Masal
Cenk albay bir koltukta baygınlık geçirmişti Nazlı teyze ise diğer koltukta. Vera annem Nazlı teyzenin bileğini ovarken kolanya ile Poyraz Cenk albayın tansiyonunu kontrol ediyordu
" Kaç?" dedi sinirden yüzü kızarmış vaziyette
" albayım 13 e 7 "
" Siktir lan bozuk o, en az 19 kardeşim büyük taksiyon hissediyorum" diyerek karşı koltukta oturmuş gerim gerim gerilen Mete başkana söylüyordu
Mete başkan ise takmış gözlüğünü telefondan " Nerede o piç?" diyerek bir numara arıyordu
" baba yapmasan mı, adam kalp spazmı geçirmiş"
" Ne kalp spazmı lan, sinirden yemiş midesi vurmuş" Gülerek aradı " aslan gibi oğlumuzdan daha iyi kimi bulacak" diye yine arıyordu kuvvetle muhtemel Volkan amcayı
Cenk amca ise oturduğu koltukta gururla doğrulup " valla doğruya doğru güzel yaptım çocuğu, boylu poslu koskoca pilot üsteğmen adam uçak uçuruyor uçak boru mu?" diye oğlunu dolaylı olarak ise kendini övmeye başlamıştı bile.
" Alo ihtiyar müsaitsen size gelecektik.." Ve ard arda attığı kahkaha...
" Naptı?" Diye sordu Cenk amca
" götünü yırtıyor " deyip gülüyordu. Tekrar aradı " Oğlum sen bize neden gün vermiyorsun bak şöbiyetimizi de aldık" ve ne dediğini anlamadığımız bir bağırma sesi ile kapandı telefon
" Adam sinirden konuşmayı unuttu" İkisi de oturdukları yerde kahkaha atmaya başlamıştı
" hatırlıyor musun bize dağda taş toplatmıştı, 1 santim çapında taş toplama cezası mı olurdu lan" dedi Cenk amca, Mete amcaya.
Nazlı teyze ise " ben neyin derdindeyim siz neyin Cenk? Sen oğlunun yediği haltın farkında mısın?"
Cenk Albay
Aldırdık mı, tabi ki hayır. Doğan yavşağını aradık, " kardeşim bu Volkan bize kız vermiyor, arayıp şundan bir gün alsana ya gidip isteyelim kızı"
Ulan Doğan, zamanında çok sövdük sana ama iyi ki böyle bir yavşaklık etmişsin oğlum.
Helal olsun ulan benden tırtıkladığın paralar!
Her şeyi bir tarafa bırakırsak, ben dede mi oluyorum? Cenk dede... baya iyi lan! Benden varya on numara dede olur. En dede ben olurum.
O Volkan götü çatır çatır çatlar çocuklar en çok beni sevince.
Yiğitalp
Kollarımın arasında ağlayarak uyudu. Babası hastalanınca Ankara'ya gelmiştik ama bizi deyim yerindeyse hastaneden kovdu.
Duştan çıkmasını beklerken banyodan yükselen seslerle içeri daldığında onu etrafa şampuanları savurup zemine oturmuş cenin pozisyonunda ağlarken gördüm
" tamam yavrum, tamam geçti"
Yanına gidip suyu kapattım, buz gibi su altına girmiş. Titriyor , ağlıyordu. "Tamam güzelim buradayım"
Kollarımın arasına almış sarmıştım " Ne oldu birtanem ne oldu sana?"
Elleri titriyor soğuktan morarmış dudakları birbirine hızla çarpıyordu.
" İstemiyorum, istemiyorum ben istemiyorum çıkarsınlar istemiyorum" Göğsüme gömmüş başını şiddetle ağlıyordu
" istemedim ben, ben istemedim"
Tanrım hayır, lütfen düşündüğüm şey olmasın.
Duştan havluya sardığım sevgilimle çıktığımızda uykuya dalana dek bir an olsun kolumu bırakmadı
" tamam birtanem, her neyse halledeceğim. "
Bu işi resmi yolla da yapabilirdim Gökhan amcama söyleyip ama bin kişi ile de uğraşırdım.
Aklıma direkt o geldi. Aradım
" Alo"
" Yenge yardımın lazım" Fısıltı ile konuşarak yanından kalktım sevgilimin.
" Tabi ki ne yapmam gerek?"
" Sana bir TV spikerinin adını sanını versem, onun telefonunun adresini, bir de..."
Sessizlik çöktü, derin derin nefes alarak içimi acıtarak sordum " Buğlem ile olan tüm temaslarını ve geçmişte olanları bana yollar mısın?"
Birkaç saniye cevap gelmedi, sanırım kabul etmeyecek. Öyle ya artık teşkilattan, neden kabul etsin.
Sessizliği bozan taraf yine o oldu. Ben ezim ezim ezilirken " Vermeyecek misin?"
" Neyi?"
" ismini, bekliyorum" Rahatlamış bir şekilde nefesimi verirken kendimi koltuğa bıraktım.
" Ah be yenge, tamam demeyince..."
" He doğru, normal zeka onay bekler. Kabul etmesem zaten hayır derdim bekliyorsam... neyse söyle sen ismi"
Arkadaş laf arasında neden Mete amcam da bu ufaklık da bize gerizekalı deyip duruyor bir anlasam
" Emre Çetiner"
" Ne bulursam yollarım" Ve telefonu suratıma kapattı. Ne selam söyle, ne selam söyleyim... hoşçakal, güle güle... yok arkadaş, hak getire!
Herkes bize karşı gibiydi, kırıp döküyorlardı.Ben dayanırım ama papatyam inciniyor. Bense en doğru kozu oynamış Mete amcama mesaj atmıştım " Volkan amcaya kız istemeye ne zaman gideriz" diye
Beni her defasında sövüp sikmek için arayan amcam " Ne zaman gidelim? gün belirlediniz mi?" demeye başlamıştı.
E Eylül'ün rövanşını alacak ya, eline fırsat geçti tabi ihtiyar kurdun. Durur mu?
Daha kahvenin suyu kaynamamıştı ki ard arda mail adresime veri yağmuru gibi akmaya başladı ve Masal'ın aramaları
" Bak sonra da silmemi istediğinde haber ver kimse bulamayacak şekilde silerim"
Ne demek bu, o kadar mı kötü?
" Tamam, sağol Masal"
Telefonumu kapatıp maillere girdiğimde kahvemi de alıp koltuğa kurulmuştum.
30 Dakika Sonra
Beynimden vuruldum, gözlerimi kapatmış derin derin solurken onun sesini duydum
" Yiğit, iyi misin?"
Gözlerimi açamadım, açsam yaş dolu görecek. Bir yalan sık öyle aç Yiğitalp.
" Gözüm yanıyor bebeğim, telefona bakmaktan sanırım"
Oh be şu toz kaçtı bahanesini kullanmadım en azından.
Daha gözümü açmamıştım ki dizlerimde bir ağırlık hissettiğimde gözümü açıp baktım. Dizime koymuş başını uyuyor.
Benim güzel sevgilim... Sen neler yaşamışsın?
Masal o kadar derine inmiş ki piçin evindeki kayıtları bile attı bana.
Biz seni çok mu savunmasız bıraktık gülüm, çok mu kimsesiz kaldın sen?
Volkan amcaya mesaj atıp " Resul kim?" diye sormam yetmişti. Adımızı anmak istemeyen adam saniyesinde aradı beni.
Dizimin üstündeki başını alnından öperek kaldırıp "Buna bakmam gerek bebeğim" diye kalkarak salonda bırakıp endişe dolu bakışlarından uzaklaşıp odaya geçtim
" O nereden çıktı?"
O nereden çıktı, bu kadar erken aradığına göre belli ki senin başının altından çıkmış herhangi bir zaman diliminde
"Emre denilen hırt, onun oğluymuş"
Ve derin bir nefes alma, ölümcül sessizlik.
" Sen nereden..."
" Bırak şimdi Volkan amca, incitmiş. Senin kızını, benim sevdiğim kadını incitmiş"
Yutkunma sesi duydum "Ne demek incitmiş?"
Masal'ın yolladığı kayıtlara bakarken, tehdit mesajlarıyla tüm bedenim öfkeden alev alev yanıyor, bedenim kasılarak titriyordu
Dişimi sıkarak konuştum " Ne anlıyorsun incitmek deyince Volkan amca, illa söyletecek misin? gel, temizlememiz gereken bir şerefsiz var. Gelmeyeceksen de söyle ben hallederim. Haber vermek zorunda olduğum için veriyorum"
Sessizdi, " Geliyorum, sakın ben gelmeden bir şey yapma"
Volkan
O güne döndüm hafızamda. Bir taraftan beylik tabancamı almış yola çıkmaya koyulurken bir taraftan yılanın başını küçükken ezmezsen bu olur Volkan diye sövüp sayıyordum kendime
O gece babasının defterini dürerken masanın altına saklanmıştı. Öyle derin nefes alıp veriyordu ki o küçük çocuk.
Buğlem yaşlarındaydı. Kulağını kapatmış titriyor... Maskemi geri takmış çocuğun yanına çöküp " korkma, babanın günahı bu senin değil " demiştim
Bilmeliydim, şeytandan şeytan türeyeceğini bilmeliydim.
Buğlem
Yiğit ile birlikte olduktan sonra ona karşı kendimi daha da sert duvarlar ile korumam gerektiğini anlamıştım.
Ona hayır desem de fayda etmiyor, bir yerde boyun büküyordum.
Emre ise tesadüfen iş yerine giderken kahvecide tanıştığımız birisiydi.
Kaç kere benimle çıkmak istemiş reddetmiştim ama Yiğit'ten sonra ondan uzaklaşmak için belki de doğru yöntem budur diye düşündüm
O kadar saygılı, beyefendi, anlayışlıydı ki... Hem Yiğitalp de başkası ile birlikte olduğumu öğrenince bırakırdı peşimi
Bu imkansız hikaye de son bulur girderdi. İlk buluşmamızda can çekişmiştim. Ruhum, bedenim asla orada olmamam gerektiğini haykırdı
İçimden yükselen isyana direndim yemek boyunca. Bittiğinde ise özür diledim. Aklımda o varken bu yapmam Emre'ye de haksızlık olacaktı.
" Seni anlıyorum ama arkadaş olabiliriz " demişti.
Olamayız, birlikte olmak istediğin birisi ile nasıl arkadaş olabilirsin ki... ama kibarca karşılamak zorunda kaldım.
" Tabi " deyip ayrıldıktan sonra eve geldiğimde onu kapıda bulmuştum.
Kapıda bekliyordu. Yine gelmişti... gelme dememe rağmen!
" Neden yapıyorsun bunu Yiğit?" kapıyı açarken arkama yaklaşmış belime sarılıp saçımı koklamaya başlamıştı
" nedenini biliyorsun"
Olmayacak bir şey bu, neden anlamıyordu...
Kapının açılmasıyla belimden sardığı kolları ile sürükleyerek beni içeri götürdü.
" İstiyorum seni Buğlem, unutamıyorum. Sikeceğim unutmak da istemiyorum "
Bin defa söz vermiş yine ona yenilmiştim. Sabah yatağımdan kalkıp Diyarbakır'a gitmek üzre ayrılırken " Döndüğümde her şeyi konuşacağı" diyerek öpücüklere boğa boğa beni gitmişti.
Utanıyordum, hem de çok... ama mutluydum da! herkes ayıplayacak. Göz yaşı içinde duştan çıktığımda çalan kapıyı açmak üzre alel acele giyinip gittim.
" Emre?"
Nasıl buldu evi? adresimi vermedim ki, evime bırakmasını bile istemedim.
" Bu tarafa yakındım sana da profiterol getirdim. Vaktim var mı bir kahve ile iyi gider"
" Sen... nasıl geldin, yani evimi?"
" gideyim istersen" dediğinde " hayır öyle demek istemedim, sadece adresimi söylediğimi hatırlamıyorum"
Uzun uzun baktı yüzüme." Demek ki tüm gece tek taraflı sohbet etmişiz"
Aklım o kadar Yiğit ile doluydu ki... demek ki oto pilotta cevap verdim adama.
İçeri girmesini isteyip 2 kahve ile oturduğumda ısrarına dayanamayıp getirdiği tatlıdan yedim.
Hafif acıydı, bozuk olabilir mi dedim ama bana ısrarla kremasında özel bir karışım var dedi.
Canoli'yi de zorla yedirip aynı bozuk tadı aldığımı söylesem de o tadında bir sorun olmadığında ısrarcıydı.
Ben yerken o dişim ağrıyor deyip beni izlediğinde bile şüphelenmedim. Gözlerim kapanmaya başlarken bile... Fazla saf mıyım, fazla aptal?
Hayır, ikisi de değil. Sadece bunun benim başıma gelebileceğini asla düşünmezdim.
Gözlerimi güçlükle açık tutmaya çalışırken kalp atışım sanki duracak kadar yavaşlamıştı
Kendimi onun kollarında buldum. Yapma diye bağırdım ama dudağım bile güçlükle açılıyordu.
Sonrası ise benim için bir cehennem.
O gün bu gündür tenimde acısını taşıyorum onun dokunuşlarının. Sadece Yiğit sarınca geçiyor acısı ve ben bu halimle onun yanına artık daha da çok yakışmıyorum.
Kanephede uzanırken göz yaşlarımı ondan saklayarak andım hayatımın yörüngesini kaybettiğim anı.
Babama söylemek istedim, polise... ama babamın kimliği yüzünden haberlerde manşet olmasını istemedim.
O ünlü bir spikerdi, kendimi ailemi haberlerde bu sebeple göremezdim. Babama desem kalbi alarm vermeye başlamıştı.
Onu kendimden uzaklaştırmıştım o bir şekilde kendini aileme binbir oyunla tanıtmaya beni mecbur bırakana dek.
Bana attığı fotoğraflar, videolarla bebeği aldırmamı da ondan ayrılmamı da imkansız hale getirmişti.
Şimdi Yiğit'in yaptığından sonra ise ne yapacağını tahmin bile edemiyordum ki telefonuma bir mesaj daha geldi.
" Seni mahvedeceğim sürtük! O piçi de seni de "
Yiğit
Mutfakta kahve hazırlarken telefonuma bir bildirim geldi. Masaldan.
" Seni mahvedeceğim sürtük! O piçi de seni de "
Sevgilime yollamış, benim sevdiğim kadına!
" Masal, buğlem yollamış gibi ona bir mesaj at. Ne istiyorsun de eğer bir yere çağırırsa da adresi bana ver"
Bekledim, yapacak mı? başım derde girmesin deyip yapmayanbilir...
Ve sonunda o mesaj. Sen yengelerin bir tanesisin ufaklık!
Kurtaracağım seni sevgilim.
Salona geldiğimde titriyordu. Kahretsin. Senin her korku ile akıttığın gözyaşının hesabını verecek.
Kollarımın arasına aldım... Bir nebze bile sakinleşmedi. Kurtaracağım güzelim, kurtaracağım seni o şerefsizden