Irmak, kapıyı açar açmaz gördüğü kadınla aklı başından gitti.
Başından aşağı kaynar sular döküldü.
Ne cüretle buraya gelebiliyordu bu kadın? Kendini ne zannediyordu?
Irmak, kadını öfkeyle dışarı ittirip kapıyı kapattı.
Sonra da var gücüyle suratına tokattı geçirdi.
Sinirlerine hâkim olamayan Irmak, kadını saçından tutarak yere fırlattı.
"Ne istiyorsun kızımdan adi kadın?" dedi öfkeden sesi titreyerek.
"Benim kızım sana ne yaptı?
Söylesene ne yaptı benim kızım?"
"Nazan, önce düştüğü yerden kalktı. Sonra da patlayan dudağındaki kanı eliyle silerek Irmak'ın yanına yaklaştı.
"Attığın bu tokattı kızına ayrıca ödeteceğim. Hiç merak etme Irmak.
Ben kimsede hakkımı koymam.
Bunu da ayrıca yaz bir kenara"
"Ne istiyorsun kızımdan. Onun sana bir zararı yoktu ki. Onu neden kaçırttın?"
"Senin kızının doğması bile bir hata.
Sen o kadar onursuz ve basit bir kadınsın ki.
Sana tecavüz eden adamın çocuğunu doğurdun.
Yetmezmiş gibi utanmadan herkesin yüzüne bakabiliyorsun.
Ne zannediyorsun Irmak? Buraya kızını getirip Hanoğlu, servetine varis mi yapacaksın? Hem de bir p."
"Sakın o kelimeyi bir daha kullanma.
Yoksa seni şuracıkta boğarım Nazan.
Benim kızımın babası belli.
Benim kızımın babası bir ağa anladın mı?
Sen çatlasan da benim Nazlı'm Barlas Hanoğlu’nun tek çocuğu. Hanoğlu, ailesinin varisi. Asıl sen yaptıklarının hesabını nasıl vereceksin Nazan?
Barlas Ağa, senin yaptıklarını nasıl olsa bir gün öğrenecek. O zaman yakanı nasıl kurtaracaksın?
Barlas Ağa, sana acır mı zannediyorsun?
Bu kadar yıl onu herkese kısır ağa diye rezil ettin. Asıl çocuğu olmayan sendin.
Bunu herkes ten sakladın"
"Sen ve kızın benim bütün planlarımı alt üst ettiniz.
Ben Barlas Hanoğlu'nu avucumun içine almıştım.
Planım tıkır tıkır işliyordu.
Sen ortaya çıktın ve Barlas'ın aklını başından aldın. Barlas Ağa, sana aşık oldu. Yıllar geçtiği halde seni bir türlü unutmadı. Benim yüzüme bile bakmadı yıllardır.
Hepsi senin yüzünden oldu.
Neden girdin hayatımıza? Söylesene neden girdin hayatımıza?"
"Ben ne senin ne de Barlas ağanın hayatına girmek istemedim.
Ben sizin yüzünüzü bile görmek istemedim yıllardır.
Hep kaçtım sizden. Kızımı bile başka şehirde okuttum.
Beni takip ettiren sendin. Sen düştün bizim peşimize. Kızıma onca acıyı sen çektirdin. Sen bizim peşimize düşmeseydin. Ben hiç bir şekilde Barlas Ağa'nın yakınından bile geçmezdim.
Her şey benim yüzümden değil.
Bütün bu olanların sebebi Barlas Ağa ve sensin."
"Poyraz, serserisi bakıyorumda her şeyi yumurtlamış. Ne o kızını Poyraz'a mı kalmayı düşünüyorsun?
Ama bu biraz zor biliyor musun Irmak?
Ne kızına ne sana ne de Poyraz'a hiç bir şekilde huzur vermeyeceğim.
Ben yaşadığım sürece siz bir araya gelemeyeceksiniz.
Ne Barlas'ın seninle mutlu olmasına izin veririm.
Ne de Poyraz ve Nazlı'nın birlikte olmasına. Hepinizin ipleri benim elimde. Ben ne istersem onu yapacaksınız."
"Kızımı bırak Nazan. Kızımı bırak.
Sana söz veriyorum. Onu alıp buralardan gideceğim.
Bundan sonra hiç bir şekilde yüzümüzü görmezsin inan bana. Ne Barlas Hanoğlu.
Ne de Poyraz, umurumda bile değil.
Bana kızımı ver Nazan. Bana yavrumu ver sadece"
"Artık çok geç Irmak. Sen büyük bir hata yaptın. Hanoğlu, konağına gittin.
Barlas, seni gördü. Barlas Ağa, bundan sonra seni bırakır mı zannediyorsun?
Bundan sonra senin peşini bırakmaz o.
Bende sizin mutlu olmamanız için elimden geleni yapacağım bundan sonra.
Eğer ona Nazlı'nın kızı olduğunu söylersen hem onu hem de Nazlı'yı öldürürüm. Sana yemin ediyorum bunu yaparım. Sakın ağzını açma.
Kızını benim elimden kimse alamaz bunu anla"
"Polise bu olanları anlatacağım.
Kızımı senin kaçırdığını söyleyeceğim.
Bundan sonraki hayatını hapislerde çürüyerek geçireceksin Nazan."
"Sen ve kızın da Hanoğlu konağında mutlu mesut yaşayacaksın.
Öyle mi Irmak Hanım?
Bu hiçbir zaman olmayacak. Hanoğlu konağı ve Barlas. Benim olmuyorsa kimsenin olmayacak.
Bundan sonra hazır ol Irmak. Bugüne kadar hiç bir şey yaşamadın.
Asıl acıların bundan sonra başlayacak.
Kızını elimden kurtaramayacaksın.
Her gün her dakika kızıma ne oldu diyerek kahrolacaksın.
Polise de git söyle istiyorsan. Ben hapse girdiğim an kızın son nefesini verir.
Bundan sonra sadece sizi acı içinde görmek için yaşıyorum."
Nazan, söyleyeceklerini söyledikten sonra. Arabasına binip yayla evinden uzaklaştı.
Nazan'ın gidişinin ardından Irmak, olduğu yere yığıldı kaldı.
Ellerini yüzüne kapatıp hıçkırarak ağladı kahroldu.
Açık olan kapıdan dakikalardır iki kadının konuşmasını dinleyen Ece.
Irmak'ın yere yığılmasıyla koşup kadının yanına geldi.
"Irmak Teyze. Ne oldu? Lütfen sakin ol" dedi kadına sarılarak.
Irmak, Ece'ye sarılıp dakikalarca gözyaşı döktü.
Sonra ayağa kalktı ve evin balkonunda ki sandalyeye oturdu.
Bakışlarını Ece'ye çevirip,
"Her şeyi duydun değil mi Ece kızım" dedi.
"Ne olursun duydukların Nazlı'm la olan arkadaşlığınızı etkilemesin. Ona kötü gözle bakma olur mu?"
"Asla Irmak Teyze. Asla öyle bir şey düşünmem ben. Ben eğer böyle düşünseydim. Nazlı'yla arkadaşlığımı çok tan bitirirdim.
Ben her şeyi uzun zamandır biliyordum zaten.
Nazlı, bana her şeyi anlatmıştı.
Sadece Barlas Hanoğlu’nun Nazlı'nın gerçek babası olduğunu yeni öğrendim.
Bu nasıl olabilir Irmak Teyze?
Onun gibi iyi kalpli bir adam bunu sana nasıl yapabilir aklım almıyor?"
"İnan bende bunu yıllardır düşünüyorum Ece.
Nasıl bir kader onunla beni böyle karşılaştırdı anlayamadım.
Ama bunlar yaşandı Ece. Dönüşü yok. Ben kızımı Nazan, denen kadından korumak için çalıştım hep.
Bu yüzden buralardan uzakta okumasını istedim.
Ama kader onları yine karşıma çıkardı.
Sende gördün Ece. Bana karşı ne kadar nefret dolu. Nazlı'yı onun elinden nasıl kurtaracağız bilmiyorum?"
"Irmak Teyze kesinlikle çok haklısın.
Bu kadın sandığımızdan çok daha tehlikeli. Dediklerini yapmamız lazım şimdilik.
Lütfen polise falan bir şey söylemeyelim. Bu kadının ne yapacağı hiç belli olmaz"
Nazlı, ise iki haftadır kaldığı hurdalıkta adamların elini bağlayarak çektikleri fotoğrafları düşünüyordu.
Annesine göndermiş olabilirlerdi o fotoğrafları.
Annecim kim bilir ne kadar üzülmüş kahrolmuştu?
Nazlı'nın hali gerçekten perişandı.
Ama hala nefes alabildiği için şükrediyordu.
Günlerdir aynı kıyafetlerin içindeydi.
Saçı başı birbirine girmiş ve karışmıştı.
Nazlı, ne kadar perişan olsa da bunu umursamıyordu.
Nefes aldığı sürece hala bir umut vardı.
Onu kim kaçırdıysa mutlaka bırakacaktı. Böyle düşünmek istiyordu kız. Eğer umudunu kaybederse kafayı yerdi burada.
Barlas, gece Irmak, gittikten sonra sabahı zor etmişti. Sabah kalkar kalkmaz ise sabaha kadar defalarca aradığı adamlarını tekrar aradı.
Adamlar gece gündüz demeden çalışıyorlardı. Hiç durmadan Nazlı'yı arıyorlardı. Barlas, gerekirse sokak sokak arayın. Nazlı'yı mutlaka bulun demişti.
Kendisi de kahvaltı bile yapmadan anne ve babasının yanına gitti.
Babasına ve annesine Irmak'ı anlatmak için sabırsızlanıyordu.
Babası her ne kadar konuşmasa da. Oğlunun anlattıklarını dinledi.
Oğlu Irmak'ı yıllar sonra bulduğunu söylüyordu.
Irmak'ın bir kızı olduğunu ve kızının kaçırıldığını söylüyordu.
Bilmiyordu ki oğlu. Kaçırılan kız aynı zamanda onunda kızıydı.
Barlas, Irmak, evlenmiş bir çocuğu olmuş diye çok üzülüyordu.
Bilmiyordu ki oğlu gerçekleri.
Çok üzülmüştü yaşlı adam torununun kaçırılmasına.
Kim kaçırabilirdi torununu? Barlas'ın anlattığına göre kasaba da kimseyi tanımıyordu ki kız.
Kime ne kötülük yapmış olabilirdi?
Yaşlı adamın aklına Nazan, geldi bir tek.
Ondan başka kim düşmanlık besleyebilirdi kıza?
Nazan'ın olduğuna adı gibi emindi yaşlı adam.
Şu kahrolası yataktan kurtulamamıştı ki bir türlü.
Elleri artık daha çok hareket ediyordu ama yazı yazacak kadar düzelememişti henüz.
