3.bölüm-Yeniden gelen.

1050 Words
Kaçmak hiç bir şeye çare değildi sadece yasayacaklarınızı geciktirir ama er yada geç  o kaçtığınız şeyde yüzleşirsiniz. Ben hiç bir zaman kendini bu kadar güçsüz ve yıkılmış hissetmemiştim ama toplanmam ve ayağa kalmam gerekiyordu. Bugün güne ışığın ilk saatleri ile başlamıştım. Kısa bir duş alıp, güzelce hazırlandıktan sonra mutfağa girdim. Günlerdir doğru düzgün bir şey yemiyordum ve artık açıldıktan başım dönüyordu. Kimse için bu denli yıkılmaya değmezdi. Zor da olsa bir kaç lokma bir şey yemeği başardıktan sonra işe gitmek için evden çıktım. Sami amca benim için önceden bir taksi çağırdığından, kapıda beni bekleyen taksiye binip istediğim adrese doğru yola çıktım. Taksinin camında dışarıyı seyrediyordum, iş saati olduğu için herkes işe yetişme telaşı içindeydi. Aradan geçen 20 dakikanı ardında iş yerine geldiğim de, taksiciye ücretini ödeyip, arabandan indim. Daha içeriye girememiş, kapının önünde duruyordum. Bakışlarım ile etrafa bakarken içimde hem mutluluk, hem acı vardı. Küçük bir yerdi ama emeklerim ile tek başıma kurduğum yerdi ve artık burayla yoluma devam edeceğim. "Bismillah" deyip o kapıdan içeriye girdim. Etraf da bakışlarım gezdirirken, bunun ismimi söylemesi ile arkama döndüm. "Vera" diye bana seslenen kişiye baktığım da gördüğüm kişi Kardelen ablaydı. Burayı emanet ettiğim kişi ve benim bu konuda güvendiğim insandı. "Kardelen abla" deyip üzerimize ki şaşkınlığı hızla atıp birbirimize sarıldık. Uzun zaman olmuştu birbirimizi görmeyeli. "Hoş geldin" içten bir şekilde söylediğim de mutlu olmuştum. Gittiğim bir yerde birinin gelmiş olmasına mutlu olmuştum. "Hoş buldum abla" deyip onun odasına doğru ilerledik. Kardelen abla masasında ki yerini alırken bende karşısındaki koltuğa oturum. "Kahve söylüyorum" dediğin başım ile ona onay vermiştim. "Döndün ha" "Döndüm" acı bir şekilde olmuştu bu dönüş ama dönmüştüm. Hem dönmekten başka çarem yoktu artık. Çok geçmeden kahveler geldiğinde karşılıklı içerken "Her şey için çok teşekkür ederim, hakkını ödeyemem" yıllardır burada çalışıp gözü gibi bakıyordu, buraya ve emeği çok büyüktü. "Asıl sen sağ ol sen olmasan, burası olmasaydı çoktan kafayı yemiş olurdum ben" Kardelen abla benim üniversitede bir arkadaşımın ablasıydı ve o zamanla Kardelen ablanın kötü bir durumda olduğunu ve işe ihtiyacı olduğunu söylediğin de tanışmıştı onun ile. "Sen benim bu hayata tanıdığım en güçlü kadınsın" Gerçekten de öyleydi oda çok şeyler yaşamıştı ve hepsinde dimdik durmayı başarmıştı. "Sağ ol canım" Birlikte kahvelerimizi içtikten sonra artık işe dönmüştüm. Ben yokken ki dikilen kıyafetlerin modellerine, maliyelerine baktık. Her şey dört dörtlüktü Kardelen abla ben yokken gerçekten de gözü gibi bakmıştı buraya. Daha sonra kardelen abla çalışanlar ile toplantı yapmak istediği söylediğinde herkesi toplamıştı. Herkes toplantı odasında toplanmış, ne söyleyeceğini merak ile bakarken söze girmişti Kardelen abla. "Arkadaşlar biliyorsunuz ki buranın asıl sahibi Vera hanım" deyip eli ile beni gösterdiğin de bakışlar bana dönmüştü. "Kendisi artık bundan sonra bizimle ve size söyleyeceği şeyler var." diyerek sözünü bitirdiğin de artık söz bana geçmişti. "Evet Kardelen hanımın da dediği gibi artık buradayım ve temelli döndüm. Döner dönmez Kardelen hanımla yeni kararalar aldık... ama öncelikle ben yokken her şey dört dörtlük ilerlemiş bunu için hepinize teşekkür ederim, ellerinize, yüreğinizde sağlık.... Kararımız ise bildiğiniz gibi kıyafet tasarlayıp, dikiyoruz ama bunu başka yerlere veriyoruz. Bizde düşündük ki yine biz tasarlayalım biz dikelime ama başka yere vermek yerine kendimize butik açıp kendi markamızı oluşturalım" dediğimde herkes bana şaşkın bir şekilde bakarken muhasebeci Ahmet bey konuştu. "Güzel bir fikir fakat bu bizi maddi olarak oldukça zorlayacak bir fikir" diye konuştu. Bunun zaten biliyorduk ama artık küçük bir yer olarak kalmak istemiyordum. Gerçekten kendi markamızı oluşturabilecek kadar güzel kıyafetler yaparken, bunları başkalarının markaları altında vermek saçmaydı. "Evet farkındayım bunu için bankalarda kredi çekeceğiz ayrıca bankada belirli bir miktarda paramızda var" dediğimde rahatlamıştı. Ben yokken Kardelen abla her ay benim adıma işten gelen kâr payını benim hesabıma yatırıyordu ve bende bunu şimdi bunun için kullanacağım. "Peki tasarımlar ne üzerine olacak" diye bu kez tasarımcı kız konuşmuştu. "Tesettür üzerine olacak ve sizden istediğim rahat ama şık şeyeler çizmeniz. Tasarımlarımız hem şıklığı ile, hem de rahatlığı ile göz doldurmalı" dediğim herkes başı ile beni onayladığını belli ettiğin de devam ettim. "Oldukça sizin için yorucu bir hafta olacak çünkü bir hafta sonra çizimlerinizi dikimhanede görmek istiyorum" dediğim anda herkes yerinde kalkıp direkt işinin başına geçmişti... Yorucu ama başarılı bir hafta olacağına inanıyordum... *** 1 hafta sonra Çalışmak bana çok iyi gelmişti. Gece gündüz atölyeden hiç durmadan çalışıyordum. Sadece ben değil ekip de ayni şekilde bu bir hata içinde doğru düzgün evlerine gitmemiş ve benimle birlikte çalışmıştı. Kardelen abla küçük bir oğlu olduğu için sadece gündüzleri bizimle çalışabilmişti ama bir haftanın sonunda çizimler harika olmuştu ve dikilmeye başlamıştı. Yorucu bir haftanın sonunda her şeyi yetiştirmeyi başarmıştık. Bankalarda belirli kredileri vermeyi de kabul etmişti. Ben kendimi o kadar çok işe vermiştim ki Demir aklıma arada geliyordu oda geldiği gibi hemen tekrar beynimi işe verdiğim için geri gidiyordu. Arada Evin ve Zübeyde gelip bana onla ilgili bir şeyler demek isteseler bile dinlemiyorum. Onun görmeyeli on gün olmuştu oysa. Eğer kendimi bu kadar çok işe vermeseydim düşünmekten kafayı yerdim kesin. Bu iş, bu tempo bana iyi gelmişti sadece iş düşünüyor ve başka bir şey düşünmeme izin vermiyordu. "Tasarımcı kızlar harika iş çıkarmış" diye memnuniyet dolu bir sesle odama Kardelen abla girdiğinde tebessüm ettim. "Gerçekten de harika iş çıkarmışlar" diye aynı memnuniyet dolu sesle karşılık verdim bende. Bu kadar kısa sürede harika iş çıkarmışlardı. "Gel otur iki kahve içelim bari" dediğimde oda bu ani bekler gibi hemen karşıma oturdu.. "Tamam" dediğinde mutfağı arayıp iki kahve istedim. Kahvelerimiz de geldiğinde karşılıklı oturup sohbet ederken odanın kapısı çaldı. "Gel" dediğimde içeriğe asistanım Gül girmişti, onu da yeni almıştım işe, bir haftadır benimleydi. "Efendim sizinle görüşmek isteyen bir misafiriniz var" dediğinde kaşlarım kendiliğin de çatıldı. Kimseyi beklemediğim için birinin gelmiş olmasına şaşırmıştım. "Kim? adını söyledi mi?" Diye merakla sordum, belki de kızlar olabilirdi. "Evet efendim, adı Demir Korhan" dediğin anda bütün vücudum buz kesmişti. Oturduğum yerde sanki taş kesilmiş gibi hissetmiştim. Şuan bedenimi hissetmiyordum sadece hissettiğim tek şey kalbimin teli gibi atışıydı. Nefes almak istedim ama  aldığım nefes bile boğazımda takılıp kalmıştı. Demir'in gelmesini beklemiyordum. Oysa on gün boyunca onu görmemiştim. Peki ya neden geldi ki? Oysa o kadar sessiz kalmışken. Her şey bitmişti ve onun buraya gelmemesi gerekiyordu. Onun ismini duymak yeniden öfkemi harlarken, avuç içimi sıktım. Kendime yeni bir hayat kurmuştum ve ben bu yeni hayatımda onu görmek istemiyordum. Yeniden gelmesini, yeniden hayatıma dahil olmasını istemiyordum. "Ona müsait olmadığımı ve gitmesini söyle" dediğimde asistanım başı ile onaylanıp odadan çıktı... Bitmiştik artık ve hiç bir son çırpınış bizi artık ayakta tutmaya gücü yetmezdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD