15. Bölüm - Part 2

780 Words
15. Bölüm - Part 2 Ertesi gün doktorların viziti yüzünden uyandım. Gerçi iyi ki uyanmışım. Çünkü saat şimdiden 11.00'e geliyordu. Gerçi şaşırmak anlamsızdı. O iki mektup yüzünden neredeyse gece dörde kadar uyuyamamıştım ama peki Yiğit beni neden uyandırmamıştı ki? "Yiğit Bey," Dedi doktor yatak başlığından aldığı hasta dosyasını inceleyerek. "Ağrınız var mı?" Yiğit yatakta toparlanarak kolunun altındaki Alina'yı düzeltti. İkisi follukta duran bir çift yumurta gibi dip dibeydi. "Yok." Dedi Yiğit. Üzerindeki çarşafı kaydırdığında ise yarasının üzerindeki pansumanı gördüm. "Ama sanırım dikişlerim biraz kanadı." Koltukta toparlanarak gözlerimi ovuşturmaya çalıştım. Bu kanama benim acımasız çimdiğimin eseri olabilir miydi? "Hemşireyi yönlendiriyorum." Dedi doktor dosyayı kontrolünü bitirerek. Dosyayı aldığı yere koyarken "Değerleriniz iyi görünüyor." Dedi. "Ateşiniz çıkmamış, ağrınız yok. Bir gün daha müşahedede kaldıktan sonra sanırım eve gönderebiliriz sizi." "Esasında sorun olmayacaksa bugün çıkabilirim." Diye araya girdi Yiğit. Alina'yı işaret ederken ihtiyatlıydı. "İlaç aldı ve hastanede durmasa bizim için daha iyi olur aslında." Doktor kızıma eğilirken gülümsüyordu. "Durumunuz hakkında haberim var Yiğit Bey." Doktor durup düşünürken dudaklarını birbirine bastırdı. "Şöyle yapalım o halde." Dedi. "Akşam bir kez daha göreyim sizi. Durumunuz stabilse teklifinizi değerlendiririz." Telefonum çaldı. Arayan Hazan'dı. Kızımın ve Yiğit'in durumları hakkında bilgi almak istesem de bu telefon da en az diğer iki durum kadar önemliydi. Apar topar odanın dışına çıkarken telefonu açtım. "Alo Hazan," "Haber vermedin." Dedi Hazan yekten. Elimi alnıma bastırarak ofladım. Dün bulduğum onca merkez için çok yolumuz vardı ve esasında şimdiye çoktan yola düşmüş olmalıydık. "Uyuyup kalmışım." Diye itiraf ettim. "Ama yakınlardaysan hemen buluşabiliriz." "Özel bir görüşmem olduğu için şirketteydim." "Tamam," Tuvalete girerek suyu açtım. "Şöyle yapalım, bir saat sonra beni hastanenin önünden al." "Anlaştık." Dedi Hazan ve ikimizde telefonları kapattık. Yüzümü yıkayıp mini el bavulumdan diş fırçamı çıkartırken doktorların çıktığını duydum. İşin cümbüşlü kısmı şimdi başlıyordu. Dün akşama rağmen Yiğit'in şu tüp bebek meselesini hemencecik kabul edeceğini sanmıyordum nitekim. Yine de dert etmemeye çalıştım. O mantık küpü mandal benim yerime düşünüp, taşınıp çaresiz çaresiz ağlayabilirdi. Benimse bambaşka bir planım vardı. Dün Yiğit'le beraber gelen eşyalarımı banyoya alarak duşumu alıp hızlıca hazırlandım. Olabilecek en rahat eşofmanlarımı seçerek üzerime geçirdikten sonra hala nemli olan saçlarımla banyodan çıktım. "Günaydın bi' tanem." Dedim Alina'ya kokulu öpücük yollayarak. Yiğit'in kolunun altında bir kedi yavrusu gibi sürtüne sürtüne sırnaşıklık yaparken inanılmaz heyecanlı bir sesle "Dayım gelmiiiiiiiş!" Diye ciyakladı. "Eveeeeeeet." Diye taklit ettim onu. "Dedim ya sana, onu aldım geldim işte." Yiğit keyifsiz keyifsiz tebessüm etti. "Sen nereye?" Diye sordu. Sesinde mesafeli olmaya çalışan bir duruş olsa da tipinde meraklı bir ağabey saklıydı. "Nereye olabilir?" Diye sordum kinayeyle. Esasında bu bir manipülasyondu. Yiğit'e kovuldum demek istemiyordum ama öte yandan bebek yapmaya gidiyorum da demek istemiyordum. Bence sorusunu kendi cevaplayabilirdi. "Görmeyeli şirketinin kıyafet kuralları mı değişti?" Dedi iğneleyici bir şekilde. Dün beni anladığını söyleyip bağrına bassa da hala konuştuklarımızı hazmedebilmiş değildi belli ki. "Sen kalem gibi giyinirdin, hayırdır." Dudaklarımı ıslattım. "Araziyi keşfe gideceğim." Dedim. Çantama uzanarak içinden cüzdanımı ve gerekli birkaç şeyi ayıkladıktan sonra ise bavulumdan geniş bir bel çantası çıkartarak içini yerleştirdim. Diğer çantayı yerine koyarken ise esasında tereddütlüydüm. "Yiğit gideceğim ama aklım burada kalacak." Dedim. "İkinizde iyi değilsiniz..." "Bir sürü hemşire var kızım, hem hastanedeyiz. Sen git işine." Dedi Yiğit yüzüme bakmadan. Bana bunu niye yapıyordu? Ona bu kadar ihtiyacım varken üstelik... Hem vardı hem de yoktu uyuz herif... "Bir şey olurs-" "Git hadi İzmir." Dedi Yiğit bir kez daha. İçim çekilse de durmadım. Biliyorum bana değil, genel olarak her şeye kızgındı ama durumlar ortadayken kum torbası olarak beni seçmesi canımı sıkıyordu. Hem Alina'nın hem de Yiğit'in şakaklarına birer öpücük kondurup hastaneden çıktım. Tam Hazan'ı arayacağım sırada ise onun attığı mesajı fark ettim. 'Otoparkta bekliyorum.' -Hazan Dokuz dakika önce atmıştı. Daha fazla geç kalmamak adına depar atmaya başladım. Dün arabayı park ettiği alanı tercih etmiş olmasını umuyordum çünkü hastanenin iki yanında da otopark vardı ve ikisi birbirine hayli uzaktı. Şanslıydım. Dün bizi bıraktığı yerdeydi. Beni gördüğünü anladığımda ise biraz yavaşladım. Çünkü neredeyse soluk soluğaydım. O arabayı çıkışa sürerken ben de beni alacağını umduğum doğru noktada beklemeye başladım. Önümde durdu ve ben de arabaya bindim. Dün geceden sonra onun yanında ne hissedeceğimi bilemez hale gelmiştim. Ah Hazan, duygularımı ve aklımı bir sebze yemeği gibi doğradın ve aynı çanağa attın. Şimdi sana kızacak mıyım, küsecek miyim? Yazdıklarına inanayım mı yoksa bu da babam gibi pisliklerin haince duygu manipülasyonlarından biri mi diyeyim? Sen söyle bana, ben sana karşı nasıl hissetmeliyim? "Otel istemezsin diye düşündüm." Dedi Hazan kısa bir an bana bakıp. "O yüzden ev tuttum." "Şerefsiz." - Hazan bu saftirikliği de yapmış olamazsın be :D İzmir de tam sana güvenebilir miyim? kucağında soluklanabilir miyim diye düşünürken bu kadar da öküz olamazsın be kuzum :D :D :D O mektuptan sonra bu mallık fazla oldu yani :D Neyse, uzun uzadıya Hazan öküzünü açıklamayacağım. 16. Bölümde Görüşmek üzere.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD