SÜRÜYLE BİRLİKTE

1513 Words
Eşref sabah saatlerinde Ferzin’in kapısını çaldı. Sabah sabah birinin gelmesine alışık olmayan Ferzin önce pencereden dışarıyı kontrol edip sonra kapıyı açtı. “Hay Allah, ne bu sabah sabah Beyzade’m? Vallahi baskın yiyoruz sandım!” Eşref bir kaşını kaldırıp alaycı bir ifade takıldı. “Sana baskın yapabilecek biri var mı bu cihanda yavrum? Ağabeyimi sormaya geldim, Burada mı?” dedi. Ferzin onu içeri alıp kapıyı kapattı. Kolundan tutarak eğlence odalarından birine götürdü. İçeride ağabeyi ve bir kaç arkadaşı sızmış yatıyordu. Hepsinin kollarında yarı çıplak kızlar vardı. Eşref bu görüntüye bıyık altından gülerek baktı. Anlaşılan birileri özgürlüğünün son gününü dolu dolu geçirmişti. Yere dağılmış bedenlerin arasından dikkatle geçti. Ağabeyinin dibine kadar gelip, çizmesinin ucuyla karnını dürttü. Homurdanan Yusuf uyanmadan çizmeyi eliyle itti. İkinci sefere daha sert dürttü Eşref. Yusuf bir kez daha itti ayağını. Eşref üçüncüsünde sağlam bir tekme geçirince Yusuf acıyla bağırıp doğruldu. Ama kendi sesi kendi kafasına ağır gelmişti. Dün o kadar çok içmişti ki… Yusuf bir küfür savurup ayağa kalktı ve kardeşinin yakasına yapıştı. “Bre deyyus!” diye bağırdı. Bağırınca kafası bir kez daha zonkladı. Eşref içki kokusundan yüzünü buruşturup ağabeyinin elini yakasından silkeledi. Ağabeyinin yakasından o tuttu bu sefer. Yusuf normalde ondan daha güçlüydü ama akşamdan kalma olduğu için kafası yerinde değildi. O yüzden Eşref onu kolayca dışarı sürükledi. Ferzin’in mutfağına götürüp duvar dibine oturttu. Ocakta ateş yakıp, üstüne bulduğu bir cezveyi koydu. İçine soğuk su ve kahve ekledi. Az sonra taşmak üzere olan kahveyi alıp bir maşrabaya koydu ve ağabeyinin yanına çömelip eline tutuşturdu. “Çorba mı ulan bu maşrabaya koymuşsun.” dedi Yusuf. “Fazla fazla yaptım ki çabuk ayıl!” “Neden buradasın?” diye sordu Yusuf. “Annem gelip seni almamı istedi.” “Neden?” “Akşam paşa dayımızın biricik kızının nikahı var çünkü. Orada olmalısın.” Yusuf, en son Gülru ve Merih dedikodusunda kalmıştı. O yüzden aklına başka bir şey getirmedi. Eşref’in yüzüne güldü. “Annem sana önce ağabeyin evlensin diye şart koşarken küçük oğlunu tez elden everiyor ha!” dedi. Eşref diliyle yanağını şişirip alaycı ifadesini hiç bozmadan ona baktı. “Merih her zaman en sevdiğiydi. Ben ortanca çocuğum. Ne ilk ne son göz ağrısıyım. Orada olmazsan Merih sana çok kırılır.” dedi. “Tabii ki olacağım. Ağabeysiz düğün mü olur? Biz hem kız tarafı hem erkek tarafıyız sonuçta.” dedi acı kahveyi başına dikerek. Eşref’in ona alttan alta gülerek baktığının farkında değildi. “Önce bir duş al! Leş gibi içki kokuyorsun. Sana kıyafet getirdim.” dedi Eşref. “Zahmet etmişsin!” dedi Yusuf. “Burada kıyafetim vardı benim.” “Günlük kıyafet getirmedim. Annem nikah için hepimize hazırlattığı kaftanlardan gönderdi.” dedi. Yusuf şaşırdı. “Konakta giyinirdik madem. Niye buraya getirdin? Sabah sabah nikah mı kıyılacak?” “Gülru Beylerbeyi konağına geçecek. Ondan önce nikah kıyılsın yarın da toy kurulsun diyorlar.” Yusuf eğer akşamdan kalma olmasaydı şüphelenirdi kesin. Ama kendisinden yedi yaş küçük Gülru’yla evlenebileceğine ihtimal bile vermiyordu. Daha düne kadar Gülru kısa bacaklarıyla peşinden 'ağabey bana ne getirdin?' diye cıvıldayarak koşan ufak bir kız çocuğuydu. Yusuf, Ferzin’in özel hamamında yıkanıp giyindi. Eşref’le at arabasına binip konağa döndü. İçeri girdiklerinde konağı misafirlerle dolu buldular. Eşref ağabeyini kimseyle konuşturmadan yukarı nikahın kıyılacağı odaya çıkardı. Gülru ve diğer hanımlar bir paravanın arkasında oturuyorlardı. Bir tarafa da erkekler kurulmuştu. Perihan ablasının gerginliğini hissedip eline sıkı sıkı sarıldı. Firuze ilgiyle etrafı izliyordu ama aklı Merih'teydi. Şu an ne hissediyordu acaba? Çok üzülüyor olmalıydı. Gerçi konu Merih ise öfke daha doğru bir tahmindi. Yusuf’un gözleri de Merih’i aradı. “Damat beyimiz daha teşrif etmediler mi?” dedi kaşlarını çatarak. Eşref pis pis sırıttı. “Ettiler ettiler. Şu an buradalar!” dedi. “E hani nerede?” diye sordu Yusuf. Aynı anda ne olduğu dank etti kafasına. Ama bunu anlamasını sağlayan Eşref’in alaycı gülüşü müydü yoksa kendi kıyafetinin odadaki herkesinkinden daha süslü olması mıydı anlatamazdı. “EŞREFFF!” diye tısladı. Eşref ağabeyine eğilip fısıldadı. “Paşa dayım biricik kızını bizim haytaya değil sana layık gördü ağabey. Kusura bakma ortalıkta olmadığın için haber veremedik!” O sırada dayısı arkasına dolandı. Onu omzundan güçlü bir şekilde çevirip yere oturttu. Yusuf ne olduğunu anlamadan kendisini kadı efendinin karşısında bulmuştu. Ne kaçabilir ne itiraz edebilirdi. Çünkü dayısı ve Eşref ölüm melekleri gibi dibine oturmuş elleriyle iki omzuna sıkı sıkı bastırıyorlardı. Etrafta dost düşman, bir sürü insan vardı. Dişlerini sıkıp oturmaktan başka çaresi yoktu. Öyle öfkeliydi ki olduğu yerde titriyordu. Kadı nikaha başladı. Önce iki tarafında rızası olup olmadığını sordu. En az birinin rızası yoktu ama ne çare ki ‘yok’ diyemiyordu. Gülru’nun paravan arkasından ipek gibi yumuşak sesini duyana kadar kiminle evlendiğinden bile emin değildi Yusuf. Sonra mehir soruldu. Eşref, ağabeyi adına yüz akçe altın ve Feridzade ailesinin bereketli arazilerinden ufak ama değeri yüksek bir bahçe vereceklerini söyledi. En sonunda iki tarafta üçer defa ‘ettim’ diyerek nikahlanmış oldu. Gülru, Yusuf ağabeyinin yüzünü göremiyordu ama sinirden titreyen sesini hissetmişti. Yüreğine bir endişe yerleşti. Onunla yüz yüze gelmekten giderek daha fazla korkmaya başladı. Yusuf ağabeyi bu öfkeyle onu incitir miydi? Yusuf, gizleyemediği alaycı bir bakışla dayısına döndü. “Öpeyim, baba!” dedi. Paşa, yeğenini ilk defa bu kadar kontrolü elden kaybetmiş görüyordu. İçten içe keyiflendi bundan. Bu çocuğu gün geçtikçe daha çok kendisine benzetiyordu. O da kolayca kendisini bırakmaz ama sinirlendi mi de gözü hiçbir şeyi görmezdi. Elini öptürdü. Kadı ve diğer yabancı erkekler çıkınca Gülru’da paravanın arkasından içeri geldi. Kırmızı örtüsünü hafifçe kaldırıp önce artık kayınbabası olan Hacı Latif Bey’in sonra kendi babasının elini öptü. Yusuf ağabeyi ondan yana bakmıyordu. Lalezar Hanım elinde büyük elmaslı bir gerdanlıkla geldi. “Diğer hediyeleri odana çıkardık kızım. Bu gerdanlığı bana ağabeyim yani baban takmıştı ben evlenirken. Şimdi sana takmaktan nasıl mesud olduğumu anlatamam!” dedi dolmuş gözleriyle. Handan Hanım ve Perihan halihazırda ağlıyordu. Yusuf deli bir adam gibi kahkaha attı. “Yüz görümlüğünü gerdekte ben takmıyor muyum anne?” dedi hiç kısma gereği duymadığı bir sesle. Gülru örtünün altından kıpkırmızı oldu. Lalezar Hanım ona ters ters baktı. Sonra bu sefer o güldü sinirli sinirli. “Eşref, ağabeyini dışarı çıkar. Şu an ona ihtiyacımız kalmadı. ‘Gerdeğe’ kadar saklandığı deliğe geri dönebilir. Benim kendisine edecek sözüm yok daha!” dedi dargın bir sesle. Yusuf, annesinin hem suçlu hem güçlü olmasına inanamıyordu. Eşref’e döndü. “Merih nerede?” diye sordu. Kardeşinin burada olmayışı dikkatini çekmişti. Acaba Yusuf'a darılmış mıydı? “Geçen gün kavgaya karışıp yaralanmış, odasında şimdi.” dedi Eşref. Yusuf başını sallayıp ne Gülru’ya ne annesine bir kez daha bakmadan küçük kardeşinin odasına gitti. Gülru ağlamaya başladı ama al duvağın altından kimse göremiyordu Allah’tan. Lalezar ve Handan Hanım Gülru’yu alıp Beylerbeyi konağına geçtiler. Adet yerini bulsun, kız baba evinden çıksın diye, Feridzade konağında kalmayacaklardı bugün. Yarın toy başlayacak akşamına gerdek olacaktı. Yusuf usulca Merih’in odasına girdi. Hem sinirli hem suçlu hissediyordu. Merih’in Gülru’yı sevdiğini biliyordu. İşler nasıl bu kadar karışmıştı? Merih yatağında açık pencereden ay ve yıldızları izliyordu. Aklı Gülru’daydı. Daha bir kaç gün öncesine kadar evleneceğini düşündüğü Gülru’da. Şimdi yanı başına sessizce oturan adamın karısı olan Gülru’da. “Ben istemedim.” dedi Yusuf kısık bir sesle. “Haberim bile yoktu.” “Biliyorum.” dedi Merih sadece. Sesinde ki ufak kırgınlığı duymuştu Yusuf yine de. Eğilip alnını öptü kardeşinin. Odadan çıkacakken Merih’in ‘ağabey’ diyen sesini duydu. Geri döndü. “Ona iyi bak!” dedi Merih. Yusuf bir şey demeden dışarı attı kendisini. Firuze, Beylerbeyi konağında hazırlıklara yardım ediyordu. Kamer ise göl kenarında şarap ve yiyeceklerle muntazam bir sofra hazırlamıştı. Eşref ağabeyi Yusuf ağabeyiyle birlikte gelecekti birazdan. Hazır yalnızken bir kez daha kalbini Gülru konusunda yokladı. Acıyan bir yer olup olmadığına baktı. Yoktu galiba. Sonradan mı çarpardı onu acaba? Bu gecenin Yusuf ağabeyi içinde zor olduğunu biliyor ve onun için kendi halinden daha çok üzülüyordu. Nihal iki taraftanda tamamıyla mutlu olan tek kişiydi. Yusuf ağabey çekilmişti artık yoldan. Lalezar Hanım’ın hiçbir bahanesi kalmamıştı. Eşref’in hiçbir bahanesi kalmamıştı. Yakında o da Gülru gibi güzel işlemeli bir bindallı giyecekti. Eline bir def aldı. Yolda yakaladığı Firuze’yi kolundan çekiştirdi ve mutfağa götürdü. Eline bir tepsi tutuşturup içine meyve, çörek gibi atıştırmalık bir şeyler koydu. Sonra Firuze’yi mahzene sürükledi. Ona gözcülük yaptırırken bir şarap çömleği aşırdı mahzenden. Elbisesinin eteğine saklayarak merdivenleri çıkmaya başladı. Firuze peşinden geliyordu. Gülru’nun odasının kapısına geldiğinde şarap çömleğini Firuze’nin tepsisine koydu. Sonra kapıyı açıp onu önden içeri gönderdi. Kendisi de peşinden defi çalarak içeri daldı. Bir yandan oynuyordu. Gülru mutsuzdu ama onun neşesini görünce istemsizce gülmeye başladı. Güldem ve Gülfem ellerinde bir udla içeri girdi. Sonra udu Perihan’ın eline tutuşturdular. Perihan kör olmasına rağmen öyle güzel ud çalardı ki… Akraba kızlarından bir kaçı daha odaya gelmişti. Hep birlikte içip eğlenmeye başladılar. Hiçbiri şaraba alışkın olmadığı için eğlenceleri fazla uzun sürmedi ve teker teker birer köşeye sızıp kaldı. İçmeyen tek kişi Firuze’ydi. Oynamayan da… Etrafı toparlayıp aşağı indi. Kendisine ayrılan odaya gidip güzelce uyudu. Rüyasında konağın içinde onu kovalayan Merih’i gördü. Başta peşinden gelmesi hoşuna gidiyor gibiydi ama devamında ortam konaktan ıssız bir ormana, Merih ise amansız bir kurda dönüşmüştü. Etrafından keçi sesleri geliyordu. Sanki görünmez bir sürüyle birlikte koşuyor gibiydi. Kulağının yanından bir ok geçti. Geriye dönüp baktığında bir taşın üzerine çıkmış yayına ok takan Kamer’i gördü. Ama Kamer ona normalde baktığı gibi bakmıyordu. Sanki düşmanıymış gibi bakıyordu. Firuze’nin kalbi acıyla sıkıştığında sıçrayarak uyandı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD