Gece Mardin’in dar sokaklarında bir örtü gibi yayılmıştı. Hava soğuktu. Ama içimdeki yangın, tenime değen rüzgârdan çok daha yakıcıydı. Adımlarım taş sokaklarda yankılanıyordu. Ne tarafa gittiğimi bilmiyordum. Bildiğim tek şey, bu konaktan ve o masadan kaçmam gerektiğiydi. Ayaklarım beni nereye götürüyordu bilmiyorum. Nefesim kesilmişti ama duramazdım. Sonra, arkamdan gelen sesi duydum. “Efsun!” İçim ürperdi. Adımı söyleyen Baran’dı. Ama ben dönüp bakmadım. Koştum. Daha hızlı. “Ne yapıyorsun? Efsun, dur dedim sana!” Sesini bastıran rüzgâr bile, içindeki öfkeyi gizleyemiyordu. Ama ben durmadım. Ayak sesleri yaklaşıyordu. O kadar hızlı geliyordu ki… Biliyordum. Baran bana yetişmek üzereydi. Ama ben, yakalanmak istemiyordum. O konağa geri dönmek istemiyordum. O yüzden, daha da h

