Zaman acımasızdı ama insanlar kadar değil. Hızlı geçiyordu zaman ve benim onun tutmaya gücüm yetmiyordu. Aradan tam dört gün geçmişti ama ben halen kendimi iyi hissetmiyordum. Öylece sürekli yatakta oturuyordum. Yorgun ve bitkin bir halde. Oysa, o gece sabah erkenden işe başlayacağım diyordum kendime ama daha yataktan çıkmayı başaramamıştım. Ağlamayacağım, hak etmeyen insan için diyordum ama gözyaşım bile beni dinlemiyordu. Kendiliğinden akıyordu. Bu zaman içinde arada evi temizlemek ve yemek yapmak için Sami amcanın eşi Hanife abla gelişmişti. Ama benim gözüm ne yemek, nede temizlik görecek durumda değil. Zübeyde ve Evin' i bile bir kez olsun aramamıştım. Demir ile ayrıldığımızdan haberleri var mı onu bile bilmiyordum. Sadece yalnız kalmak istiyordum. Daha fazla bu şekilde oturmak istemeyip bu kez salona geçip televizyonu açıp boş, boş ekranda oynayan programı seyrederken, kapı çalmıştı.
Büyük ihtimal gelen Sami amcanın eşi Hanife abladır. Elimde ki kumanyayı masanın üzerine bırakıp kapıyı açmaya gittim. Kilidini çevirip kapıyı açtığım da gördüğüm kişiler karşısında kısa çaplı bir şok geçirdim. "Neredesin kaç gündür? Neden bize haber vermiyorsun? Seni nasıl merak ettik" diye konuşup içeriye girdiğinde Evin, Zübeyde de peşinde içeri girince bende kapıyı kapatıp onlarla beraber salona geçtim. Nasıl burayı bulmuşlardı ki? Buradan hiç kimsenin haberi yoktu. Adresini benden başka bilen hiç kimse yoktu.
"Nasılsın Vera?" Diye sorduğun Zübeyde derin bir nefes verdim. Bende bilmiyordum nasıl olduğunu sadece çok yorgun hissediyordum.
"iyiyim" demekle yetindim diyecek bir şey bulamıyordum.
"Kızım neden bize haber vermiyorsun? Kaç gündür meraktan öldük" diye tekrar sordu Evin. Gerçekten de ikisi de endişeli görünüyordular. Onlara haber verememiştim çünkü biraz kendimle kalmaya ihtiyacım vardı. Zaten zamanı geldiğin de onları elbette ki arayacaktım. "Biraz yalnız kalmak istedim. Ayrıca siz beni nasıl buldunuz?" Geldiklerinden beri bunu merak ediyordum.
"Biz bulmadı ki Demir abi buldu" dediğinde Zübeyde şaşkın bir şekilde ona baktım. Demir'in ismini bulmak kalbimde önce bir sızı oluştursa da onu umursamamaya çalıştım. Demir ne alakaydı, beni nasıl bulmuştu ki? "Nasıl" dedim
"Her yerde seni arıyordu. Hatta baban Mardin'e gitti sende oraya gidersin diye orda bile seni aradı.
Daha sonra mobese kameralarında baktığında evden çıktıktan sonra deniz kenarına gittiğini daha sonra taksiyle buraya geldiğini gördü. Hatta kaç gündür evden çıkmadığını öğrenince iyi misin diye bakmamız için bizi yolladı buraya" diye konuşunca Zübeyde de bende kaşlarımı yukarıya kaldırarak onu dinledim. Gerçekten bunları yapmış mıydı? Bu adamın gerçekten eli kolu uzundu. Her şey bitmesine rağmen halen elini üzerimde mi tutuyordu? Bunu yapmaya hakkı yoktu, hatta onun benim ole ilgili bir şey bilmesine bile hakkı yoktu.
"Kızım adam kaç gündür deliye döndü.
Ben onu hiç böyle görmemiştim. Sizin kaldığınız evi sen gittikten hemen sonra kurşunladı. O güzelim ev şuan harabeye dönmüş gibi. Adamları bile onun korkusundan kaçacak yer arıyor, adam resmen çıldırmış. Size ne oldu, ne oldu da siz bu hale geldiniz?" diye bu kez Evin devam etti. Onu sorduğu soruları duymazdan gelip ve en önemlisi Demir'in ne halde olduğunu bile duymak istemiyordum. Ben artık Demir'in ismini bile duymak istemiyordum. "Babam Mardin'e mi gitti?" Diye sorduğumda kızlar bana şaşkın bir şekilde bakmaya başladı. Babamın Mardin'e gittiğinden haberim yoktu.
"O kadar şey anlattık sen sadece buna mı takıldın gerçekten?" Diye sordu Evin.
Söyledikleri hiç bir şey ile ilgilenmiyordum. Bana Demir'den bahsetmelerini istemiyordum. Salonun ortasında ayakta konuşmayı bırakıp koltuklardan birine oturup "Evet" dedim "Kızım adam delirdi diyoruz sana" diyen Evin oda benim karşımda ki koltuğa oturmuştu, Zübeyde' de onun yanına.
"Umurumda değil" umursamayıp açık olan televizyona baktım.
"Nasıl değil? Sen seviyordun hani? Ne oldu da değişti?" 'Çok şey değişti, mesela ortada benim ile onu tehdit eden bir düşmanı yokmuş bana hep yalan söylemiş. Sevgisinin bile yalan olduğu bu adam aslında kocaman bir yalancıymış' demek istedim ama aptallığımı kimseye belli etmek istemiyordum.
"Sevmiyormuşum Evin bunu anladım. Ben sadece sevdiğimi zannetmişim. Onun bana sunduğu hayatta ondan başka kimse olmadığı için ben sadece ona tutunmuşum. Yalnızlığım dan dolayı ona tutunmuşum. Beni bir eve hapsettiği için ona tutunmuşum. Ben aslında onu sevmemişim ve ben gerçekleri yeni görebilmişim hepsi bu." dediğimde ikisi de bana inanmaz gözlerle bakıyordu ama benim bakışlarım halen televizyondaydı. Bakma istemiyordum onlara eğer bakarsam ağlamaktan korkuyordum. Bakarsam eğer yalan söylediğim anlarlar diye korkuyordum. Bu sözleri söylemek çok zordu. Yalan yok ben onu seviyorum ama affedemiyordum ve artık affedemezdim.
"Peki babana her şeyi anlatacak mısın? " diye sordu Zübeyde
"Hayır tabi ki de anlatmayacağım. Ben onun kızıyım beni biraz bile olsa tanımış olmalıydı.
Onu asla yüz üstü bırakıp onu sırtından vurup başka birine kaçacağımı nasıl düşünür? Eğer biraz olsa beni tanısaydı onu asla bırakıp kaçamayacağımı bilirdi. Ama o bunları bilmek yerine hiç düşünmeden beni sildi. Kaçmak değil, zorla kaçırıldığımı düşmeden sildi. O yüzden nasıl bilmek istiyorsa öyle bilsin" Babama da kırgındım o beni hiç tanımamıştı ve silmişti beni. Bu hayat Annem de gittikten sonra tek başıma bırakmıştı. "Bu konuda haklısın.... geçen gün Annenin cenazesinde Boran'ı gördüm. Onu görünce hep aklıma takılan bir soruyu sordum" dediğinde Evin kaşlarımı çattım. Şuan Boran'ın konumuzla olan bağlantısı neydi ki?
"Boran kim?" Diye sordu Zübeyde, haklı olarak tanımıyordu onu.
"Vera' nın nerdeyse nişanlanacağı kişi" ve Demir yüzünden yüzüstü kalmıştı.
"Ne sordun" diye bu kez ben Evine sordum. Merak etmiştim ve Boran hep içimde bir vicdan azabı gibi kalmıştı. Nişan günü onu yüz üstü bırakmış gibi olmuştum.
"Bildiğin gibi Boran senin kaçmış olman hiç bir zaman inanmamıştı. Herkes kaçtı derken o hayır kaçırıldı demişti."
Babam bile beni bu kadar iyi tanımazken Boran beni iyi tanımıştı. O her zaman zaten beni en iyi tanıyan kişiydi.
"E. Evet" sesim titremişti, Boran'a hep içinde haksızlık ettiğimi düşünmüştüm. "Bende Boran'ı görünce direkt sordum halen böyle düşünüyor musun diye? Oda bana dedi ki ' Vera kendi isteğiyle kaçacak bir kız değil. Bende böyle düşündüğüm için onu her yerde aradım ve buldum da. Onu bulduğum da bir evin bahçesinde kocasıyla gülerken gördüğümde o gün bu fikrimden değişti. Hatta iyi ki bile olmamışız dedim onu öyle görünce çünkü benim yanım da hiç bir zaman bu kadar güzel gülmeyecekti, hatta beni hiç sevmeyecekti belki' dedi" o an içimde yine bir şeyler paramparça olmuştu. Boran benim çocukluk arkadaşımdı ve beni yıllardır karşılıksız seven tek adamdı. Onun sevgisine gerçekten de karşılık vermezdim ama galiba yaşadığım bunca şeyde onun ahı vardı. O ah etmemiş olsa da, Allah yanan bir kalbin ahını muhakkak çıkarırdı. Acıyla alt dudağımı ısırıp başını bu kez yere eğdim.
"Onun ahı sanırım artık benim üzerimde." acıyla cümleler dudağımdan dökülmüştü, şu an aklımda geçen tek şey buydu.
"Öyle düşünme, sen böyle olmasını istemezdin ki." Dediğin de Zübeyde derin bir nefes çekti içime. Gerçekten de istemezdim. "Tamam kapatalım bu konuyu" dedim çünkü daha fazla düşünüp kötü olmak istemiyordum.
"Peki bundan sonra ne yapacaksın? Demir'e dönmemek konusunda kararlı mısın?" Diye sordu Zübeyde. Değil dönemi artık yüzünü bile görmek istemiyordum. O benim için bitmişti ve artık hiç bir şekilde geri dönüşü olamazdı.
"Kararlayım tabi ki de, artık onla ben diye bir şey yok. Hem yakında dava bile açacağım. Bundan sonrası için ise kendi küçük bir atölyem var onun başına geçip kendi hayatımı düzene koyacağım. Hepsi bu" dediğimde kızlar benim bu kadar kararlı olmama şaşkın bir şekilde bana baktılar sadece. Kendime lafta bir hayat kurmayacağım gerçekten bir hayat kurmaya kararlıydım. Yeni bir hayat. Bir süre daha beraber oturup sohbet ettikten sonra kızlar gitmişti. Yanımda kalmak için çok sırada etmişlerdi ama ben tek kalmak istediğim için yollamıştım onları. Bende direkt banyoya gidip kısa bir duş alıp, yeniden günlerce çıkmadığım o yatağıma uzandım. Geceler zor geçiyordu ama biliyorum ki ben buna da alışırım. Ben buna da katlanırım. Zor bela kapattığım gözlerimi derin bir uykunun kollarına teslim ettim...