Eli kolu bağlı kalmıştı adam. Oğlunu artık mutlu görmek istiyordu. Ölse bile umrunda değildi. Yeter ki ölmeden önce oğlunu sevdiği kadınla ve kızıyla mutlu görsün. Bu ona yeterdi.
Poyraz, sabah çok erken saatte evden ayrılan Nazan'ı görünce hemen arabasına atlayarak arkasından takip etmekte başladı. Sabahın köründe nereye gittiğini çok merak etmişti.
Nazlı'nın yanına gidiyordu belki de.
Kafasında ki soruları susturmaya çalışarak takibe uzunca bir süre devam etti.
Bir saatten fazla süren yolculuğun ardından geldiği yeri görünce öfkeyle arabanın direksiyonunu sıktı.
Ne yapmaya çalışıyordu bu yılan.
Ne işi vardı burada acaba?
Olacaklar Poyraz'ı çok korkutuyordu. Arabayı ağaçların arasına bırakarak arabadan indi.
Irmak'ın evini korumak için tuttuğu korumalar onu aramış ve eve bir kadının geldiğini haber vermişlerdi.
Poyraz, onlara hiçbir şey yapmamalarını müdahale etmelerini söyledi. Kendisi de evi gören bir yerden Nazan'ı izlemeye devam etti.
Irmak'ın kapıyı açar açmaz Nazan'a attığı tokat Poyraz'ı gülümsetmişti.
Nazlı’sının savaşçı hali annesinden geliyordu galiba.
Nazlı'yı da hiç bir şey pes ettiremiyordu.
Uzaktan ne konuştuklarını duyamıyordu adam. Ama her an tetikte bekliyordu. Nazan’dan her şey beklenirdi Irmak'ı öldürmeye bile kalkabilirdi.
Neredeyse yarım saat konuşmuşlardı iki kadın. Yılların kozunu paylaşmıştı anlaşılan. Nazan, konuşması bittikten sonra arabasına binip oradan ayrılmıştı.
Irmak'ın perişan halde yere yığıldığını gören Poyraz, yardım etmeyi düşünse de kapıda onları dinleyen Ece'yi görünce Irmak'ı ona bırakıp Nazan'ı izlemeye devam etti.
Nazan'ın arabası eve doğru gitmiyordu. Kasabadan daha da uzaklaşıyordu. Nereye gidiyordu bu kadın? Planı neydi acaba? Poyraz, daha fazla düşünmeyi bırakıp hemen telefonunu çıkardı. Şu an olduğu yerin konumunu Pars'a gönderdi. Neredeyse iki saattir yol gidiyorlardı.
İlerledikçe de konum göndermeye devam etti.
Yol iyice kötü olmaya başlamıştı.
Poyraz'ın jipi için bu yol sorun değildi ama.
Nazan'ın arabası daha fazla ilerleyememişti.
Nazan, arabasını durdurdu. Sonra da arabadan inerek yürümeye başladı.
Nazan'ın yürüyerek ilerlediğini gören Poyraz, arabasını yoldan bir kaç metre uzakta ki büyük kayaların arasına bıraktı.
Hemen arabadan inip koşarak Nazan'ın peşinden gitmeye başladı.
Poyraz, farkettirmeden uzaktan bakıyordu kadının nereye gittiğine.
Dağ başında ne işi vardı bu kadının.
Poyraz'ın içinden bir ses kadının Nazlı'nın yanına gittiğini söylüyordu.
Nazan, yürüyerek on on beş dakika gitti.
Sonra da etrafı çitlerle çevrili büyük bir bahçenin içine girdi.
Sonra da gözden kayboldu.
Poyraz, Nazan'ı gözden kaybetmişti artık. Bir süre olduğu yerden Nazan'ın çıkmasını bekledi.
Uzun zaman geçmesine rağmen Nazan, dışarı çıkmamıştı.
Poyraz, orada ne olduğunu öğrenmek zorundaydı. Pars'a bir kez daha konum atmak için telefonunu çıkardı.
Telefona baktığında şebekenin çekmediğini gördü.
Yapacak bir şeyi yoktu. Ne kadar tehlikeli olsa da gidecekti oraya.
Yavaş yavaş etrafı koklayarak kapıya yaklaştı.
Ortalık o kadar sessizdi ki böceklerin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu.
Poyraz, eski kapıyı ittirip açtı. Gürültü yapmamaya çalışarak içeri doğru ilerledi.
Biraz ilerde tahtalarla yapılmış baraka gibi bir yer vardı. Barakanın arkasında ise büyük bir kulübe vardı.
Şu anki sessizlik Poyraz'ı ürkütmüştü ama Nazlı'yı bulmak için her zorluğa katlanmaya hazırdı.
Gözünü karartmıştı artık. Ne olacaksa olsundu. Nazlıya olan özlemi hasreti bir an önce bitsindi artık.
Poyraz Karadağlı. Yıkılmaz yenilmez güçlü Poyraz Karadağlı. Bir kızla bir en fazla iki hafta sevgili olan adam.
Nazlı'nın aşkından kendini dağlara vurmuş bir mecnun gibiydi şu an.
Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağın başında sevdasının peşindeydi.
Günlerdir bir ipucu için çırpınıyordu adam. Bu saatten sonra her şeyi göze almıştı artık.
Poyraz, barakaya yaklaştı iyice.
Kapısına kadar geldiğinde kapıda kocaman bir kilidin asılı olduğunu gördü.
Belindeki silahı çıkardı hemen.
Ateş etse açabilirdi kilidi. Ses çıkarmasından endişe ederek silahını beline geri soktu.
Etrafa bakınarak kilidi açacak bir şeyler aradı.
Kapıdan biraz ilerde bir demir parçası gözüne takıldı.
Hemen etrafı tekrar kolaçan edip demiri yerden aldı.
Bir gariplik vardı burada. Hissediyordu Poyraz.
Buraya kadar sorunsuz gelmişti.
Hiçbir engelle karşılaşmamıştı.
Nedenini çözmeye çalışmayacaktı.
Bir an önce yapması gerekeni yapmalıydı. Demiri kilide takıp kıvırdığında zaten eski olan kilit hemen kırıldı. Poyraz, hurdalık gibi görünen yere girdi. Girer girmez burnuna gelen ağır koku adamın midesini bulandırdı.
Yavaş adımlarla içeri ilerlerken bir taraftan da etrafı kolaçan etmeye devam etti. Deponun içine doğru biraz daha ilerledi. Eski tahtalarla dolu köşeye doğru gittiğinde elleri ayakları bağlanmış. Ağzı bantla kapatılmış Nazlısı' nın yaşlı gözlerle ona baktığını gördü.
Gördüğü bu görüntüyle adamın kalbi parçalara ayrıldı. Nazlısı' nın ayağında ayakkabısı bile yoktu. Ayakları elleri yara bere içindeydi.
Fotoğraflarda göründüğünden daha da kötü görünüyordu.
Hemen yanına koşup sarıldı sıkıca. Öyle özlemişti ki gül yüzlüsünü hasretinden çıldırmıştı adam.
"Nazlı'm sevdam her şeyim" dedi. Kıza sarılmaya devam ederken.
Nazlı ise Poyraz'dan kurtulmaya çalışıyordu.
Ahtapot gibi sıkıca sarılan adamdan kurtulamıyordu bir türlü.
Bunun farkına varan Poyraz, hemen kızdan biraz uzaklaşıp ağzında ki bandı çıkardı.
Ağzı açılan Nazlı ağlayarak konuşmaya başladı. "Uzak dur benden kokuyorum ben baksana"
"Koktuğun falan yok Nazlı. Hem umurumda mı? Seni o kadar çok özledim ki"
"Neden geldin ha, söylesene neden geldin? Ben senden hiç bir şey istemiyorum. Neden gelip hayatını riske attın?"
"Ben sensiz yaşamıyordum ki Nazlı'm.
Kaç gündür ne haldeyim biliyor musun?
Kaç gündür senin ne halde olduğunu düşünmekten öldüm öldüm dirildim.
Ben sensiz bir hiçim Nazlı. Ben seninle nefes alıyorum.
Ne olacaksa ikimize beraber olacak bundan sonra. Ya buradan beraber çıkacağız ya da burada beraber öleceğiz."
"Ben senden hiçbirşey istemiyorum Poyraz. Benden uzak dur yeter.
Hem sen burada ne arıyorsun? Kaçırıldığımı kimden öğrendin.
Sen benim kasabamda ne yapıyorsun?"
"Bunları sonra konuşuruz Nazlı'm.
Bir an önce buradan çıkalım. Sana her şeyi anlatacağım merak etme."
"Evet Nazlı'sı Poyraz, sana her şeyi anlatır" diyerek Nazan, girdi içeri.
Poyraz, hemen Nazlı'sının önüne geçti korumak için.
"Seni yılan. Bende diyorum nasıl kolay ulaştım Nazlı'ya?
Tuzak kurdun bana değil mi?"
"Her zaman söylüyorum Poyraz ‘çığım. Benim Yeğenim çok zeki diye."
"Sen kimsin, benden ne istiyorsun?"
Nazan, Nazlı'nın sorduğu soruyla bakışlarını Poyraz'ın arasında ki kıza çevirdi.
"Seni göremiyorum Nazlı, ama yine de söyleyeyim.
Seni buraya getirten bendim.
İki haftadır seni burada ben tutuyorum"
"Neden!!? Ben ne yaptım sana?
Beni neden kaçırttın?" diye bağırdı kız.
"Sana her şeyi anlatacağım Irmak'ın kızı.
Poyraz'ın da yardımıyla sana yaşattığımız acıları anlatacağım.
Ya da dur bir dakika. Bunu sana Poyraz, anlatsın.
Hadi Poyraz, anlatsana Nazlı'cığına.
İkimizin yaptığı planı. Benim emrimle ona yaptıklarını"
"Ben seninle asla plan falan yapmadım.
Yalan söylemeyi bırak Nalan.
Yalan mı söylüyorum? Sana hiç yakıştıramadım Poyraz Karadağlı.
İnsan teyzesine yalancı mı der hiç."
"Doğru mu söylüyor Poyraz" dedi Nazlı, Poyraz'ın yüzüne bakarak.
"Nazlı'm bak...."Nazlı, gözyaşları içinde Poyraz'a baktı. Sonra da, "Bu kadın doğru mu söylüyor" dedi
"Bak Nazlı'm. Bak gül yüzlüm. Ben şey."
"Evet, sevgili yeğenim. Anlat Nazlı’cığına. Yıllardır gizlenen gerçekleri bilsin artık. Senin ona yaptıklarını bilsin.
Irmak'ın tecavüz sonucunda doğan piçi olduğunu bilsin Nazlı cık.
Annesinin benim kocamı nasıl ayarttığını bilsin."
"Sus sana sen be. Benim annemin adını ağzına alıp kirletme.
Benim anneme dil uzatacak bir kadın olamazsın sen.
Ben gerçekleri biliyorum zaten.
Annem bana her şeyi anlattı.
Babam olacak adama her şeyi söyleyebilirsin ama anneme dil uzatamazsın.
Ayrıca benim annem kimsenin kocasını ayarlamaya çalışmaz."
"Öyle mi Nazlı cık, senin annen daha dün gece benim kocamın yanındaydı.
Seni kurtarması için yardım istemeye gitti."
"Sen ne diyorsun be? Kim senin kocan?
Annem nerden tanıyor onu?"
"Benim kocam kim biliyor musun?"
"Sus artık konuşma teyze" diye bağırdı Poyraz.
"Yeterince ona zarar verdin. Daha fazla uzatma artık. Onu bırak gitsin. Ne yapacaksan bana yap.
Lütfen Nazlı'yı daha fazla üzme artık."
"Seni fedakâr âşık. Beni çok duygulandırdın Poyraz. Senin de sıran gelecek. Biraz sabırlı ol"
"Kadın demem teyzem falan demem seni öldürürüm Nazan. Nazlı'yı rahat bırak artık"
"Bana hiçbir şey yapamazsın Poyraz Karadağlı. Dışarıda en az on adam bizim hesaplaşmamızı bekliyor.
Sen de misafirimsin artık.
Buraya elini kolunu sallayarak girip çıkacağını zannetmedin herhalde.
Beni izlediğini bilmiyor muyum sanıyorsun? Benim evimin karşısındaki evde sürekli beni gözetlediğini çok iyi biliyorum.
Ah benim şaşkın Poyrazım. Teyzen seni iyi eğitememiş. Bana benzeseydin karda yürür izini belli etmezdin."
"Her şeyi biliyordun öylemi? Beni bile bile tuzağa çektin."
"Ha şunu bileydin. Kafan çalışmaya başladı bak. Karşı evden çıkardıkların. Hem senden para aldı. Hem benden. Seni sattılar anlayacağın.
Senin benim yeğenim olduğunu biliyorlardı zaten.
Yani Poyraz Karadağlı işini iyi yapmıyorsun"
"Kesin artık kendi aranızda konuşmayı.
Bana annemin senin kocanı nereden tanıdığını söyle."
"Evet, Nazlıcık. Tamda orada kalmıştık değil mi?
Senin annen benim kocamı çok iyi tanır. Çünkü annene tecavüz eden benim kocamdı."
Nazlı, duyduklarıyla dizlerinin üstüne çöktü.
"Bu olamaz. Nasıl olabilir böyle bir şey? Ben annemin hayatını mahveden adamın kasabasında mı çalışıyorum aylardır?"
"Aynen Nazlı. Aynen öyle yapıyorsun. Çok üzüldün değil mi? Yazık sana."
Poyraz, hemen Nazlı'nın önüne eğilip ellerinden tuttu.
"Lütfen Nazlı'm. Seni üzmesine izin verme. Dinleme onu. Konuşmasına izin verme"
Nazlı, öfkeyle baktı Poyraz'ın yüzüne.
Sonra da ellerini tutan elleri ittirdi.
"Dokunma bana. Sende bu kadının kanından değil misin?
İkinizde aynı pisliksiniz.
Senin bir şey anlatmana gerek kalmadan anladım olanları. Teyzen istediği için yaptın her şeyi.
Bana o kadar acıyı teyzen istediği için yaşattın" dedi. Elini göğsünün üstünde ki yaraya götürerek.
Poyraz'ın da tam göğsünün üstü sızladı.
Nazlı'nın eliyle tuttuğu yere uzattı ellerini.
"Affet beni. Özür dilerim Nazlı'm.
Affet gül yüzlüm affet"
"Bu kadar yeter. Sana anlatacaklarım bitmedi. Irmak'ın kızı. Bugün senin hayatında çekmediğin kadar acı çekmeni istiyorum"
Poyraz, hızla Nazlı'nın yanından kalkıp Nazan'ın yanına geldi.
Kadının boğazından tutup.
"Yeter bu kadar" diye bağırdı.
"Yeter artık sus. Onu üzdüğün yeter teyze.
Eğer susmazsan seni öldürürüm"
O sırada içeri ellerinde sopalarla Nazan'ın adamları girdi.
Girer girmez Nazan'ı Poyraz'ın elinden kurtardılar.
Poyraz'ın elinden kurtulan Nazan.
Derin bir nefes alıp adamlarına bağırdı.
"Haddini bildirin şunun"
Adamlar sopalarla Poyraz'ın üzerine yürüdüler. Gözü dönmüş haydutlardı her biri. Poyraz, iyi dövüşüyordu ama on tane adama karşı yapacak bir şeyi yoktu.
Yoruluncaya kadar adamlara karşı kendini savundu. Gücü tükenince adamlar Poyraz'ın üstüne çullandılar.
Ellerindeki sopalarla yumruklarla neresine denk gelirse vurdular vurdular.
Nazlı, çığlık çığlığa bağırıyordu.
Poyraz'ın canı yandıkça kızın kalbi parçalara ayrılıyordu.
"Bırakın onu ne olur. Yeter öldüreceksiniz vurmayın artık"
Nazan, ise kahkahalarla gülüyordu.
Nazlı'nın yanına gelip eliyle kızın yüzünü sıktı.
"Biraz daha yalvar Irmak'ın kızı.
Biraz daha yalvar. Yalvar ki belki acırım size. O zaman Poyraz'ı kurtarırsın" dedi.
"Hayır, yalvarma Nazlı'm" dedi Poyraz, perişan halde.
"Lütfen bırakın onu. Lütfen lütfen.
