ON BİRİNCİ BÖLÜM

4387 Words
Nazlı'nın kaçırılmasının üzerinden iki hafta geçmişti. Koskoca iki haftadır Nazlı ortalıklarda yoktu. Poyraz, Nazlı'yı aramadık yer bırakmamıştı. Yer yarılmıştı sanki. Nazlı'yı da altına gizlemişti. Bakmadık hiç bir yer bırakılmamıştı. Hiç bir yerde yoktu Poyraz'ın Nazlı yâri. Nazan, konaktan gittiği için ne yaptığını kimlerle konuştuğunu da göremiyordu artık. Onu takip ediyorlardı ama Nazan, taşındığı evden dışarı bile çıkmıyordu. Ya da çıkıyordu  kimse görmüyordu. Poyraz, çıldırmak üzereydi artık. İki koca hafta geçmişti. Nazlı'sı ne haldeydi kim bilir? Poyraz'ın eli kolu bağlıydı. Ne yapacağını bilmiyordu. Eniştesine gerçeği anlatmayı bile düşünmüştü ama Nazan, sık sık arayıp Poyraz'ı tehdit etmeye devam ediyordu. Polis jandarma hala devam aramalara devam ediyordu ama bulamayacakları belliydi. Poyraz, Nazan'ın adını polise jandarmaya söyleyemiyordu. Çünkü Nazan, o kadar çıldırmıştı ki. Gözünün yaşına bakmadan Nazlıyı öldürürdü. İki hafta önce Poyraz ve Barlas, olayın olduğu yere gitmişlerdi. Barlas, arabanın halini görünce kızların sağ kurtulmasının bile mucize olduğunu söylemişti. Barlas Hanoğlu, o gün Nazlı'nın ailesini ziyaret etmek istemişti. Ama Poyraz, buna izin vermemişti. Poyraz, Nazlı'nın annesinin durumunun çok kötü olduğunu, kimseyi görmek istemediğini söyleyerek Barlas'ın yayla evine gitmesini engellemişti. O günden sonra Barlas'ın adamları da Nazlı'yı aramaya başlamışlardı. Aramayı iyice genişletmişlerdi. Ülkenin her yerinde Nazlı'yı arıyorlardı. Irmak, ise iyice bitmişti ağlamaktan. Nazlı'nın kaçırılışının  üzerinden iki hafta geçmesine rağmen tek bir ipucu bile yoktu. Canı kanı her şeyi tek yavrusu ne haldeydi şimdi? Kahroluyordu kadın. Yüreği evladının acısıyla yanıyor kavruluyordu. Ece, Irmak ve Hamza dedeye teselli vermeye çalışsa da onun da gücü tükenmişti artık. ..... Nazlı, iki haftadır kaldığı hurdalıkta kendini perişan hissediyordu. Kız günlerdir bu pis yerin havasını soluyordu. Başlarda kurtulacağına emin olsa da, git gide umudu tükeniyordu artık. Adamlar sabah, öğle, akşam gelip yiyecek bir şeyler ve su bırakıp gidiyorlardı. Nazlı, defalarca yalvarmıştı ama adam ne konuşmuş nede yüzüne bakmıştı. Saatleri günleri takip etmeyi de bırakmıştı artık. Zaman kavramını kaybetmeye başlamıştı. Ne istiyordu bu adamlar? Neden öldürmüyorlardı? Ya da neden bırakmıyorlardı? Bir şey bekledikleri belliydi. Yoksa neden dağın başında tutunlardı kızı? Nazlı, "Poyraz" dedi acıyla sesi titreyerek. "Ne halde olduğumu biliyor musun Poyraz Karadağlı? Acaba kaçırıldığımı öğrendin mi? Beni merak ediyor musun, arıyor musun beni? Ne olur ara beni. Bul artık Poyraz. Bul artık lütfen. Yoksa burada çıldıracağım" Irmak, günlerdir yemeden içmeden kesilmiş kara kara düşünüyordu. Ne yapacağını bilemiyordu ki. Ama bir şeyler yapması gerekiyordu. Kızını bulması lazımdı kadının. Aklına gelen delice bir fikirle hemen ayağa fırladı. Ne olacaksa olsundu artık. Çünkü kaybedecek bir şeyi kalmamıştı. Ece ve dedesi uyurken sessizce evden çıktı. Karanlık iyice basmıştı ama korkusu yoktu kadının. Onun tek korkusu kızını kaybetmekti. Korktuğu başına gelmişti işte. Kaybetmişti yavrusunu. Kime ne yapmıştı Irmak? Kim kaçırmıştı canının parçasını? Hemen Nazlı'sının atını çıkardı ahırdan. Eğerini taktıktan sonra hemen üzerine bindi ve yollara düştü. Karanlıkta saatlerce yol gitti. Kaç saat gittiğinin farkında bile değildi kadın. Sadece gidiyordu işte. Atın hali perişandı artık. Hayvan terden sırılsıklam olmuştu. Irmak, hemen atı durdurdu.  Biricik kızının atına bir şey olacağından çok korkmuştu. Zavallı hayvan baya yaşlanmıştı zaten. Hemen attan inip üzerindeki ceketi çıkardı. Ceketiyle atın terini sildi. Sonra da yularından tutup yavaş yavaş yürümeye başladı. Gideceği yer görünmüştü artık. Son bir gayretle koca konağın kapısına geldi. İşte Hanoğlu, konağıydı karşısında duran. Hayatını mahveden adamın, aynı zamanda bugüne kadar tek sevdiği adamın konağı. Elleri titriyordu kadının. Kalbi alev alevdi. Cesaretini kaybetmekten korkuyordu. Ama yapamazdı. Cesaretini kaybedemezdi. Tek çaresi Barlas Hanoğlu'ydu. Kızını canını ancak o bulabilirdi. Tabi kızı hala yaşıyorsa. Bu düşünce kadınının kalbini parçalara ayırdı. Kızına bir şey olduysa ne yapardı Irmak? Onsuz nasıl yaşardı. Bu dünyada yaşıyorsa tek sebebi kızı değil miydi zaten? Ona bir şey olursa yaşamazdı Irmak. Bu düşünceyi kafasından atmaya çalışıp kapıya vurmaya başladı. Bir süre sonra yaşlı bir adam kapıyı açtı. "Buyrun ne  istemiştiniz?" dedi Irmağa bakarak. "Ben Barlas Hanoğlu'nu görmek istiyorum" dedi Irmak, titreyen sesiyle. "Ağamı neden görmek istiyorsun? Bana söyle ben iletirim" "Ben sadece ona söylemek istiyorum. Çağırır mısınız lütfen?" "Barlas ağam henüz konağa gelmedi. Başka zaman gelirsiniz görmeye" "Şey, ben beklesem olmaz mı? Gelmesi ne kadar sürerse sürsün beklerim. Bakın çok önemli. Onunla mutlaka konuşmam lazım" "Bak kızım" dedi yaşlı çalışan. Barlas Ağa'm çok geç gelir. Belki de gelmez. Zaten konakta pek kalmaz yıllardır. Ara sıra anne babasını görmeye gelir." "Lütfen en azından bir saat beklememe izin verin. Barlas Ağa, gelmez ise hemen giderim." "Peki, sen bilirsin kızım" dedi  adam. Adam Irmak'a oturması için yer gösterip işinin başına döndü. Vakit gece yarısını çok tan geçmişti. Irmak, gösterilen yere oturup etrafa inceledi ürkek gözlerle. Sonra aklına konağa temizlik için geldiği gün geldi. Yanlışlıkla Barlas Ağa'nın, odasına girmişti ve onun banyodan yeni çıkmış hali ile karşı karşıya kalmıştı. Barlas, o gün Irmak'a çok yalvarmıştı. Ama Irmak, onun yalvarmalarını umursamamıştı bile. Hayatını mahveden adamın hiç bir sözünün Irmak, için bir anlamı yoktu. Kız onun yüzünden kimsenin yüzüne bakamayacak hale gelmişti. Üstelik o kara günde annesini de kaybetmişti. Onu hiç bir şekilde affetmesi mümkün değildi. Farzetki affetti. Ne değişirdi ki? Hayatı farklı olabilir miydi acaba? Hayır, hiç bir şekilde olamazdı. Her ne olursa olsun Irmak, ona minnet etmezdi. Ondan kendisi için hiç bir şey istemezdi. Ne yazık ki şimdi mecburdu buna. Kızı canının yarısı kayıptı. İki haftadır hiçbir haber yoktu. Barlas'tan başka gidecek kimsesi de yoktu. Irmak, düşüncelere dalmışken yaşlı çalışan tekrar geldi yanına. "Kızım bir buçuk saattir bekliyorsun. Barlas Ağa, bu saatten sonra gelmez. Evine dönsen iyi olur. Eğer evin uzaksa sana bir oda verebilirim, orada uyursun." "Çok sağolun. Ben evime gideyim" dedi Irmak, oturduğu yerden kalkarak. "Sen bilirsin kızım. Barlas ağa gelirse kim geldi diyeyim?" "Lütfen ona bir şey söylemeyin. Size zahmet verdim. Kusura bakmayın. İyi geceler" Irmak, konağın büyük kapısından çıkıp atın yanına geldi. "Yokmuş kara kızım. Kızımın babası yokmuş. Ne yapacağım ben? Kimden yardım isteyeceğim?" Irmak, üzgün bir şekilde atın yularından tutarak yürümeye başladı. Irmak, konaktan uzaklaştıktan on beş dakika sonra Barlas Ağa,  geldi konağa. Büyük kapıyı açıp avluya  girdiğin de konakta ses seda yoktu. Kimseyi uyandırmak istemediği için kendi odasına gitmek için merdivenlere yöneldi. O sırada henüz yatmamış olan yaşlı çalışan Barlas ağayı gördü. Hemen yanına gelip, "Hoş geldiniz efendim" dedi. "İyi geceler Recep Efendi nasılsın?" "İyiyim ağam. Bu gece gelmezsiniz diye düşünmüştüm." "Yarın işe gitmeyeceğim Recep. Annemle ve babamla ilgilenmek istiyorum. Sanırım herkes erken yattı Şimdi odama gidiyorum onları sabah görürüm artık" Adam Irmak'tan söz etmek ve etmemek arasında kararsız kaldı bir süre. Sonra Irmak'ın perişan halini düşündü. Çok önemli bir şey olmasa bu kadar saat beklemezdi diyerek. Anlatmaya karar verdi. "Şey ağam" dedi merdivenlerden çıkan adama. "Evet Recep. Bir sorun mu var?" "Bir sorun yok efendim çok şükür ama. Bu gece konağa bir kadın geldi. Sizinle konuşmak istiyormuş" "Bir kadın mı dedin? Kim olduğunu biliyor musun, adını falan  söyledi mi?" "Hayır efendim. Adını söylemedi. Sizinle önemli bir şey konuşacakmış. Neredeyse iki saat sizi bekledi. Yirmi dakika kadar önce gitti. Daha önce buralarda hiç görmedim o kadını." "Nasıl biriydi tarif eder misin? Ben belki tanırım" "Sanmıyorum efendim buralardan değildi. Ama yine de tarif edeyim. Siyah uzun saçlı çok güzel bir kadındı. Yaşı en fazla kırk veya kırk beş. Belki o kadar bile yok" Gözleri renkli değildi sanırım." Barlas, çıktığı merdivenleri hızla geri indi. Olabilir miydi acaba. Irmak, olabilir miydi? Ama Irmak, buralarda yaşamıyordu ki. Yaşasaydı Barlas, onu çok tan bulurdu. Barlas, "Kadın ne tarafa gitti gördün mü" dedi adama bakarak. Adamın gösterdiği yöne doğru baktı bir kaç saniye. Kadının kim olduğuna bakmak istiyordu. Barlas'ın kalbinde değişik bir heyecan vardı. İçi içine sığmıyordu sanki. Hemen arabasına atlayarak  adamın söylediği yöne sürdü. Eğer kadın kestirme yollara sapmazsa. Yetişebilirdi ona. Irmak, ise atı çok yorulduğu için yavaş gidiyordu. Gece yarısını çok tan geçmişti ve karanlık zifiri idi. Çok korkuyordu Irmak. Yıllar önce böyle bir gece kadının hayatını mahvetmişti zaten. Böyle bir gecede hayatı tamamen değişmişti. O zaman annesi için kendini sokağa atmıştı Irmak. Şimdi ise hayattaki tek yaşama sebebi için yollara düşmüştü. Karanlık gece gibi karanlıktı kalbi. Göğüs kafesinin içinde çırpınıyordu çaresiz. Bir ışık arıyordu gece de. Kızına gidecek bir yol arıyordu. Barlas'ın kasabasının çıkışında ki çeşmede atını sulamak için durdu. Attan inip yularını bıraktı. Kendisi de su içerek atını beklemeye başladı. Nazlı, ne haldeydi? Ne olmuştu kızına? Neden bulunmuyordu? Kafasında ki deli sorular kadını çıldırtıyordu. O sırada atı suyunu içmiş bekliyordu. Irmak, atın yularından tutup binmek üzereyken, "Bir dakika bakar mısınız?" diyen bir ses duydu. Korkuyla hemen sesin geldiği yöne döndü. Karanlıktan bir adam ona doğru geliyordu. "Kimsin sen, ne istiyorsun benden?" dedi. Adam kadına biraz daha yaklaştı. Telefonun ışığını yaktı kadını daha iyi görebilmek için. Irmak, korkudan atın öbür tarafına geçmişti. "Korkmayın. Size bir zararım olmaz" dedi adam. Irmak, o an anladı sesin sahibinin kim olduğunu. Barlas Hanoğlu'ydu o. Hem yıllarca kaçtığı. Hem de şimdi muhtaç olduğu adam. "Barlas Ağa" dedi kalbinin ta derinliklerinden gelen feryat gibi. Barlas, ise  gördüğü kadınla şokların en büyüğünü  yaşıyordu. Yıllardır ülkenin her yerinde aradığı kadın. Rüyalarında bile af dilediği kadın. Hayatına anlam katan. Yaşaması için tek sebep olan kadın. Şu an karşısındaydı. Barlas'ın kalbi sıkıştı Irmak'ı görünce. Elini kalbine götürüp tüm gücüyle bastırdı. Şimdi olamazdı. Şimdi kalp krizi fala geçiremezdi. Dayanmalıydı yorgun kalbi bu heyecana. Şu an dünyası, rüyası, sevdası karşısındaydı. Irmak'ın gözleri de Barlas'ın gözlerindeydi. Adam elini kalbine götürünce çok korkmuştu kadın. Daha bulamadan konuşmadan  kavuşamadan kaybetmek istemiyordu. "Neyin var Barlas Ağa, iyi misin" dedi uzaktan. Barlas, kadının sesini duyunca hasta kalbi bir kez daha hatırlattı kendini. Birden dizlerinin üstüne çöktü kaldı. Irmak, adamın yere çöktüğünü görünce hemen yanına koştu. Adamın kolundan tutup kaldırmaya çalıştı. Adamı kaldırmaya gücü yetmeyince yere oturup Barlas'ı dizleri üstüne yatırdı. Barlas, yattığı yerden zorla cebinden ilacını çıkardı. Ama elleri titrediği için yere düşürdü. Yere düşen ilacı gören Irmak, hemen yerden alıp kapağını açtı. İlacı hemen adamın ağzına verip ayağa kalktı. Barlas biraz doğrulmuş halde kadına bakmaya çalışıyordu. Adamın şuan çok ağrısı vardı. Ama bir taraftan da Irmak'ın gitmesinden, onu tekrar kaybetmekten korkuyordu. Irmak, hemen koşup çeşmeden avucuna su doldurdu. Çoğu avucundan döküldü ama kadın yinede yılmadı. Avucunda kalan suyu getirip adama içirdi. Azda olsa boğazından geçen su adama ilaç gibi gelmişti. Barlas'ın elini yüzünü de suyla ıslatan Irmak, telaşla adama bakmaya başladı. "İyi misin Barlas Ağa? Söylesene ne olur korkutma beni" Barlas, bir süre sonra biraz kendine gelmişti. Irmak, doğrulmaya çalışan adama yardım etmek için eğildiğinde Barlas kadını kendine çekip sıkıca sarıldı. Irmak, hiç beklemediği bu hareket karşısında donup kalmıştı. Hiç bir tepki verememişti adama. Barlas, öyle sıkı sarılmıştı ki yılların özlemiyle. Irmak, küçük bir kız çocuğu gibi kalmıştı en az bir doksan adamın kollarında. "Sensin" dedi tarazla sesiyle. "Sensin Irmak. Sensin özlemim hasretim, sevdam. Sensin değil mi? Rüya falan görmüyorum değil mi? Sensin kollarımda ki kadınım" Irmak, adamın sözlerini dinledi gözyaşları için de. Adam öyle içten söylüyordu ki kelimeleri. Taş olsa erirdi orada. "Seni o kadar  çok aradım ki sevdam. Tam yirmi iki yıl. Yirmi iki yıl yandım ben Irmak. Yirmi iki yıldır senin hasretinle aşkınla yandım. Her hücrem de senin hasretin vardı kadın." "Bana olan aşkından mı yandın Barlas Ağa? Yoksa bana yaptığın kötülüğün pişmanlığı mıydı bu hissettiklerin?" Barlas Ağa, Irmak'ın söyledikleriyle donup kalmıştı. Bir süre nefes alamadı boğuldu adam. Doğru söylüyordu gönlünün sultanı. Onun hayatını  kahrolası o gecede karartmamış mıydı zaten? Yaptığı alçaklık yüzünden acı çekmemiş miydi kolları da ki kadın? Derin bir nefes aldı Barlas. Boğazı yırtılmıştı sanki bu nefesten. O kadar acı vermişti nefesi bile. "Her günüm her saatim sana yaptığımın pişmanlığıyla geçti kadın. Ama aşkınla da yandım" dedi kadının yüzünü avucunun içinde tutarak "Senin sevdan beni öldürdü anladın mı? Ben yaşayan bir ölüyüm sensiz. Affet sevdam ne olur. Benim tek istediğim buydu. Ölmeden önce senden af dilemek." Irmak'ın adamın ölmeden önce demesiyle kalbinde ince bir sızı hissetti. "Neden ölesin Barlas Ağa. Ölmek için neden bu kadar acele ediyorsun?" "Neden yaşayayım Irmak? Yaşamak için bir sebep söyle. Senin aşkınla yıllardır kahroldum yandım ben. Senden af diledim. Affetmeyeceksin bunu da anladım. Yaşamamın bir anlamı var mı?" "Belki affettirirsin kendini Barlas Ağa." "Nasıl, nasıl affettiririm söyle bana? Söyle ne istersen yaparım. Canımı iste istersen. "Seni bir şekilde affederim Barlas ağa. Senden istediğim bir şey var. Onu yaparsan seni affederim." "Ne istersen kadın. Ne istersen iste senindir. Söyledim az önce, istersen canımı vereyim. İnan şuracıkta veririm senin için. Önce konağa dönelim. Orada iste ne isteyeceksen. Gece biraz serin oldu üşümeni istemiyorum sevdam" Barlas, arabayı orada bırakıp zorlanarak da olsa Irmak'ın atına bindi. Sonra da Irmak'ı kolundan çekip arkasına bildirdi. "Düşmek istemiyorsan bana tutun Irmak" dedi yüzündeki hafif gülümsemeyle. "Sen sür atı Barlas ağa. Merak etme düşmem ben" Hala inat eden sevdasına gülümsedi mavileriyle. Barlas, atı hızlandırınca sarsılan Irmak. Düşmemek için Barlas'a sarıldı sıkıca. Yüzünde ki gülme genişleyen Barlas, atı konağa doğru sürdü. Konağa geldiklerinde Barlas, attan inip elini Irmak'a uzattı. Irmak, elini uzatan Barlas'ı görmezden gelerek kendi indi atın üzerinden. Barlas, hala uyumayan çalışanını çağırıp ata iyi bakmasını tembih etti. Sonra da tedirgin bir şekilde bekleyen Irmak'ın kolundan tutarak merdivenlere yöneldi. Irmak, kolunu kurtarmaya çalışsa da adam  bırakmadı. O kadar sıkı tuttmuştu ki kadının kolundan. Barlas, bırakılmadığı takir de Irmak, asla kurtulamazdı. Irmak'ı kendi odasına götürmeyi çok istese de kadının vereceği tepkiden korkarak misafir odasına götürdü. Irmak'ın elini bırakmadan koltuğa kadar götürüp oturmasına yardımcı oldu. İçi evladının acısıyla yanan Irmak, bir an önce her şeyi anlatıp Barlas'ın yardım etmesini isteyecekti. Adam karşısına oturur oturmaz konuşmaya başladı. "Bana evladımı bul Barlas Ağa," dedi bir anda. "Bana onu bulursan seni affederim" Irmak'ın söyledikleriyle beyninden vurulmuşa dönmüştü Barlas. Kalbi paramparça olmuştu. Eğer acıdan ölünseydi şuan ölürdü adam. Titreyen sesiyle, "Ne dedin sen Irmak? Evladımı mı dedin? Sen evlendin mi? Bir çocuğun mu  var?" dedi ve kalbi parçalara ayrıldı. Barlas'ın kadını, Barlas'ın sevdası evliydi. Üstelik çocuğu bile vardı."Senin evladın mı var Irmak?" dedi Barlas yıkılmış ses tonuyla. "Sen evlendin hem de çocuğun var öylemi Irmak'ım?" Benim kadınım evlendi öylemi? Başka bir adamın kadını oldu öylemi?" Bunu söylemek bile adamı kahretmeye yetmişti. "Evet, Barlas ağa. Benim bir evladım var. "Bu dünyada ki en değerli varlığım bir kızım var benim. Şimdi nerede olduğunu bilmediğim bir yavrum var" "Neden yok kızın, ne oldu ona? Nerede olduğunu nasıl bilmezsin?" "Onu kaçırdılar Barlas Ağa. Benim yavrumu, canımı kaçırdılar. İki haftadır ortalarda yok benim kızım." "İki haftadır mı yok? İki haftadır nerde olabilir bu kız. Hiç bir haber almadın mı? Peki ya polis jandarma. Onlar da arıyor değil mi? Hem buralarda böyle şeyler olmaz ki. Nasıl kaçırdılar senin kızını? Ben bunu anlamadım" "Evet, Barlas Ağa, benim kızım iki haftadır kayıp. Ben yalan falan da söylemiyorum. Eğer yardım etmeyeceksen beni oyalama. Hemen giderim evinden. Ben buraya sadece kızım için geldim. Başka hiçbir güç beni buraya getiremezdi" "Yapma Irmak. Yapma ne olur. Ben böyle bir şey demedim ki. Nasıl öyle düşünürsün sen? Tabi ki yardım edeceğim. Sen iste yeter ki. Senin için yapamayacağım şey yok. Yalnız kızının babası nerede, o da arıyor değil mi?" "Babası, şey babası.." "Babası askerde öldü diyerek Poyraz, girdi odaya. Poyraz'ın söyledikleriyle hem Irmak, hem de Barlas, susup kalmışlardı. İkisi de tek kelime konuşmadı bir süre. Sonra Barlas, Irmak'a bakarak konuşmaya başladı. "Kızının babası öldü demek. Başın sağ olsun Irmak. Senin için çok zor olmuştur çocuğunu tek başına büyütmek" Irmak, Poyraz'ın neden böyle söylediğini anlamamıştı. Hem Poyraz, Irmak'ın burada olduğunu nereden biliyordu? "Irmak sana söylüyorum. Duyuyor musun beni?" dedi Barlas. "Ee evet Barlas ağa. Duyuyorum söylediklerini. Poyraz, doğru söylüyor. Askerde öldü o. Kızımı dedem ve ben birlikte büyüttük." Barlas, Irmak'ın cevabından sonra bakışlarını Poyraz'a çevirdi. "Poyraz, sen Irmak'ı nerden tanıyorsun?" dedi sinirli bir şekilde. "Bir kızı olduğunu, kızının babasının öldüğünü her şeyi öğrenmişsin. Sen bunları nereden biliyorsun? Benden daha neler gizliyorsun sen?" "Nazlı'yı sende tanıyorsun enişte. Ben Nazlı'nın annesinin Irmak anne olduğunu kazadan sonra öğrendim" dedi Irmak'a bakarak. Söylediği yalanlar o kadar çoktu ki. Hangisini toparlayacağını şaşırmıştı genç adam. Nazlı'nın hayatı için ne kadar yalan söylemesi gerekiyorsa söyleyecekti Yeter ki Nazlı yâri yaşasın. Poyraz, her şeye razıydı. " Hem ben Nazlı'nın annesiyle senin aradığın Irmak'ın aynı kişi olduğunu nerden bilebilirim enişte?" "Nazlı'mı dedin sen. Bu Nazlı ziraat mühendisi olan Nazlı'mı? Yani silahlı adamlarca kaçırılan ve ortadan kaybolan kız senin kızın mı Irmak?" "Evet Barlas Ağa. O kız benim kızım. Benim her şeyim. Günlerdir hiçbir haber yok ondan. Benim kızım canım günlerdir kayıp." "Tabi ya. Bu yüzdendi. Biliyor musun Nazlı'yı ilk gördüğüm de aklıma sen gelmiştin Irmak. Her hareketi her tavrı tıpkı sana benziyordu." "Benim kızım Barlas Ağa. Bana benzemesi normal değil mi? Sen bana yardım edecek misin Barlas Ağa? Onu söyle bana. Kızımı bulmam için yardım edecek misin?" "Tabi ki Irmak. Tabi ki sana yardım edeceğim. Senin kızını bulman için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Ben Nazlı'yı bulmak için çok tan aramalara başladım zaten. Onun kaybolduğunun ertesi gün oraya gittim ben. O arabayı ben vermiştim ona. İşine daha rahat gitsin diye. Onun başına böyle bir şey geleceği. Aklımın ucundan bile geçmemişti. Ben, onun kaçırılmasına çok üzüldüm inan. O gün ailesini ziyaret etmek istemiştim. Poyraz,  annesinin çok kötü olduğunu. Kimseyle görüşmediğini söyledi" Irmak, Poyraz'ın bir şeyler çevirdiğini anlamıştı. Neden yalan söylüyordu? Hem Barlas'a neden enişte diyordu bu çocuk?" "Poyraz, doğru söylemiş. Çok kötüydüm. Hala çok kötüyüm. Kızım bulunmazsa. Ona bir şey olursa ölürüm ben. Ben kızım olmadan yaşayamam Barlas Ağa." "Sakın bana ölümden bahsetme Irmak. Kızını mutlaka bulacağız. Seni mutlu görmek için yapamayacağım şey yok. Ben, Nazlı'yı mutlaka bulacağım. İnan bana. Kızına mutlaka kavuşacaksın." "Söyleyeceklerim bu kadar Barlas ağa. Ben evime gideyim artık. Dedem uyanmadan evde olmalıyım. Durumu hiç iyi değil zaten" "Ah Irmağım aşkıyla yıllardır yandığım kadın. Sana şimdi burda kal desem. Biliyorum kalmazsın " dedi içinden. "Biraz daha kal Irmak. Evine ben bırakırım seni" "Gerek yok Barlas Ağa. Beni eve Poyraz, bırakır. Aslında atla giderdim ama kızımın atı çok yoruldu. Hem sende dinlenirsin biraz" "Peki Irmak. Sen bilirsin. Ama evinin yerini ve telefon numaranı öğrenmek istiyorum. Telefon numaranı verir misin bana?" Kızından bir haber alırsam sana ulaşırım." Irmak, telefon numarasını Barlas'a verdikten sonra Poyraz'la beraber konaktan çıktılar. Barlas, Poyraz'ın bir şeyler sakladığını anlamıştı. Neden böyle davranıyordu bu çocuk? Gizlediği şey neydi?" Poyraz ve Irmak, konaktan çıktıktan sonra Poyraz'ın arabasına binerek yola çıktılar. Poyraz, dakikalardır konuşmayan Irmak'ın sessizliğinden korkmuştu. Fırtına öncesi sessizlik yaşıyor gibiydi. Konaktan arabayla ayrıldıklarından bu tarafa Irmak, sadece dışarıyı izliyor ve hiç bir şey konuşmuyordu. Ne Irmak'ın ne de Poyraz'ın tek kelime bile konuşmadığı yolculuğun ardından. Irmak'ın evi görünmüştü. Suskunluğunu daha fazla sürdürmeyen Irmak, "Durdur arabayı" dedi Poyraz'a. "Biraz daha yaklaşalım Irmak anne" "Durdur arabayı dedim sana Poyraz" Poyraz, Irmak'ın bağırmasıyla arabayı hemen durdurdu. Irmak, arabadan inerek Poyraz'ın oturduğu sürücü kapısına gitti. "İn aşağı" dedi öfkeyle. Poyraz, hiçbir şey söylemeden kadına bakıp kalmıştı. Irmak, tekrar bağırdı. "İn arabadan ve bana her şeyi anlat" "Anlatacak bir şey yok ki Irmak anne. Ne anlatmamı istiyorsun?" "Ne mi anlatacaksın. Bunu sen mi soruyorsun Poyraz Karadağlı? Ben söyleyeyim istersen. Sen ve Barlas Hanoğlu, nerden tanışıyorsunuz mesela? Ona neden enişte diyorsun mesela? Neden Barlas'ın benim evime gelmesini engelledin mesela? Barlas'a neden Nazlı'nın babasının öldüğünü söyledin mesela?" "Ölmedi mi Irmak anne. Sen Nazlı'ya öyle söylemedin mi? Baban askerde öldü demedin mi?" "Bak Poyraz Karadağlı. Sana ne benim kızımın babasından. Bu seni ilgilendirmez anladın mı?" "Nazlı'yla ilgili her şey beni ilgilendiriyor Irmak anne. Siz istemezseniz de Nazlı'yı çok seviyorum. Ne kadar karşı çıksanız da ondan vazgeçmeyi asla düşünmüyorum." "Nazlı'yı seviyor musun? Gerçekten mi Poyraz? Bende buna inanacağım öylemi." "Evet, Irmak anne. Gerçek bu. Ben Nazlı'yı çok seviyorum" "Madem seviyorsun bana gerçekleri anlat Poyraz. Sen neden Barlas'ın evine geldin. Neden ona enişte dedin? Gerçekleri anlat, sana inanıp inanmamayı bana bırak" "Tamam, Irmak anne. Sana gerçekleri anlatacağım. Ama anlatacaklarım seni üzmekten başka bir işe yaramayacak. Buna inanabilirsin Barlas Hanoğlu, benim teyzemin eşi. Yani anlayacağınız Nazan, benim teyzem" "Sen o yılanın akrabasının öyle mi Poyraz? Onun akrabasının ve benim kızımı seviyorsun. Bana yalan söylemeyi bırak artık. O kadından da ailesinden de bize dost olmaz." "Evet, haklısın Irmak anne. Nazan'dan size dost olmaz. Benden Nazlıyı sürekli göz altında tutmamı isteyen teyzemdi. Başlarda sizden ve kızınızdan nefret ediyordum ben. Teyzem senin eniştemi ondan ayırmaya çalışan bir kadın olduğunu söylemişti bana. Onun için Nazlı'ya başlarda çok kötü şeyler yaptım. Sonra ona âşık oldum ben. Onu üzmemek için elimden geldiğince Nazlı'dan uzak durmaya çalıştım. Teyze mi de uyardım Nazlı'dan uzak durması için" "Ne diyorsun sen Poyraz. Nazan, denilen kadın kızımdan ne istiyor ha? Tamam benim kızım diye nefret ediyor olabilir ama" "Nazlı'yı teyzem kaçırttı Irmak anne" "Ne!!? Ne dedin sen anlamadım? Teyzen mi kaçırttı dedin? Neden, neden kaçırttı o kadın kızımı? Ne istiyor ondan?" "Teyzem sizi ta baştan beri takip ediyormuş Irmak anne. Sen kasabadan ayrılırken peşine bir adam takmış. Adam nereye gittiğini öğrenmiş. Sonra da aylarca seni takip etmiş. Tam takibi bırakacağı sıralarsa hamile olduğunu öğrenmiş." "Neden? Neden takip ediyor bu kadın? Ne diyorsun sen Poyraz? Sen bunları nasıl?" "Ben her şeyi yeni öğrendim Irmak anne." "Senin asla yuva yıkan bir kadın olmayacağını görür görmez anladım zaten. Teyzem öyle bir yılan ki beni sadece Nazlı ve size karşı değil babama karşı bile zehirledi. Ben ve babam yıllarca baba oğul gibi olamadık. Annemle babamın mutlu olmasına da izin vermedi. Onlar birbirlerini çok sevdikleri halde yıllarca düşman gibi yaşadılar. Teyzem kendi mutlu olamadığı için kimsenin mutlu olmasını da istemiyordu. Senden nefret etmesinin sebebi eniştemle senin aranızda olanlar değildi. Eniştemin sana âşık olması bile değildi. Tek sebep teyzemin veremediği çocuğu senin vermendi. Yani Barlas Hanoğlu'nun kızı Nazlı." "Neler söylüyorsun sen? Bu bu.." "Lütfen. Bitirmeme izin ver. Barlas eniştemi yıllarca kısırsın diye oyalayan teyzemdi. Bunu anlamışsındır Irmak anne. Teyzem Nazlı'nın babasının Barlas Hanoğlu, olduğunu biliyor. Nazlı'yı onun için kaçırdı. Barlas Hanoğlu'nun gerçeği öğrenmesini istemiyor. Beni de her gün arayıp tehdit ediyor. Eğer eniştem gerçeği öğrenirse Nazlı'yı öldüreceğini söylüyor. Sizi sürekli takip ediyor. Ne yaptığınızı biliyor. Senin Hanoğlu, konağına gittiğini söyleyen de teyzemdi. Eğer sen enişteme gerçekleri anlatsaydın. Nazlı'yı öldürtecekti. Nazlı'ya bir şey olmasına izin veremezdim. Onu korumak için yalan söylemem gerekiyorsa da söylerim" "Duyduklarıma inanamıyorum. Nasıl olur böyle bir şey? Bu kadın yıllardır bizim peşimizdeydi ha? Anlayamıyorum. O bizimle neden uğraşıyor. Eğer o uğraşmasaydı. Ben ve kızım Barlas'ı yıllarca görmeyecektik belki de. Onun yaptıkları yüzünden durum bu raddeye geldi. Ayrıca senin yüzünden. Kızımın burada iş bulmasını sağlamasaydın. Belki başka bir şehirde daha mutlu olacaktı. Bunu yaparken ne düşündün Poyraz? Sevdiğin kızın başına bir şey gelir diye düşünmedin mi ha? Teyzenin her şeyi yapabilecek bir kadın olduğunu biliyordun. Kızımı tehlikeye sen attın. Seni asla affetmeyeceğim. Bunu sakın unutma" "Böyle olacağını düşünmemiştim Irmak anne. Bu kadarını yapabileceği inan aklıma bile gelmemişti. Nazlı'yı koruyabilirim sanmıştım. Nazlı, babasına yakın olsun istedim. Eniştem çok iyi bir insandır Irmak anne. Yıllardır kısır ağa damgası yediği yetsin istedim. Onun dünya güzeli bir kızı var onu bilsin istedim. Baba kız birbirine kavuşsun istedim. Eniştem yıllarca teyzem yüzünden mutlu olamadı. Seni de o kadar çok seviyordu ki. Belki sen onu mutlu edebilirdin. Sizin bir aile olmanızı istedim" "Sen bunu nasıl düşünürsün Poyraz? Benim kuma olmamı mı istiyorsun? Enişten beni gerçekten sevseydi o kadından çoktan boşanırdı. Hala evli değil mi onlar?" "Eniştem yıllarca ondan kurtulmaya çalışmış Irmak anne. Nazan, onu hep tehditlerle durdurmuş. Bunu teyzem kendi söyledi bana. Ama artık eniştem onun yüzünü bile görmek istemiyormuş. Ona konaktan ayrıl demiş ve boşanma davası açmış. Öğrendim kadarıyla da dün boşanmışlar. Artık Barlas Ağa, bekâr bir adam." "Böyle bile olsa bizim için bir gelecek yok. Kızım bulunur bulunmaz onu buradan alıp gideceğim. O kadının nefretine bırakmayacağım kızımı. Onu bulmak için elinden geleni yap Poyraz. Onu bul. Yoksa ben kahrımdan öleceğim. Barlas'ın yanına bile yalnız kızım için gittim ben. Artık ne yapacağımı şaşırdım. Nazlı'mı istiyorum ben. Biricik kızımı istiyorum." "Irmak anne merak etme Nazlı, yaşıyor. Onu mutlaka bulacağım. Teyzemin en ufak bir açığında her şey ortaya çıkacak. Yedi yirmi dört onun evini gözetliyoruz. Mutlaka açık verecek. İnan bana Nazlı, en yakın zamanda yanımızda olacak." "İnşallah öyle olur. Benim tek istediğim bu zaten. Ben eve gideyim artık. Neredeyse sabah olacak. Dedem uyanırsa beni çok merak eder. Kaç gündür kendinde değil zaten. Ona da bir şey olmasını istemiyorum" "Tamam sen git. Ve hiç merak etme. Nazlı, bulunacak. Bunu mutlaka sağlayacağım. Enişteme şimdilik hiç bir şey söyleme lütfen. Nazlı'nın hayatı buna bağlı." Irmak, başını olumlu anlamda sallayarak evine doğru yürümeye başladı. Bir gece de ne kadar çok şey olmuştu. Nazan'ın yıllardır onları takip etmesi Irmak'ı çok korkutmuştu. Kadının gözü dönmüştü iyice. Ondan Nazan, denilen kadından her şey beklenirdi artık. Barlas'ın ondan boşanması bile durduramazdı o kadını. Poyraz, Irmak, eve girinceye kadar bekledikten sonra arabasına atlayıp oradan ayrıldı. Nöbeti onun devralması gerekiyordu. Pars, saatlerdir Nazan'ın evini gözetliyordu. Onu dinlenmeye gönderip kendisi alacaktı yerini. Poyraz, neredeyse günlerdir uykusuz ve aç dolanıyordu. Boğazından lokma geçmiyordu genç adamın. Nazlı'nın başına gelebilecekleri düşünmekten kâbuslar peşini bırakmıyordu. Etrafında bir sürü kim olduğu belirsiz adamla kim bilir neredeydi Nazlı'sı? Pars'ın yanına gelince nöbeti devralıp onu uyumaya gönderdi. Nazan'ın evinin tam karşısından ki evde onu gözetliyorlardı günlerdir. Nazan, konaktan ayrıldıktan sonra o eve gelmişti. Günlerdir de dışarı çıkmıyordu. Poyraz, büyük kapısından başka bir çıkışı olmayan evin karşısı da ev bulmuştu. Daha doğrusu evde oturanları ikna ederek evden göndermişti. Poyraz'a biraz pahalıya patlamıştı ama onun için hiçbir önemi yoktu. Nazlı, için yapamayacağı hiçbir şey yoktu. Nazlı'yı bulabilmek için her şeyini feda etmeye hazırdı. Kendine bir kahve alarak Nazan'ın evinin kapısını net gören koltuğun üzerine oturdu. Ne olursa olsun Nazan, bir açık vermek zorundaydı. Her şey buna bağlıydı. Kahvesini yudumlarken kayıtlı olmayan bir numaradan gelen mesaj Poyraz'ın dikkatini telefonuna çevirdi. Mesajı açıp baktığında Nazlı'nın fotoğrafı olduğunu gördü. Kızın elleri ağzı bağlı fotoğrafı ve perişan haldeki bir kaç fotoğrafı daha vardı. Poyraz, fotoğrafları görünce beyninden vurulmuşa döndü. Nazlı, sanki daha da zayıflamış gözlerinin altı bile çökmüştü. Bulunduğu yer çok pis görünüyordu. Nazlı, yerde tozun toprağın içinde oturuyordu. Fotoğraflardan sonra gelen mesaj Poyraz'ı çıldırtmaya yetmişti. "Umarım hediyemi beğenmişsindir Poyraz. Nazlı'yı çok özlediğini düşündüm. Ee bu kadar zahmete giriyorsun onu bulmak için. Teyzenin bu kıyağını da unutmazsın. Eğer söylediklerim yapılmazsa sevili Nazlı’cığına yapacaklarım bununla sınırlı kalmaz" yazıyordu. Çıldırmıştı Poyraz Karadağlı. Kabına sığamıyordu. Neredeydi gül yüzlüsü. Bu adi kadın onu nereye saklamıştı? Kırmak her şeyi parçalamak istiyordu Poyraz. Babasının adamları eniştesinin adamları dâhil yüzden fazla adam her yerde Nazlı'yı arıyorlardı. Henüz tek bir ipucu bile yoktu. Poyraz, Nazlı'yı tek bir şekilde bulabileceğini biliyordu. Oda Nazan'ın yapacağı hataya bağlıydı. Nazan, konaktan ayrıldıktan sonra geldiği evinde planlar kurmaya devam ediyordu. Barlas'ın ondan boşandığını avukatı dün arayıp haber vermişti. Ne kadar boşanmamak için uğraşsa da başarılı olamamıştı. İçi nefretle bir kez daha dolup taşmıştı. Barlas Hanoğlu, bunu çok ağır ödeyecekti. Tabi ki Irmak, denilen kadın, onun piçi ve Poyraz Karadağlı. İntikam listesi iyice kabarmıştı. Adamlarından Nazlı'nın perişan halde çekilmiş fotoğraflarını istedi önce. Sonra da gelen fotoğrafları Poyraz'a gönderdi. Poyraz'ın Nazlı'nın halini görünce çıldırmasını acı çekmesini istiyordu. Nazan, nasıl perişan haldeyse şuan Poyraz'da acı çekmeliydi. Onun yüzünden işler bu hale gelmişti. Poyraz, Nazan'a ihanet etmeseydi. Verdiği görevi yerine getirseydi bunlar olmayacaktı. Poyraz, serserisi yaptığının bedelini çok ağır ödeyecekti. Irmak, sadece iki saat uyuyabilmişti. Poyraz'ın onu bırakmasından sonra üzüntüden ve ağlamaktan yorulan Irmak, koltuğun üstünde uyuya kalmıştı. Kapının kırılırcasına çalmasıyla uzandığı koltuktan fırladı. Hızla kapıya koştu. Belki de kızından bir haber vardı. Hızla kapıya varıp hiç beklemeden açtı. Karşısında gördüğü kişi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD