Âhuzâr yârdı, Âhuzâr yaraydı
Ah, söylendiğine tona göre anlam kazanan bir kelime,
Ah, bir iç çekme..
Âh u zâr, bir gönül isyânı, bir sevdanın kırık kanadı
Âhûzar, iki dudak arasındaki feryattı...
Zihninde canlanıp duran bir silüet vardı son günlerde. Ahu gözlerinin önünden gitmeyen, sislenmiş bakışlarını netliğe götüren..
Gözlerinin ardına saklanan, aklının kıyısında köşesinde varlığını koruyan, yavaş yavaş benliğini ele geçiren bir silüet...
Uzun açık kumral saçlarına geçirdiği pembe tarağı beyaz komodinin üzerine bırakarak oturduğu pufdan kalkarak pencereden içeriye sızan yakıcı güneş ışınlarının hedefine geçti. İçeriyi aydınlatan kuvvetli ışık, vurduğu uzun parlak saçları bir ton daha açık gösterirken bembeyaz teni parıl parıl parlıyordu.
Camdan içeriye sızan kuş sesleri ve sıcak rüzgar yazı müjdeleyen olmazsa olmaz niteliklerdi. Odasının camından görünen bahçeyi es geçip pencerenin önündeki büyük ağacın izin verdiği kadar kısa bahçe duvarının ardında kalan ev kümelerine ve uzayıp giden yola odaklandı yeşil hareleri.
Bir daha şelaleye falan gitmeyecekti! Kim ne kadar ısrar ederse etsin dinlemeyecek, oraya bir daha adım dahi atmayacaktı!
Dolgun kırmızı dudaklarından bir soluk bıraktı sıcak havaya.
Yok yok, gitmeyecekti! Mümkünatı yok bir daha oraya ayak dahi basmayacaktı!
...
Bir kolunun altına aldığı sarma dolu saklama kabını sıkı sıkıya tutarken boşta kalan elinin parmaklarını açarak öne doğru uzatıp tırnaklarını kontrol etti. Bakımına oldukça düşkün genç bir kızdı.
"Hadi gidelim" Yeşil, iri gözlerini diktiği bedenden bir an bile çekmedi. Afet hiç beklemeden Ahuzar'ın elindeki saklama kabını alarak piknik çantasına attı.
Almazsa süsüne düşkün arkadaşı birazdan saklama kabını duvarın üzerine atarak arkasına bakmadan gidecekti. Yapmadığı şey değildi nihâyetinde..
"Şuncacık kap imcilerini mi döküyor Ahuzar? hiç anlamıyorum seni vallahi" omuz silkti açık kumral saçlarını omuzlarından geriye atmadam hemen önce. Yapmacık bir havası yoktu, aksine oldukça tatlı çıtı pıtı bir kızdı Ahuzar..
Sadece biraz fazla çıtkırıldımdı.
"Dökülüyor afet, yalan mı söyleyeceğim" beyaz gerdanında salınan kuğu kolyesinin ucunu tutarak uğraşırken gülüştüler beraber.
"Meryem nerede" Ahuzar, afetin koluna girmiş salına salına yürürken bu sıcakta biraz daha bekleyemeyiz dercesine Afetin yüzüne bakıyordu.
"Siz gidin, ben yetişirim size dedi" Omuz silkti Ahuzar. Canına minneti. Bu sıcakta babası olsa beklemezdi.
"Gideceğimiz yeri biliyor mu" Ahuzar merakla Afete döndü.
"Şelaleye gelecek nereye gelecek" Ahuzar'ın adımları bir bıçak gibi kesildi.
"Hani ormana gidiyorduk afet? ben eve gidiyorum" koluna taktığı piknik çantasını yere bırakan afet koşar adım geriye dönem arkadaşının kolunu yakaladığı gibi durdurdu.
"Deli deli konuşma Ahuzar!" Yanağının içini ısırdı Ahuzar beyaz yeni kızarmış ters ters Afete bakıyordu. Omuz silkti cevap verme gereksinimi duymadan.
"Allah senin kocana sabır versin Ahuzar! Allah o zavallı adamın dayanma kabiliyetini arttırsın" ellerini açarak yüzüne sürdü.
Ahuzar fazla trip atardı. Arkadaşlarına bile... Bu halleri ailesi de dahil herkesi dilindeydi.
"Gitmeyelim Afet, lütfen.. Hem başka yer mi yok canım" Tatlı filmiydi Ahuzar. İnsanı yakan doğal bir cilvesi vardı.
"Ahuzarcığım canım benim" sessiz sakın bir şekilde söylenerk Ahuzar omuzundan salınan bir tutam saçı parmağına doladı Afet. " Sen aptal mısın " ardından çemkirerek tamamladı sözlerini.
Ahuzar, yüzünü buruşturup olduğu yerden kıpırdamadan üst vücudunu saniyelik geriye çekti.
"Ormanda mangal yapacaklarmış" işte şimdi Ahuzar'ın ilgisini çekmeyi başarmıştı.
"Sen nereden biliyorsun" Afet gözlerini devirdi.
"Hayır yani, gerçekten bir sorunumuz var! senin bu son zamanlarda ki zeka geriliğine bir çözüm bulmamız lazım" Yerdeki piknik çantasını tekrar koluna asarak Ahuzar'ın koluna girdi konuşmasına devam ederken.
"Meryem söyledi. Kocası akşam bir şeyler hazırlatmış" Ahuzar'ın kaşları havalandı.
"Haa doğru ya-" Afet Ahuzar'ın kolundan çektiği gibi tekrar yola koyuldular.
"Haa ya haa Ahûzar! hadi, yürü" Afet bir anlık duraksamanın ardından tekrar konuştu.
"Sen ne diye köşe bucak kaçıyorsun Ahuzar! görende bir şey var sanır" Omuz silkti Ahuzar.
"Sen anca omuz silk dur başka bir şey yok! " Aynı hareketin tekrar sergiledi Ahuzar. Afet bir şey demeden ya sabır çekip önüne döndü.
Ahuzar kaçmıyordu.. Sadece çekiniyor ve bir daha karşılaşmak istemiyordu.
İki hafta önce şelala'de bir adamla karşılaşmıştı.. Ayrı ayrı yerlerde piknik yapıyorlardı. Buraya kadar hiç bir sorun yoktu.
Ahuzar ayaklarını suda gezdirirken toprağa bulanmış ayağını hafif suya değdirerek temizleyip ayağının ucunda asılı kalan terliğini geri giyinecekti ki gelen şiddetli dalga ayağına vurduğu gibi terliği suya kaptırmıştı...
On beş yirmi adım ilerisinde ki çeşmede ellerini yıkayan esmer iri cüsseli adamı görmesi bir umut ona doğru seslendi.
"Hey! bakar mısın" Çeşmenin başına eğilmiş olan bedeni ağır ağır doğrularak kendisine döndü. "Gördüğü zeytine benzeyen gözleri ve donuk bakışları ile yutkundu. Bir an diyeceği şeyi unutsa da ona doğru yaklaşan terliğini görmesi ile hızla eli ile suyu gösterdi.
"Tutabilir misin? sana doğru geliyor" Gözleri önce suyu, sonra suda ona doğru giden terliğini ardından beni buldu. Kara kaşları çatılabildiği kadar çatıldı.
Büyük adımlarla suyun yanına yaklaşıp yanından geçmekte olan terliğini tuttuğu gibi suyun içinden çıkardı. Sıçrayan şu damlaları beyaz bez gömleğine, gömleğinin iki üç düşmesinin açık bıraktığı kavruk tenine sıçradı. Bakışlarımı hızla bedeninden çekip gözlerine çıkardım. Bana bakıyordu.
Gözlerinde en ufak bir yumuşama yoktu. Aynı donukluk hakimdi.
"Teşekkür eder-" Beş altı adım bana doğru yaklaşarak tam olarak yanıma gelmeden elindeki terliği önüme savurdu. Sesim gittikçe yok oldu ve içime kaçtı. Dümdüz ilerleyip arkadaşlarının olduğu yere gitmek üzere önümden geçti. Bu kaba hareketi karşısında şoke olurken hiçbir şey söylemeden arkasından bakmaya devam ettim.
Hatrına düşen anı ile olduğu yerde silkelenerek kendine geldi. O kadar kötü bakışları vardı ki! düşünmemek ve etkisinde kalmamak elde değildi.
Bir daha o adamı ve bakışlarını görmek istemiyordu. Üzerinde gezinen iğrenti dolu gözleri kimse istemezdi! Hele Ahuzar hiç istemezdi! Oldukça hassas ve duygusal biriydi. Hiç tanımadığım bir adamı kafada kurup bu kadar büyütmesi ve olanları bu kadar içerlemesi de bunun bir kanıtı idi.
"Afet" diyerek mavi gözlerinin kendisine bakmasını sağladı Ahuzar.
"Şelalenin arkasında küçük bir yer var ya!" kafasını salladı biliyorum dercesine. Sesi heyecanla doluydu.
"Orası müsaitse oraya girelim mi? kimse bizi görmez etmez kafamıza göre takılırız rahat rahat" hızlı hızlı konuşması Afeti güldürdü.
"Olur gülüm, müsaitse orada yaparız hem daha güzel"
Gerçekten de çok güzeldi. Şelalenin biraz ilerisinde mağara tarzı küçük bir oyun vardı ordan geçer geçmez yemyeşil bir alan onları karşılıyordu. İçine girilebilecek küçük bir göl bile vardı. İçinden boş olması için duaları sıralamaya başladı. Zira dolu ise oradaki insanları rahatsız edemezlerdi..
Genç kız içinden geçirdiği düşünceleri bir kenara bırakarak önden ilerleyen Afete yetişti. Şelaleye yaklaştıklarını belli eden gürültülü su sesi şimdiden kulaklarında basınç oluşturmaya başlamıştı bile.
Önden ilerleyen Afet, kolundaki çantayı bir kenara bırakarak kayalıkların arasına girdi. Peşinden İlerleyerek kayalıkların önünde Afeti beklemeye başladı.
Etrafta da pek kimse yoktu. Şanslı günleriydi..
"Ahuzar" diye bağırdı. " Gel gel müsait " yerdeki çantayı aldığı gibi kayalıkların içinden yapılan yola girerek Afetin görüş açısına girdi.
Çantadan aldığı beyaz örtüyü suyun tam kenarındaki yeşilliğe serdi üzerine oturmadan hemen önce.
"Nerede kaldı bu Meryem" sepette gözüne çarpan büyük yeşil elmayı alarak dişlerini geçirdi. Ekşimsi, mayhoş tat damağına yayılırken sepeti boşaltan Afete döndü bakışları.
"Gelir şimdi, mesaj attım" demesine kalmadan bize doğru gelen Meryem göründü.
Koluna taktığı hasır çanta ile beyaz elbisesi uyum içersindeydi. Hızla elini kaldırarak bize salladı. Karşılık vererek güldüm..
"Ay çok yoruldum, kay kız Ahuzar" kalçasını kaldırarak biraz yana kayıp Meryeme yer açtı.
"Ne yaptın bize meroş" söylediklerini duymazdan gelerek hasır çantayı kucagına çekti Ahuzar merakla.
"Aç köpek" diyerek çantayı geri kucağına çekti.
"Aşk olsun Meryem" Gözleri büyüyen Meryem, Afete bakar bakmaz çantayı önüne itti. Ahuzar alınganlıkları ile meşhurdu. Bunu bilmeyen yoktu.
"Allah aşkına şakaydı! sadece şakaydı alınganlık yapma şimdi, al bak" dişlerini gösterek yapmacık bir şekilde sırıtıp önüne döndü Ahuzar.
Çantayı açar açmaz ilk eline aldığı saklama kabında duran tatlı yutkunmasını sağladı.
"Ay meryem korktun mu koymaya! " elinde tuttuğu kabı havaya kaldırarak kaç dilim kadayıf olduğuna baktı. "Beş altı dilim mi sadece yani.. " kabı yere bırakarak kendisine bakan Meryem'e sabitledi bakışlarını.
"Olanı koydum işte Ahuzar napayım" diye çıkıştı beyaz bezin üzerine yiyecekleri hazırlarken.
"Kesin o kocan olacak hayvan at götürdü çoğunu" Afet'in sözleri ile Meryem'in yanakları pembeleşti. Afet, Meryem'in kocasından pek hazzetmezdi.
"Aşk olsun Afet" diye sessizleşti Meryem. "Bir bu kadar da onlara koydum bitti, küçük borcamdı zaten"
"Şaka yaptım Meroşum" diye eline uzandı. "Biliyorsun senin kadayıfını teklerim" bir an duraksadım
"Eh bu bana yeterli sizde yemezsiniz" koluna çarparak güldü.
El birliği ile her şeyi hazır ederken Meryem kenarda semaveri yakıyordu, Afet ile ben ise saklama kaplarındaki yemekleri tabaklıyorduk.
"Ay! Meryeem hep his kokacağız" süzülerek gelen dumanı eli ile savuşturmak gibi faydasız bir iş yaparken isyan etmeyi de ihmal etmedi
"Kraliyet ailesine beş çayına gelmedik Ahuzar" elindeki yelpaze ile ateşi yelleyerek dumanı kesti. "Pikniğe geldik bacım" göz devirdi genç kız.
"Tamam bacım!" Hepsini çok seviyordu. Tüm atışmaları,dalaşmaları dahi Ahuzar için çok kıymetliydi. Neredeyse çevresinde sayılı arkadaşı vardı. Az ve özdü.
Aslında Ahuzar, yalnızlıktan korkuyordu. Birisi tarafından sevilmediği taktirde direkt kendini sorgulayan, neden diye düşünen biriydi. Ama yaşı oturdukça anladığı bir şey daha vardı ki iş kendisinde bitmiyordu. Binbir türlü karaktere sahip insan vardı ve Ahuzar kendisinin sorumlu olmadığı hiçbir şeyi düzeltmek için çaba harcamayacaktı..
Fazla kafaya takan detaycı bir yapısı bulunuyordu fakat kimseyi değiştirmeyeceğini de tecrübe etmiş bir hayatın içinde yer alıyordu.
Aklından geçen her düşünce durgunlaşmasını sağlarken kafasını salladı girdiği ruh halinden çıkmak adına..
"Kaynasın, birazdan demlerim" Afet ile Meryem'in arasındaki konuşmaya katılmadan sessizce dinledi.
Meryem kendisini Afet ile arasındaki boşluğa bırakarak oturdu. Mavi gözleri ışıl ışıl parlıyor,
buğday teninde çok hoş bir parlama ve aydınlık vardı. Sırıttı..
"Kız Meryem" diyerek dikkatini çekti arkadaşının. "Evlilik yaramış sana" baştan başa tekrar göz gezdirdi bedeninde. Hafif kilo almış, sıska vücudu toplanmıştı.
"Ahuzar" yanakları kızardı. Hiçbir lafın altında kalmayan Meryem, konu kocası olunca kabuğuna çekiliyordu. Aşıktı. Bunu gözleri açık bir şekilde ele veriyordu.
"Aman yaradı da noldu!" Afet yeşil eriği ağzına atarak bir bakış attı Meryeme. " Dana gibi olmuş "
"Abartma Afet! hem" elini vücudunda gezdirdi Meryem. " Altı üstü birkaç kilo aldım " Afet cevap dahi vermeden elini iki tur havada salladı.
Meryem, çatalına batırdığı yaprak sarmayı geri yerine bırakıyordu ki kolunu tutarak engel oldu ona ve ye dercesine baktı önündeki tabağı kucagına çekmeden hemen önce.
"Keşke dondurmada alsaydık" Meryem'in yaptığı bir tabak kadayıf tatlısı önünde dururken iç çekti."Ahmet ağabeyin kesme dondurması ile ne giderdi"
Meryem kadayıf tatlısını çok güzel yapardı. Kesinlikle onun yaptığından başkasını ağzına sürmez, yese dahi aynı tadı alamazdı Ahuzar.
"E Mahir gelirken aldı deseydin bize de alırdım" Omuz silktim
"Nerden bileyim meroş" Meryem ayağa kalkarak semaverin yanına giderek çayı demlemeye koyuldu.
"E gider biraz alırız canım o da laf mı" Beyaz elbisesini bacaklarının arasında toplayarak çayı demleyip, semaverin üzerine su ekleyerek ayağa kalktı.
"Daha neler bir daha o kadar yolu kim gidecek" şaşkınlığım sesime yansırken tepemde dikilen Meryem terliklerini çıkarıp tekrar kalktığı yere kuruldu.
"Ne onca yolu Ahuzar! Mahirler şurada" eliyle gösterdiği tepeye baktı genç kız. Şelalenin suyunun akıp döküldüğü büyük bir tepe vardı. Buradan görünmüyordu fakat orada birkaç kamelya, mangal yapılacak küçük yerler ve bir tane park bulunuyordu. Şaşkınlık ile başını yere uzanmış tüm odağı telefonda olan Afete çevirdi.
Koluna hızlı bir çimdik atarak yattığı yerden sıçramasına sebep oldu.
"Elinin ayarına sıçayım Ahuzar! " diye çıkıştı. Aramızda ağzı en bozuk olan kişi şüphesiz kendisiydi.
"Hani ormana gidiyordular Afet" Gözlerini devirerek az önce kalktığı yere tekrar uzanıp bu sefer arkasını döndü. Bu umursamaz haline iyice sinir oldu genç kız.
"Ahuzar, Kamer ağabey yok" Meryem konuşarak tüm dikkati üzerinde topladı. "Yani Mahirle sabah konuşmalarını duydum"
Demek adı Kamerdi..
"Hadi" Meryemin ikinci defa seslenmesi ile ayağa kalkıp sandaletlerini ayağına geçirdi.
"Biz gelene kadar semavere bak, sofrayı hazırla" diye konuştu Meryem Afete yönelik.
"Zaten çoğu şeyi hazırladık bir zahmet gerisini halletsin" diyerek Afeti iğneledi Ahuzar.. Afet isehiç oralı olmadan yatmaya devam etti.
Gözlerini devirerek dudağını ısırıp Meryemin koluna girdiği gibi hızlı hızlı yürümeye başladı.. Kafası atmıştı bir kere!
"Ahuzar biraz yavaş" diye öksürdü. "Gören de atlı kovalıyor sanır" omuz silkti.
Adımları ağırlaşırken, yavaş yavaş tepeyi çıkmaya koyuldular
"Niye sinirlisin kız sen" Yeşil gözlerini yürüdüğü kahverengi topraktan çekip yanındaki Meryem'e sabitledi.
"Parmağında oynatıyor bizi! neye sinirli olacağım" derin bir iç çekti elindeki yaprağı parçalara ayırırken. "Mahir ağabeyler ormana mangala gideceklermiş sen öyle demişsin ne oldu da vazgeçtiler" Meryemin gözleri şaşkınla büyüdü küçük dolgun dudakları aralandı.
"Ne ormanı kız öyle bir şey demedi Mahir bana" Siniri gittikçe bozuluyordu. Afetin saçını başını yolmayı bir kenara not edip daha fazla konuşmayarak konuyu kapattılar.
Ulaştıkları tepe tüm köyü ayaklar altına alıyordu. Şöyle bir bakınarak arabaların oraya ilerleyen Meryemi takip etmeye başladı. Arabaların on beş bilemedin yirmi adım ötesinde bir grup vardı.
Kimisi mangalı yakıyor, kimisi hamakta yatıyor kimisi sohbet ediyordu. Çok kalabalık değildiler. Meryem, Mahir'i arayarak bulunduğu yeri söylerken arabaların orada
beklemeye başladılar.
Mahir, kendilerine doğru gelmeye başlarken eş zamanlı bir araba tozu dumana katarak diğer arabaların yanına yanaştı. Siyah range rover tüm tozu havaya kaldırırken elini havada sallayarak öksürmeye başladı. Buranın tek sorunu yollarının çok kötü olmasıydı sanırım. Yaşaran gözlerine elini bastırarak tozdan kaçıp kenara geçen Meryemin yanına ilerledi beklemeden.O sırada Mahir'de de yanlarına ulaşmıştı.
"Meryem'im" Meryemin pembeleşen yanaklarına bıyık altından gülerek kafa salladı. Aptal aşık dedikleri ifade bu olsa gerekti!
Mahir kendisine bir baş hareketi ile selam verip geri Meryeme dönerken gülümsemekle yetindi sadece.
"Ver biraz da gidelim Mahir'im" Meryem'in cilvesi ile Mahir boğazını temizleyerek kafasını sağa çevirdi.
"Vereceğim yavrum, vereceğim" o sırada gözü arkamızda bir yere takıldı. " Tam da zamanında geldi şansınıza"
Mahir'in konuşması ile bir anlık arkasına döndü Ahuzar ve simsiyah gözler ile göz göze geldi. Hiç beklemeden tekrar önüne dönerek kıpırdamadan dikilmeye devam etti.
"Ahuzar yemin olsun haberim yoktu" kulağına hızlı hızlı bir şeyler fısıldayan Meryeme seni duymuyorum dese yeriydi.
Yanlarına gelen Kamer, Mahir ile erkeksi bir şekilde selamlaşırken dikkatini üzerindekiler çekti. Yine siyah bir gömlek ve siyah bir pantolon vardı. Bunun siyah gömlekten başka bir kıyafeti yok muydu acaba? Bu ikinci karşılaşmalarıydı ve üzerinde yine siyah gömlek vardı. Kimseye farkettirmeden gözlerini üzerinden çekerek yere sabitledi. Kesinlikle bu adam ile muhatap olmamalıydı!
"Sağ olasın kardeşim" Mahir ağabey, Kamer'in kemikli kalın parmakları arasındaki poşeti alarak bize uzattı. Meryem poşeti alırken Ahuzar, hiç sesimi çıkarmıyor, istifini bozmadan bir an önce buradan gitmeyi bekliyordu.
"Eyvallah" kalın tok sesi kulaklarına doldu. Oldukça hoş bir tınısı vardı.
"Kusura bakma ağabey" diye söze başlayan Meryem ile yeşil gözleri onu buldu. " Ahuzar'ın canı dondurma isteyince ben de fazla vardı diye almaya gidelim dedim. Olmadığını bilseydik sana zahmet vermezdik."
Utançtan hiçbir yere bakamazken rengi attı. Ortama çöken sessizlik onu iyice rahatsız ederken Meryeme bir bakış atmakla yetindi.. Bu adam ne kadar kaba biriydi! İnsan nezaketen de olsa önemli olmadığını söylerdi..
"Ahuzar iki dakika bekle. Mahir bir gelir misin?" diyerek elime poşeti tutuşturan Meryem, Mahir ağabeyi de alarak arkadaki arabanın yanına doğru ilerleyip bagajı açarak önünde durdular. Onları izlemeyi bırakarak önüne döndü Ahuzar
Karşısında heykel gibi dikilen adama hiç bakmadan bakışlarını yeşil otlara sabitleyerek Meryem'i beklemeye başladı.
"Sana da eyvallah" yerdeki gözleri direkt Kamer'in gözlerini buldu. İfadesizdi fakat küçükten bir parıltı vardı.Şaşkınlık ile açılan dudaklarına düşen koyu renk gözler, geri hızla yeşil gözlerini buldu.
"Ne an- yani teşekkürler" dilini ısırdı sertçe. Siyah gözlerini, yeşil gözlerime kitleyerek uzun süre baktı. Esmer kavruk teni güneşin altında parlıyordu. Alnına düşen birkaç tutam siyah saç parmak uçlarını karıncalandırdı. Simsiyah gözleri kısıldı. Baş ve işaret parmağının arasındaki sigarayı yere atarak ayakkabısının ucu ile ezdi arkasını dönüp gitmeden hemen önce.
Ve bir eli cebinde siyah gömleğinin çevrelediği geniş omuzları girdi önce görüş açıma. İri bedeni, bana arkasını dönerek yanımdan uzaklaşıp, görüş açımdan çıkarak gözden kayboldu..