İyi okumalar dilerim...
Sibel Ateş'ten anlatım...
Boğazımda bir yumru ne yutabiliyordum, ne de kusacak kadar mecalim vardı. Her aldığım derin nefesin ardından bardaklarca dolu serin sular içmek geliyordu içimden. Sıkkın bir soluk aldığımda içimde yine o ince sızı kendi yerini belli etmişti. Hastaneden çıkmadan önce söylediklerim ağır gelmişti Oğuz beye. Beni sertçe kucaklamış ve bir taksi yardımı ile otele getirmişti. Yürümeme engel olurken odama getirip nedenimi yatağa fırlatması fiziksel açıdan olmasa da manevi açıdan canımı yakmıştı.
Boş gözlerle gözlerimin içine bakıp hiçbir şey söylemeden kapıyı çarparak gitmiş tüm gece sadece bir kez oda servisi gelip yemek getirmişti. Hoş onları bile yememiştim. Onun hayatı beni ilgilendirmezken bu anlamsız sızı canımı yaktığı kadar sıkıyordu da. Yataktan kalkıp yavaş adımlarla banyoya yöneldim. Ilık bir duş anca beni kendime getirecekti. Üzerimdeki kıyafetleri yavaşça çıkartıp çıplak kalmamı sağladım. Aynadan vücuduma bakım verdiğim kiloları fark edince canım daha çok yanmıştı.
Başımı sağa sola sallayarak suyu açıp ılık seviyeye getirdim. Lüks jakuzinin içine girdiğimde ise aklımda sadece lanet olasıca o son görüntü vardı. Ne hissettiğini anlayamadığım, canımı nedensizce yakan o bakışlar. Düşünmemek için hızlıca duş alıp üzerimdeki bu kırgınlığı atmaya çalıştım. Kısa sürede suyun altından çıkıp derin bir nefes aldığım da kendimi daha hafiflemiş hissetmem dudaklarımın yukarı kıvrılmasına neden olmuştu.
Banyoda asılı ve yumuşacık olan havluya bedenimi sarıp lavaboya tutundum. Dişlerimi fırçalayıp soğuk su ile yüzümü de yıkadıktan sonra küçük havlu yardımı ile yüzümü kurulamıştım. Banyodan çıkıp odaya geçtiğimde ise Oğuz bey boydan camın önünde sırtı bana dönük dışarıyı izliyordu.
Ben hem şaşkınlık, hem de utanç dolu bir gözle ona bakarken o "daha ne kadar o halde kalmayı planlıyorsun Sibel. Giyin bir an önce" dedi. Sesi o kadar soğuktu ki hemen odaya geçip iç çamaşırlarımı ve kıyafetimi alarak tekrar banyoya döndüm. Kapıyı kapatıp kilitledikten sonra derin bir soluk aldım. Hemen üzerimi kurulayıp hızla giyindikten sonra saçlarıma küçük havlu sararak tekrardan odaya döndüm.
Oğuz bey aynı pozisyonda dururken "yemek yememişsin" dedi. Sıkkın bir soluk alıp "iştahım yok" dedim aynı onun kadar sert ve soğuk bir ses tonuyla. Oğuz bey bana dönüp baştan aşağı vücudumu inceledi. Ardından gözlerimin içine bakıp "bay Aldo acil bir toplantı için İtalya'ya gitti. Onun yerine yardımcısı aynı zamanda Türk Asil bey bize eşlik edecek. Bu gece Fransa'da son gecemiz" dediğin de başımı sallayıp "biliyorum" dedim.
Oğuz bey kaşları çatık bir şekilde "sabah gitmeden önce odayı arayıp hem geçmiş olsun dileklerini iletti, hem de değişen programından ötürü üzgün olduğunu söyledi" dedim. Umursamazca tekli olan koltuğa oturup "yani odama gelecek kadar şuursuz bir adam değilmiş" dedim. Oğuz bey sert bir nefes bırakıp "ona cesareti yetmedi" dedi daha da hırslı bir sesle. Başımı kaldırıp "ne bu, yanı bu yaptıklarınız ne? Beni bir erkek beğenebilir, ben bir erkeği beğenebilirim. Sizi ilgilendirecek bir durum olduğunu sanmıyorum" dedim. Oğuz bey daha da sertleşen çehresi ile eğilip "eee anlat bakalım" dedi yüzünün sertliğinin aksine alay dolu bir sesle.
Başımı sağa sola doğru sallayıp "benim iş dışındaki hayatım sizi asla ilgilendirmez Oğuz bey. Bunu milyon kere dile getirmişimdir ama siz anlamamakta ısrarcısınız" dediğim an yüzünü yüzüme yaklaştırıp "sana ait her şey beni ilgilendirir Sibel. Attığın her adımın tek bir yolu var ve bunu sana zamanla öğreteceğim" dedi. Hırsla ayağa kalkıp "bana dokunmanız sadece midemi bulandırıyor anladınız mı? Benden uzak durun artık. Gerekirse o lanet parayı bulacağım ve kurtulacağım sizden" dedim.
Oğuz bey sol gözünün seyremesi ile "sus" dedi. Ağzım açık onun tepkilerine bakarken "çıkın dışarı" dedim bir anda. Oğuz bey bir adım daha atıp "sana sus dedim" dediğin de ise tekrardan oturduğum koltuğa düşmüştüm.
Fazlasıyla sert, dengesiz ve ürkütücü tavırları vardı ve bu nedenle ondan olabildiğince uzak durmak istiyordum. Elime bir damla yaş düştüğünde anlamıştım ağladığımı. Bu kadar sert ve soğuk cendere içinde durmak, üstümde yoğun bir baskı hissetmek gerçekten beni fazlasıyla zorlamıştı. Elimin üzerinde soğuk ve kemikli ellerini hissettiğim an elleri geri çekip "çıkın odamdan" dedim. Bu adam benim hiçbir şeyimdi, bana bu denli müdahale etmesi hem canımı sıkıyor, hem de öfkemi tavan yapıyordu. Oğuz bey bir anda "dün akşam o asistanla hiçbir şey olmadı" dedi.
Duyduklarımı algılama konusunda bir sıkıntı yaşadığım o an tekrardan "yapamadım" dedi. Anlamsız bir ifade ile gözlerinin içine bakıp "bu, yani sizin özeliniz beni ilgilendirmez" dedim. Oğuz bey ise çatık kaşlarla gözlerimin içine bakıp "sana ucuz bir fahişeye dokunduktan sonra dokunmadım" dediğin de ise hayretler içerisine düşmüştüm. Bu adam, bana psikolojik olarak bu kadar baskı kurup ondan kaçmam konusunda her yolu denemeyi düşündüren adam bana açıklama yapıyordu. Kendimi toparlayıp "neyse ne Oğuz bey. Sizin iş hayatınız dışındaki özeliniz beni ilgilendirmez. Sadece kirlenmiş ellerinizle bana dokunmanızı istemem" dedim.
Oğuz bey ise mümkünmüş gibi daha çok çatmıştı kaşlarını. Sert bir soluk alıp "neden zorluyorsun?" diye sordu. Şaşkınca "Oğuz bey bir şey yaptığım yok. Sizin özel hayatınız beni ilgilendirmiyor. İstediğiniz kadınla istediğiniz zaman her şeyi yaşamakta özgürsünüz. Ama iş yaptığımız insanların asistanları ile yatmak sizin tarzınız olmamalı. Bu gerçekten mide bulandırıcı" demiştim yüzümü buruşturarak. Oğuz bey sinirle ayağa kalkıp "yapmadım, onu odaya aldım ama yapmadım" dedi isyan ederek. Artık sinirlerim gerilmiş ve öfke ile "bana ne Allah aşkına. Bana neden açıklama yapıyorsunuz?" diye sordum. Oğuz bey ise "bir gün anlayacaksın Damla. Sana anlatmadan anlayacaksın" demiş ve odadan çıkmıştı. Tabi kapıyı çarpmayı ihmal etmeyerek.
Telefonumu elime alıp hemen Hale'yi aradım. Birkaç çalıştan sonra "canım" diyerek açmıştı telefonu. Derin bir nefes alıp "nasılsın fındığım?" diye sordum. Hale "ben iyiyim de senin sesin neden bu kadar pürüzlü?" dediğin de başladım anlatmaya. Dün toplantı öncesi, toplantı anı ve o sürtükle odaya girişlerini bir de gece hastalanıp beni hastaneye götürmesine kadar anlattım. Hale "Sibel acaba sana aşık mı oldu?" diye sordu. İçimde bir huzursuzluk belirirken "bir gün anlayacaksın Damla, sana anlatmadan anlayacaksın dedi Hale. İçim daralıyor onun yanında yemin ediyorum" dedim.
Hale sıkkın bir soluk alıp "bu konuyu Serkay ile konuşacağım Sibel. Sana devamlı Damla demesi, bu şekilde davranması hem aşık olduğunu, hem de saplantılı olduğunu gösterir. Bilmediğimiz bir şey varsa bunu da öğrenmiş oluruz" demişti. Kısa bir süre daha konuştuktan sonra oda kapısı çalmıştı.
Telefonu kapatıp kapıyı açtığım da ise Oğuz bey "asistan olan senken ben niye devamlı seni arıyorum?" diye sordu. Ne diyeceğimi bilemeden "hazırlan aşağıda seni bekliyorum" dedi ve öfkeli adımlarla yanımdan uzaklaştı. O kadar yorgundum ki hiçbir şey yapmak gelmiyordu içimden.
Sadece çok acıkmıştım ve biraz daha yemek yemezsem midem sırtıma yapışacaktı. Valizin içinden siyah geniş v yakalı uzun kollu ve sağ dizinde makul seviyede olan yırtmaçlı bir elbise çıkartıp yatağın üzerine koydum. Yine siyah sivri burun stiletto ayakkabılarımla kombin yapıp ayaklandığım da karnıma giren ağrı ile iki büklüm olmuştum. Tarihe baktığımda ise yüzümü buruşturmadan edemedim. Otuz ekim yani regl günümdü.
Lanet okuyarak lavaboya girdim ve kendimi kontrol ettim. Tahmin ettiğim gibi hiç sekmezdi günüm ve yine gelmişti. ilk olarak iç çamaşırlarımı değiştirip valizime koyduğum peti aldım. Arkadan lavaboya girip hazırlıklarımı tamamladıktan sonra odaya geçip makyaj masasının önündeki pufu çekip oturdum. Saçlarımı tarayıp düzleştirdikten sonra şeftali tonlarında hafif bir makyaj yaptım. Gerçekten şuan bir sıcak su torbasına ciddi anlamda ihtiyacım vardı.
Derin bir nefes alıp ayaklanarak yatağa yürüdüm. Çıkarttığım elbiseyi elime alıp hızlıca giyinip saçlarımı tekrardan düzelttim. Aşk iksirinden bolca sıktıktan sonra ayakkabılarımı giyip çantamı ve telefonumu alarak odadan çıktım.
Hemen yemek yiyip ağrı kesici içmem gerekiyordu. Asansöre binip zemin kata indiğim de Oğuz beyin tebessüm ederek bir adamla konuştuğunu gördüm. Onların yanına yaklaştığımda ise şok olmuş gözlerle karşımdaki adama baka kaldım. Oğuz bey "Asil bey bay Aldo'nun yardımcısı" dediğin de tutamadığım kahkahamı dışarı saldım. Asil "hiç mi değişmez bir insan" diyerek çemkirirken "gel buraya şapşal" diyerek kollarımı açtım.
Birbirimize sıkıca sarılıp hasret giderdiğimiz o anlarda hem bay Aldo'nun ekibi, hem de Oğuz bey hayretler içerisinde bize bakıyordu. Asil "efsane olmuşuz" dediğin de saçlarımı savurup "her halde" dedim. Sonra kendime gelip "Oğuz bey, Asil benim lise ve üniversiteden arkadaşım. Yıllar sonra böyle karşılaşmak" dedim ve yine kahkaha attım.
Asil yüzünü buruşturup "yemin ederim onca sene habersizce yaşadım, yine o olayı sana unutturamadım" dediğin de ise gözlerimden yaşlar akıyordu. Ağrı kesici bile içmeme gerek kalmamıştı. Derin derin soluklar alıp "Asil o nasıl tokattı öyle?" dediğim de sağ eli ile saçlarını kaşıyıp "acemiydik kızım" diyerek teselli ediyordu kendini.
Oğuz bey boğazını temizleyip "yemek diyorduk Asil bey" diye sert bir üslupla konuşunca ikimiz de kendimize gelip Oğuz beye bakınca Asil elini belime dolayıp "sizi en iyi şekilde ağırlayacağım Oğuz bey lütfen önden buyurun" diye yol göstermişti. Oğuz bey ise yerinden kıpırdamadan öylece belime sarılan kola bakıyordu. Yüzünün hali gittikçe sertleşince Asil'in kolundan çıkıp "hadi bakalım ev sahibi önden ilerle de bizi güzel bir restorana götür" dedim. Asil durumu anlamış ve tebessüm ederek "merinize amadeyim Sibel hanım" diyerek önden ilerlemişti.
Erica yüzüme bakıp memnuniyetsiz bir ifade ile Asil'in arkasından giderken bende bir adım atmak için hazırlamıştım ki Oğuz bey kolumdan serçe tutup "yanımdan ayrılmıyorsun" demişti dişlerini sıkarak. Şaşkınca gözlerinin içine bakıp ağzımı açacakken dudaklarımı dudakları ile kapatması beni şok etmişti.
Kendimi geri çektiğimde ise sert ve sık soluklar alarak "sana kimse dokunmayacak" diyerek elimi tutmuş ve sert adımlarla dışarı çıkmamızı sağlamıştı. Ben hala daha donuk bir halde olan biteni algılamaya çalışıyorken bira anda aracın içinde buldum kendimi. Paris sokaklarında araç normal bir hızla ilerlerken tüm iştahım, bütün neşem kaçmıştı.
Hangi hakla bana dokunurdu bu adam?
Hangi hakla beni öperdi onca insanın içine?
İçimi kemiren o anları zihnimden kazımaya çalışırken elimi bir anda avuçları içine almış "yanımdan başka yere oturmayacaksın Sibel. Bu denli samimi olmayacaksın" dedi. Öfke ile elimi avuçları içinden çekip "sizi ilgilendirmez, zira bana bir kez daha dokunmayacak olan sizsiniz" dedim. Aracın içi Oğuz beyin öfkeli solukları ile dolarken aniden durmuştuk. Oğuz bey seri bir şekilde araçtan inip kapıyı sertçe kapattı.
İki araç ile gittiğimiz lüks restorana giriş yapmış ve önceden rezervasyon yapılmış olan masamıza oturmuştuk. Asil yine neşe ile "kimlerle görüşüyorsun?" diye sordu. İçim burkularak "bir tek Nergis kaldı Asil. Hiç biri ile görüşmüyorum artık" dedim. Asil çatılan kaşları ile "özel değilse anlat" dedi. Derin bir nefes alıp "o günleri hatırlamak istemiyorum. Sadece yazık ki onlara dostum kardeşim demiştim" dedim.
Asil "bu konuyu bana anlatacaksın Sibel" diye diretince "Gökhan ile bir olup bana tuzak kurmuşlar. Özellikle Yağmur'dan hiç beklemezdim ama adımı hırsıza çıkartacaklardı. Son anda fark edip İsa hocanın çaldıkları cüzdanını yerine koymasaydım hem okuldan atılacak, hem de hırsız damgası yiyecektim" dedim. Asil öfke ile "sana takmıştı kafayı pislik" dediğin de arkama yaslanıp "çok eskide kaldı Asil. Sen anlat üçüncü sınıfta çekip gittin bir daha da ne aradın ne sordun" dedim sitemle. Oğuz bey pür dikkat bizi dinlerken Erica anlayamadığı için elindeki telefona sarılmıştı.
Asil "Gülden gittikten sonra kalamadım Sibel. Gitmek daha mantıklı geldi ve başardım da. Şimdi koca bir holdingin, hem de tek varisin yardımcısıyım" dediğin de tebessüm etmiştim. Asil başını Oğuz beye çevirip "kusura bakmayın Oğuz bey o kadar uzun zamandır görüşmüyorduk. Çenemiz düştü" demişti. Oğuz bey ise "sorun yok Asil bey sonuç olarak eski arkadaşsınız" dediğin de ise fazlasıyla şaşırmıştım. İçimden yanımdaki adamın varlığına kocaman bir göz devirirken Erica'nın hüzünle Oğuz beye bakışı dikkatimden kaçmamıştı.
Gelen yemekler ile iyice açlığım tavan yaparken iştahla yemeğimi yemeğe başlamıştım. Asil "çok mu acıktın?" diye sormuştu tebessüm ederek. Bende başımı sallayıp "dün öğlenden beri bir şey yemiyorum" dedim. Asil "ölüm diyetine mi girdin?" diye sorunca başımı sağa sola doğru sallayıp "rahatsızlandım o nedenle hiçbir şey yiyemedim" dedim. Asil elindeki çatal ve bıçağı sakince masaya bırakıp "sen kolay kolay hastalanmazsın Sibel. Neye canını sıktın?" diye sorunca boğazımı temizleyip "yok, yani öyle bir şeye canımı sıktığım yok. Üşüttüm sanırım" dedim artık bu konuyu kapatmasını dileyerek.
Yemeğime iştahla devam ederken bir yandan da Oğuz beyin tacizlerinden korumaya çalışıyordum kendimi. Elini bacağımın üzerine koyup parmak uçları ile okşamaya başladığın da nefesimi tutmuştum. Erica'yı da konuşmalara dahil etmek için İngilizce konuşmaya başlamıştık. Oğuz bey kulağıma eğilip "bu kokun çok kışkırtıcı" dediğin de ise öfkeden deliye dönecektim. Masadan aniden kalkıp "şey lavaboya kadar gidip geliyorum" diyerek masadan uzaklaşmıştım. Nefes nefese kendimi lavaboya attığım da gözlerimi dolduran yaşları geri iteklemeye çalışsam da başaramadım. Tam ellerimi yıkayacağım an lavabonun kapısı açılmış ve Oğuz bey içeri girmişti. Kapıyı kapatıp kilitlediğin de kaçacak yer arar hale gelmiştim.
Oğuz bey üzerime doğru gelip "sana dokunmama tahammülün yok" dedi öfkeli fakat kısık sesi ile. Sırtım fayansa yaslandığın da dona kalmış bir halde, dolu gözlerle onun soluk yeşillerine baka kalmıştım. Anlını anlıma yaslayıp "bugünlerde en büyük imtihanım sen oldun Damla" dediğin de sesinde bu sefer acı vardı. Titrek bir nefes alıp "yapmayın Oğuz bey, biri gelse rezil olacağız. Lütfen çıkın" dedim.
Sesimden, gözlerimden çaresizlik akarken o durmamış yine dudaklarıma yapışmıştı. Ellerimi göğsüne koyup iteklemeye çalışsam da o kadar güçlüydü ki başaramıyordum. Gözlerimden akan yaşlar, çırpınışlarım onu durduramıyordu. Kendini geri çekip "bu dudaklar, bu ten sadece bana ait olacak Damla. Sadece bana ait olacaksın" demişti.
İçine düştüğüm durum beni daha büyük çaresizliklere iterken dudaklarımdan kaçan hıçkırık onu bir nebze de olsa kendine getirmişti. Yüzümü avuçlayıp "ağlama" dedi.
Nasıl bir hayatın içine düşmüştüm böyle?
Karşımdaki adam da kimdi?
Bana zorla dokunan bu adam neyi olmamı bekliyordu ki?
Sinirlerim o kadar bozulmuştu ki nefes nefese onun elleri arasından başımı çekip "ben fahişe değilim. Sizin altınıza yatacak o asistanlardan da değilim" dedim. Oğuz bey gergin bir ifade ile "sana böyle görevler verdiğimi hatırlamıyorum" dediğin de dayanamayarak elimi kaldırıp yüzüne kendimce sert bir tokat attım.
Öfke ile soluk alıp sağ elimi kaldırarak işaret parmağımla göğsüne bastırarak "adam gibi adam olan erkekler hiçbir kadını böylesine aşağılamaz Oğuz bey. Bir sürtük, yatağa atılacak bir metres muamelesi yapmazlar. İstanbul'a döndüğümüz an istifamı kabul edecek ve muhasebeye vereceksiniz" dedim.
Oğuz bey gergin bir ifade ile yüzüme bakıp "böyle bir şey olmayacak" dediğin de ise "aksi taktirde o dilekçeyi tüm yönetim kuruluna verip beni taciz ettiğinizi de yazarım. Seçim sizin" diyerek kilitlediği kapıya açıp dışarı attım kendimi. Elimi yüzümü acele ile toparlayıp masaya geri dönerken Oğuz bey elimden tutup seri adımlarla masaya yönelmişti. Güçlükle ona ayak uydururken Oğuz bey masadan bana ait olan eşyaları alıp "kusura bakmayın Asil bey. Acil Türkiye'ye dönmemiz gerekiyor" demişti.
Asil şaşkın bir ifade ile masadan kalkıp "önemli bir şey yoktur umarım" dediğin de ise Oğuz bey sıkkın bir nefes verip "bir takım aksilikler meydana gelmiş ve acil dönmemiz gerekiyor. Bu güzel yemek için sizlere çok teşekkür ederiz" demiş olsa da beni tanıtan Asil bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı.
Bana baktığın da hala daha Oğuz beyin elinde olan elimi görüp sadece tebessüm ederek "yine görüşelim Sibel. İyi yolculuklar" demişti. Bende başımı sallayıp "en yakın zamanda tekrar görüşeceğiz" dediğim an Oğuz beyin çekmesi ile restorandan dışarı çıktım. Araca binip otele gidene kadar tek bir kelime dahi etmemiştik. Otele vardığımızda ise bu sefer ben araçtan inip koşarak otele girip asansöre binmiştim. Kendi katıma çıktığımda ise seri adımlarla odama girmiş kapıyı da arkasından birkaç kez kilitlemiştim.
Birkaç dakika sonra kapıp yumruklanmaya başladığın da "git buradan" dedim güçsüz çıkan sesimle. Lanet olası pislik "aç kapıyı söz veriyorum bir şey yapmayacağım. Aç lütfen" dese de "git buradan, lanet olsun sana sadece git" dedim. Bir an sessizlik olurken olduğum yere çöküp hıçkırarak ağlamaya başladım. Kapının ardından "aç kapıyı Sibel, sende onlar gibi dönme arkanı" diyen Oğuz beyin sesi ile şaşkınlığa uğradım. Kapıyı yine birkaç kez çalıp "aç, yalvarırım sana aç şu kapıyı" dediğin de ne yapacağımı şaşırmıştım.
Oğuz bey "olmaz Damla, sende onlar gibi gidemezsin hayatımdan. Yalvarırım sana aç kapıyı lütfen" demesi içimi kavurmaya başlamıştı.
Ya numara yapıyorsa?
Ya ona karşılık vermedim diye bana zarar verirse?
Delirecek gibi olduğum o an telefonum çalmaya başladı. Arayan Serkay beydi. Hemen ayağa kalkıp telefonu yanıtlayıp "Serkay bey" dedim. Serkay bey "Sibel Oğuz ne durumda?" diye sorduğun da şaşkındım. Derin bir nefes alıp "Serkay bey ben delirmek üzereyim. Devamlı olarak tacizinden, bana dokunmak istemesinden bıktım" dedim. Serkay bey sıkkın bir nefes alıp "Sibel Oğuz hasta. Psikolojik olarak uzun bir süre tedavi gördü ve hiçbir ilacını yanına almamış. Senden ricam olabildiğince alttan almaya çalış" demesi ile kaynar sular başımdan aşağı döküldü.
Titrek bir sesle "n-nasıl hasta?" diye sorduğum da ise "bunları yüz yüze geldiğimizde konuşalım. Onun sana karşı olan duyguları ne kadar gerçekse, hastalığı da bir o kadar gerçek" dedi.
Şaşkınlık, hayal kırıklığı ve korku şuan hissettiğim duygular bunlardı sanırım. Hemen hemen tüm kadınların ilgi odağı olan bu adam nasıl olur da böylesine bir durum içinde yer alırdı?
İstem dışı telefonu Serkay beyin yüzüne kapatıp yatağa oturdum. Kedi yavrusu gibi kapımın önünde hala daha söylenirken yerimden kalkıp yavaşça kapıya yöneldim. Kilidini açıp kapıyı araladığım da bir anda kapı açılmış ve Oğuz bey yere düşmüştü. Yere eğilip burnundan kan gelen adama endişe ile bakıp "burnunuz kanıyor" dedim korku dolu sesimle. Oğuz bey ise öfke ile gözlerimin içine bakıp "umurunda mı?" diye sordu. Burnumu çekip "gelin burnunuzu temizleyelim" diyerek elimi uzattım ve ayağa kalktım. Oğuz bey gözlerimin içine bakıp "gidecek misin?" diye sorduğun da içimi bir belirsizlik sardı.
Derin bir nefes alıp "ilk önce burnunuzu temizleyelim Oğuz bey sonra konuşuruz" dememle "beyini sikeyim, gitmeyeceksin o kadar" diyerek öfke ile ayağa kalkmıştı. O kadar ürkütücü duruyordu ki istemesem de bir iki adım gerilemiştim.
Oğuz bey gözlerimin içine bakıp "benden gitmene izin vermem" demiş ve tam önümde durarak kollarını bedenime sarmıştı. Gözlerim onun bu haline dolarken "tamam ama burnun çok kanıyor" dedim ilk kez siz ekini kaldırarak. Oğuz bir anda tebessüm edip elimden tutarak banyoya yönelmişti. Lavaboya geçip suyu açarak yüzünü yıkamış ve burnunu temizlemişti.
Kanaması dururken elimdeki havluya bakıp beni önüne çekerek "sil" dedi. Ağırca yutkunup yüzünü kuruladığım da elleri belimi kavramış ve lavabo ile kendi arasına küçük bedenimi sıkıştırmıştı. Yüzümü buruşturup "lütfen yüklenme" dediğim de hafif çatık kaşlarla gözlerimin içine bakmıştı. Başımı öne eğerek "biraz karnım ağrıyor" dedim.
Elini çenemin altına yerleştirip "utanma benden, kaçma benliğimden, uzak durma artık" dediğin de zoraki bir şekilde başımı sallamıştım. Şuan en azından geri dönene kadar onun suyuna gitmek zorundaydım. Nasıl bir hastalığı var? Ne ile karşı karşıyayım? Hiçbir fikrim yoktu. Şuan oynadığım bu oyunun adı iyi ve kötü polisti.
Birlikte odaya geçtiğimizde bir anda beni göğsüne çekip "bir daha bu kollardan kaçma" dedi. Sinirim bozulmuştu ve ağlamak geliyordu içimden.
Sessizce onun kolları arasında dururken kulağıma eğilip "benden kaçamazsın Damla. Sonu ölüm olsa bile yine gelir alırım seni o cehennemden"...
Bölüm bitti...