Bakın ne hale geldi. Senin kanından o. Bunu nasıl yaparsın"
Adamlar hala Poyraz'a vurmaya devam ederken Nazlı, daha fazla dayanamadı.
Nazan'ın yüzünü sıkan elini iterek çöktüğü yerden ayağa kalktı.
Yerde kanlar içinde yatan Poyraz'ın üzerine attı kendini. Adamların vurmalarını engellemeye çalıştıkça adamların sopa darbelerinden oda nasibini alıyordu.
Kollarına sırtına acımadan vuruyordu adamlar.
Poyraz, Nazlı'ya da vurduklarını görünce son gücüyle ters dönüp Nazlı'yı altına aldı.
Onun canının yanmasına dayanamamıştı genç adam. Artık sopa darbeleri yalnızca Poyraz'a geliyordu.
"Yeter bu kadar!!" diye bağırdı Nazan.
Nazan'ın emrini duyan adamlar Poyraz'a vurmayı bıraktılar hemen.
Nazan, iki aşığın birbirlerini koruma çabasına tiksinerek baktı.
"Ayırın şu ikisini" dedi adamlarına.
Adamlar gidip Poyraz'ı Nazlı'nın üzerinden kaldırıp başka bir köşeye attılar.
Hem Poyraz hem Nazlı, perişan haldeydi.
Poyraz'ın kolunu kıpırdatacak hali kalmamıştı.
Adamlar acımadan vurmuşlardı ona.
Nazlı, Poyraz'a yaşlı gözlerle bakıyordu.
Ne hale gerdirmişlerdi adamlar onu.
Poyraz da aynı şekilde Nazlı'nın kanayan yerlerini görmeye çalışıyordu.
Gül yüzlüsüne vurulan her darbeyi ta yüreğinde hissetmişti adam..
Dişlerini sıktı öfkeyle, "Bu günü unutma Nazan" dedi.
"Nazlı'ma gelen her darbe için senin ve bu adamların canını ayrı ayrı yakacağım"
"Buradan kurtulabileceğini zannediyor musun sen?
İkinizi de buraya gömeceğim Poyraz"
Nazlı, zorla da olsa ayağa kalktı ve Poyraz'ın yanına gitti. Yanına oturup.
" iyi misin , canın çok yanıyor mu?" dedi
"İyiyim gül yüzlüm. Benim için üzülme sen. Asıl sen nasılsın? Canını çok yaktılar değil mi. Çok üzgünüm sevdam. Seni koruyamadım çok üzgünüm."
Nazlı, bakışlarını Nazan'a çevirdi.
"Onu hastaneye götür lütfen. Yarası çok. Hiç vicdan yokmu sende?"
"Çok mu üzülüyorsun onun için?
Onun sana yaptıklarına rağmen. Hala onumu düşünüyorsun?
Sen tam bir salaksın Irmak'ın kızı"
O korumaya çalıştığın Poyraz. Benim isteğimle zarar verdi sana.
Ben ne istersem onu yaptı sana.
Seni izlemesini ben söylemiştim ona.
Seni ve anneni kocamdan uzak tutmak için."
"Senin kocan her kimse benim umurumda değil. Emin ol annemin de umurunda olmaz.
Bizi bırak. Annemle beraber bu kasabadan ayrılırız biz.
Bizim yüzümüzü bile görmezsin"
"Biliyor musun bunu annen de söyledi bana?
Kızımı bırak onu alıp buradan gideceğim dedi zavallı anneciği"
"Ne diyorsun be? Sen annemin yanına damı gittin pislik? Ondan uzak dur. Anneme sakın bir daha yaklaşma.
Annem iyi değil mi Poyraz?" dedi Poyraz'a bakarak.
"Üzülme Nazlı. Annenin hiç bir şeyi yok."
"Çok mu korktun Nazlı? Merak etme annene bir şey yapmadım şimdilik.
Ama annen haddini bilmiyor.
O kadın kocamdan uzak durmuyor"
"Kim senin kocan, söylesen artık.
Lanet olasıca kocan kim senin?"
"Yazık sana. Annen sana babanın Barlas Hanoğlu, olduğunu söylemedi mi.
Annene te...."
"Sus!!!sus dedim sana. Anladın mı sus?
Sakın bir şey söyleme. Söyleyeceklerini duymak istemiyorum aşağılık."
Nazlı, kanlı elleriyle kendi saçlarından tutarak sert bir şekilde çekmeye başladı.
"Barlas Hanoğlu. Annemin hayatını mahveden adam. Barlas Hanoğlu'ydu öyle mi?
Sizi köpekler. Lanet olsun size. Sana da Barlas Hanoğlu’na da." dedi ağlayarak.
"Nazlı, yapma lütfen gül yüzlüm. Saçlarını koparıyorsun. Sakin ol bir tanem."
"Senden de nefret ediyorum Poyraz Karadağlı. Hepiniz beş para etmez insanlarsınız.
Bana bak adi kadın. O adamı baba olarak asla tanımıyorum.
Asla ondan bir şey beklemiyorum.
Annem de onu tanımayacak.
Bırak beni artık. Bu lanet kasabadan gitmek istiyorum" dedi gözyaşları içinde.
Poyraz, kızın ağlamalarına daha fazla dayanamamıştı.
Adamın kalbi paramparça oldu.
Nazlı'sı sevdası perişan haldeydi şimdi.
Her şeyin sebebi kendisiydi.
Onu bu kasabadan uzak tutması gerekiyordu aslında.
Nazan, yılanının önüne kendisi atmıştı Nazlı'yı.
"Onu bırak teyze. Onu bırak. Sen ne istersen yaparım. Yeterki onu bırak.
Bırak annesiyle beraber bu kasabadan gitsinler.
Annesi bir kez kayboldu. Yine kaybolur.
Nazlı'ma yaptıkların yeter artık"
"Aşk seni ne hale getirmiş salak yeğenim.
Sen Poyraz Karadağlı. Şehirde bir kraldın. Şimdi bu sümüklü kız için bana yalvarıyorsun.
Sana acıyorum biliyor musun? Kendi kanımdan birinin bu hale düşmesi ne kadar acı. Hiç boşuna yalvarma bana. Onları asla bırakmayacağım.
Barlas, benden boşanmanın bedelini ödeyecek. Ne sevdiği kadına ne de kızına asla kavuşamayacak.
Hayatının sonuna kadar kısır ağa olarak anılacak.
Bir çocuğu olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyecek."
"O adam benim babam değil dedim sana.
Ben onu hiç bir zaman babam olarak kabul etmeyeceğim"
"Yeter artık çok sıkıldım sizden" dedi Nazan.
"Şimdi buradan gidiyorum. Siz iki sevgiliyi baş başa bırakıyorum.
Artık geri kalanları konuları aranızda halledin" diyerek kapıdan çıkıp gitti.
Çıkarken adamlarına Poyraz'ı bağlamalarını söylemeyi de unutmadı.
İki tane adam gelerek Poyraz'ı kollarından sürükleyerek Nazlı'dan biraz uzak bir köşeye götürüp bağladılar.
Sonra da Nazlı'nın yanına geldiler. Onu da duvarın dibine götürüp çözülen ellerini tekrar bağladılar ve dışarı çıkıp kapıyı kilitlediler.
Nazlı, arkasında ki tahta duvara yaslanıp Poyraz'ı izledi bir süre. Sonra da bakışlarını çevirdi.
Poyraz, Nazlı'nın ondan uzaklaşan bakışlarını görünce yıkılmıştı.
Canı şimdi daha çok yanıyordu.
"Affet Nazlı'm suçluyum. Ne desen.
Ne yapsan haklısın. Sana kızamam.
Teyzem olacak kadın daha on sekiz yaşıma girmeden bana kancayı taktı.
Sürekli babama karşı kışkırttı beni.
Beni paraya uyuşturucuya boğdu.
Bir dediğimi iki etmez.
Sonunda beni bir zorbaya dönüştürdü.
Ben o kadının elinde çığırından çıkmıştım. Her istediğimi elde ediyordum. Bazen güzellikle bazen de zorla istediklerimi alıyordum.
Onun beni düşürdüğü bataktan babam kurtarmaya çalışırdı hep.
Ben ona kötü davransam da babam beni hiç bırakmadı.
Teyzem bana bir kızı izleyeceksin. Onun her adımından haberim olacak dedi. Ayrıca ondan uzak dur, kendini gösterme dedi.
Bunları söylediğinde ben seni henüz görmemiştim. Bende bu işi Pars ve Kaya'ya devrettim. Onlar seni izliyor ne yaptığını bana bildiriyordu.
O gün kafeye geldiğinizde Ece'nin yanımdaki kızın üzerine su dökmesiyle başladı her şey. Ben ilk orda gördüm seni. Teyzemin gönderdiği fotoğraflara daha dikkatli bakınca onun sen olduğunu anladım.
Uzaktan seni izlemeye başladım. Halin tavrın, her şeyin beni çok etkiledi. Ben senin her zerrene orada tutuldum.
Ama Poyraz Karadağlı'ydım ben. Asla yapılan bir yanlışı affetmezdim.
Sen benim suratıma su serpince bana bir bahane de çıkmıştı.
Senin canını yaktığıma çok pişmanım inan.
Sana bıçakla yaptığım çok alçakçaydı biliyorum.
Ben başka bir kıza bunu yapmadım.
Başka kızlara da yaptığımı seni korkutmak için söyledim.
Adımın baş harfini seni gerçekten kendime mühürlemek için yaptım.
Kimse sana yaklaşmasın. Kimse seni sevsin istemedim.
Seni kaçırdığımda bana anlattıkların beni yanlıştan döndürdü.
Eğer sana öyle bir alçaklık yapsaydım sanırım yaşayamazdım.
Benim sana yaptıklarım yüzünden seni dışladılar biliyorum. Sana kötü gözle baktılar. Seni kütüphane de rahatsız eden o iki serserinin her parmağını tek tek kırdım.
Ben sana yaptıklarıma çok pişman oldum Nazlı'm. Affet beni ne olur. Biliyorum buna yüzüm yok ama ne olur beni affet"
Nazlı, Poyraz'a tek kelime söylemedi.
Hatta yüzüne bile bakmadı.
Aklı o kadar karışıktı ki şu an.
Babası Barlas Hanoğlu'ydu. Onu ilk gördüğü zaman kalbinde bir sıcaklık hissetmişti zaten.
Kızın kalbi heyecanla çarpmıştı.
Adamın bakışları o kadar şefkat doluydu ki.
Nazlı, çok sevmişti. Barlas Hanoğlu'nu.
Böyle bir şey aklından bile geçmemişti.
O adam. Barlas ağa. Annesinin hayatını mahveden adam.
Nazlı, bundan sonra ki hayatını ondan nefret ederek geçirecekti.
Poyraz'ı da asla affetmeyecekti.
Onun yüzünden yaşadığı acıları da korkuları da unutmayacaktı.
O günden sonra Poyraz ve Nazlı üç gün boyunca hurdalıkta bağlı kaldılar.
Adamlar günde üç defa geliyor onlara yemek su veriyor. İhtiyaçlarını giderdikten sonra tekrar bağlıyorlardı.
Poyraz, üç gündür yüzüne bile bakmayan Nazlı'yı ne söylediyse ikna edememişti.
Haklıydı Nazlı, ama genç adamın çok zoruna gidiyordu.
Nazlı'nın yüzüne bile bakmaması Poyraz'ı üzüntüden kahrediyordu.
Çok seviyordu gül yüzlüsünü. Öl dese ölecek kadar çok seviyordu.
Daha önce âşık olduğunu zannedip acı çektiği günlere şimdi anlam veremiyordu. Nazlı'yı sevince anlamıştı gerçek aşkı. Hayatında hiç kimse bu kadar değerli olmamıştı.
Pars, üç gündür ortalıklarda görünmeyen Poyraz'ın nereye gittiğini bir türlü bulamıyordu.
Poyraz, ona üç gün önce dağ başında bir yerin konumunu göndermişti.
Pars, Poyraz'ın konum attığı yerleri aramış ama kimseyi bulamamıştı.
Tanıdığı bütün arkadaşlarını gidebileceği her yeri aramıştı adam.
Akşam yaklaşırken Irmak'ın evine sürdü arabasını. Bir saat sonra Irmak'ın yayla evine gelmişti. Arabasını park ederek hızlı adımlarla evin kapısına geldi.
Kapıyı çalarak açılmasını beklemeye başladı.
Bir kaç saniye sonra kapıyı açan Ece, karşısında Pars'ı görünce kapıyı tekrar yüzüne kapatmak istedi.
Pars, ayağını kapıya koyarak Ece'nin kapıyı kapatmasına engel oldu.
Uzun boyuyla kıza tepeden bakarak.
"Bak bücür. Şu an seninle vakit kaybedemem. Irmak Hanım'ı görmem lazım. Yoksa sana öyle bir ders verirdim. Feleğin şaşardı"
"Ne yapabilirsin ha, ne yapabilirsin öküz? Defol git bu evden.
Sizin yüzünüzden Nazlı, kaçırıldı.
Senin o beş para etmez arkadaşın sebep oldu her şeye.
Hala utanmadan buraya geliyorsunuz"
"Sen ne biliyorsun Ece? Sadece bizi suçlamaktan başka ne biliyorsun?
Poyraz, günlerdir kayıp. Ondan haber alamıyorum. Sen bizi suçlamaya devam et olur mu?
Bak kızım... Neyse bir şey söylemek istemiyorum.
Az önce de dediğim gibi seninle kaybedecek zamanım yok. Şimdi kapıdan çekil" diyerek Ece'nin belinden tutarak havaya kaldırdı. Kızın debelenmesine aldırmadan kapının dışına koyup kapıyı kapattı.
Ece, dışarda söylenirken. Pars, odalarda Irmak'ı aramaya başladı.
Irmak, ise mutfakta dedesi için çorba yapıyordu.
Pars, mutfak kapısını tıklatarak içeri girdi.
Irmak, mutfağa giren dev gibi genç adamı görünce çok şaşırdı.
"Sen de kimsin, burada ne arıyorsun?" dedi.
Pars, Nazlı'nın annesini ilk defa yakından görüyordu.
Kadının güzelliğine hayran kalmıştı.
"Ben Poyraz'ın arkadaşıyım efendim. Adım Pars" dedi.
"Ee ne yapayım arkadaşı isen. Poyraz, beni hiç bir şekilde ilgilendirmiyor.
Arkadaşı neden ilgilendirsin?"
"Bakın Irmak Hanım, Poyraz üç gündür kayıp. Ortalıklarda yok. Her yere bakıldı. Ama bulamadık onu"
"Ben ne yapabilirim arkadaşın için?
Benim kızımda kayıp. Kaç hafta oldu.
Ben kendi kızımı bile bulamadım.
Elim kolum bağlı. Hiç bir şey yapamıyorum"
"Bakın ben her şeyi biliyorum. Poyraz, kızınızı bulmak için çalışıyordu zaten.
Nazan'ın peşindeydi hep.
Ama üç gündür ondan haber alamıyoruz.
"Üç gün önce mi kayboldu?
Nazan'ın benim evime geldiği gün kaybolmuş olabilir mi?"
"O gün Nazan'ı takip ediyordu.
Bana gittiği yerlerin konumunu atmıştı.
Kasabadan uzak dağlara doğru bir yoldu gönderdiği konum.
Ben oralara gittim baktım ama hiç bir iz bulamadım.
Ne arabası var nede kendisi.
Babasını aradım. Diğer arkadaşlarını aradım.
Poyraz’dan kimsenin haberi yok"
"Kesin Nazan, bir şey yaptı ona.
Poyraz'ın onu takip ettiğini biliyordur yılan.
Onu mutlaka tuzağa düşürdü. Bana geldiğinde Poyraz'ın ona ihanet ettiğinden bahsediyordu.
Onun da hayatını mahvedeceğim demişti"
"Ben ne yapacağımı bilmiyorum.
Polise Jandarmaya haber versek te bir şey değişmez. Onlar henüz Nazlı'yı bile bulamadılar. Siz bir şey söyleyin. Ne yapabiliriz?
Babası annesine söyleyememiş oğullarının kaybolduğunu"
"Sana tek bir kişi yardım edebilir.
Ondan başka kimse kendi kasabasını bilemez"
"Kim o, kim olduğunu söyleyin?
Hemen giderim yanına."