece, geç saate kadar evden çıkamadılar. Bugün Barlas Hanoğlu, arazileriyle ilgileneceklerdi oysa.  Daha fazla zaman kaybetmeden hemen jipe atlayarak yolla çıktılar. Araziye yaklaştıkları sırada önleri üç tane araba tarafından kesildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD