Çigan Ve Ağa

1777 Words
"Xezal, ne yapıyorsun kızım?!" Halamın isyan dolu bağırışlarıyla kulaklığımı çıkartarak kafamı terastan avluya uzattım. "Yine ne oldu hala?" dedim, bezmiş bir şekilde. Günlerdir beni bu eve tıktıkları yetmiyormuş gibi bir de her hareketime karışıyordu. "Elinin körü diyorum! Kız mırtıv gelsene buraya! Yemek yapacağız akşama!" Bulgurlu elini sallayarak kendi kendine konuşup mutfağa girdi. Sanırım akşama içli köfte vardı. Omuzlarımı silkerek tekrar kulaklığı taktığımda gözlerimi kapatarak kavurucu güneşin altında uzanmaya devam ettim. Düğünden önce biraz bronzlaşmak hiç de fena bir fikir değildi. Demhat'la o geceden sonra neredeyse hiç konuşmamıştık. dört gündür sadece geceleri telefonla konuşuyorduk. Gerçi konuşmamız çok saçmaydı. Bunu ona her söylediğimde ısrarla konudan konuya atlar saatlerce konuşurduk. Ama bugün onunla konuşmak yerine yüz yüze görüşecektik. Çünkü yüz yüze konuşmamız gereken konular varmış. Telefonumun titremesiyle Baran'dan gelen aramayı kabul ettim. "Xezal Hanım," dedi, uzatarak. "Artık iş başına mı teşrif etseniz?" "Pardon?" diye sorduğumda, gülmemek için kendimi sıktım. "Benim bir işim mi vardı çok sevgili ikizciğim?" "Xezal'ım, lütfen çabuk buraya gel ve şu çok sevdiğin dedeni bizden uzaklaştır." Dediğinde, sesi bezmiş bir şekilde çıkmıştı. Kendimi tutamayarak kahkahayı patlattığımda, odamın kapısına gelmiştim bile. Sanırım dedem yine onlara bir güzel fırça çekmişti. "Yine ne oldu?" diye sorduğumda, telefonu yatağıma bırakıp kulaklığı çıkartmadan dolaba yöneldim. Sanırım pastaneye gitmek, evde oturup köfte yapmaktan daha iyiydi. "Ya ay çöreğine taktı yine!" "Yine derken?" konudan haberim yoktu. "Gelince sana anlatırım. Lütfen hızla yetiş." Görmese bile kafamı aşağı yukarı sallayarak elimdeki elbiseyi yatağa bıraktım. "Tamam ikizcik. Yirmi dakikaya oradayım." "Ya ne yirmi dakikası! On dakika içinde burada ol! Vallahi dayanamıyoruz. Fırat ile Baran kaçtılar ben tek başıma Azad Bey'den yiyorum." Baran'a bir an acıyarak vahladım. Şu an onu en iyi anlayan kişi bendim. Çünkü dedem gerçekten bazen çok inatçı ve kalın kafalı davranıyordu. "Hemen geliyorum." Deyip, kulaklıkları çıkartarak yatağa bıraktım. Bu sefer kısa elbise giymek yerine, Düşük belli pantolon ve omuzları düşük bluz kombini yaparak saçımı dalgalandırdım. Son olarak sandaletlerimi ile sağ bileğime halhal takarak aynadan kendime baktım. Merdivenlerden indiğimde Dicle beni hızla süzerek, "Nereye?" diye sordu imayla. Ne ima ettiğini tahmin ederek, "Ne? O düşündüğün yere değil maalesef," dedim, kaşlarımı çatarak. "İnanayım mı?" diye sorduğunda tek kaşını alayla kaldırdı. "Dicle! Ya kızım bi git ya! Git köfte yap sen! Ben akşama kadar pastanede olacağım." Yanına yaklaşarak yanaklarını sıktım. "Ya ben de gelmek istiyorum," mutfak kapısına bakarak, "Xezal'ım, ablam lütfen birlikte gidelim. Annemin işlerini yapmaktan yoruldum." Dediğinde, kocaman gözlerini kısarak, tatlıca gözlerini kırpıştırdığında kafamla kabul ederek gülümsedim. "Haydi çabuk giyin," deyip, göz kırptığımda hızla bana sarılarak, eteğini her iki eliyle tutup yukarı çıktı. "Beş dakikaya oradayım! Ter kokuyor muydum? Oysa yeni duş almıştım. Ah annem!" Kendi kendine söylenerek odasına girdiğinde bakışlarımı mutfak kapısına çekip gülümsedim. "Hala," arkasından ilerleyip yanağını öpüp geri çekildiğimde Sevda'ya göz kırptım. Bana beğeni dolu bakışlar attığında dudaklarını oynatarak, "Çok güzel olmuşsun." Dediğini anladım. "Hayır!" dedi halam sinirle. "Dicle evde kalacak!" Elindeki köfteyle bana döndüğünde çatık kaşlarıyla karşılaştım. "Xezal, neden izin vermediğimi biliyorsun." Bakışlarındaki öfkenin yerini korku kapladı. "Kızımı benden alırlar kuzum." "Halam, yalnız olmayacağız. Hasan amca ile Ali de bizimle olacak," avuçlarımı yanaklarına bastırdım. "Bu kadar korkma halam. Dicle bizimle ve iyi." Dediğimde sesim fısıltıyla çıkmıştı. Çünkü Dicle'nin bunları duymasını istemiyordum. Birkaç saniye düşünürken gözlerindeki korku silindi. Acıyla tebessüm ederek, kafasıyla onayladı. "Ali'yi yanınızdan uzaklaştırmayın." "Tamam." Dedikten sonra halamın yanaklarını öperek mutfaktan çıkmıştım. Avluda Dicleyi bekliyordum. Halam korkuyordu. Dicle'nin babası tarafından kaçırılıp zorla evlendirilmesinden korkuyordu. Çünkü maalesef öyle bir tehlike vardı. Geçen yıl babasının ailesinden kız kaçırdıkları için berdel olarak Dicle'yi zorla kaçırmışlardı. Her ne kadar burada olmasam bile durumlardan haberdardım. Dedem Bütün Şanlıurfa'yı alt üst ederek Dicle'yi bulmuş ve baba tarafındaki bütün ailesi için uzaklaştırma kararı aldırtmıştı. Eğer aşiretten olsaydık belki kan davası açılırdı. Neyse ki aşiretlerden değiliz ve tek başımıza bağımsızız. Çünkü kan davasından nefret ediyordum. "Çok beklettim biliyorum ama annemin işlerinden çok iğrençtim. Duş aldım." Dicle'nin neşeli sesiyle merdivenlerden süzülen kuzenime hayranlıkla baktım. Benim gibi pantolon giymişti. Bileğindeki bandanayı açarak açık saçını bandanayla bağladığında çantasını kafasından geçirerek karşımda durdu. Gözlerindeki heyecan gözle görülecek şekildeydi. "Bana bakın çarşıda pek gezmeyin! Dedenizin yanına gidin." Mutfak kapısındaki halamı geçiştirerek hızla konaktan çıkmıştık. Hasan amca dedemlerle birlikte olduğu için Aliyle birlikte çarşıya gidecektik. Çarşıya giriş yaptığımızda arabadan inerek kapalı çarşıya doğru ilerlemeye başladık. Ali bizi arkamızdan takip ederken oldukça güvenliydik. Çünkü Ali kocamandı. Uzun boylu ve yapılıydı. Yani yanımıza erkek sinek bile yaklaşamazdı. Bir an kıkırdadığımda Dicle kolumu sıkarak, "Neye gülüyon?" diye sordu. "Ali'nin yanımıza erkek sinek bile yaklaştıramayacağını." Dediğimde, Ali'nin öksürdüğünü duydum. Ali'yle çocukluğumuzdan beri yan yanaydık. Bu yüzden fazla uzak değildik. Sadece laf ve sözden dolayı pek samimi değildik. Dicle bir an kahkaha attığında kaşlarımı çatarak etrafıma bakındım. "Sessiz ol kız!" İnsanların dikkatini çektiğimizde dönüp bize bakmaya başlamışlardı bile. Kimisi tebessüm ederken, kimisi ise sert bakışlar atıp bizi süzmeden yapamıyorlardı. "Hey, bakın bakın kim çarşıya teşrif etmiş!" sağ tarafımda duyduğum kalın sesle bir an durup başımı sağa çevirip, omzumun üstünde bana alayla bakan adama baktım. Tanımadığım adama baktığımda, "Pardon?" Dedim. Dicle kolumu yavaşça bıraktığında, "Xezal, fazla bulaşma." Diye uyararak gözlerime baktı. Gülümseyerek, saçımı arkaya savurdum. Benden birkaç santim uzundu. Ela gözleri güneşte daha bi parlarken sinek kaydı tıraşı beyaz tenini oldukça parlatıyordu ve bu gözümü şimdiden yormuştu. Yaslandığı dükkanın kapısından ayrılıp beni baştan aşağıya süzdü. Bakışları sağ elimdeki yüzüğe kaydığında yüzünü ekşiterek kıkırdadı. "Hayırlı olsun," dediğinde, sesi tamamen alay doluydu. "Şanlı aşiretinin Hanım ağası olacakmışsın." "Evet, bir sorun mu var?"Ali küçük adımlarla yanımda durduğunda Dicle'nin, "Ali birazdan gideriz." Dediğin işittim. "Çîgan'dan Hanım ağa mı olurmuş?" Etrafımızda toplanan kalabalığa dönerek, "Haksız mıyım? Hı Şanlı aşireti sakinleri!" Kalabalık bir an aralarında konuşurken, kaşlarımı çatarak etrafıma baktım. "Olmaz!" "Olmaz yaw!" "Yaw bu çîgan başımıza bela olur!" "Zınar ağa nasıl böyle bir şey yaptı?!" "Meydanı bu çingeneye mi vereceğiz!" Uğultular sinirimi bozmayı ne yazık ki başarmıştı ama bunu yüzüme yansıtmadım. Aksine omuzlarımı daha dikleştirip, etrafıma baktım. Beyaz yazmalı kadınlar, yaşlı adamlar ve her yaştaki insanlara baktım. Kalabalığı es geçerek bize laf atan adama döndüm, "Ne o, gönlün mü var Demhat'ta?" dedim alayla. Kalabalık kötü laflar atarak mırıldanırken, ismini bilmediğim adamın yüzü kızardı. Sahte bir şekilde gülümsedim. Ali önüme geçerek, "Siktir git işine!" dediğinde sorun çıkartmamak için yürümeye başladım. Ama bu sefer duyduklarımla sertçe olduğum yerde durup Dicle'ye baktım. "Belanı benden bulma çocuk!" "Tabi size bulaşana helal olsun! Ne de olsa Azad Dıldar lekeli torunlarına bile kanat açar!" Dicle'nin yüzü gerilirken, kolunu sıkıca tutarak, "Sakın... Sakın güçsüz düşme Dicle." Deyip, hışımla arkama döndüm. Karşımda ukalaca sırıtan adama tüm nefretimle bakıp bağırdım. "Sizin gibi ahlaksızlar masum kızlara el uzatınca namusu hemen kirlenmiyor ama değil mi!" öfke bütün bedenimi esir aldı ve pençelerim hızla dışarı çıktılar. Adamın yüzünü çizmek için bir adım atacakken duyduğum sesle eylemimi gerçekleştirmeden durdum. "Ne oluyor burada?!" Arkama döndüğümde, karşımda Rojhat'ı göreceğimi beklemiyordum. Havalı bir şekilde arabadan indiğinde, kapısını kapatarak siyah güneş gözlüğünü çıkarttığı gibi Dicle'ye baktı. "Bu kalabalık da ne?! Hemen dağılın!" Bakışlarını kalabalık üzerinde gezdirip, bana baktı. Göz kırparak tekrar kalabalığa baktığında, uğultular yükseldi. Dicle'nin koluna girdiğimde Rojhat bu sefer daha gür bir şekilde bağırdı. "Dağılın lan!" Kalabalık hızla dağılırken, karşımda dikilen pişkin adama ölümcül bakışları atıyordum. Uzun tırnaklarımı derisine batırmak onu dövmek istiyordum. "Sizde alışkanlık olmuş! Biri kaçtığı adamın koynuna, diğer ise Demhat ağanın koynuna girdi!" Bardağı taşıran son cümleler olurken son söylediğiyle pençelerimi çıkartarak Dicle'nin gözlerine öfkeyle baktım. "Ben kimsenin koynuna girmedim!" diye bağırdı Dicle. Rojhat Dicle'nin yanında durduğunda, "Ali!" diye bağırdım. "Tut şunu!" Ali adama doğru ilerlerken, hiç kıpırdamadan bana küstahça bakıyordu. Ve dağılmaya başlayan kalabalık yine toplandı. Karşısında durduğumda, hiç düşünmeden yanağına sertçe vurdum. "Kimin koynuna girdiğimizden size ne?! Namusumuza dil uzatmadan önce kendi bacak aranıza sahip çıkın!" Yüzüme taktığım sinir dolu gülümsemeyle etrafıma bakındım. "Aynı fikirde olanlar var mı?!" adamın küfürlerini duymazdan gelerek, "Duyamadım." Dedim, alayla. Kalabalık bir an dut yemiş bülbüle dönmüştü. Bakışlarımı ısrarla yüzlerinde gezdirip, saçımı savurarak kafamı keyifle aşağı yukarı salladım. "Tamam o zaman. Anladınız umarım! Bir daha hakkımızda konuştuğunuzu duyarsam andım olsun bu yaptıklarım, size yapacaklarımın yanında hiç kalır!" "Oruspusun kızım sen! Kim bilir kaç kişinin koynunda sabahladın!" Adamın son söylediğiyle bir an bedenimdeki öfke kızıştı ve üstüne yürüdüm. Onu pençelerimle öldürecektim! Yemin ederim ibretlik bir hale getirecektim! Ona kim olduğumu gösterecektim! Tam sarı saçlarına uzanacağım sırada belimden tutulup geriye çekildim. Ama içimdeki vahşi panter bir kere uyanmıştı ve avını öldürmeden durmayacaktı. "Bırak beni!" diye bağırdığımda, ayaklarım havalandı ve debelenmeye başladım. "Bırak beni be!" Başımı öfkeyle kaldırıp beni tutan kişinin yüzüne baktığımda, kahverengi gözlerle bakışlarımız ilişti. Kaşları çatık ola bile göz bebeklerindeki neşe bana göz kırpmıştı. Bu kişi Demhat'tan başkası değildi. "Demhat ağa bırak beni! Bırak da ona gününü göstereyim!" "Tama haydi dağılın!" Rojhat'ın öfkeli sesiyle herkes bu sefer hızla dağılmaya başladılar. "Demhat ağa bırak beni dedim!" yüzüne öfkeyle baktığımda bir an beni yere bırakıp belimden sıkıca tuttu. "Sakin ol Hazal, bunu ben halledeceğim." Öfkesi bedenini kaskatı yapmıştı. "Rojhat yengeni arabaya götür." Arkama baktığında kaşları mümkünmüş gibi çatıldı ve burnundan soludu. "Demhat bırak da onu kan içinde bırakayım." Dedim, sesim oldukça sakin çıkmıştı. Bakışlarını adamdan çekerek bana baktı. "Hazal, yavrum arabaya bin. Onun icabına bakacağım." Belimi bıraktığında, dudaklarım aralandı ve az önce söyledikleri içimdeki bütün öfkeyi yok ederek yerini aptal heyecana verdi. "Yenge haydi gidelim." Rojhat kolumdan tuttuğunda, toparlanmaya çalışarak adama son kez delici bir bakış atıp, Demhat'a baktım. "Onu öldürmekten beter et Demhat ağa." Dediğimde, kafasıyla onayladı. Rojhat'la birlikte arabaya doğru ilerlediğimizde, kalabalığa sinirle bakıyordum. Hepsinin aşağılayıcı bakışları yerine saf korkuya vermişti. Herkes şu an olacaklardan korkuyordu. Ve bu umurumda değildi! Arabaya bindiğimizde, Dicle, ağmamak için kendini sıkıyordu. Ona sarıldığımda anında kollarını bana dolayıp, kafasını boynuma gömdü. "Bunları hak edecek hiçbir şey yapmadık." Sesi boğuk çıkmıştı. "Şişt, bebeğim bunları umursama," kafasını kaldırıp, avuçlarımı yanağına bastırdım. "Kimseyi umursama. Ve söyledikleri şey için ağlama!" Arabanın kapısı açıldığında, Rojhat elinde su şişesiyle Dicle'ye üzgünce baktı. "Dicle, Rojhat'a baktığında, gözünden bir damla süzüldü. "Ben kimsenin koynuna girmedim." Rojhat, gözlerini kırpıştırıp, "Biliyorum," diyerek saçını okşadığında, aralarındaki yakınlaşmaya şaşkınlıkla bakıyordum. Bakışlarımı usulca, su içen Dicle'den çekerek açık kapıdan Demhat'a baktım. Demhat, adama yaklaşarak birkaç saniye kokuştu. Ardından ise Ali adamı Demhat'ın korumalarına vererek bize doğru ilerledi. Korumlar onu arabaya bindiğinde Demhat kalabalığı dağıtarak bana doğru ilerlemişti. Arabadan inerek, Demhat'ı bekledim. Heybetli bedeni ve küçük gözleri ona ağa havasını katmakla yetmemiş, tam bir model gibi de görünüyordu. Sert bakışları bana yaklaştıkça yumuşarken, karşımda durup etrafına bakındı. Kalabalık dağılmıştı ve herkes kendi işine bakıyordu artık. "İyi misin?" diye sordu, usulca. "İyi değilim Demhat ağa," dedim, hafif sinirle. "Onu ne güzel şekilden şekle sokacaktım." Diye homurdandım. Yüzünde bir an beliren gülümsemeyle çatık kaşlarım düzeldi. "Senin yerine zevkle yapacağım." Göz kırptığında, bu adamın halleriyle bir an sarhoş olduğumu hissettim. Demhat ağa kırmızı şarap gibiydi, her seferinde başımı döndürüp, beni sarhoş eden cinstendi. "Yine çok güzel olmuşsun." Deyip geri çekildi. Kalbimin amansız atışlarının eski haline dönmesini istiyordum. Demhat ağa, annem ve babamın geçmişini öğrenmemi sağlayacak bir piyondu ve hep piyon olarak kalmalıydı. Aramızda başka hiçbir şey olmamalıydı. Çünkü o ağaydı ben ise çîgan.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD