3. DURDURAMAYACAKSINIZ...

4181 Words
İki dedektif de biraz olsun dinlendikten sonra olay yerinde yeniden bir araya geldiler. Akşamın aksine fazla polis arabası olmasa da birkaç günlüğüne olay yerinin korunmasını sağlamak için bir araç ve üniformalılar bekliyordu. Çevredeki hayat normale dönmüştü ama gece bu binadan vahşice katledilmiş bir ceset çıkarılmasını unutturmuyordu. Katilin biri korunaklı olarak görünen evlerden birine girmiş, bir insanı uyuşturmuş sonra asmış kesmiş ve cinsel uzvunu alarak gözden kaybolmuştu. İlk ifadeler kimsenin görülmediğini ortaya serse de elbette küçük de olsa bir ip ucu ya da hata olmalıydı. Hiçbir cinayet kusursuz değildi. Ta ki hakime kadar ve bölge polisleri daha onun cinsiyetinden bile habersizdi. Dedektif Wilson ve Taylor yeniden eve girmek istediklerinde yanlarına gelen polis memuru başı ile selam verip "Biz çevredeki her konutta yaşayan insanları sorguladık ama kimse hiçbir şey görmemiş ve duymamış. Dikkat çekecek kişi ya da kişiler hakkında bilgi veremiyorlar. Zaten genelde bu civarda ışıklar erkenden kapanır ve herkes evine uykusuna çekilirmiş.” diye bilgi verdi. Genç kadın duydukları ile kaşlarını çatarken Taylor "Eminler mi? Çünkü bu cinayet klasik değil. Yani illaki apartmana giren çıkan birileri olmuş olmalı. Tabi katil görünmez adam değilse." Deyip bir eli ile ensesini ovdu. Beklediği bir şeydi ama en azından bu defa ufakta olsa iz bulmayı umuyordu. Polis memuru sessiz kalan kadına sonra da Taylor’a bakıp "Maalesef efendim. Kimse katili görmemiş." Diyerek cevapladı. Bu pek olağan bir durum değildi. Kimsenin görmediği duymadığı hatta hissetmediği bir katil... Wilson derin bir nefes aldı. Sanki hala o ağır kan kokusu ciğerlerine yayılıyor geceki görüntüler göz kapaklarında yeniden canlanıyordu. Gözleri etrafı tararken sinirleri gerilmeye başlıyor, sıkılan canı ve soru işaretleri ile dolu olması patlama noktasında olduğunu kanıtlıyordu. Taylor’a dönüp "Hadi içeri girelim de apartmandakileri bir de biz sorgulayalım. Belki bir detay yakalarız" diyerek ilerlediğinde arkasından giden adam onu anlamıştı. İkisinin de iç sesi aynı şeyi fısıldıyordu. ‘Neredesin seni lanet olası?’ Apartmana girdiklerinde içeride bekleyen üniformalılar yavaştan toplanıyordu. Olay yeri inceleme ekibi ikinci inceleme için gelse de ekibin başı Robert Brown'un yüz ifadesine bakılırsa elleri boştu. Birkaç yıl içerisinde bu tür ölümle sekizinci kez karşılaşıyorlardı ve dedektifler kadar olay yerinde delil arayan ekip de gerilmeye başlamıştı. Sekiz ölüm. Sekiz faili meçhul ceset. Sıfır iz ve delil. Belli bir profil bile ellerinde yoktu. Belki de aradıkları kişi her gün yanlarından geçiyor, selam veriyor, onları izleyip ellerinin boş olmasından zevk alıyordu. Bir ara kendi içlerinde bile olduğunu düşünmüşlerdi ama yoktu. Hakim, onlar için görünmeyen duyulmayan varlığı sadece işlediği cinayetlerle kanıtlanan biriydi. Lanet olsun. Merdivenler de karşı karşıya kalan dedektifler ve inceleme ekibi her şeyi çoktan anlamıştı ama Brown isyan eder gibi yüzünü buruştururken "Meslek hayatımda hiç iz bırakmayan bir katile rastlamış olmak her ne kadar inanılmaz olsa da aşırı can sıkıcı" deyip elindeki ağır çantası ile yanlarından geçip adım adım merdivenleri indi. Taylor genç kadına dönüp "Ne yapacağız?" der gibi bakarken Wilson içindeki büyük karmaşada kaybolmuş gibiydi. Mesleğinde kadın olarak görev yapması ve kabul görmesi zaten yeterince zorken böyle bir vakanın geçmişten gelip yeniden hortlaması sinirlerine iyi gelmiyordu. Sanki onun için hazırlanmış lanetti ve girdiği kısır döngüden kurtulamıyordu. Yüzünü inceleyen ortağının ifadesi değiştikçe göz devirmeden edemedi. "Taylor, tanrı aşkına öyle bakmayı bırak. O adam ya da kadın illaki bir şekilde gürültü çıkardı ve bu apartmandan çıkıp gitti. Eğer dediğin gibi bir büyücü değilse. Kesinlikle biri duymuş olmalı. Duyulmaması imkasız gibi bir şey.” Sözlerinden sonra bile ortağının ifadesi hala sabitken bu defa soluğunu bırakıp merdivenleri çıkmaya başladı. Bir yandan da “Diyorum ki öylece olduğu yerde dumanlara karışıp gitmedi. Girerken çıkarken kılık değiştirip hareket etmiş olabilir. Binada yaşayanlarla ve etraftakilerle bir de biz konuşalım." Dedi. Aynı şeyler tekrarlanıyor çemberde koşup hep aynı yere varan hamster gibi hissetmekten kendilerini alamıyorlardı. "Sence işe yarayacak mı?" Diyen Taylor gerçekten de umutsuz görünüyordu. Eski dosyaları da çözememiş hatta bir adım yol alamamışlardı ve faili meçhul olarak raflarda yerini almıştı. Şimdi ise katilleri –ki her kimse daha cinsiyeti konusunda da sabit bir etki yoktu- yeniden başlamıştı. Katil sülek avına çıkmış vahşi doğada tek tek avlarını elde ediyordu. Ama nasıl? Bu insanlar kimdi? Neden öldürülüyorlardı? Sorular çok cevaplarsa yok denecek kadar azdı. Ortağının sorusundan sonra nefesini sıkkınca bırakan Wilson göz devirmekten şaşı olacağını bilese de yine aynı hareketi yaptı ve isyan eder gibi konuşmaya başladı. "Ne yapmamızı bekliyorsun Taylor. Bırakalım da biz delil gelsin diye beklerken o cinayetlere devam mı etsin. Üstelik cesetlerden alınan örneklerde doktorlar bir gariplik sezdi. İnceleme başlandı. Bu da demek ki karşımızdaki kişi bilinçli. Bilgi sahibi. Dikişlerden ve kesiklerden anlaşıldığı üzere de cerrahi eğitimi var. Dün gece bir adam ve kadın bulduk. İkisi de cinayete kurban gitti. Üstelik adamın lanet penisi kadının içinden çıktı.” Sözlerinden sonra yüzü buruştu. Nefesini alıp verdiğinde yeniden devam etti. Sinirini bir şekilde atması gerekiyordu ve ortağı bunun için resmen gönüllü olduğunu belli eder gibi damarına basmıştı. “İkisine de haç işareti çizilmiş ve kukla gibi tavana asılmış haldeydi. Yüzlerindeki kesikleri sende gördün. Diğer altı kurban gibilerdi. Böyle bir katil ile karşı karşıyayız ve sen bana adamın kesildiği evin altında ve üstünde oturan insanları sorgulamak işe yarayacak mı diyorsun. Bak, istemiyorsan ya da boşa zaman kaybıysa merkeze dön ve Hoyt ile dosya işlerine yardım et." Sinirliydi. Çünkü rüyalarını bile ziyaret eden o görüntüleri bırakan kişi tek bir delil bulunamamasından dolayı kusursuzca ilerliyordu. Emin olduğu konular; asla iz ya da delil bırakmıyor, kan akıtmayı seviyor, cerrahi bilgisi var ve hastalıklı şekilde birinden aldığı parçayı diğerinin içine yerleştiriyordu. Akıllarda beliren teoriler; intikam ya da zevk için yapışıydı. Ölen kişilerin arasında asla bağlantı bulunamıyordu. Hadi ama göster yüzünü. Sen kimsin? Kadın mı erkek mi? Yoksa ikisi birden mi? Şimdi günün bu saatinde bile içkiye düşkünlüğünü etrafa yaydığı koku ile belli eden komşuyla konuşurken yapılanın boşa bir çaba olduğunu düşünmek normaldi değil mi? Lanet herif alt katında biri kesilip öldürülürken büyük ihtimalle sızıp kalmıştı. Üstelik adamın göz altlarındaki morluklara ve etrafa yayılan kokudan anladığı ot da kullanıyordu. Bu da demekti ki şu anda gerçekten de akıntıya kürek çekiyorlardı. Adam karşısındaki dedektiflere bakıp "Ben gece ses falan duymadım. Duysam bile kendi keyfime bakarım ki John da öyle yapardı. Anlarsınız ya körpelerden hoşlanırdı. Olgunları sevmiyordu. Bir keresinde bana ‘Eğer birini düzeceksen daracık kadınlığı küçük göğüsleri ve altında deli gibi debelenen kızları becer’ demişti. Tanrım o herif tam bir sapıktı" dediğinde ikisi de birbirine baktı. Genç kadının kafasında sözcükler uçuşmaya başlamıştı. Körpeler. Debelenen kızlar. Kullanılan tabir. Sapık. Taylor, mavileri sertleşmiş kadına bakıp kafasını sallarken adama döndü. "Yine de aklına bir detay gelirse bize mutlaka ulaş. Yoksa şu eve sinen ot kokusu başını ağrıta bilir." Adamın kızgın sesi dolanan diline rağmen odaya dağılırken sözleri polislerden nefret ettiğini açıkça belli ediyordu. “Git kendini becer aynasız. Beni tehdit edemezsin sadece içiyorum!” İkisi de bunun gibi bir adamla uğraşamayacak kadar meşgul olduğu için daireden çıktılar. Arkalarında bıraktıkları adamın "Siktirin" dediğini duysalar da pek umursamadılar. Lanet herif ne düşünürse düşünsün o ve onun gibiler gebermesin diye uğraşıyorlardı. Olay mahalli olan daireye geri girdiklerinde polisler çıkmıştı. Her bir ayrıntıya yeniden göz gezdirseler de sonuç değişmiyordu. Dedektif Wilson kan kokusunun duvarlarına sinmiş dairede dolaşırken içinden yeminler ediyordu. Lanet olası seni bulacağım. *** Çevredeki belirli kişileri yeniden sorguladıktan sonra ikinci cinayet mahalline doğru gidiyorlardı. Biri şehrin doğusundaysa diğeri batısındaydı. Bu kadar alakasız yerlerde alakasız insanları birbirine bağlayan olay neydi ki katil onları hedef almıştı. En önemlisi katil neden üç yıl sonra yeniden başlamıştı. Yakalanmadığı için rahatça hayatına devam etme şansı varken niçin yeniden tüm dikkatleri üzerine çekiyordu. Taylor direksiyonda zorlukla akmaya başlayan trafiğe sinirlenirken Wilson sıcaktan bunalmış gözleri camdan dışarıyı izlerken aslında derin düşüncelere dalmıştı. John Davis. Otuz beş yaşında iri bir erkek. Edindikleri bilgiye göre gece geç saatte leş bir bardan çıkıp eve geliyordu. Komşularından sadece iki kişi onu eve girerken görmüş ve yalnız olduğuna eminlerdi ama her ne olduysa John eve girdikten sonra olmuştu. Katil ile karşı karşıya kaldığı bir gerçekti lakin yine de o cüssedeki bir adamı alt etmek kolay olmamalıydı. Düşünceleri yine çıkmaz sokaklara girerken çalan telefonu ile kendine geldi. Arayan kişiye baktığında kaşları çatıldı. Çünkü telefonun diğer ucundaki kişi çok önemli bir konu olmadığı sürece arama zahmetine girmezdi. Merakla cevaplarken alacağı haberleri zihninde canlandırmaya çalışıyordu. "Allen?” "Dedektif Wilson, Doktor Anderson size ulaşmamı söyledi." Oturduğu yerde sırtını dikleştirdi. Duyacaklarına kendini hazırlarken derin bir nefes aldı. "Dinliyorum." "İki cesetten de çıkan toksoloji raporları acil kodu ile gönderildiği için laboratuvardan şimdi geldi. Alınan örnekler uyuşuyor. Yani iki maktul de aynı zehir ile felç edilmiş." "Zehir?" "Evet zehir. Maddelerden biri Güzel avrat otu. Diğeri ise Baldıran. Karışım haline geldiklerinde ciddi anlamda tehlikeliler. Sokrates'in kullandığı ve birçok tarihi suikastta adı geçen bir zehirdir. Ana etkisi merkezi sinir sistemine saldırıdır. Ani başlayan tükürük salgısı, bulantı, kusma ve hafif karın ağrısıyla başlar. Nabız sayısında azalma, göz bebeklerinde küçülme ve koma oluşur. Kaslarda felç ve solunum durması, enjekte edilen kişi felç geçirir ve kesici bir alet darbesi almasa bile dakikalar için de can verir." Deborah duyduklarından sonra birkaç derin nefes aldı. "Yani katilimizin bir de bitkiler ve zehirlerle alakası var öyle mi?" "Durum bunu gösteriyor." “Diğer altı cinayette tıbbi ilaç kullanılmıştı. Bu ilaç ile bağlantı kurulabilir mi?” “Doğru. Daha öncesinde kurbanlardan alınan örneklerde bir çeşit nörobüsküler bloke edici maddeler çıkmıştı. Bu tür ilaçlar genellikle doktor kontrolünde yoğun bakım ağır hastalarında kullanılsa da direkt normal ortamda damara enjekte edildiğinde çizgili kaslarda felce neden oluyor. Katilimiz kurbanlarını bu yolla felç edip tüm sistemlerini çökertiyordu ama bu defa sanki zehir ile daha da acı çekmelerini istemiş. Çünkü bu zehir bedene girdiğinde iç organlarda kişi hayatta iken iflaslara ve damar patlamalarına neden olur. Anlayacağınız katilimiz kesip doğramak bir yana iç acı da yaşamaları için yöntemini değiştirmiş.” “Lanet olsun. Peki, bir iz ya da dna örneği var mı?” “Hayır. Oldukça temiz çalışılmış. Göğse çizilen haç işaretinin yara kenarlarında deri kalıntılarına ulaştık ama o da suni deri. Katilimizin eldiveninden takılan küçük lifler.” Bir an ellerinde ufakta olsa delil olduğunu düşündü. “Bu liflerle bir şeyler bulma şansımız?” “Dedektif Wilson, bizler otopsi uzmanlarıyız özel güçleri olan büyücüler ya da geleceği gören kahinler değil. Sadece birkaç lif. Bununla ancak kullanılan suni derinin kalitesini veya rengini bulabiliriz.” Nefesini sertçe dışarı üfleyen genç kadın başını geri yaslarken yanındaki ortağını iyi şeyler duymadığını biliyordu. “Tamam Allen yeni bir bilgi olduğunda hemen bize ulaşın lütfen.” Telefonu kapayıp hala trafikten çıkamamaların boğukluğu ile seslice bir küfür savurdu. İşler karışıyordu. Nereye hangi yöne döneceklerini bilmiyorlardı. Lanet bir sürtük ya da piç kedinin fare ile oynadığı gibi onlarla yonuyor ama onlar sadece kendi kuyruklarını kovalıyorlardı. Taylor, uzanıp torpidodan bir şişe su çıkardı ve durdukları anda kapağı açıp kafasını dikti. Susuzluğu az da olsa geçtiğinde şişeyi ara panelin bardaklık kısmına bırakıp “Allen neler anlattı?” diye sordu. Ara ara yanındaki kadına baksa da gözleri dikkatle dışarıyı da süzmekten geri kalmıyordu. “Ne anlatacak ki? Geçen senelerde olan cinayetlerde kullanılan felç edici ilaç yerine bu defa zehir kullanılmış. Üstelik elimizdeki tek ip ucu her iki cesette de bulunan suni deri lifleri. Onlar da bize katili değil her dükkandan elde edilen eldivenlerin yolunu açar. Tanrım, şimdiden kendi kuyruğumu kovalama hissi ile dolmaktan nefret ediyorum.” Genç adam kadının böyle düşünmesine hak verdi ama onun da kafasına takılan şeyler vardı. Yola çıktıklarından bu yana düşünüyordu. John’un komşusunun sözleri zihninde dönüyor beliren şemalar kalıplar halinde karşısında diziliyordu. “Sakin ol Deborah. Bu halin sadece görmen gerekenleri geç fark etmeni sağlar ve sonuca ulaşman zaman alabilir. Şimdi zehri ve ilacı hatta o lifleri bir kenara bırakalım ve düşünelim.” “Tanrı aşkına Oscar felsefe yapacak zaman değil. Şef bizden bir ipucu bekliyor. O hakim denen ahmak yeni kurbanlar belirlemiş olabilir. Biz her sabaha kan gölü içindeki kukla cesetlerle uyanabiliriz.” Dedektif Oscar Taylor sağlam bir adamdı. Otuz üç yaşında uzun ve iri bir bedene sahipti. Teni her ne kadar güneşe maruz kalsa da beyaza yakındı ve siyah saçları ile zümrüt yeşili gözleri dikkat çekiyordu. Yakışıklı bir yüzü vardı. Dedektif olduğu bilinmese mankenlik ajansına başvurusunda kesin gözde modellerden olabilirdi. Lakin o babası gibi bir dedektif olmuştu. Mesleğini seviyordu. İnce kıvrak zekası ile küçücük bir sözden ya da izden çeşitli sonuçlara zihninde kısa sürede varabilir ve teoriler üretebilirdi. Bu yüzden sarhoş adamın bazı sözleri sürekli yeni kalıplara dönüşüyordu. Akla ilk gelenler aslında en doğru olanlardı ve o çok yakın bir gelecekte bunun doğruluğu ile karşılaşacaktı. Ortağı olan kadına bir bakış atıp konuşmaya başladı. “Biliyorum Dep. Yeni güne yeni cesetlerle uyanacağız. Hakim durmayacak hatta onun cinsiyetini bile uzun süre bilemeyeceğiz ama az önceki sarhoş adam aslında büyük bir izi avuçlarımıza koydu.” Genç kadın duyduklarından sonra dikkatini ortağına daha bir özenle verdi. Gözden kaçırdığı bir şeyler olduğunu hissediyordu ve bunun için kendini suçlayamazdı. Ses tonu dahi serinliğini korurken sordu. “Nasıl yani? Ne izi? Oscar, gizemi bırak ve lanet zihninde dönenleri anlatmaya başla.” Genç adam açılan trafik ile gaza yüklenirken bir kahkaha attı. Düşüncelerini anlatırken neredeyse emin olmaya başlamıştı çünkü mantık yürütmek onun işiydi. “John ile ilgili sözlerini hatırla.” Deborah Wilson’nın kaşları çatıldı. Kısa saçlarının diplerinden sıcaktan ötürü sızan minicik ter damlası şakağına parlak bir iz bırakırken mavi gözleri koyulaşıyordu. Buğday teni pürüzsüz görünse de geçen yıl bir çatışma sırasında şakak kısmına aldığı yaranın izi belirgindi. Bedeni Oscar kadar iri değildi ama 175 boyu ile ufak tefek de sayılmazdı. Genelde uğraşmamak için kısa saç stilini tercih ediyor her zaman pantolon ceket askılı badi kombini asla bozulmuyordu. Takımına aykırı olsa da spor ayakkabı giymekten vazgeçmiyor kesinlikle topuklu ya da benzeri şeyleri tercih etmiyordu. Anne babası Santa Monica da sahil şeridinde kendilerine ait evlerinde yaşasa da ay bir ziyaretlerine gidiyor yalnız yaşamayı akademiden mezun olduğundan bu yana seviyordu. Ortağı Oscar Taylor ile dört yıldır çalışıyordu ve onun bazı sezgilerine güvenmeyi öğrenmişti. Dediğini yaptı. Düşündü. O aptal sarhoş kurban için körpe seviyor demişti. Küçük delikler küçük göğüsler ve altında çırpınanlar. Gök yüzünden kafasına düşen şimşek gibi etki yaratan düşünceler kendini belli ederken başını ona yan gözle bakıp dudağının ucunu seksice havalandıran adama çevirdi. “Bingo. Zeki kız.” Taylor, mavileri bir şey bulmanın farkındalığı ile parlayan kadına göz kırparken devam etti. “Kurban seks hayatında ya minyon tipli kadınları tercih ediyordu ya da çocukları.” Midesinin bulandığını hisseden genç kadın dişlerini sıkmayı ihmal etmiyordu. Öfke ile “Lanet olsun, adama anlattığı şeylere bakılırsa yaptığı şeyler resmen cinsel saldırıya giriyor.” dediğinde her türlü suç işlendiğini anlayabiliyordu. “Ya da seviştiği minyon tipliler onun iri aleti yüzünden gerçekten acı ile zevk alıyorlardı.” Yüzü buruşan genç kadın “Umalım da onunla birlikte olmak isteyen kadınların zevk çırpınışları olsun sarhoşun imaları. Yoksa diğer türlüsü işin gidişatını değiştirir,” dediğinde adam başını salladı. “Katilimiz pedofiliye kurban gitmiş biri olabilir. Ailesinden, sevdiklerinden birini bu nedenle kaybetmiş ve şimdi intikam alıyor da olabilir ama kafamı kurcalayan bir durum var ki bu bana garip geliyor. “ Tek kaşı kalkan kadın “Nedir o?” dediğinde Taylor düşünceli bir tonla “Kayıtlar. Bu adamın ve diğer kurbanların ufak tefek park cezaları dışında bir dosyaları yok. Tecavüz taciz benzeri durumlar hiç olmamış. Üstelik şimdi aklıma gelen ayrıntı birkaç kurbanın eğitim alanında çalışmış olması. Bunu araştırmalıyız Dep. Galiba sarhoş bir piçten sağlam izler bulduk.” dedi. Taylor’un aklına takılan şeyler şimdi Wilson içinde kafa karıştırıcı olmaya başlamıştı. Beş dakika kadar sonra ikinci olay yerine vardılar. Burada da diğer yer gibi üniformalıların bir kısmı çekilmiş, olay yeri şeritleri içerideki vahşeti yeniden inceleyen ekibin sonrası kalkacağını belli eder şekilde bir gece de yıpranmıştı. Araçtan inip görevlilere rozetlerini göstererek içeri girdiklerinde duvarları yalayıp geçen kan kokusu yüzlerine vuruyordu. Sıcağın da etkisi ile koku ağırlaşmaya başlamıştı. İnceleme ekibinin başı olan Brown saatler önce gördüğü dedektiflere gülümseyip baş selamı verse de sözleri umutsuzluk barındırıyordu. “Siz sormadan söylüyorum ki iz ve de delil yok.” Wilson “Tam tahmin ettiğimiz gibi” derken Taylor çoktan eldivenlerini takmış odalarda dolanıyordu. Çoktan telefon ve bilgisayar inceleme için alınmış olsa da sağa sola bakmakta fayda vardı. Yatak odasında dolanırken ve giysi dolabının kapağını açıp parmak ucu ile askıları ayırırken dikkatliydi. Renkli elbiseler etekler tişörtler dışında bir şey bulamayınca komodine doğru ilerledi. Aile resimleri, birkaç paket doğum kontrol hapı, paketi açılmamış prezervatifler, yarım şekilde açık çekmece de görünen vibratör, alt çekmeceden sarkan iç çamaşırları resmen dağınık birinin burada yaşadığının kanıtıydı. Tabi artık yaşamıyordu. Odadan çıkan Taylor ile cinayetin işlendiği yeri inceleyen Wilson soran gözlerle bakarken başını olumsuz yönde sallayıp eldivenleri çıkardı. Wilson “Bence departmana geri dönüp Hoyt bir şeyler bulmuş mu ona bakalım. Teknik incelemeden gelecek sonuçlardan belki yürüttüğümüz tahminin doğruluğunu netleştirebiliriz.” derken ortağı “Çok sık olmasa da sana katılıyorum. Üstelik feci şekilde acıktım.” diyerek karşılık verdi. İkili tekrar araca bindiklerinde paket servis yapan bir yerden birer hamburger ve patates kovası aldılar. Yarım saat kadar yol kenarında durup yedikten sonra devam ettiler. *** Beni arıyorlar. Her bir adımımı takip etmek istiyorlar. Büyük ihtimalle zehri de öğrendiler. Bu iyi haber. En azından hangi alanlarda bilgim olduğunu anlamaya başladılar ama hala cinsiyetimde hem fikir değiller. Bu beni gülümsetiyor. Cinsiyetten önce yapabileceklerimi anlasalar onlar için daha kolay olmaz mı? Ah bazen onların neden gerçek suçluları görmezden gelebildiğini anlıyorum. Kafalarında kocaman bir at gözlüğü var. Sabit bakıp belirli noktaları görseler de yelpazeleri geniş değil. İzliyorum. Onun her bir hareketini zihnime kazıyorum. Kevin Barner. Tenis hocası. Şimdiye kadar yedi öğrencisini taciz etmiş. Üçünde tecavüz olsa da delil yetersizliğinden kimse tutuklanmamış ama çocuklardan on dört yaşındaki Liza evinin banyosunda bileklerini keserek intihar etmiş. On bir yaşındaki Evva'nın hasar gören bağırsakları yüzünden her tuvalet ihtiyacında acıdan çığlık attığını biliyorum. On üç yaşındaki Michele şu an da özel bir klinikte psikolojik tedavi görüyor. Ve o hala ayakta dimdik yeni avı ile derste. Çünkü zengin bir ailenin piçi. Para ile her işten sıyrılmış. Üstelik para ile tutulan adamların itirafları ve teslim oluşları onu hem kurtarıyor hem de iftiraya uğramış bir aziz gibi etrafta dolanıyor. Şimdiye kadar kimsenin çıkıp öldürmemesi büyük bir hata. Aldığı nefes tanrıya işlenmiş en ağır günahlardan biri olmalı. Biliyorum. Ölüm onun için kurtuluş gibi ama değil. Eğer doğduğumuzdan bu yana bize öğretilen cennet ve cehennem varsa, ölüm sonrası ceza için cehennem bekliyorsa öldürdüğüm her çürümüş ruh orada azap çekecek. Şimdi ders bitiyor. Kız çocuğu daha on beş yaşında. Üzerindeki giysilerden belli olmaya başlayan vücut hatları pedofili bir azgının dikkatini çekebilir. Gördüğüm kadarıyla çekti de. Barner bedenini gözlerindeki pis şehvetle süzerken yanına gelen kızın omuzuna kolunu atıyor. Dişlerimi sıkıyorum. O el adım atarken biraz daha uzanıyor ve kaza süsü vererek belli olan küçük göğse çarpıyor. Görüyorum. Kız rahatsız oldu. Hatta utandı çünkü bir adım yana kaydı. Yine de yüzüne gülüp rahatsızlığını saklıyor. En büyük hata da bu işte. Saklamamalı. Açık açık rahatsız olduğunu dile getirmeli. Kendinden uzaklaştırıp bağırmalı. Buna hakkının olmadığını sikik yüzüne haykırmalı ama yapmıyor. Çocuklar bazı durumlarda bunun kendi hatası olduğunu ve susmasını gerektiğini düşünür. Utanır içine kapanır. Sessizce atılan çığlıklar bu tür mahluklara işlemiyor. Vicdan ya da merhamet onların yanından bile geçmiyor. Saha yolunda bir adam beliriyor. Gözleri keskin ve yaşı kırk civarı. Yanlarına yaklaştı ve kız anında küçük bir nefes verip babası olduğunu düşündüğüm adamın yanına geçip beline sarıldı. Aferin küçük kız. Babana güveniyorsun ve onun kanatları altından ayrılma. En azından ben şu piçi temizleyene kadar. Onlar küçük bir sohbete başlarken olduğum yerden ayrılıyorum. Arabama atlayıp evin yolunu tutuyorum. Bu gece çürümüş ruhunu tanrıya kavuşturacağım Kevin Barner'in evine. İçeri giriyorum. Hiç zor oluyor çünkü bu aptal bahçe kapısını kapamayı unutmuş. Klasik bir evi var. Beyaz ve ahşap rengi mutfak dolapları, koyu renk ağaç parkeler, ideal boyutta salon ve iki oda. Evin içinde dolanırken odasına girip çalışma masasındaki bilgisayarı açıyorum. Şifre yok. Çünkü evde yalnız yaşıyor. Bu onu rahat yaşamaya teşvik etmiş. Arama motorunun geçmişine bakıyorum. Son beş günün tek özeti yemek siteleri ve porno siteleri. Özellikle arama şekli beni daha da sinirlendiriyor. On beş yaş zorla seks. Lanet herif. O boşa çalışan aletini kesmek ve bunu sen daha nefes alıp yüzüme bakarken yapmak bana zevk verecek. Hatta o kıçına bir şeyler sokmak da gayet güzel olacak. Uzanıp üzerimdeki montun cebinden irice bir yapay p***s çıkartıyorum. Tam da sana layık. Sonra enjektörü hazırlıyorum. Kolumdaki saate bakarken sadece on yedi dakika sonra evde olacak olman kanımı hareketlendiriyor. Akşam karanlığı çoktan çöktü. Şimdi aracındaki içkiden yudumluyorsun. İçindeki sakinleştiriciden bir haber. Bekliyorum ama bu arada da bilgisayarındaki küçük kızlarla yazışmalarını, onlardan istediğin fotoğrafları, kaydettiğin canlı yayınları ve tehdit amaçlı çekilmiş taciz videolarını kopyalıyorum. Malum lanet penisinle Karen'ın rahmine küçük bir sürpriz bırakacağım. Kapıdan kilit sesi duyuyorum. Bir türlü deliği tutturamıyorsun çünkü kanındaki ilaç seni savunmasız hale getirdi. Zorlukla açtığın kapıdan içeri giriyor ve çantanı yere bırakıyorsun. Kolların o ağırlığı taşıyamayacak kadar güçsüz. Odadan çıkıp koridorda karşına dikiliyorum. Gözlerin beni görüyor ama sadece "Sen? Sen de kimsin?" diyorsun. Gülüyorum. Ama soğuk ve acımasız bir gülüş. Yaklaşıp avucumdaki enjektörü saliseler içinde boynuna saplıyorum. Çırpınman boşa seni göt herif. Çünkü birazdan başına gelecekler hoş olmayacak. Sadece on dakika sonra seni gözlerin yarı açık ve kımıldayamadığın bir halde tavana asıyorum. Gerçek bir kuklayı anımsatıyorsun. Kıyafetlerin çok. Çürümüş ruha sahip bedenin gözlerimi kanatacak kadar tiksinti verici. Neşterimi hazırlıyorum. Diğer cebimde olan yapar penisi çıkarıp köşede duran balığı ölmüş akvaryuma sokup çıkarıyorum. Aslında kuru bir halde sokup tıpkı o çocuklar gibi acı çekeni isterim ama gel gör ki işim uzun. Sen gebermeden çektiğin acıyı görmem lazım. Öne doğru eğimli bedenin gevşediği için şimdi tam da aleti yerleştireceğim yerdeyim. Elimdeki eldivene rağmen midemi bulandıran tenine dokunuyorum. Kıçının daha da açığa çıkması ile sertçe ittiriyorum. Sadece minicik bir inilti ama eğer sesin çıkabilse acı acı bağıracaktın. Tıpkı o çocuklar gibi. Dibine kadar bastırıp küçük bir kan sızışını görünce önüne geçiyorum. Gözlerin dolmuş. Acı içini parçalıyor ama tepki veremiyorsun. Bu defa neşteri alıp sana biraz daha yaklaştığımda da tepki yok. Ama göz bebeklerin anlatıyor. Deli gibi korkuyorsun. Altına işeyecek kadar hem de. İğrenç çişin bitince ağzı kilitlene bilir poşeti hazırlayıp küçük bir peçete yardımı ile kavrıyorum çocukların hayatına son veren lanetli penisi. İşte şimdi sonunu anlıyorsun. Gebermek senin için sana göre kurtuluş bu eziyetten. Ama yetmez. Bir hamle sonrası fışkıran kan ile geri çekiliyorum. İrislerin öyle bir titreşiyor ki büyük ihtimalle bana küfürler sıralıyorsun. Bu defa neşterimle önüne gelip göğsüne derin bir haç işareti çiziyorum. Tanrı seni cehenneminde ağırlasın. En son fotoğrafı da çekip çıkıyorum evden. *** Gerekli şeyleri aldığım gibi yeni kurbanıma doğru yola çıktım. Karen Carter. Yirmi beş yaşında ve bakıcı. Birkaç aile şikâyet etmiş polisse delil yok diyerek bırakmış. Dokunduğu çocuklar daha beş on ve on beş yaş aralığı. Erkek çocukları tercih etse de kızların üzerinde de fantezilerini gerçekleştiriyor. Düşünsenize böyle bir kadının anne olduğunu. Kendi çocuğuna hatta bebeğine karşı kabaran hislerini. Boynumu esnettim. Genzim ve parmak uçlarım sızlamaya başladı. Bu gecenin finalini vermeliydim. Ritüel tamamlanmalıydı. Evine yakın yerde park ettim. Adım adım yaklaşıyorum. Bir yarım saat önce pizza sipariş etti. Mutfağın dışarı acıkan kapısı aralık çünkü birkaç poşet çöp koku yapmaya başlamış. Onları bile atmaktan aciz biri çocuklara dokunacak kadar tiksinç biri ve ölümü en çok hak eden günahkâr biri. İçeri de bir çocuğun sesini duyuyorum. "İstemiyorum. Lütfen bırak beni eve gitmem lazım." "Hadi ama Jack daha pizzadan sonra sana anatomi anlatacağım. Ders kadınların orgazm olma noktaları." "O iğrenç şeyi yalamayacağım bir daha." "Bana bak küçük adam. Eğer dilin işimi halletmezse küçük s*kinle hallerim ve tatmin olmazsam resimleri ve videoları internette yayınlarım." Seni küçük kaltak. Demek elinde bir şeyler var ve böyle tehdit ediyorsun. Ama başına gelenlerden sonra tehdit edebileceğin tek şey cehennemdeki zebani olacak. Benim varlığımdan haberdar değiller. Masada duran içeceklere şırıngadan sakinleştirici karıştırıyorum. Sonra karanlıkta kapından çıkıp bahçenin kenarında bekliyorum. Burayı sokak lambaları aydınlatmıyor. Zaten üzerimdeki giysiler kamufle olmam için yeterli. Mutfağın ışığı yanıyor ve çocuk içeri bağırıyor. "Masadaki şişeler mi?" İçerinden "Evet küçük" diye cevap geliyor. Dakikaları sayıyorum. Evde sesler kesiliyor. Sadece televizyondan çıkan müzik sesi doluyor kulağıma. İçeri giriyorum. Salonda değiller. Yatak odasına bakınıyorum. Aralık kapıdan görüyorum. Oradalar. Zavallı çocuk uykulu gözlerle kendinden geçmek üzere olan kurbanımı tatmin etmeye çalışıyor. Ellerim yumruk oluyor. Derin nefesler alırken şimdi o kaltak inleyecek lanet vajinasını çocuğa itse de o çoktan uyuya kaldı. Odaya giriyorum. Beni görüyor. Zorla açtığı gözleri şaşkınlıkla süzmeye çalışıyor. Yine aynı cümleler zorla çıkıyor ağzından. "S-s-en de kimsin?" Cevabım net ve kusursuz. "Önce HAKİM sonra da AZRAİL." Çocuk onun yatağında uyurken ben zaten çıplak bedeni istediğim gibi mutfaktaki yemek masasına uzatıyorum. Bacakları aşağı sarksa da benim amacım ne yaptığımı görmesi. Şah damarına zehri enjekte edeli iki dakika oldu. Acele etmeliyim. Önce p***s olan poşeti sonra da streç filme sardığım USB yi hazırlıyorum. Sonra da neşterimi çıkarıp karın boşluğuna acımadan kesik atıyorum. Katman katman yarıyorum. Sonunda istediğim kadar alan açtığımda içine poşetteki sarılı USB ile penisi bırakıyorum. Gözleri acı içinde kapandı. Son gördüğü yüz ben oldum. Son baktığı irisler de ben oldum. Şimdi iş asmaya geldi. İnce bedeni bana zorluk çıkarmıyor. Asıyorum. Her defasında aynı marka aynı yıpranmış halatlar işime yarıyor. Geldiği yer şehir dışı. Alan ise yaşlı bir kadın. Amacı bahçesinin etrafına çit misali sarmak. Ah o sokaktaki çocuklar alıyor sanıyor ama nereden bilsin benim işim olduğunu. Şimdi karşısında ölü bedene bakıyorum. Cezası verildi. Tıpkı Kevin, John ve Linda hatta ölecek olan diğerleri gibi. Fotoğrafı da çektiğim de işim bitti. Evden çıkarken odada uyuyan çocuğa göz atıyorum. Eğilip kulağına "Sizin için ufaklık. Onları sizin bizim hepimizin adına temizliyorum. Sen rahat uyu, başkasının bacak arasına bu kadar küçük yaşta girme ya da biri sana tecavüz etmesin diye yapıyorum. Hem kim bilir belki ileride bayrağı sana teslim ederim. Huzurla uyu küçük adam artık kötü cadıdan kurtuldun" deyip saçlarını öptüm. Evden ayrıldığımda rahat bir nefes alabilmiştim. Çünkü bu gece de iki leşi cehenneme yollamış adaleti sağladım. Birinin yapması gerektiği şeyi yaptım. Temiz bedenlere şehvet ve tutku duyan onları arzulayanları arzulamadıkları ölümle buluşturdum. Ben HAKİM. Durmayacağım. Durduramayacaksınız...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD