Kızlar sabah yaşadıkları olaydan sonra. Biraz geçte olsa, Barlas Hanoğlu'nun arazilerini incelemek için yola çıktılar.
Bu zamanlar bütün araziler de hasat zamanıydı.
Nazlı, arazilerin toprak yapısını incelemek istiyordu.
Toprağın kalitesine göre alınan verimin az veya yeterli olup olmadığını araştıracaktı.
Sabah ki yaşananlar yüzünden ikisi de biraz düşünceliydi.
Annesinin üzülmesine Nazlı' da çok üzülmüştü.
Olanları annesini üzmek istemediği için söylememişti oysaki.
Yolculuk sessiz sedasız bir şekilde devam ediyordu.
Ne Ece, ne de Nazlı’nın ağzını bıçak açmıyordu.
Barlas'ın arazileri yayla evine oldukça uzaktı.
Kamyonetle olsa iki saatte zor varırlardı.
Ama altlarında ki jip, onları uçuruyordu resmen.
Hanoğlu, arazilerine yaklaştıkları sırada Nazlı, önüne aniden çıkan arabayla durmak zorunda kaldı.
Sonra arkadan iki tane daha araba gelip kızların arabasının arkasında durdu.
Bir anda araçları üç tane araba arasında sıkışıp kaldı.
Kızlar ne olduğunun anlayamadan.
Arabadan inen adamlar hızla arabanın kapısına yöneldiler.
Nazlı, hemen arabanın kapılarını kilitledi.
Kapıyı açmaya çalışan adamlar. Arabanın kapısı açılmayınca silahlarını çıkardılar. Arabanın lastiklerine ve arka camlara ateş etmeye başladılar. Kırılan camdan uzanıp arabanın kapısını açtılar.
Nazlı ve Ece'yi sürükleyerek arabadan dışarı çıkardılar.
Kızlar çığlık çığlığa bağırıyorlardı ama seslerini duyacak hiç kimse yoktu etrafta.
İçlerinden bir tanesi "Nazlı, hanginiz" dedi.
Ne Nazlı'dan ne de Ece'den bir cevap alamadı.
Sonra silahını onlara doğrulttu.
"Bakın size son kez soruyorum. Nazlı hanginiz?"
Ece'ye bir zarar geleceğinden korkan Nazlı,
"Benim benim lütfen bize zarar vermeyin.
Benim adım Nazlı. Ne istiyorsunuz benden?
Biz kimseye bir şey yapmadık" dedi ağlayarak.
Ece, korkudan titriyor konuşamıyordu bile.
Adamın işaretiyle iki tane adam geldi ve Nazlı'nın kollarından tutarak sürüklemeye başladılar.
Nazlı'nın "Bırakın beni. Ne istiyorsunuz benden?" diye bağırmasına aldırmadan arkadaki arabaya bindirdiler.
Sonra da adamın işaretiyle diğerleri de arabalarına binip oradan uzaklaşmaya başladılar.
Adamlar gittikten sonra şoka giren Ece, yere çöküp çığlık çığlığa bağırmaya başladı.
Korkudan nefes bile alamayan kız orada bayılıp kaldı.
Pars, takip ettiği kızların önlerinin üç araç tarafından kesildiğini uzaktan görmüştü.
Hemen müdahale edecekti ama içinden çıkan silahlı adamlarla tek başına mücadele edemezdi. Önce ne yapacağını düşündü. Sonra Hemen Poyraz'ı aradı.
Poyraz, gece geç saatlere kadar uyuyamamıştı. Bu yüzden yüzden hala kalkmamıştı. Çalan telefonun sesini duyunca uykulu gözlerle arayanın kim olduğuna baktı.
Pars'ın aradığını görünce hemen telefonu açtı.
Pars, kızların arabalarının önünde silahlı adamlarca kesildiğini anlattı.
Poyraz, duyduklarıyla delirmişti.
Böyle bir şey nasıl olabilirdi?
Bir taraftan giyiniyor bir taraftan da Pars'a bağırıyordu.
Gidip müdahale etsene lan. Kurtarsana kızları.
"Adamlar silahlı ve çok kalabalık.
Tek başıma bir şey yapamam Poyraz"
"Hay senin yapacağın işi. Ben hemen geliyorum. Adamları gözden kaçırma sakın"
Poyraz, hızlı bir şekilde hazırlanıp hemen arabasına koştu.
Pars'ın söylediği yer fazla uzak değildi.
O sırada Pars, adamların arabaya ateş ettiklerini gördü.
Ne yapıyordu bu şerefsizler?
Kızlar içindeyken, resmen arabaya ateş ediyorlardı.
Artık beklemeyecekti. Ne olursa olsun.
Gidip kızlara yardım edecekti.
Pars, hemen gaza basıp kızların yanına doğru sürdü arabasını.
O sırada adamlar Nazlı'yı arabaya atıp oradan uzaklaşmaya başlamıştı bile.
Pars, onları takip etmeyi düşünürken Ece'nin önce çığlık atıp sonrada yere düştüğünü gördü.
Hemen arabayı durdurup Ece'nin yanına koştu.
Nabzına baktığında kızın sadece bayıldığını gördü.
Kızı kucağına alıp hızla arabasının arka koltuğuna yatırdı.
Hiç beklemeden arabasına atlayıp adamların peşine düştü.
Pars, uzaktan takip etmek zorundaydı.
Hiç bir aracın olmadığı dağ başında fark edilmek hiç de zor değildi.
Adamlar çok süratli gidiyordu.
Kasaba yolundan çıkmışlardı.
Pars, ise takibe hala devam ediyordu.
Bir süre sonra arabalar bir köy yoluna döndüler.
Pars da belirli mesafeden arkalarından ilerliyordu.
Pars, toprak köy yoluna döndüğü anda arabanın lastiği büyük bir gürültüyle patladı.
Arabasını şarampola girmekten son anda kurtaran genç adam,
"Allah kahretsin" diye bağırdı.
Arabadan inip baktığında yola atılan çivileri ve cam kırıklarını gördü.
Adamlar onu fark etmişti demek ki.
Yoksa o kadar çivinin bu yolda ne işi vardı? Adamların profesyonel haydut oldukları belliydi.
Ve hedefin yalnızca Nazlı, olduğu çok açıktı.
Pars, hemen telefonu çıkarıp Poyraz'ı aradı tekrar.
Bir kaç dakika sonra Poyraz, Pars'ın arabasının olduğu köy yoluna geldi.
Hemen arabadan inip Pars'ın yanına koştu.
Pars'ın bakışları arasında arabanın kapılarını açıp baktı.
Arabanın arka koltuğunda baygın yatan Ece'yi gördü.
Ama Nazlı'sı yoktu. Poyraz'ın başı döndü bir anda. Sendeleyerek Pars'ın yanına gelip yakasından tuttu.
"Nazlı nerde lan?" diye bağırdı.
"Bak Poyraz"
"Sana soruyorum kahrolası Nazlı nerde? Ben sana canın pahasına ona göz kulak olacaksın demedim mi lan?"
"Nazlı yı aldılar Poyraz, yetişemedim. Ben adamları buraya kadar takip ettim.
Adamlar beni fark etmiş olacaklar. Baksana yol çivilerle ve cam kırıklarıyla dolu.
Ben elimden geleni yaptım poyraz.
Bundan emin olabilirsin"
"Nasıl olur lan? Nasıl kaçırırlar Nazlı'yı?
Kim yapar bunu ha? Ne istiyorlar ondan?"
"Sakin ol Poyraz. Sakin ol, onu mutlaka bulacağız. Sen kendini toparla önce."
"Kendimi falan toparlamak istemiyorum ben. Nazlı, onca adamın elindeyken ben sakin falan olmak istemiyorum"
Ona neler yapabileceklerini düşünebiliyor musun?
Benim Nazlı'ma neler yapar o şerefsizler? Onu belki de öldürecekler.
Allah’ım ben ne yapacağım şimdi?
Onu nasıl bulacağım? Söyle Pars. Onu nasıl bulacağım?
Bak sana söylüyorum unutma. Kim yaptıysa hesabını çok ağır ödeyecek"
O sırada arabada baygın yatan Ece, kendine gelmeye başladı.
Kızın sesini duyan Pars, hemen arabaya koştu.
Gözlerini yeni yeni açan Ece, karşısında Pars'ı görünce tekrar bağırmaya başladı.
Hızla yattığı yerden kalkıp arabanın öbür kapısını açtı. Oradan inip tarlalara doğru kaçmaya başladı.
Pars, hemen Ece'nin peşinden gitti.
Ece, korkuyla, "Gelme üstüme" diye bağırdı.
Ne istiyorsunuz bizden? Nazlı'ya ne yaptınız?"
Bir taraftan da kaçmaya devam ediyordu.
Pars, " Dur Ece, kaçma sana bir şey yapmayacağım. Seni oradan ben kurtardım zaten" dese de, Ece, inanılacak gibi değildi. Kaçarken yerde gördüğü taşı aldı.
Hızla arkasına dönüp Pars'a fırlattı.
Pars'ın kafasına gelen taşla alnı kanamaya başladı.
İyice öfkelenen Pars, daha hızlı koşup kızı yakalayıp omuzuna aldı.
Ece'nin çırpınmalarına bağırmalarına aldırmadan. Kızı getirip Poyraz'ın önüne attı.
Kanayan alnını koluna sildikten sonra.
Ece'nin hala bağırmasına daha fazla dayanamadı. "Kes sesini lan" diye bağırdı kıza.
"Kes sesini de bir dinle. Biz Nazlı ya bir şey yapmadık.
Biz size yardım etmeye çalışıyoruz.
Şu koca çeneni kapat. Yoksa alırım seni ayağımın altına"
"Ece, Pars'a cevap vereceği sırada
ona tepeden bakan Poyraz'ı gördü.
"Sen" dedi bağırarak. "Sen yaptırdın değil mi? Nazlı'nın kaçırılmasını sen istedin değil mi?
Anlamalıydım bunu. Nazlı'nın senden başka düşmanı yok ki. Sen yaptın alçak herif. Nerde Nazlı? Ona ne yaptın söyle? Söyle ondan ne istedin?" diyerek çığlık çığlığa ağlamaya devam etti.
Poyraz, sinir krizi geçiren kızın bir süre sakinleşmesini bekledi.
Ece, ağlayıp bağırdıktan sonra biraz sakinleşti.
Poyraz, hala yerde olan kızın önüne diz çöküp konuşmaya başladı.
"Bak Ece, biz Nazlı'ya hiç bir şey yapmadık. Ben ona zarar verir miyim hiç? Pars, sizi kurtarmaya çalıştı.
Bana da Nazlı'nın kaçırıldığını Pars haber verdi.
Sizi kurtarmak için geldim ama yetişemedim."
"Yalan söyleme Poyraz Karadağlı.
Sen değilsen kim kaçırdı Nazlı'yı?
Hem sen burada ne arıyorsun?
Sen şehirde yaşamıyor musun ha?
Burada ne için var söylesene?"
Pars, "Bak kızım. Ciyak ciyak bağırıp durma. Bir de seninle uğraşmayalım" dedi. Sürekli bağıran Ece'ye.
Poyraz, ayağa kalkıp. "Hadi bir an önce buradan gidelim Ece.
Polise jandarmaya haber verelim" dedi kıza elini uzatarak.
Ece, uzatılan eli görmezden gelip ayağa kalktı. "Asla sizinle gelmem tamam mı?
Ben polise kendim giderim.
Size güvenmemi beklemeyin" dedi. Ece'nin davranışlarına sinirlenen.
Pars, hızla kızın yanına geldi.
Onun debelenmesine aldırmadan kucaklayıp Poyraz'ın arabasının arka koltuğuna attı.
Poyraz ve Pars da arabaya atlayarak hemen oradan uzaklaştılar.
Ece, arabanın arka koltuğunda sürekli ağlıyordu.
"Allah’ım ben Irmak teyzeme ne söyleyeceğim?
Nazlı'dan ne istediniz? Ne olur bırakın onu. Onun size bir zararı olmaz"
" Bak kızım sana son kez söylüyorum.
Nazlı’yı biz kaçırmadık.
Kim kaçırdı da bilmiyoruz.
Adamları takip ettim ama kaçtılar.
Bir daha bizi suçlarsan seni arabadan aşağı atarım ona göre."
Pars'ın bağırmasıyla Ece, bağırmayı bırakıp sessiz bir şekilde ağlamaya devam etti.
Poyraz, Nazlı, için çok korkuyordu.
Adamlar ne istiyordu gül yüzlüsünden?
Poyraz'ın Nazlı'sının kimseye bir zararı yoktu ki
Şimdi kim bilir ne haldeydi sevdası.
Beyni artık durmuştu genç adamın. Dakikalardır ne yapacağını Nazlı'yı nasıl kurtaracağını düşünmeye çalışıyordu.
O sırada beyninde şimşekler çakmaya başladı.
"Tabi ya" dedi kendi kendine.
Bunu daha önce neden düşünemedim?"
Pars, "Ne oldu Poyraz" dedi. Ona bakarak.
Sonra konuşuruz Pars. Önce Ece'yi bırakmalıyız."
Yolda polisi ve jandarmayı aramışlardı.
Olanları anlatıp, jipin yerini söylemişlerdi.
Yarım saatten biraz daha fazla süren yolculuğun ardından yayla evine geldiler.
Araba durur durmaz önce Ece, indi arabadan.
Sonra da Poyraz.
Irmak, mutfak camından görmüştü gelen arabayı.
Hemen kim olduğuna bakmak için dışarı çıktı.
Arabadan önce Ece'nin indiğini gördü.
Sonra da Poyraz Karadağlıyı.
Kızına onca kötülüğü yapan adam hangi yüzle gelmişti buraya?
Irmak, öfkeyle Poyraz'ın üzerine doğru yürüdü.
Tam karşısına gelince, "Bu kızıma yaşattıkların için" dedi ve Poyraz'ın suratına tüm gücüyle tokatı patlattı.
Poyraz, çok tan hak ettiği bu tokattan sonra olduğu yerde donup kalmıştı.
Onun düşündüğü Irmak'ın attığı tokat değildi.
Kızının kaçırıldığını bu kadına nasıl söyleyecekti?
Kızını dişiyle tırnağıyla büyüten, her zorluğu kızı için yaşayan bu kadına kızının kaçırıldığını nasıl söylerdi?
"Ne işin var senin burada?" dedi.
"Kızıma yaptıklarından sonra hangi yüzle geliyorsun?
Senin bu evde hiç bir yerin yok.
Şimdi geldiğin gibi defol git buradan."
Ece, "Irmak Teyze," diyerek yaklaştı kadına.
"Kızım sen Nazlı'yla beraber gitmemiş miydin?
Neden erken döndün, hem Nazlı nerede?
Bu adamın burada olduğunu biliyor mu?"
Poyraz, kadına yaklaşarak, "Irmak anne lütfen dinle" dedi.
"Ne dinleyeceğim seni? Sen kimsin ki?
Hem senin nerden annen oluyorum ben?"
"Ben Nazlıya aşığım anladınız mı? Onu seviyorum.
Bu yüzden onun annesi benim de annemdir.
Ama konu bu değil şimdi.
Konu Nazlı. Konu benim Nazlım.
Nazlı ve Ece'nin arabası saldırıya uğradı"
"Ne!!? Ne dedin sen, saldırıya mı uğradı? Ece, Ece, kızım ne diyor bu adam? Ne saldırısı? Buralarda böyle şeyler olmaz. Kim saldırdı size?
Ne oldu Ece, kızım Nazlı'm nerede?"
Irmak'ın sözlerinden sonra Ece, ağlayarak yere çöktü.
"Biz Nazlıyla beraber işimize gidiyorduk biliyorsun teyzem.
Barlas Hanoğlu'nun arazilerine yaklaştığımızda yolumuzu üç tane araba kesti.
Arabayı kurşun yağmuruna tuttular.
Sonra da Nazlı'yı alıp gittiler.
Nazlı'yı kaçırdılar Irmak Teyze."
"Çok üzgünüm bir şey yapamadık. Kurtaramadık onu" dedi Poyraz.
"Olamazzz bu. Siz ne diyorsunuz ha? Benim Nazlımı kimse kaçıramaz.
Benim kızımın kimseye zararı yok ki.
Kim ne istedi kızımdan?"
Irmak, hem bağırıyor hem de saçını başını yoluyordu. Poyraz, bile tutamamıştı kadını.
Feryadından dağ taş inliyordu sanki.
"Lütfen sakin olun. Ne olursa olsun onu bulacağız. Polise jandarmaya haber verdik."
"Nasıl bulacağız ha, nasıl bulacağız söylesene?
Şimdiye kadar belki öldürdüler kızımı.
Nazlı'm affet annem beni. Seni koruyamadığım için affet annem"
Irmak'ın son sözü bu oldu. Genç kadın olduğu yere yığıldı kaldı.
Poyraz, hemen Irmağı kucağına alıp eve götürdü.
Ece’nindi yardımıyla koltuğa yatırdılar.
Poyraz, Ece'ye bakarak konuşmaya başladı. "Sen Irmak teyzeyle ilgilen Ece"
Biz Nazlı'yı aramaya gideceğiz.
Telefon numaramı kaydet.
Her durumda beni aramaktan çekinme.
Hatta Pars'ın numarasını da al lazım olur."
"Ece ikisinin de numarasını kaydettikten sonra. Poyraz ve Pars, yayla evinden ayrıldı.
Poyraz, yolda babasını ve annesini arayarak olanları anlattı.
Annesine, "Anne çok dikkatli olun.
Eğer yanılmıyorsam teyzem savaşı başlattı.
Kendinize dikkat edin. Teyzem ve Nazlı, hakkında ne duyarsanız beni mutlaka arayın"
Annesiyle konuştuktan sonra telefonu kapatan Poyraz, yumruk yaptığı elini direksiyona vurdu defalarca.
"Lanet olası kadın. Sensin eminim.
Başka biri olamaz." Poyraz, öfkeden o kadar delirmişti ki kabına sığamıyordu.
Çalan telefonu bile son anda duydu.
Telefonu bir hışım cebinden çıkardı.
Kimin aradığına bile bakmadan,
"Ne var" dedi.
"Poyraz, canım yeğenim benim. Kulaklarım çınlıyordu biliyor musun?
Beni mi arıyordun yoksa?"Poyraz, o kadar öfkeliydi ki, Durmadan çalan telefonun sesini bile son anda duydu.
Bir hışım telefonu cebinden çıkarıp kimin aradığına bile bakmadan,
"Ne var" diye bağırdı.
Karşıdan gelen ses ise Poyraz'ın nefesinin kesmişti.
"Poyraz sevgili yeğenim.
Biliyor musun? Kulaklarım çınlıyordu benim de.
Beni sen mi konuşuyordun yoksa?"
"Nazlı nerede teyze?
Onu nereye götürdün?"
"Anlamadım Poyraz. Kim nerede?"
"Benimle oyun oynama teyze.
Sen kim olduğunu gayet iyi biliyorsun.
Nazlı, nerede, onu nerede tutuyorsun?"
"Ben Nazlı'nın nerede olduğunu nerden bileyim Poyraz?
Ama sen öğrenmemen gereken çok şey biliyorsun.
Bu bildiklerin hem sana hem ailene. Hem de şu küçük Nazlı ‘çığa
çok zarar verecek. Haberin olsun."
"Ne biliyormuşum teyze?
Açık konuşsana?"
"O çenesi düşük annen sana her şeyi anlattı değil mi Poyraz Karadağlı?
Annen her zaman böyleydi. Aptal güçsüz ve çenesi düşük bir ezik."
"Annem hakkında doğru konuş.
Benim annem sen gibi kötü kalpli değil"
"Kötü kalpli değil mi? Senin annen benim kuklamdı yıllarca.
Ben ne söylersem onu yapıyordu.
O baban olacak adamı da. Anneni kullanarak parmağımda oynattım.
Daha birçok kişiyi de.
Bana hiçbirinizin gücü yetmez küçük Karadağlı. Yıllardır ilmek ilmek işlediğim hayatımı bacaksız bir kız yüzünden kaybedeceğimi düşünmüyorsun herhalde.
Irmak'ın piçi gelip Hanoğlu konağına yerleşemez.
Ben buna asla izin vermem."
"Nazlı nerede teyze?
Boş konuşmayı bırak. Bana onun yerini söyle."
"Nazlı'nın yerini mi, hım bir düşüneyim.
Biliyor muyum acaba?
Belki de biliyorum dur Poyraz.
Peki, sen şunu biliyor musun?
Senin o küçük sevgilinin hayatı benim merhametime bağlı.
Benim iki dudağımın arasından çıkacak, tek bir kelimeyle hayatı son bulabilir"
"Sen çok aşağılık bir insansın Nazan.
Ne istiyorsun ha? Ne istiyorsan dolandırmadan söyle?"
"Sende pek masum değilsin ha Poyraz.
En az benim kadar kötüsün. Nazlı'ya yaptıklarını ne çabuk unuttun.
Bunu hiç istemiyorum ama. Eğer Barlas, Nazlı'nın kızı olduğunu öğrenirse.
Sen Poyraz Karadağlı. Nazlı'yı unut.
Barlas, sana onun saçının telini bile vermez. Ayrıca isteklerime gelirsek.
İstek listem baya uzun. Küçük Karadağlı. İyi dinle ilk önce öğrendiklerini Barlas, bilmeyecek. Bunu sağlayacaksın.
Nasıl yapacağını sen düşün artık?
İkinci olarak da Irmak, denilen kadın Hanoğlu, konağından uzak duracak.
Şimdilik bu kadar. Ben seni yine ararım merak etme.
Ha bu arada polis jandarma özel kuvvetler fark etmez. Kime haber verirseniz verin. Görüşürüz sevgili yeğenim"
Nazan, telefonu kapattıktan sonra öfkeyle duvara fırlattı..
"Lanet olası Barlas Hanoğlu.
Bunu bana yapmayacaktın"
Şimdi olacaklara katlanacaksın" dedi.
Barlas, dün Nazlı, gittikten sonra önce avukatını aramış sonra da Nazan'ın odasına gelerek boşanmak için işlemlerin başladığını söylemişti.
"Bu iş çok uzadı Nazan. Artık yeter anladın mı? Biz zaten ayrılalı yirmi iki yıl oldu. Bu resmiyete dökülecek.
Artık senden tamamen kurtulmak istiyorum.
Artık bu konakta kalmanı da istemiyorum. Babandan kalan birçok ev var. İstersen benim evlerimden birinde de oturabilir sin.
Ama artık ben, senin yüzünü bile görmek istemiyorum.
Bunu daha önce yapmalıydım.
Sen değişmeyeceksin bunu anladım.
Aramızda sevgi saygı zaten hiç olmadı.
Artık bu esaretten kendimi kurtarıyorum.
Git bu konaktan. En kısa zamanda ayrıl anladın mı?" demişti.
"Asla senden boşanmam Barlas Hanoğlu. Benden kurtulacağını sakın düşünme.
Yıllardır uğraşıyorsun beni başından atmaya ama bu imkânsız.
Bir imza beni durduramaz.
Resmi olarak boşansak bile benden kurtulamazsın.
Sana yapacaklarımı hayal bile edemezsin"
"Bana yapacağın en büyük kötülüğü yıllar önce yaptın zaten.
Irmak'ın buradan gitmesine sebep oldun. Tek mutlu olma şansımı da elimden aldın.
Bana daha fazlasını yapamazsın sen"
"Öyle olsun Barlas Hanoğlu.
Neler yapacağımı göreceksin.
Sana kan kusturacağım bekle ve gör."
Barlas, başka bir şey söylemeden Nazan'ın odasından çıkmıştı.
Barlas, çıktıktan sonra Nazan delirmiş gibi bağırmaya başlamıştı.
Odasında kırılmadık eşya bırakmadı.
Barlas, Nazan'ın bağırmalarını ve odasını parçalamasını duyuyordu dışardan.
Yıllar önce yapmalıydı bunu.
Nazan'ın yalvarmalarına aldırmadan yıllar önce kurtulmalıydı bu kadından.
"Bu yaptığını ödeyeceksin Barlas Hanoğlu.
Sana öyle şeyler yapacağım ki yalvaracaksın bana"
Barlas, Nazan'ı daha fazla dinlemeden hemen konaktan ayrıldı.
Ayrılmadan önce annesinin yanına gitti.
Kadın oğlu ve Nazan'ın seslerini duymuştu.
Barlas, annesine olanları anlattı.
"Anne sakın o kadının odasına falan gitme. Ondan uzak dur olur mu?
O kadın buradan ayrılıncaya kadar dikkatli olun.
Ben adamlara da söyleyeceğim zaten.
Barlas, adamlara Nazan'ın anne ve babasına yaklaşmasına izin vermemelerini söyledi ve konaktan ayrıldı.
Artık yavaş yavaş iyileşmeye başlayan Barlas'ın babası da duymuştu olanları.
Barlas, hiç bir şeyin farkında değildi ama. Yaşlı adam biliyordu Nazan'ın yapabileceklerini.
Şimdi torunu ve ona bir torun veren gelini tehlikedeydi.
Şu yataktan bir kurtulsa her şeyi yoluna koyacaktı ama.
İyileşmesi çok yavaş ilerliyordu.
Yaşlı adam her şeye geç kalmaktan ve torununa bir şey olmasından çok korkuyordu.
Barlas, konaktan ayrıldıktan sonra.
Nazan, yıllardır her tür pis işinde kullandığı Suphi'yi aradı.
Ona Nazlı Günay'ı kaçırmasını ve kimsenin bulamayacağı bir yere götürmesini söyledi.
Nazlı, hakkında diğer bilgileri de verdikten sonra telefonu kapattı.
Suphi, zaten Nazlı'yı tanıyordu.
Yıllardır Irmak'ı ve Nazlı'nın yaptıklarını Nazan'a bildiren de oydu.
"Lanet olasıca kadın" dedi Poyraz öfkeyle.
Sen ne biçim bir yılansın? Herkese acı vermek için mi yaşıyorsun sen?
Ama dur daha her şey bitmedi.
Poyraz, konakta kaldığı günlerde.
Nazan'ın odasına bir kamera yerleştirmişti.
Ece'yi yayla evine götürürken bu işi teyzesinin yapabileceği gelmişti aklına.
Görüntüleri daha izleyemeden teyzesi aramıştı. Her şeyi itiraf etmiş ve isteklerini sıralamıştı.
Poyraz, telefonu kapattıktan sonra dünden beri bütün olanları izledi.
Barlas Hanoğlu'na kızdığı için yapmıştı bunu.
Barlas, boşanmak istediği için yapmıştı.
Nazlı'yı kimin kaçırdığı belliydi.
Ama nereye götürmüş olabilirlerdi.
Nazan'ın babasının ülkenin birçok yerinde evleri vardı.
Hangisine götürmüşlerdi acaba?
Nazan, Poyraz la konuştuktan sonra telefonu kırmıştı.
Artık o telefondan konuşmayacaktı anlaşılan.
Poyraz, bir taraftan Nazan'ı izlemeye devam ederken bir taraftan da Nazlı'yı bulmak için aramalar yapıyordu.
Önce annesini arayıp dedesinin mülklerinin yerlerini öğrendi.
Daha sonra Kaya'yı arayıp güvendiği adamları verdiği adreslere göndermesini istedi.
Bütün evleri gözaltında tutmalarını herhangi bir şey gördüklerinde Poyraz'ı aramalarını istedi.
Poyraz, telefon görüşmelerini bitirdikten sonra. Arabasını Irmak'ın yayla evine doğru sürdü.
Irmak, kendine geldikten sonra gözyaşları sel olmuştu.
Saatlerdir hiç susmadan ağlıyor kızını sayıklıyordu.
Jandarmalar yayla evine gelip gitmişlerdi az önce.
Ece'ye yaşadıkları olay hakkında sorular sorup gitmişlerdi.
Adamların hiç birini görmemişti ki kız.
Hepsinin de yüzü kapalıydı.
Jandarmalar gittikten sonra Dedesi de gelmişti eve. Nazlı'nın kaçırıldığını duyan adam perişan olmuştu.
Olduğu yere yığılıp kalmıştı.
Poyraz ve Pars hızla yayla evine geldiler.
Orada istemediklerini biliyorlardı ama Poyraz, Irmak'a destek olmak istiyordu.
Arabalarını durdurup evin kapısına geldiler.
İçerden gelen hıçkırık sesleri ta dışarı kadar duyuluyordu.
Bir süre bekledi Poyraz. Sonra derin bir nefes alıp kapıyı tıklattı.
Bir kaç saniye sonra kapı açıldı.
Ece, karşısında Poyraz ve Pars'ı görünce çok sinirlendi.
Yine de bir şey söylemedi. Zaten evin içi matem yeri gibiydi.
Bir de Ece, gerginlik yaratmak istemedi.
Poyraz, içeri girdiğinde Irmak'ın perişan halini gördü.
Kadın ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü.
"Neden geldin" dedi Poyraz'ın gözlerinin içine bakarak.
"Neden geldin Poyraz. Hani, hani kızımı bulamamışsın.
Güya çok seviyordun. Âşıktın ona.
Boş boş geziyorsun ortalıkta "
"Bakın Irmak Hanı..."
Poyraz, Pars'ın bir şey söylemesine izin vermedi.
"Haklısın Irmak anne. Sevdiğim kızı koruyamadım. Ne desen haklısın.
Ben işe yaramaz bir adamım.
Bana istediğin kadar kızabilirsin"
"Neye yarar ha? Neye yarar? Sana kızmam bağırmam Nazlımı geri getirir mi? Ben kızımı istiyorum Poyraz.
Kızımı bulursan bu evde yerin olacak.
Eğer bulamazsan bir daha gelme."
Poyraz, Irmak'ın söyledikleriyle bir kez daha yıkılmıştı.
Bir annenin evladı için ne kadar çok acı çekebileceğini canlı kanıtıydı Irmak.
Poyraz, Irmak'ın yanına yaklaştı.
Önünde diz çöküp, "Size yemin ediyorum Irmak anne. Her ne pahasına olursa olsun Nazlı'yı size getireceğim.
Bu uğurda ölsem bile bunu yapacağım"
Pars, onlara öfkeyle bakan Ece'nin yanına yaklaştı usulca.
"Neden nefretle bakıyorsun kızım?
Poyraz, Nazlı'yı bulmak için her şeyi yapıyor.
Sende şu çirkin suratını düzelt.
Yoksa bir gün elimde kalacaksın."
"Sen kendi çirkin suratına bak öküz. Şimdi defol git gözüm görmesin seni"
"Ben seni.."
Poyraz'ın, "gidelim Pars" demesiyle
Bir şey söyleyemeden Ece'nin yanından uzaklaştı.
Poyraz ve Pars, daha fazla oyalanmadan yayla evinden ayrıldı.
Poyraz, Kaya'dan yayla evini sürekli gözaltında tutacak bir kaç adam göndermesini istedi.
Teyzesinin bu evi bildiği çok açıktı.
Irmak'a da bir şey yapabilirdi.
Onun için çok dikkatli davranmalıydı.
Nazlı, şuan yaşıyordu, bunu biliyordu Poyraz.
Nazan, şimdilik Nazlı'yı öldürmezdi.
Onu mutlaka kimsenin tahmin bile edemeyeceği bir yere saklamıştı.
Nereye saklamıştı Nazlı'yı? Nazlı yâri şimdi ne haldeydi?
Nazlı, adamların onu arabaya tıkıp getirdikleri yerde elleri bağlı bir şekilde bekliyordu.
Eski hurdalık gibi bir yere bırakıp gitmişti adamlar. Yanına bir su şişesi bırakıp gitmişti.
Elini önden bağladıkları için su içebilirdi her halde. Bu adamlar ne istiyordu kızdan? Neden kaçırmışlardı?
Burası neresiydi acaba?
Kafasında o kadar çok soru vardı ki.
Çok korkuyordu Nazlı. Ece'yi orada bırakmışlardı. Annesi şimdiye kadar çoktan öğrenmiştir olanları. Nazlı'nın kaçırıldığını duyduğunda perişan olmuştur anneciği.
Kim bilir üzüntüden ne hale gelmişti?
Zaten kalbi yaralıydı anneciğinin.
Bir de bu acıya nasıl dayanacaktı?
Bu adamlar kesin öldürecekti Nazlı'yı ya da "Allah korusun. Ölmeyi tercih ederim" dedi kendi kendine. "Poyraz, neredesin. Kurtar beni lütfen"
"Kurtaracağım gül yüzlüm" dedi Poyraz, aniden.
"Ne oldu Poyraz, bir şey mi dedin anlayamadım?"
"Hiç Pars. Hiçbir şey söylemedim"
Yayla evinden çıktıktan sonra jandarmaya uğramışlardı.
Polis jandarma her yer de Nazlı'yı arıyorlardı.
Sonra kaldığı pansiyona geldi Poyraz.
Pars da onu yalnız bırakmak istemediği için onunla gelmişti.
Nazlı'nın telefonunu defalarca aramıştı genç adam.
Bir cevap alamayacağını bile bile çaldırmıştı sevdiğinin telefonunu.
Şimdi ise yerleştirdiği kameradan teyzesini izliyordu.
Tek şansı Nazan'ın yapacağı herhangi bir hamleydi.
Bu yüzden kadından gözlerini ayırmıyordu.
Az önce onu telefonla biri aramıştı.
Kadının başka bir hattı daha vardı.
Ya da kim bilir kaç tane?
Telefon konuşmasında kısa kısa kelimeler kullanmıştı.
Tamam. Güzel. Dikkatli olun gibi.
Nazlı'yı kaçıran adamlarla konuştuğu kesindi.
Poyraz, nasıl öğrenecekti Nazlı’nın yerini? Çıldırmak üzereydi artık. Akşam saatleri yaklaşıyordu.
Henüz tek bir ipucu bile yoktu.
Barlas, ise sabahtan beri kızların aramasını bekliyordu. Kızlar bugün geleceklerdi ve ekili arazileri gezeceklerdi.
Neredeyse akşam olmak üzereydi ve
kızlardan ses seda yoktu.
Defalarca aramıştı Nazlı'yı ama telefonu açılmamıştı.
Barlas, Nazlı'yı çok merak etmişti.
Başına bir şey mi geldi? Evinde bir sorun mu çıktı? Aklına bir çok şey geliyordu.
Yarına kadar bekleyecekti. Eğer bir haber alamazsa kendisi gidecekti evlerine.
Artık iyice karanlık çökmüştü.
Nazlı'nın elleri iyice uyuşmuştu.
İpler bileğini kesmek üzereydi.
Tam başını arkasındaki çuvala yaslayacaktı ki kapı gürültüyle açıldı.
Yüzü maskeli bir adam girdi içeriye.
Elinde bir poşetle Nazlı'nın yanına geldi.
Poşetin içinden tost ve kolayı çıkarıp kızın kenarına plastik tabağın üzerine koydu. Hiç konuşmadan Nazlı'nın ellerini çözdü.
Sonra da ayağa kalkarak, "On dakikan var, yemeğini ye. Şu karşıda tuvalet var. İhtiyacını gider.
Ha sakın kaçmaya falan da çalışma.
Dışarda bir sürü adam var. Üstelik burası dağın başı. Kurda kuşa yem olmak istemezsin herhalde" dedi.
"Ne istiyorsunuz benden? Neden buraya getirdiniz? Siz kimsiniz? Lütfen beni bırakın"
"Fazla konuşma, bak süren ilerliyor.
Hemen işlerini hallet"
Nazlı, adama başka bir şey söylemedi. Yanında ki tabağın üzerinde ki tosta ve kolaya baktı. Güçlü olmak için yemek zorundaydı. Sabahta doğru dürüst bir şey yiyememişti zaten.
Karnı çok açtı.
" İnşallah içinde zehir yoktur" dedi kapıdan çıkan adama.
Adam bir şey söylemeden dışarı çıktı.
Nazlı, hızlıca tostunu yedi. Sonra da adamın gösterdiği yere gidip tuvalet ihtiyacını giderdi.
İğrenç bir yerdi orası ama şimdilik mecburdu kız. Allahtan su ve sabun koymayı akıl etmişlerdi.
Nazlı, çok korkuyordu ama korkunun ecele faydası yoktu.
Kaderinde ne varsa o gelecekti başına.
Dayanabildiği kadar dayanacaktı.
Bir süre sonra adam tekrar geldi.
"Aferin sana. Böyle uslu olursan canın yanmaz."
"Lütfen beni ne zaman bırakacaksınız söyler misiniz?
En azından bunu söyleyin"
"Daha yeni geldin Nazlı Günay.
Ne bırakmasından bahsediyorsun? Daha uzun süre buradasın."
Adam Nazlı'nın elini bağlayacağı sırada. "Lütfen en azından elimi bağlamayın. Nereye kaçabilirim ki?" dedi.
Adam bir kaç saniye düşündü.
Sonra da Nazlı ya bakarak,
"Dua et iyi günümdeyim.
Seni bağlamayacağım.
Ama eğer yamuk yaparsan. Bu sefer seni zincire vururum, haberin olsun"
Adam başka bir şey söylemeden çekip gitti"
Dışarda ki adamlarla konuştuktan sonra uzaklaşan bir araba sesiyle herşey karanlığa gömüldü.
Nazlı, dağın başında bilmem kaç tane adamın elinde tutsak gibi kala kalmıştı.
Rüyasında bile görse inanmayacağı şeyler geliyordu başına. Son beş altı aydır hayatı çok değişmişti.
Adamlar şimdilik öldürmeyeceklerdi belli ki.
Karanlık ve pis bir ortamdı ama kendine yatacak bir yer ayarlaması gerekiyordu.
Eski çuvalları alarak yan yana duran tahtaların üzerine örttü. İçinde büyük ihtimal saman olan çuvalı da yastık yaptı kendine.
Bu gece sabaha çıkabilmeyi dileyerek gözlerini kapattı.
Barlas, ertesi sabah kasabada ki dairesinde kahvaltısını yapıyordu.
Dünden beri Nazlı'ya ulaşamıyordu bir türlü.
Çok merak etmeye başlamıştı onu.
Onun çalıştığı diğer toprak sahiplerini arasa iyi olacaktı.
Belki onlar kızdan bir haber almış olabilirlerdi.
Telefonu çıkardı ve ilk önce Yiğit Karan'ı aradı.
Bir kaç çalıştan sonra telefonu açan
Yiğit, iki gündür kızları görmediğini söyledi.
Onlardan bir haber almak istiyorsa Poyraz Karadağlı' ya sorabileceğini de söyledi.
Ayrıca kızları onlara Poyraz ve avukat Kadir Sargun'un tavsiye ettiğini.
Onlar istediği için Nazlı'yı ve Ece'yi işe aldıklarını da söyledi.
Yiğit'le konuştuktan sonra telefonu kapatan Barlas.
Duyduklarına çok şaşırmıştı.
Poyraz, bunlardan hiç söz etmemişti.
Kızların eniştesinin işinde çalışacaklarını duyduğu halde.
Onları tanıdığını da söylememişti.
Neler oluyordu acaba?
Poyraz, kızları tanıdığını neden söylememişti?
Daha fazla düşünmeyi bırakıp. Poyraz'ı aramaya karar verdi.
Hemen telefonundan Poyraz'ın numarasını bulup tuşladı.
Uzun bir süre açılmayan telefon tam kapatacağı sırada açıldı.
"Alo " dedi Poyraz.
"Günaydın Poyraz, nasılsın?"
"İdare eder enişte."
"Sen nasılsın?"
" Ben iyiyim de. Sana bir şey sormak için aradım"
"Tabi ki enişte sorabilirsin"
Poyraz, eniştesini ses tonundan bir şeyler olduğunu anlamıştı.
"Nazlı'dan dünden beri haber alamıyorum. Sen biliyor musun, nerede olduğunu?"
Bir anda gelen soru karşısında ne diyeceğini bilemeyen Poyraz.
"Şey enişte.."
"Bana yalan söyleme Poyraz Karadağlı.
Nazlı ve Ece'yi gayette iyi tanıdığını öğrendim.
Sabah Yiğit'i aradım. İki gündür oda görmüyormuş kızları.
Senin onların yerini daha iyi bileceğini söyledi. Neler oluyor Poyraz?
Bir onları nerden tanıyorsun.
İki kızlar nerede. Telefonlarımı neden açmıyorlar?"
"Enişte ben onları tanıyorum.
Sana söylemedim çünkü. Biz onlara bu işi kadir amcayla beraber ayarladık.
Nazlı'nın işi benim ayarladığımı duymasını istemiyorum.
Çünkü Nazlı, benden nefret ediyor.
Bunu duyarsa işi bırakır diye düşündüm"
"Ben ona bir şey söylemezdim zaten Poyraz. Hem Nazlı, senden neden nefret ediyor, ne yaptın kıza?"
"Yapmamam gereken şeyler yaptım enişte. Şunu da bilmeni istiyorum.
Ben Nazlıya aşığım enişte onun için her şeyi yaparım.
Nerede sorusuna gelirsek Nazlı kaçırıldı enişte."
"Ne!!? Ne dedin sen Poyraz? Nazlı kaçırıldı mı?
Ne zaman oldu bu, neden bana bir şey söylemiyorsun? Sen neler gizliyorsun Poyraz Karadağlı?"
"Dün öğleye doğru. Senin arazileri görmek için gidiyorlarmış.
Önleri üç araba tarafından kesilmiş.
Adamlar senin onlara verdiğin jipi kurşun yağmuruna tutmuşlar.
Sonra da Nazlı'yı alıp gitmişler.
Nerede olduğunu bilmiyoruz enişte"
"Beni hemen haberdar etmeliydin Poyraz. O kızın başına neler gelebileceğini düşünmedin mi?"
"Enişte ben adamlarıma her yeri aratıyorum zaten.
Polise jandarmaya haber verildi.
Onlar da her yerde onu arıyorlar.
Ben senden bunu saklamak falan istemedim.
Fırsat olmadı. Dün çok kötü zamanlar geçirdik.
Jandarma sana haber etmiştir diye düşünmüştüm.
Çünkü sonuçta senin arabanla saldırıya uğradılar"
"Bana hemen nerede saldırıya uğradıklarını ve aracın yerini göster Poyraz. Ben evden çıkıyorum.
Hemen buluşalım, zaman kaybetme"
"Tamam enişte. Tamam, hemen geliyorum"
Poyraz, telefonu kapattıktan sonra Pars'a bakarak,
"Ne olacak Pars? Her şeyin ortaya çıkması an meselesi.
Eniştem Nazlı'nın kendi kızı olduğunu öğrendiği zaman neler olacak?"