9. Bölüm - Part 1

2845 Words
Keyifli okumalar 8. Bölüm - Part 2'den "Yeni bir iliğe ihtiyacı var." Diye kesti beni. Dosyaları elimden alırken başımı salladım. "Bizim ailemiz pek geniş değil." Dedim utançla. "Ama neredeyse herkes ilik örneği verdi. Uyumlu kimse yok." "Umarım bizden birinin ki uyumlu çıkar." Dedi Hazan dosyaları incelerken. Arada telefonuyla raporların fotoğrafını çekiyordu ama bir kulağı da bendeydi. "Çıkmazsa?" Diye sordu başını kaldırarak. Dilimi dişlerimin arasına koyup ısırdım. "Bu konuda bir b planımız var mı?" Planım vardı ama planımız... O bambaşka bir konuydu. "Aslında var." Dedim güç bela. Adam evli olmasa bu teklifi yaparken daha az utanırdım ama şimdi mevcut durumlar yüzünde kıpkırmızıydım. "Kardeşler arası ilik uyumu hakkında bir şeyler söyledi aslında Asaf Bey." Bu, senden çocuğum olsun istiyorum demekten daha nazik bir söylemdi sanki, ha? Hazan doğrudan bana bakıyordu. Yüzünden hiçbir şey okuyamıyordum ama onun ırzına, namusuna göz diktiğimi sanmasını da istemiyordum. Bunun tek bir yolu yoktu ya. Aşılama vardı, tüp bebek vardı... Yani illa sevişmemiz gerekmiyordu. "Beni yanlış anlama ama benim Alina için yapamayacağım şey yok." Dedim o bana bakmayı sürdürürken. "Gerekirse..." Duraksayıp nefes aldım. "Ayşem'le konuşurum. Dediğim gibi, niyetim aranıza girmek değil ama gerekirse bir kez daha hamile kalırım." "Karımla konuşup benden hamile kalmak istediğini söyleyeceksin." Derken her bir kelimede hayretle doluyordu. "Bunun hiçbirimiz için kolay olacağını sanmıyorum. Özellikle de benim için..." Sesim sonlara doğru duyulmayacak kadar kısılmıştı. Babamın anneme yaşattıklarından sonra asla gururumu çiğneyecek bir hamle yapmam, diyordum. Evli bile olsam beni sevmeyen ve sürekli aldatan bir adamın paçasına yapışmazdım. Bunlar düpedüz gurursuzluktu. Peki ya evli bile olmadığın üstelik evli olan bir adamdan ikinci çocuğu yapmak? Bunun adı neydi? Adını bilmiyorum ama olduğumuz noktada bu tercih değil, bir mecburiyetti. Dosyaları bir kenara bırakıp dudaklarını ıslatırken dirseğini masaya dayamış çenesini sıvazlıyordu. "Sevişmek tek yöntem değil, biliyorsun." Diyerek sandalyemde geriye yaslanırken bakışlarımı kaçırdım. "Aşılama yapabiliriz ya da tüp bebek." Burnunu sertçe çekip manzaraya dönerken çene kaslarının oynadığını fark ettim. "Gerçekten üzgünüm ama mecbur kalır-" Çenesini sıvazlamaya devam eden elini keskin bir hamleyle susmam için kaldırınca durdum. Hiçbir şey demiyor, derin derin düşünüp manzaraya bakıyordu. En sonunda bana döndüğünde onun da müthiş zorlandığını ama ne söyleyecekse son derece kararlı olduğunu fark ettim. "Evlenelim." 9. Bölüm Dimağım durdu. Kelimenin tam anlamıyla greve gitmiş gibi çalışmayı durdurdu tüm bilincim. Hayır; cümlenin ne anlama geldiğini elbette biliyordum ama idrak konusunda tüm vasfım yerle yeksan olmuştu. Başım hafiften omzuma düşerken gözlerim kısılı bir şekilde kendinden emin bir halde bana bakan adamı süzüyordum. "Sen evlisin." Dedim kaç dakika sonra olduğunu bilmeden. Bu aramızda yükselen en kalın, görünmez duvardı. Ve ben ne bu duvara toslamayı ne de bu duvarı tırmanmayı düşünüyordum. Gözlerini istemsizce kaçırdığı bir minik saniyenin ardından yerinde kıpırdanarak tekrar baktı bana. "Resmi olarak değil." Bu kez kıpırdanmak zorunda hisseden bendim. O duvar her neredeyse ben ona yaklaşmadan o benim üzerime dökülmeye başlamıştı bile. Hazan aramızdaki masayı rahatsız edici bularak karşımdan kalkıp yanıma gelmeye yeltenince sandalyemi olabildiğince geriye çektim. An itibari ile aramızda yaşananlar romantik ya da erotik değildi ama sebebi her ne olursa olsun Hazan ve duvar arasında preslenmek istemiyordum. O yüzden Hazan yanımdaki sandalyeye oturmadan önce iki sandalye arasında hatırı sayılır bir mesafe açtım. "Kafanı karıştırmak istemiyorum." Dedi Hazan tam yanıma oturur oturmaz. "Evliyim ama..." Duraksayıp nefeslenirken gözleri bakışlarımı yakalamaya çalışıyordu. "Hukuksal anlamda bekârım." Dilimi ısırdım. "Yani?" Dedim sakin kalmaya gayret ederek. Bu konuşmanın noktasına, virgülüne tahammülüm yoktu esasen. Olmaktan en çok korktuğum ikinci yerdeydim. Birincisi, annem gibi bir kadın, bir eş olmaktı. Celladına âşık olmaktı korktuğum. İkincisi mi? Kendini bir erkeğin kollarına atmak için gururunu ayaklar altına alan kadınlardan olmaktı. Babamın evli olduğunu bilmelerine rağmen yataklarına süzülen metresler gibi. Hazan'ın bana ettiği teklifin ölüm kalım meselesi olması umurumda bile değildi. Ben... O kadınlardan değildim. Asla olmamıştım ve asla da olmayacaktım ama Hazan'ın evlilik teklifi tam olarak bu manaya geliyordu. "Resmi olarak evli değilim." Her bir kelimeyi tam manasıyla anlayabilmem için tane tane telaffuz etmişti. Mevzu durumu idrak edememem değildi. Mevzu durumu tam olarak idrak etmemdi aslında. Resmi olarak evli değilmiş! Hah! Tüm Mardin ve ailesi Ayşem'le olan evliliği kabul etmişler miydi? Evet! O zaman bu teklif tam manasıyla metreslik teklifiydi. Adının kumalık olması da bunu sadece ama sadece resmileştirirdi. "Bak," Sessizliğim Hazan'ı germiş olmalıydı. Nitekim ben sustukça boşlukları doldurmak adına durumu mantığa bürümeye çalışıyordu. "Seni Alina'dan ayıramam ama sen de beni ondan ayıramazsın. Hele de bir tane daha bebeğimiz olacaks-" "Boşanacak mısın?" Diye sordum tek nefeste. Bana detayları anlatmasına ihtiyacım yoktu. Aptal değildim; bir tabloya baktığımda parçaları değil, koca bir bütünü hemencecik kavrayabilirdim. Bu teklifi bana sırılsıklam âşık olduğundan değil sağlıksal anlamda böylesi kritik bir eşikteyken bir de velayet davasıyla uğraşmayalım diye yapıyordu ama dedim ya... O kadınlardan değildim. Asla olmamıştım ve asla olmayacaktım! Dalıp giden bakışlarımı tek bir göz kırpması ile netlerken Hazan'ın keskin yüz ifadesine döndüm. Sorum onu afallatmış görünüyordu. Hafifçe dudaklarını birbirine bastırırken gözlerini kaçıracağını hissettim ve sorumu son derece güçlü bir sesle yineledim. "Boşanacak mısın?" "Bak o evlilik..." Dudaklarını birbirine bastırırken kaşları çatılmıştı aniden. Yavaşça yutkundu ve tekrar konuştuğunda sesi güçlü olmasına rağmen sözleri nadide bir elmas gibi kırılgandı. "Devam etmek zorunda." Başımı salladım ve Hazan'ın omzunun üzerinden kızıma baktım. Daldığı diyar her neresiyse mutlu görünüyordu. Bu haliyle tablo güzeldi; Alina mutluydu ve tabloda sadece bir anne ve bir baba vardı ama... Hazan'ın sunduğu teklifteki tablo... Bir an kendimi o saçma tabloda hayal ettim. Kucağımda bir bebek, Alina'nın elini tutuyorum. Hazan paşalar gibi sedire yayılmış, kahvesini içiyor ve Ayşem karnında bebeğiyle Ağasına lokum tutuyor. Midem kalkmadı neredeyse yatağında takla attı. "Müsaadenle." Deyip ayağa kalktım. Bileğimin acısını umursamadan tuvalete yol alıyordum. Hayır; bu teklifin katiyen düşünülecek bir tarafı yoktu. Elbette ne ben onu ne de o beni çocuklarımdan ayıramazdı ama bunun da bir yolu bulunabilirdi pekâlâ. Boşanmış iki ebeveyn gibi davranabilirdik. Gelirdi, çocuklarını görürdü, çocuklar tatillerde Mardin'e giderdi. Ben çocukları onun yanına getirirdim... Ne bileyim! Gerekirse Mardin'e taşınırdım ama ne Ayşem'in kuması olurdum ne de Ayşem'i kuma yapardım! Ellerimi ıslatıp enseme bastırırken gözlerimi kapadım çaresizce. Bu ilik işinin bu kadar sarpa saracağını düşünmemiştim. İşin en zor tarafı Hazan'ı babalığa ikna etmek olur sanıyordum ama adam dünyanın en iyi babasına benziyordu. Ve en leş koca figürlerinden biri gibiydi! O evlilik... Devam etmek zorunda'ymış! Neden acaba? Acaba neden? Zorla mı evlenmişlerdi? İttifak evliliği miydi? Belki de toprak birleştirmek için yapılan bir menfaat evliliğiydi. Tabii, boşanırlarsa topraklar yine ayrılır ya da ittifak falan bozulurdu! Resmi bir evlilik bile değilmiş! Kafayı yiyeceğim ya! Bir kadını aşağılayabileceği tüm şekillerde aşağılayabilmek için elinden geleni yapıyordu sanki! Resmi bir evlilik yapmamıştı; boşanmaktan yana değildi ve üstelik bana evlenme teklifi ediyordu! Dudaklarımı ısırdım. B planım netti; tek sığınağım sayılırdı hatta ama A planım cortladığına ve b planım da sarpa sarmak üzere olduğuna göre mecburi istikamet c planımdı. Derin bir nefes aldım ve kesin ve kararlı adımlarla tuvaletten çıkıp masaya yöneldim. Tüm belgeler toplanmış ve masanın en kuytu köşesine istiflenmiş görünüyordu. Hazan çoktan az önceki genel havanın aksine neşeli baba figürüne dönerek Alina'yla kahvaltıya başlamıştı. Beni engelleyebileceğini biliyordum. Doğrusu bunu yapması saniyesini bile almazdı. Bu sebeple fikrimi kendime sakladım. C planımın onu kış güneşinde atletle bırakmak olduğunu don atlet kış güneşi altında kaldığında anlamasını tercih ederdim. Elbette niyetim Alina'yı da kaderine teslim etmek değildi ama Mardin'de her şey onun kontrolünde olacaktı. Bunu istemiyordum. Ayrıca işten de atılmıştım ve burada olmamın tek sebebi de Hazan'dı ve Hazan da varlığımı hiç etmeyi planlıyorsa... En çaresiz seçeneğime yönelebilirdim. Finlandiya seçeneği en çaresiz seçeneğim olmasına rağmen aslında iyi bir seçenekti ama orasını hiçbir şekilde ilik bulamazsam tercih etmeyi planlamıştım. Alina'yı oraya yatırır ve kızımız için beni hamile bırakmasını umabilirdim hala. Kızını kurtarmak istiyorsa... Yani asal niyeti Alina'nın kurtulmasıysa beni hamile bırakmak için evlenmeyi şart koşmazdı herhalde, değil mi? *** -Hazan- Alina uyuklamaya başlamıştı. Aslında yol onu uyutacak kadar uzun değildi ama yolu uzatmak zorundaydım. Çünkü konuşacaklarımızı Alina'nın duymaması gerekiyordu ve anladığım kadarıyla İzmir teklif ettiğim konu hakkında gönüllü hissetmiyordu. Yoksa çoktan otele varmış olurduk ama İzmir tuvalete gittikten sonra konuşmaya devam etmemiştik ama sorum havada kalmıştı. Cevabını duyup rahatlamak istiyordum. "Nüfus cüzdanını bana bırak. Ben bir hafta içinde toplarım evrakları." Dedim kendimden emin bir sesle. Gözüm yolda olmasına rağmen kalbim yersiz yere kursağımdaydı sanki. Bu soru onu yaralamıştı, biliyorum. İzmir hakkında ne kadar az şey bildiğim düşünülürse hayattaki en derin yarasını biliyor olmam da haksızlıktı, bunu da biliyorum ama bu işin tek olur yolu buydu. Ayşem'i boşarsam... Daha doğrusu onunla yolları ayırırsam... Kızı öldürürlerdi. Ve hatta bir ihtimal beni bile. Gerçeği söyleyeyim desem... O zaman belki ben kurtulurdum ama Ayşem kesin okkanın altına giderdi. "Seninle evlenmeyeceğim." Dedi İzmir tek solukta. İşte o zaman kalbimin kursağımda ne halt ettiğini anladım. Yüreğim ağzımdan fırlamak için fırsat kolluyordu nitekim. "İzmir mantıklı düşün." Yumuşak konuşmaya özen göstersem de içeride bir yerde kendimi paralıyordum. Şimdi oturup tüm sülalemi ve sülalemin inançlarını batılı bir feministe nasıl anlatırdım? Anlatsam da ne kadarını kabul ederdi? Boşa kürek çekmekten farksız olurdu bu. Ama benimle evlenmesi, hepimizi kurtaracak yegâne hamleydi! Kabul etmek zorundaydı! "Bu Alina'nın tek şansı." "Öyleyse mantıklı kararlar verme sırası sende." Dedi İzmir tok bir sesle. "Alina için tekrar hamile kalırım ve hatta yatağına bile girerim ama metresin olmam Hazan." Dişlerimin arasından cıkladım. "Metres mi?" Dedim tiksinç bir ifadeyle. "Senden metres olmanı-" "Kuma diyelim adına!" Diye inledi. Bir gözü dikiz aynasından uyumaya devam eden Alina'da olmasına rağmen tüm siniri tepesindeydi. "Adı değişince ne fark etti?" Sakin kalmaya zorladım kendimi. Sikeyim böyle işi! Yatağıma girer hamile kalırmış ama bir imza atmazmış! Eğer kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olmasaydı ona bu durumu ikna etmek çok daha kolay olurdu ama beni sürekli ceketini alıp gitmekle tehdit ediyordu ve bu tehditlerin en ürkütücü yanı gerçekleşme potansiyellerinin epey yüksek olmasıydı. Hiçbir kadını kendime kul yapmak istediğimden falan değil ama... Ailem bu durumu öğrendiğinde İzmir'in hiçbir şansı kalmazdı. Ben elbette onun ekonomik özgürlüğüne saygı duyuyordum ama ailem duymazdı işte! Hele de Alina'yı öğrendiklerinde... Alina sekiz kuşaktan sonra gelen ilk kız Hükümran'dı. Varlığı yokken bile müstakbel kız toruna Hanzade adı konmuştu ve meşru ya da gayrimeşru doğan ilk kız torun Hükümran'ların baş tacı olacaktı. Önceliğimiz tabii ki Alina'nın sağlığıydı ama Alina iyileştikten sonra da aşiretim Alina'ya el sallayıp, güle güle demezdi; biliyorum. "Ayşem ve ben evli değiliz." Dedim mantıklı bir argüman sunmaya çalışırcasına. Bu ona yetemez miydi? Ona anlatamadığım satır aralarında cinayetler ve çocuk kaçırmalar olacaktı ve bunları değil yaşamasını, bilmesini bile istemiyordum. "Ah pardon." Dedi İzmir kinayeyle. "Bu detayı kaçırmışım. O halde hangimiz metres oluyoruz? Ben mi? O mu?" Dişlerimi sıktım. İşte şimdi tam olarak arabayı kenara çekip İzmir'in omuzlarından dehşetle sarsmak istiyordum. O zaman söyleyecekti! Beni dört yıl sonra bulmak yerine hamileliği fark ettiği anda karşıma çıkıp hamileyim, diyecekti! Ayşem'le ona âşık olduğumdan mı evlenmiştim? Aşiret istedi diye mi? Hayır, bu soruların cevabı koca bir hayırdı! Ayşem'le evlenmiştim çünkü tecavüzcüsünden hamileydi ve ben onu Azrail'in kollarından alırken 'Bırak, ağabeyim katil olmasın!' diye ağlıyordu. Ayşem'le evlendiğime pişman değildim ama aynı şartlar altında Ayşem'in çocuğuna babalık yapmak yerine kendi kızımın babası olmak isterdim. O yüzden tüm öfkemi dört heceye sığdırıyordum. Söyleseydin İzmir! Söyleseydin!... "İzmir ben Ayşem'i boşayamam." Dedim dişlerimin arasından hiddetle. Onunla karı koca ilişkim bile yoktu. Önceliğim kızı kendine getirmek ardından bebeği doğurmasını beklemek ve ondan sonra da her ne istiyorsa Ayşem'in onu yapmasına olanak sağlamaktı. Açıkçası önceliklerim bunlardan ibaretti. Bir hafta öncesine kadar ama şimdi işler Arapsaçına dönmüştü ve İzmir bana hiç yardımcı olmuyordu. "Güzel." İzmir bana bile bakmadan konuşurken kollarını göğsünde bağlayıp solumaya devam etti. "Senden bunu istemedim zaten." Dudaklarını ıslatarak hafifçe bana çevirdi bedenini ama gözleri inatla kapalıydı. "Ailemden Alina için ilik isteyeceksem durumu olduğu gibi açıklamam gerekir." Dedim sonunda pes ederek. "Alina'nın bekledikleri Hanzade olduğunu öğrendiklerinde ise onu senin eline bırakmayacaklardır." Kapalı göz kapakları kıpırdansa da açılmadı gözleri. Oynayan çene kasları ve kayan kursağı gerginliğini okuyordu sanki bana ama umursamadım. Ben zaten köşedeydim; biraz da onun kısılması işime gelirdi. Sonunda gözlerini açtı ve saçlarını geriye iterken çileden çıkmış gibi inledi. " Dört defadır aynı caddeden geçiyoruz Hazan!" Burnumdan soluyarak arabayı akan trafikte u dönüşüyle çevirirken damağımı emdim sertçe. Kabul ediyorum; ondan istediğim yenilir yutulur cinsten değildi. Üstelik babasının açtığı yaralara tuz dökmek gibiydi bu teklifim ama başka ne yapılırdı bende bilmiyordum! "İzm-" "Lütfen, otele bırak artık bizi!" Diye kestirip attı öfkeli bir şekilde sözümü keserek. Bir şey diyeceğimden değil. Sadece kelimenin tam anlamıyla yalvaracaktım. İşe yaramayacağından emin ama yaramasını umacak kadar çaresiz niyazlarla... Gözleri kapalıydı, bir kolu göğsünün altına dolanmış, diğer eli ise dudaklarının üzerinde, stresle başparmağını kemiriyordu. Burkulmuş bileği yere paralel uzanmış olsa da sağlam ayağı bileğinden zıplayıp duruyordu. Gözlerini nadir açtığı zamanlarda ise sadece dikiz aynasından Alina'yı kontrol ediyordu. Alina iyiydi; bilincinin bunu kavrayabildiğini sanmıyordum ama bilinçaltında uzun zamandır özlemini çektiği babasıyla kavuştuklarını hissedebiliyordum. Bense bu vuslatı bilinci olaya dâhil olana dek ertelemek istiyordum. Arabayı otelin önüne çekerken güçlü bir nefesle bir kez daha denedim şansımı. "En azından düşün." Dedim sözümü kesmesine izin vermeden. Gözleri çakmak çakmış gibi mavi bir alevle parlarken hiçbir şey demeden indi arabadan. Ayağını yan basmasından anlayabiliyordum ama kuyruğunu muazzam dik tutuyordu. Burkulmuş bileği canını yaksa da adımları sarsılmaz ve güçlüydü. Her adımının bilincinde arka koltuğa giderek Alina'yı almaya hazırlanırken Alnımı ovuşturup direksiyona esaslı bir yumruk atarak arabadan indim. Bebek koltuğunun kemerlerini açmakla meşguldü. Bir yandan da yumuşak seslerle Alina'yı uyandırmaya çalışıyordu. Omzundan tutup onu nazikçe kenara itmeye çalıştım ama izin vermedi. İzmir'i ilk gördüğümde harabe duvarlarına çarpa çarpa yürüyen savsak bir kızdı ama o geceden sonra İzmir'i hiç yıkık dökük görmemiştim. O hep duvarları olan, duvarlarına sıkı sıkıya tutunan bir kadındı. Birkaç gündür aramızdaki duvarın inceldiğini düşünüyordum ancak şimdi hissettiğim sarsılmaz bir istinat duvarıydı. "Ben hallederim." Dedi mesafeli ve tok bir sesle. Kendimi sakinleştirmek adına birkaç esaslı nefes aldım. Ona hakaret ettiğimi, ucuzlaştırdığımı düşünüyordu tamam, anlıyorum ama durumun alternatifi hakkında hiçbir fikri yoktu. Benim engellemeye çalıştığım cinayetler ve özlemdi. En sonunda Alina'yı kucağına alarak kızının sırtını pışpışlamaya başladı. Ağırlığını sağlam bileğine vermeye çalışıyor, acısını yutkunuyor ama kaşlarının ortasında beliren çizgi ne kadar sızladığını bana satır satır okuyordu. "İzm-" Keskin ve ani bir hamle ile bana dönerek bugün kaçıncı olduğunu hatırlamadığım bir şekilde beni tekrar kesti. "Sen de düşün," Bir eli Alina'nın poposu altından destek veriyor diğer eli küçük kızın başını omzuna yaslıyordu. "Hazan Hükümran." Bunun çok keskin ve net bir sınır çizme olduğunu anlamıştım. İzmir'in o burkuk bilekle bile sarsılmaz adımlarla otelin lobisine girişini izlerken dişlerimi sıktım. Bir tarafımda bebeğiyle uçurumdan aldığım Ayşem, diğer tarafımda ise kızım ve belki de henüz doğmamış bebeğim vardı. İzmir vardı... Bu işin akla mantığa sığar bir miladı olmayacak mıydı? *** Yaklaşık Üç Yıl önce "Kendi yatınızı yaptığınızı duydum." Adamın getirdiği kataloğu alıp bakar gibi yaptım. Bana iki sene öncenin yat dergisini getirerek yaltaklanabileceğini sanıyordu. Gerçi adam bana sunduğu teklif ve çektiği fiyatla iş de yaptırabileceğini sanıyordu ama bozmadım. "Sizi ikinci el yat al sat işi yapan bir arkadaşımla tanıştırmak istiyordum aslında." Gülümsedim. Özel bir yat tasarımcısına tasarımı yaptırdığımı; motor parçalarını çoktan sipariş ettiğimi ve montajı konusunda her adımı yakından takip ettiğimi adama söylemedim. Aslında burada olmamın tek sebebi oydu ama onu sadece bahane olarak kullanıyordum. Mardin'i seviyordum. Ailemi ve hatta işimi de ama üçü aynı anda aynı yerde olmuyordu. Ailem iş adamı olduğumu kabul etmiyordu. Bunun okulunu okuduğumu, sırf istediler diye açıktan işletme bitirdiğimi ya da Mardin'e dönene kadar kaç projede çalıştığımı kabul etmiyorlardı. Onların nezlinde bunların hiçbiri bir mana ifade etmiyordu; aileme göre demir tavında dövülürdü. İş, iş başında öğrenilirdi ve benim okulda geçirdiğim vaktin tümü boşa zaman israfıydı. O yüzden de Mardin'e döndüğüm anda şirketimin en alt tabakasından başlatacak ve babamlar işi devredene kadar beni saçma sapan işlere koşturacaklardı. O yüzden iş bile olmayan bu saçma sapan ricayı olabildiğince sündürüyordum. Aslında yapılması gereken iş basit bir yazlığın iç mimarisiydi. Ki ben iç mimar bile değildim ama işi aldım çünkü İzmir'de kalabilmemin yegâne yolu buldu. "Memnun olurum." Dedim kahvemden bir yudum alırken. Dergide tanıtılan tüm parçaları en ince ayrıntısına kadar biliyor olmak canımı sıkıyordu çünkü adamın muhabbeti hiç çekilecek tarzda değildi. "Aslında sizi anlıyorum." Dedi adam dikkatimi çekebilmek adına intim bir sesle. "İzmir öylesine derin bir tutku ki..." Kaşlarım çatıldı. Ucuz edebiyat numaralarına karnım toktu açıkçası ama adamın son cümlesi kulaklarımı tırmaladı. "Ama İzmir öyledir. Boşa dememişler İzmir Türkiye'nin aşk kenti diye." Bir anda etrafım soluk bir kahverengiye boyandı sanki. Saçlarının yarısı dökülmüş adamın ne tipinde ne de sıradan mı sıradan ses tonunda beni geçmişe çeken bir şey vardı ama kullandığı kelimeler? O kelimeler beni unutamadığım o lanet geceye çekti. "İzmir." Dedi. "Adım İzmir." "Hazan." "Ne biçim bir isim bu?" "Sonbahar anlamına gelir. Seninkisi ise bir şehir adı." "İzmir Türkiye'nin aşk kenti sayılır bir kere." dedi inatla. "Ben aşk kentinin aşk kadınıyım." "Kalbi kırık kadın." diye mırıldandım yavaşça. Nerede olduğumu, kiminle konuştuğumu unutmuştum. O an için aklımda sadece İzmir vardı. Burada olmamın yegâne sebebi. Görebilirsem diye uğruna saçma sapan işler tuttuğum kadın. "Anlayamadım Hazan Bey?" Adar'a söyledim; koca aşireti ayağa kaldırdım ama kızı bulamadım ve buna rağmen tipsiz bir keltoşun kelimelerinde beni paçavra gibi savuran hatunla çarpıştım. Yüzümü hızla sıvazlayıp adama temsili bir gülücük atarken "Şükrü Bey, ben sizin ne istediğinizi tam anlamıyla anladım." dedim taburemden inerken. "Bir hafta içinde size çizimleri getireceğim. Beğenirseniz hemen ardından inşaata başlarız." Diyerek adama hoşça kal deme fırsatı vermeden kafeden çıktım. İzmir'e âşık değilim ama kadını deli gibi merak ediyorum ve bir şairin dizelerinden ölesiye korkuyorum; çünkü o şair ki beni korkularım ta ortasına sürükleyecek mısralar yazıyor. Diyor ki; Aşk merakın başladığı yerde baş verir... ... Merak Albayım; merak... Tek öldürdüğü kedi değilmiş. Aşıklar da okkanın ağzında. Beklenen geç geliyor; geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor. ...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD